Fevzi
Yiğit - İbn Arabi Metafiziğinde İnsanın Yeri -
Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Sivas, 2003
Önsöz
Tezin giriş bölümünde / İbn Arabî metafiziğinin genel yapısı
hakkında kılavuz niteliğinde teorik bilgilere yer verilmiştir.
Birinci bölümde, irfânî geleneğin zirvesini temsil eden İbn
Arabî’nin varlık tasavvuru esas alınarak, insan konusu ontolojik açıdan farklı
perspektiflerle ele alınmıştır.
İkinci bölümde, İbn Arabî / metafizik sisteminin
uzantılarını oluşturan antropoloji, epistemoloji, kozmoloji, ahlak ve psikoloji
ilimleri penceresinden meseleye bakılmış ve çok yönlü bir insan okuması
yapılmıştır.
Üçüncü bölümde, İbn Arabî’nin İslam dünyası üzerindeki köklü
ve kurucu tesirinin yanı sıra; başta Dante olmak üzere Spinoza ve Giordano
Bruno gibi Batılı düşünürler üzerindeki muhtemel etkileri tartışılmış ve onun
gerçek anlamda Batı’da tanınmasının son birkaç asır içindeki seyri
incelenmiştir.
Sonuç kısmında ise yapılan bu bütüncül çalışmayla ortaya
çıkan İbn Arabî’nin insanı algılayış biçiminin, modern insanın varoluşsal
krizlerine ve kendisiyle ilgili problemlerine ne tür entelektüel ve manevî
çözüm önerileri sunabileceği tartışmaya açılmıştır.
Giriş
İnsanı araştırmak, İbn Arabi sisteminde aslında o sistemin
sahibini ve kendisini aramak demektir. İnsanın değeri kendi özündeki
yücelikleri fark etmesinde yatar; zira insanın en büyük kazancı ve varabileceği
en üstün makam kişinin kendisiyle ilgilidir.
I. Bölüm: İbn Arabî Düşüncesinde Ontolojik Varlık Olarak İnsan
İnsan, Tanrı’nın isimlerinin aynadaki yansıması ve kainatın
ruhudur.
Âlem ruhsuz bir cesettir, Âdem ise bu cesedin ruhudur.
İnsan, yaratılışındaki kapsayıcılık nedeniyle bu ismi
almıştır.
Ruh, Nefis ve Beden: İnsan bu üç unsurun birleşimidir.
İbn Arabi’ye göre ruh babadır, nefs ise annedir; beden ise
bu ikisinden tevliddir.
Ruh insanın en şerefli parçasıdır.
Kalp: Kalp, ilahi tecellilerin mahalli ve varoluşun
merkezidir.
İlahî tecelli ancak kalbe yansır ve kalp her an bütün
tecelliyi eksiksiz olarak idrak edebilir.
Mutlak (Hakk) ile nispî (insan/âlem) arasındaki ilişki...
İnsan hakikat için yaratılmıştır" ve Mutlak’ın
varlığından haber veren çift yönlü bir havuz gibidir.
Allah ile insan arasındaki bağ, bir temsil ve tecelli
ilişkisidir. İbn Arabi’ye göre Allah’ın varlığının delili insandır.
Muhammed’in Ruhu (Logos): Hz. Muhammed yaratılışın ilkesi,
sebebi ve en mükemmel örneğidir.
Hz. Muhammed her nurun aslıdır.
Âlem, "Büyük İnsan" (İnsan-ı Kebir) olarak
tanımlanırken, insan da küçük bir âlemdir.
Âlemin mükemmelliği insan iledir.
İnsanın bir parça olduğu halde bütün kainatı özünde
barındırması ele alınır. İnsan, toplayıcı kelime (el-kelime el-câmia)dır ve
âlemin nüshasıdır.
Yetkin İnsan (İnsan-ı Kâmil)
Bu kavram ilk kez İbn Arabi tarafından kullanılmıştır.
İnsan-ı kâmil, Allah’ın tecelli ettiği en net aynadır: Allah,
insan-ı kâmili kendi suretinde yaratıp onun mertebesini meleklere târif
etmiştir.
Bireysel insan, insan-ı kâmil prototipinin bir parçası ve
yansımasıdır.
Her fert, kendi "âyan-ı sabitesine" (ezeli
hakikatine) göre bu ilahi kaynaktan nasiplenir.
Veli, Nebî, Resul ve Kutup
Velilik Nebîlikten üstündür; çünkü velayet nübüvvetin ve
risaletin temelidir.
İnsan, doğasındaki zıt özellikleri birleştirme yeteneğine
sahiptir.
İnsan kendisi kalmak kaydıyla bütün zıtlıkları üzerinde
toplar.
Erkek ve kadının birbirine olan iştiyakı, bir parçanın
bütününe duyduğu özlem… Erkek için kadın, Tanrı için tabiat hükmündedir.
Semboller Dünyası
Ayna, su, altın, yol, ağaç, gölge ve perde gibi sembollerin
metafizik anlamları…
Ayna manevî tefekkürün en dolaysız simgesidir.
II. Bölüm: İbn Arabî Metafiziğinin Bütününde İnsan
İbn Arabi’de ezel insanda gizlidir, fakat insan bunu bilmez.
Bilgi felsefesi varlık üzerine kuruludur; ilim maluma
tabidir.
Akıl bağdır... Kalp ise bilme işinin öznesidir.
İnsan evrenin merkezindedir.
Varlıkta tek bir hakikat vardır ve o hakikat eşsizdir.
Ahlak, Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmak (tahalluk) demektir.
İnsanın ahlakta kemâle ermesi Allah’ın ahlakıyla
ahlaklanmasıyla... olur.
Nefis terbiyesi ve aşk konusu ele alınır.
Aşk, varoluşsal bir eylemdir: Aşkın hakikati Allah’ın
zâtıyla aynıdır.
III. Bölüm: İbn Arabî ve İnsan Anlayışının Etkileri
İslam Düşüncesine Etkisi
Sadreddin Konevî’den Mevlâna’ya, Molla Sadra’dan Osmanlı
ulemasına kadar geniş bir coğrafyada etkisi görülür.
İbn Arabi ve onun okulunun diğer üstatlarının tasavvuf
metafiziği, onların ruhî mükaşefelerinin aklileştirilmiş şeklidir.
Batı Düşüncesine Etkisi
Batılılar için İslam’a yaklaşımda en büyük engel Hz.
Peygamber’in velâyeti ve kutsallığıdır.
Batı, rasyonalist ve sistemci yapısı nedeniyle lütuftan çok
dehaya değer verir ve eşyanın sırrını göremez. Modern eleştirmenlerin iddia
ettiğinin aksine, bu sufilerin metafiziğinin felsefi bir monizmle ilişkisi
yoktur.
Tanrı doğrudan bir vasıta kullanacaksa o vasıtanın bundan
haberi olmaz. Ancak bugünkü Batılı, tüm maneviyatını mucize ve keramet üzerine
dayandırmaktadır.
Dante’nin kullandığı sembollerin ve deyimlerin çoğunun ondan
önce İbn Arabi tarafından kullanıldığını ispat etmiştir.
Hakkı İzmirli
İbn Arabî’nin "insanın cismâni ve mânevi mahiyeti
Allah’ın hüviyetidir" düşüncesini Comte’un "insanlık tanrısı"
fikrine benzetir.
Batı’da yoğun İbn Arabî hayranlığı 20. yüzyılın başlarında
Guénon ile başlamış, onun açtığı çığırdan Schoun, Burckhardt ve Coomaraswamy
gibi isimler yürümüştür.
Neredeyse bir İbn Arabî şârihi olan Burckhardt, tasavvufun
beşeri bir felsefe olmadığını, bu yüzden mantıksal olarak çelişkili görünen çok
sayıda görüş açısını barındırabileceğini söyler. Ona göre Hermesciliği
boğulmaktan kurtaran şey de vahdetu’l-vucûd öğretisidir.
Schuon’a göre İbn Arabî öğretisi tamamen İslamîdir.
Schuon insanı "İzafî mutlak" olarak tanımlar ve
sadece insan aklının aşkın olduğunu, Tanrı’ya ulaşabileceğini savunur. Beşerî
normu gerçekleştiren kişi ise peygamberdir.
Sonuç
İbn Arabî, Meşşaî felsefesi ile kelâm arasındaki çatışmaya
eklektik olmayan, kapsayıcı bir metafizik şemsiyesiyle son vermiştir. Felsefe
sadece aklı, kelâm ise nakli esas alırken; İbn Arabî akıl ve naklin yanında
akıl ötesi sezgi, mükaşefe ve müşahedeyi de kullanmıştır.
Parçalı ve analitik bakışın yaygınlaştığı çağımızda İbn
Arabî’nin birleştiricilik ve toplayıcılık vasıfları, insanı yalnızlıktan
kurtaracak niteliktedir. İnsan, Allah’ın evrendeki halifesidir ve vekillik
bilinci taşımalıdır.
İnsan, tabiatı kendinden ayrı görüp sömürürse kendini yok
eder.
Şeyh-i Ekber’e göre özü itibariyle kötü insan yoktur; herkes
İnsan-ı Kâmil’in bir parçasıdır. Kötü insanlar da Allah’ın Celal ve Gazap gibi
isimlerinin tecellisidir.
İnsanlık yüce bir dağa benzetilirse eğer, bu dağın zirvesi
yokluk (fakr makamı) mertebesidir. Orası 'varoluşun' en aza indiği ve 'saf var
olmanın' hakim olduğu renksizlik yeridir, yani insanlık makamıdır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder