12 Şubat 2026 Perşembe

Nihat Keklik'in Felsefesi ve İbn Arabî Yorumu - Notlar

Abidin Karazöhreoğlu - Nihat Keklik'in Felsefesi ve İbn Arabî Yorumu - Notlar

Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014

 

Önsöz

Düşünce tarihimiz boyunca Türkçenin felsefe dili olup olamayacağı tartışılmıştır.

Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra felsefi düşünce hem akılcı hem tasavvufi bir damardan akmıştır.

Türk -İslam Felsefesinin bir anabilim dalı haline gelmesinde Nihat Keklik’in emeği geçmiştir.

 

Birinci Bölüm: Nihat Keklik'in hayatı, eserleri ve mesleki çalışmaları ele alınmış, tüm kitapları değerlendirilmiştir.

 

İkinci Bölüm: Felsefeye ve Türk-İslam felsefesine bakışı, eser yazım tekniği ve zihin dünyası incelenmiştir.

 

Üçüncü Bölüm: Akıl, bilgi, iman, din hakkındaki görüşleri ile Konevî üzerine yaptığı ilk ayrıntılı çalışmaya yönelik tenkitler ele alınmıştır.

 

Dördüncü Bölüm: İbn Arabî ve Konevî ile olan felsefi bağları incelenmiştir. Ancak İbn Arabî hakkındaki bitmek bilmeyen tartışmalardan (tezin amacından sapmaması adına) makul düzeyde uzak durulmuştur.

 

Giriş

Osmanlı Devleti, Avrupa karşısında gerilemeye başlayınca askeri tedbirlerle batılılaşma sürecini başlatmıştır.

Batı Avrupalı toplumlarla ilişkilerin artması ve Fransız öğretmenlerin gelişi, eğitimde anadil tartışmalarını ve materyalist dünya görüşünün yayılmasını beraberinde getirmiştir.

İkinci Meşrutiyet döneminde Fransızca çeviriler kanalıyla Alman materyalist felsefesi taşınmış,

Hitler baskısından kaçıp Türkiye'ye sığınan Alman hocalar (Heimsoeth, Von Aster vb.) üniversitede güçlü bir Alman felsefe geleneği oluşturmuştur.

 

Cumhuriyet döneminde yetişen beş kuşak felsefeciden üçüncüsünde yer alan Nihat Keklik, materyalizme ve pozitivizme karşı duran gruptadır.

Nihat Keklik, 1970'li yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde "Türk İslam Felsefesi" kürsüsünün kurulması için büyük gayret sarf etmiştir.

 

Nihat Keklik, felsefe veya tasavvuf eğitimi almamış bir dil bilimci olmasına rağmen, "İbn Arabî’nin Eserleri ve Kaynakları İçin Misdak Olarak El-Fütuhat El-Mekkiye" çalışmasıyla eserlerin aidiyetini belirleyecek bilimsel kriterler ortaya koymuş ve bu alandaki büyük bir boşluğu doldurmuştur.

 

1. Bölüm: Nihat Keklik’in Hayatı Mesleki Faaliyetleri ve Eserleri

1926 Ayvalık doğumlu olan Keklik, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Arap-Fars Filolojisi’nde eğitim almıştır.

Akademik hayatı boyunca İstanbul Üniversitesi’nde "Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Kürsüsü"nün kurulması için büyük bir mücadele vermiş ve 1971 yılında bu amacına ulaşmıştır.

 

Kitapları ve Eserleri

Nihat Keklik, felsefeyi kolaylaştırma ve Türk-İslam filozoflarını tanıtma amacıyla pek çok eser vermiştir.

 

Sadreddin Konevî'nin Felsefesinde Allah, Kâinat ve İnsan: Konevî hakkında akademik düzeyde yapılan ilk çalışmadır.

 

El-Bülga Fil-Hikme:

Nihat Keklik, eseri Ragıp Paşa Kütüphanesi'ndeki tek yazma nüshasından (No: 679/823) bularak 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Yayınları arasından neşretmiştir.

Eserin bugüne kadar fark edilmemesinin sebebi, gözden kaçması ve İbn Arabî'nin "Bülgat’ül Gavvâs" adlı başka bir eseriyle karıştırılmasıdır.

Keklik'e göre bu kitap, İslam felsefesine dair sistematik bir el kitabıdır. Giriş kısmında felsefenin kelime ve terim anlamları verilerek teorik-pratik ayrımı yapılmıştır. Eser iki ana fen (bölüm) ve bir zeyl (ek) kısımdan oluşur: El-Fennül-Evvel (fizik, astronomi, psikoloji), El-Fennüs-Sâni (metafizik: Tanrı'nın zatı, sıfatları, ahiret, peygamberlik vb.) ve Zeyl’ül-Kitâb (mantık).

 

İbn Arabî’nin Eserleri ve Kaynakları İçin Misdak Olarak El-Fütuhat El-Mekkiyye: İbn Arabî’ye atfedilen eserlerin ona ait olup olmadığını anlamak için kriterler belirlediği yol haritası niteliğinde bir eserdir.

 

Manevi Kalkınma Veya Ortanın Sağı: Dönemin siyasi ve sosyal yapısına dair kişisel ve felsefi gözlemlerini içerir.

 

Keklik eserlerinde, anlaşılabilir olma prensibini tercih etmiş, ayrıca kullandığı basit üslubu nedeni ile genel okuyucuya hitap etmeyi hedeflemiştir.

 

2. Bölüm: Nihat Keklik’te Felsefî Yöntem

Nihat Keklik’e Göre Felsefe

Keklik felsefeyi, "bir takım açıklamalar ve nazariyeler yığını" olarak tanımlar ve onu yapmacık zorlamalardan kurtarıp entelektüel düzeyde kolaylaştırmayı amaçlar.

 

Anlatım Yöntemi ve Yazım Tarzı

Keklik’in en belirgin özelliği dilinin sadeliği ve "zoru söylemek kolaydır, kolay söylemek zordur" prensibidir.

 

Felsefeyi somutlaştırmak için metaforlardan yararlanır.

 

Hikmet Binası Metaforu

Filozofları bir apartmanın katlarına yerleştirerek felsefe tarihini sistematik bir şekilde öğretmeyi hedefler.

 

Türkler ve Felsefe

Türklerin İslam ile kazandığı manevi değerlerin Türk-İslam felsefesini doğurduğunu savunur.

Milli bir felsefe anlayışının önemini vurgulayarak Batı’nın felsefe üzerindeki tekelci tavrına karşı çıkar.

 

3. Bölüm: Nihat Keklik’in Bilgi, Akıl, İman, Din ve Ahlak İle İlgili Düşünceleri

Bilgi ve Akıl Anlayışı

Keklik, aklı insana verilmiş en büyük savunma silahı ve güç olarak görür.

 

Ancak aklın sınırları olduğunu, mutlak hakikati (şe’niyyet) kavramada yetersiz kalabileceğini belirtir.

 

İman ve Akıl İlişkisi

İmanı akıldan üstün bir mertebe olarak görür ancak imana aklın usulleriyle ulaşılabileceğini savunur.

“Aklın durduğu yerde ümitsizliğe kapılmadan insan imana sarılmalıdır" diyerek bu iki kavramın birbirini tamamladığını belirtir.

 

Din ve Ahlak Anlayışı

Din ve ahlakı birbirinden ayırmaz; ahlakın amacının insanı mutlu etmek olduğunu savunur.

İslam ahlak anlayışının hem dünyayı hem ahireti hedeflemesi bakımından diğerlerinden ayrıldığını ifade eder.

 

4. Bölüm: Muhyiddin İbn Arabî Metafiziği ve Sadreddin Konevî Düşüncesinin Nihat Keklik Tarafından Değerlendirilmesi

(İbn Arabi’nin) Halk arasında kerametler gösteren, kehanette bulunan efsanevi bir veli gibi algılanmasının sebebi, kitaplarındaki tabiatüstü olayları barındıran mecazi anlatımların doğru yorumlanamamasıdır.

 

Arabî'nin uzun cümleleri, karmaşık düşünce yapısı ve kapalı anlatımı okuyucuyu zorlar; bu yüzden yer yer metaforlara başvurmuştur. İslam âlimleri geçmişte onun felsefesinden ziyade fikirlerinin İslam'a uyup uymadığına odaklanmış, "mümin mi, kâfir mi" olduğunu tartışmıştır.

 

Batı'da Palacios, H. Corbin, Afifi gibi şarkiyatçılar onunla ilgilenmiştir. Nihat Keklik'e göre, Türk düşünürler arasında onu Avrupai tarzda ilk inceleyen Mehmet Ali Aynî olmuştur. Afifi, Arabî’nin tasavvuf felsefesini ana hatlarıyla ve tüm yönleriyle ele almaya çalışmıştır.

 

Asıl adı Muhammed olan düşünüre, tefsir âlimi Ebu Bekir el-Arabî ile karışmaması için "İbn'ül Arabî" denmiştir. "Dini canlandıran / yenileyen" anlamında Muhyiddin lakabı, tasavvuf ilminde zirveye ulaştığı için de Şeyhu’l-Ekber unvanı verilmiştir. 7 Ağustos 1165'te Endülüs'te doğmuş, ömrünün uzun bir kısmını seyahatlerle (Anadolu, Konya, Mısır, Bağdat) geçirmiş ve 10 Kasım 1240'ta Şam'da vefat etmiştir.

 

Hayatı boyunca dört evlilik yapmıştır. Malatya'daki evliliği üzerinden Sadreddin Konevî'nin üvey babası olduğu iddia edilse de, Nihat Keklik bu iddiaya ilmi münasebetlerden ötürü temkinli yaklaşmaktadır.

Daima ihtiyat ile kaydedilmesi gereken bu yakınlık düşüncesi, Konevi ile İbn Arabî’nin ilim münasebetleri dolayısıyla ortaya atılmış olarak kabul edilmelidir.

 

Osman Yahya'ya göre 850 eserinden 550'si günümüze ulaşmıştır. En meşhurları Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Fusûsü’l-Hikem'dir.

 

İbn Arabî felsefesi teolojik olmaktan ziyade ontolojiktir (varlıkbilimseldir). Keklik, Arabî'nin varlık sistemini anlamak için aklın zaruri gördüğü üç kavramı açıklar: Vâcip (mutlak var olan), Mümteni (mutlak yok olan) ve Mümkin (var olma veya yok olma ihtimali/imkânı olan). Arabî, var olana "Hak", yok olana ise "bâtıl" der.

 

İbn Arabî'ye göre varlık tektir ve mutlaktır; gerçek anlamda var olan sadece Allah'tır, diğer varlıklar ise mevcudiyetlerini O'na borçludur.

Keklik’e göre El-Bülga Fil-Hikme adlı eserindeki 'varlıkta ancak Allah vardır' sözleri Panteizmi en iyi şekilde tarif eder ve varlığa yönelik yaptığı tüm tanımlar Panteizme çıkar.

 

Ebu’l-Alâ Afîfî İbn Arabî'nin sisteminde mutlak bir cebrîlik (determinizm) olduğunu savunur:

Âlemdeki her şey, O’nun varlığının bir tecellîsidir ve her eylem O’na aittir. Bu durumda kulun seçme hürriyetinden ve dolayısıyla ahlâkî sorumluluğundan bahsetmek imkânsızdır.

 

İbn Arabî’nin bilgi nazariyesinde akıl (nazar ve istidlâl), fiziki âlemi anlamada faydalı bir araçtır; ancak ilâhî hakikatleri ve gayb âlemini kuşatmada yetersizdir.

 

Akıl, doğası gereği felsefî şüpheye ve hataya düşebilir; oysa vahiy ve keşf, doğrudan ilâhî kaynaktan beslendiği için vehimden ve yanılgıdan uzaktır.

 

İbn Arabî, risalet ve nübüvvetin Hz. Muhammed ile mutlak olarak kesildiğini savunur zira Allah’ın isimleri arasında "Resul" veya "Nebi" yoktur.

Hâlbuki velilik (velayet) kesilmez. Çünkü Allah’ın veli ismi onları korur.

Her resul, nebi ve velidir ama her veli, resul veya nebi değildir.

 

Sadreddin Konevî

Yaklaşık 15 yaşlarında İbn Arabî’ye emanet edilen Konevî, onun en yakın talebesidir.

 

Nihat Keklik, doçentlik tezinde Konevî’yi metot yönünden Gazâlî’ye benzetmiş ve onu "on üçüncü asrın Gazâlisi" olarak görmüştür. Ekrem Demirli ise bu tespiti ciddi şekilde eleştirerek bir yanılgı olarak niteler:

"...Konevî, eleştirel tavrında Gazâlî’yi hatırlatsa bile, hiçbir zaman onunla aynı çizgide buluşmaz. Aksine adını hiç zikretmediği Gazâlî’nin eleştirilerine rağmen metafiziğin imkânını savunur." Demirli'ye göre Konevî, İbn Sînâ metafiziğiyle doğrudan irtibatlıdır.

 

Kader ve Kaza

Arapça ka-de-re kökünden gelen kader; ölçü, miktar ve ezelden ebede kadar olacak hadiselerin Allah katında bilinip takdir edilmesidir.

 

Mâturîdîler: Kaderi Allah'ın İlim ve İrade sıfatlarına bağlar. Her şeyin zamanını, mekânını ve özelliklerini Allah'ın ezelde bilmesi ve sınırlandırmasıdır (tahdid).

 

Eş'arîler: Kaderi daha çok Yaratma (tekvin) eksenli görür. Allah'ın ezelî ilmine uygun olarak her şeyi vakti gelince dilediği vasıfta yaratmasıdır.

 

Kaza: Kelâmî tartışmalardan nispeten uzak kalmış ortak bir tanıma sahiptir; ezelde irade ve takdir edilen şeylerin zamanı gelince ilahi ilme uygun olarak meydana gelmesi/gerçekleşmesi durumudur.

 

Konevî’ye göre insanın ahlâken olgunlaşabilmesi için irade hürriyetinin kısmen kısıtlanması gerekir. İnsan hal ve hareketlerine sınırlar koyup amel-i salih (iyi ve güzel işler) işledikçe "bütün sırların kilitleri açılır" ve ruh Allah’a yükselir.

 

Sonuç

Keklik, felsefi konuların anlaşılır, akıcı ve nitelikli bir Türkçe ile ifade edilebileceğini hem eserleriyle göstermiş hem de üniversitelerde bu yaklaşımın öncülüğünü yapmıştır.

 

İbn Arabî ve Konevî üzerine derinlemesine çalışmasına rağmen, bu isimler etrafındaki fıkhi ve felsefi tartışmalara girmekten özellikle kaçınmıştır.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder