12 Şubat 2026 Perşembe

İbn Arabi Metafiziğinde İnsanın Yeri - Notlar

Fevzi Yiğit - İbn Arabi Metafiziğinde İnsanın Yeri - Notlar

Yüksek Lisans Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sivas, 2003

 

Önsöz

Tezin giriş bölümünde / İbn Arabî metafiziğinin genel yapısı hakkında kılavuz niteliğinde teorik bilgilere yer verilmiştir.

Birinci bölümde, irfânî geleneğin zirvesini temsil eden İbn Arabî’nin varlık tasavvuru esas alınarak, insan konusu ontolojik açıdan farklı perspektiflerle ele alınmıştır.

İkinci bölümde, İbn Arabî / metafizik sisteminin uzantılarını oluşturan antropoloji, epistemoloji, kozmoloji, ahlak ve psikoloji ilimleri penceresinden meseleye bakılmış ve çok yönlü bir insan okuması yapılmıştır.

Üçüncü bölümde, İbn Arabî’nin İslam dünyası üzerindeki köklü ve kurucu tesirinin yanı sıra; başta Dante olmak üzere Spinoza ve Giordano Bruno gibi Batılı düşünürler üzerindeki muhtemel etkileri tartışılmış ve onun gerçek anlamda Batı’da tanınmasının son birkaç asır içindeki seyri incelenmiştir.

Sonuç kısmında ise yapılan bu bütüncül çalışmayla ortaya çıkan İbn Arabî’nin insanı algılayış biçiminin, modern insanın varoluşsal krizlerine ve kendisiyle ilgili problemlerine ne tür entelektüel ve manevî çözüm önerileri sunabileceği tartışmaya açılmıştır.

 

Giriş

İnsanı araştırmak, İbn Arabi sisteminde aslında o sistemin sahibini ve kendisini aramak demektir. İnsanın değeri kendi özündeki yücelikleri fark etmesinde yatar; zira insanın en büyük kazancı ve varabileceği en üstün makam kişinin kendisiyle ilgilidir.

 

I. Bölüm: İbn Arabî Düşüncesinde Ontolojik Varlık Olarak İnsan

İnsan, Tanrı’nın isimlerinin aynadaki yansıması ve kainatın ruhudur.

Âlem ruhsuz bir cesettir, Âdem ise bu cesedin ruhudur.

İnsan, yaratılışındaki kapsayıcılık nedeniyle bu ismi almıştır.

 

Ruh, Nefis ve Beden: İnsan bu üç unsurun birleşimidir.

İbn Arabi’ye göre ruh babadır, nefs ise annedir; beden ise bu ikisinden tevliddir.

Ruh insanın en şerefli parçasıdır.

 

Kalp: Kalp, ilahi tecellilerin mahalli ve varoluşun merkezidir.

İlahî tecelli ancak kalbe yansır ve kalp her an bütün tecelliyi eksiksiz olarak idrak edebilir.

 

Mutlak (Hakk) ile nispî (insan/âlem) arasındaki ilişki...

İnsan hakikat için yaratılmıştır" ve Mutlak’ın varlığından haber veren çift yönlü bir havuz gibidir.

 

Allah ile insan arasındaki bağ, bir temsil ve tecelli ilişkisidir. İbn Arabi’ye göre Allah’ın varlığının delili insandır.

 

Muhammed’in Ruhu (Logos): Hz. Muhammed yaratılışın ilkesi, sebebi ve en mükemmel örneğidir.

Hz. Muhammed her nurun aslıdır.

 

Âlem, "Büyük İnsan" (İnsan-ı Kebir) olarak tanımlanırken, insan da küçük bir âlemdir.

Âlemin mükemmelliği insan iledir.

 

İnsanın bir parça olduğu halde bütün kainatı özünde barındırması ele alınır. İnsan, toplayıcı kelime (el-kelime el-câmia)dır ve âlemin nüshasıdır.

 

Yetkin İnsan (İnsan-ı Kâmil)

Bu kavram ilk kez İbn Arabi tarafından kullanılmıştır.

İnsan-ı kâmil, Allah’ın tecelli ettiği en net aynadır: Allah, insan-ı kâmili kendi suretinde yaratıp onun mertebesini meleklere târif etmiştir.

 

Bireysel insan, insan-ı kâmil prototipinin bir parçası ve yansımasıdır.

Her fert, kendi "âyan-ı sabitesine" (ezeli hakikatine) göre bu ilahi kaynaktan nasiplenir.

 

Veli, Nebî, Resul ve Kutup

Velilik Nebîlikten üstündür; çünkü velayet nübüvvetin ve risaletin temelidir.

 

İnsan, doğasındaki zıt özellikleri birleştirme yeteneğine sahiptir.

İnsan kendisi kalmak kaydıyla bütün zıtlıkları üzerinde toplar.

 

Erkek ve kadının birbirine olan iştiyakı, bir parçanın bütününe duyduğu özlem… Erkek için kadın, Tanrı için tabiat hükmündedir.

 

Semboller Dünyası

Ayna, su, altın, yol, ağaç, gölge ve perde gibi sembollerin metafizik anlamları…

Ayna manevî tefekkürün en dolaysız simgesidir.

 

II. Bölüm: İbn Arabî Metafiziğinin Bütününde İnsan

İbn Arabi’de ezel insanda gizlidir, fakat insan bunu bilmez.

 

Bilgi felsefesi varlık üzerine kuruludur; ilim maluma tabidir.

Akıl bağdır... Kalp ise bilme işinin öznesidir.

 

İnsan evrenin merkezindedir.

Varlıkta tek bir hakikat vardır ve o hakikat eşsizdir.

 

Ahlak, Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmak (tahalluk) demektir.

İnsanın ahlakta kemâle ermesi Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmasıyla... olur.

 

Nefis terbiyesi ve aşk konusu ele alınır.

Aşk, varoluşsal bir eylemdir: Aşkın hakikati Allah’ın zâtıyla aynıdır.

 

III. Bölüm: İbn Arabî ve İnsan Anlayışının Etkileri

İslam Düşüncesine Etkisi

Sadreddin Konevî’den Mevlâna’ya, Molla Sadra’dan Osmanlı ulemasına kadar geniş bir coğrafyada etkisi görülür.

İbn Arabi ve onun okulunun diğer üstatlarının tasavvuf metafiziği, onların ruhî mükaşefelerinin aklileştirilmiş şeklidir.

 

Batı Düşüncesine Etkisi

Batılılar için İslam’a yaklaşımda en büyük engel Hz. Peygamber’in velâyeti ve kutsallığıdır.

Batı, rasyonalist ve sistemci yapısı nedeniyle lütuftan çok dehaya değer verir ve eşyanın sırrını göremez. Modern eleştirmenlerin iddia ettiğinin aksine, bu sufilerin metafiziğinin felsefi bir monizmle ilişkisi yoktur.

Tanrı doğrudan bir vasıta kullanacaksa o vasıtanın bundan haberi olmaz. Ancak bugünkü Batılı, tüm maneviyatını mucize ve keramet üzerine dayandırmaktadır.

 

Dante’nin kullandığı sembollerin ve deyimlerin çoğunun ondan önce İbn Arabi tarafından kullanıldığını ispat etmiştir.

 

Hakkı İzmirli

İbn Arabî’nin "insanın cismâni ve mânevi mahiyeti Allah’ın hüviyetidir" düşüncesini Comte’un "insanlık tanrısı" fikrine benzetir.

 

Batı’da yoğun İbn Arabî hayranlığı 20. yüzyılın başlarında Guénon ile başlamış, onun açtığı çığırdan Schoun, Burckhardt ve Coomaraswamy gibi isimler yürümüştür.

 

Neredeyse bir İbn Arabî şârihi olan Burckhardt, tasavvufun beşeri bir felsefe olmadığını, bu yüzden mantıksal olarak çelişkili görünen çok sayıda görüş açısını barındırabileceğini söyler. Ona göre Hermesciliği boğulmaktan kurtaran şey de vahdetu’l-vucûd öğretisidir.

 

Schuon’a göre İbn Arabî öğretisi tamamen İslamîdir.

Schuon insanı "İzafî mutlak" olarak tanımlar ve sadece insan aklının aşkın olduğunu, Tanrı’ya ulaşabileceğini savunur. Beşerî normu gerçekleştiren kişi ise peygamberdir.

 

Sonuç

İbn Arabî, Meşşaî felsefesi ile kelâm arasındaki çatışmaya eklektik olmayan, kapsayıcı bir metafizik şemsiyesiyle son vermiştir. Felsefe sadece aklı, kelâm ise nakli esas alırken; İbn Arabî akıl ve naklin yanında akıl ötesi sezgi, mükaşefe ve müşahedeyi de kullanmıştır.

 

Parçalı ve analitik bakışın yaygınlaştığı çağımızda İbn Arabî’nin birleştiricilik ve toplayıcılık vasıfları, insanı yalnızlıktan kurtaracak niteliktedir. İnsan, Allah’ın evrendeki halifesidir ve vekillik bilinci taşımalıdır.

 

İnsan, tabiatı kendinden ayrı görüp sömürürse kendini yok eder.

Şeyh-i Ekber’e göre özü itibariyle kötü insan yoktur; herkes İnsan-ı Kâmil’in bir parçasıdır. Kötü insanlar da Allah’ın Celal ve Gazap gibi isimlerinin tecellisidir.

 

İnsanlık yüce bir dağa benzetilirse eğer, bu dağın zirvesi yokluk (fakr makamı) mertebesidir. Orası 'varoluşun' en aza indiği ve 'saf var olmanın' hakim olduğu renksizlik yeridir, yani insanlık makamıdır.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder