H.
Mustafa Mutlu - İbn Arabi'de Temsili Dil -
Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, 2022
Giriş
Tezin amacı, İbn Arabî’nin tenzih ve teşbih denklemini
aşarak hem Tanrı'nın mutlaklığını ve birliğini koruyan hem de O'nun âlem ve
insanla olan ilişkisini canlı tutan "Temsilî Dil" imkanını din dili
ekseninde vuzuha kavuşturmaktır.
Tanrı hakkında konuşmanın imkanları
A. Tenzihî Dil
B. Teşbihî Dil
C. Temsilî Dil
Temsili dil, Tanrı'yı tenzih ve teşbihin mutlaklık
bağlamında üstünde, belirlenemeyen bir öz olarak konumlandırır.
Soyutlamacı Yaklaşım Olarak Tenzihî Dil
Tenzihî dil (apofatik teoloji / selbî dil), Tanrı’nın mümkün
varlıklara benzemediğini, her türlü maddesel kayıttan, zamandan, mekandan ve
eksiklikten münezzeh olduğunu savunan bir dil oyunudur. Bu yaklaşım, aklın
Tanrı'yı bilme çabasındaki acziyetinden ve Tanrı-âlem arasındaki sonsuz
ontolojik mesafeden beslenir.
İnsan aklı, girdilerini duyular âleminden alan, nesneleri
sınıflandırarak ve kategorize ederek (cins, fasl) çalışan sınırlı bir araçtır.
Tanrı ise zaman, mekan ve boyut üstü, saf/basit (ilahî basitlik) bir varlık
olduğundan kategorize edilemez. Mahiyetinin bilinemeyişi, insanı zorunlu olarak
"olumsuzlama (selbî) dili" kullanmaya sevk eder.
Bir şeyi sadece aşkın olarak tanımlamak, onu tanımsız
bırakmaktır.
Tenzih dili, dili tek yönlü hareket etmeye zorlar. Bu durum
zihni hareketsiz bırakır, yeni bilgilerin düşlenmesini engeller ve makul bir
Tanrı algısının önüne set çeker.
Nazar ve mantık ehli akli çıkarımlarla sürekli ihtilafa
düşerken; peygamberler ve keşf ehli Tanrı'yı en doğru şekilde bilir. Çünkü
fikir ve nazar (teorik akıl) yerini keşf, vahiy ve ilhama bıraktığında sonsuz
olanın bilgisi somut düzleme çarparak insan için doğrulanabilir (tahkik
edilebilir) bir boyut kazanır.
Filozof ve kelam ekollerine göre tenzih dili, Tanrı’nın bir
cisim gibi algılanmasının ve beşerî ölçülere indirgenmesinin (antropomorfizm)
önüne geçer.
İbn Arabî, mutlak ve aşırı tenzihin nihai kertede insanı
deizme ve bilinemezciliğe (agnostisizm) sürükleyeceğini belirtir. Hakikat
hakkında sadece "ne olmadığını" söylemek, O'nu insana ve âleme
tamamen yabancılaştırır. Kulun bilemediği, tanıyamadığı ve kendisinden
uzaklaşan bir varlığa iman ve itaat etmesi felsefi ve dini açıdan imkansız hale
gelir.
Tanrı "varlık olmak bakımından varlık" olduğundan,
zat mertebesinde herhangi bir çoğalmayı (taaddüd), nitelemeyi, ismi veya sıfatı
kabul etmez. O, bu makamda her türlü takyid (kayıtlanma) ve taayyünün
(belirlenim) ötesindedir.
Somutlaştırıcı Yaklaşım Olarak Teşbîhî Dil
İnsan zihni ile dış gerçeklik (tabiat) arasında dil ve
tecrübe üzerinden kurulan doğal bir bağ vardır.
Teşbihî dil; mekândan münezzeh olan Mutlak Varlık’ı, insanın
dil kalıplarına ve duyusal-bilişsel dünyasına uyum sağlayarak anlaşılır kılan
somutlaştırıcı bir yaklaşımdır.
İnsan aklı ve hayal gücü, duyu dünyasından gelen verilerle
işlem yapar. Tanrı ise mahiyeti gereği hayale sığmayan bir sonsuzluktur.
Dolayısıyla Tanrı ile beşerî imajlar arasında doğrudan bir bağ kurmak
imkansızdır.
Zihinde sınırları belirlenmiş, öngörülebilir bir Tanrı
tasavvuru gelişmedikçe kulun ibadet, itaat ve yönelişi belirsizlik girdabında
kaybolur. Teşbih, kulun Hak ile kurbiyyet (yakınlık) kurmasını sağlar.
Kulun Yaratıcısına benzeme teşebbüsü, yani ilahî isimlerle
ahlaklanması ancak teşbihî dille aktarılan müşterek sıfatlar sayesinde
mümkündür.
Müşterek sıfatların tam bir "aynılık" olarak
algılanması, Tanrı’yı insan şemaline sokarak tevhid inancını zedeler
Sûfilere göre âlemdeki her şey Cenâb-ı Hakk’ın meclâsı
(tecelli yeri/aynası) ve O’na işaret eden birer semboldür. Sonlu âlem, sonsuz
olanın forma dönüşmüş biçimidir. Ekberî perspektifte eşyanın sırrı
çözüldüğünde, geriye idrak edilen öz olarak yalnızca Hak kalır.
İbn Arabî’de Uzlaşmacı Yaklaşım Olarak Temsîlî Dilin İmkânı
Temsîlî dil, tenzih ve teşbih kutupları arasındaki gerilim
hattında bulunan insanın; Tanrı’yı en doğru şekilde algılaması, en layıkıyla
anlaması ve ifade etmesi yönündeki arayışın bir tezahürüdür.
Akıl, bilgiye konu olan şeyi yakından uzağa, bilinenden
bilinmeyene doğru değillemelerle (tenzihle) ayırır ve çerçeveler. Hayal ise
uzağı yakın kılma ve bilinmeyeni bilinene benzetme kapasitesiyle salt
soyutlamaya derinlik, genişlik ve esneklik kazandırır.
Tanrı ile olan muhataplığımız Zat üzerinden değil, isimler
ve sıfatlar aracılığıyla gerçekleşir.
Cenâb-ı Hakk'ın isimleri İslam düşünürleri tarafından üç
temel kategoride ele alınmıştır:
Selahat/Tenzih İsimleri: O’nun ne olmadığını söyleyen ve
noksanlıklardan arındıran isimler.
Sübûtî İsimler: O’nun ne olduğunu (kemâlâtını) ifade eden
isimler.
Fiilî İsimler: Allah’ın âlemle nasıl bir bağ ve ilişki
içerisinde olduğunu anlatan isimler.
Cenabı Hak ehâdiyyet makamında idrak edilmekten uzak,
vâhidiyyet makamında ise idrake (bilinmeye) açılandır.
Sonuç
İnsan, içine doğduğu dilsel evren vasıtasıyla varlığı
anlamlandırmakta, kavradığı anlamlar üzerinden ise zihninde yeni ontolojik
boyutlar inşa etmektedir.
Kavramsal düşünce, insanın somut dünyayı soyut bir düzleme
taşıyarak onun üzerinde tefekkür etmesini kolaylaştırır.
Hakk, Kendi zatını dil ve varlık katmanları üzerinden insana
açarak, kulun sahih bir uluhiyet tasavvuru edinmesini arzulamıştır. Bu hitap,
insanın yalnızca rasyonel-zihni yapısını değil; duygu, sezgi ve hayal dünyasını
da kuşatan bütüncül bir karakter taşır.
Felsefe ve kelam okulları, metodolojik farklılıklarına
rağmen Tanrı’yı anlama ve ifade etme noktasında benzer bir refleks göstererek
soyutlayıcı bir çizgide buluşmuşlardır. Her iki gelenek de beşerî dilin ve
mantıksal kategorilerin Mutlak Zat’ı hakkıyla ihata edemeyeceği gerçeğinden
hareket eder.
Bu saikle felsefeciler ve kelamcılar, aşkınlık ve yücelik
ekseninde şekillenen bir tenzih koridoru inşa etmiş ve uluhiyetin safiyetini
korumayı amaçlamışlardır.
Tanrı hakkında konuşmanın ve O'na yönelmenin kaçınılmaz
diğer yüzü ise teşbih içerikli dildir. Teşbih, insan zihninin bilmediği veya
doğrudan deneyimleyemediği aşkın bir gerçeği, bildiği somut varlıkların
niteliklerinden hareketle analojik olarak anlamlandırma çabasıdır.
Teşbihin ölçüsüz kullanımı, aşkın olan hakikati
maddileştirerek insanı antropomorfik bir Tanrı tasavvuruna ve nihayetinde şirk
batağına sürükleme riski taşır.
İbn Arabî’nin uzlaşmacı sentezinin temel ilkeleri şu şekilde
özetlenebilir:
Akıl ve Hayal Dengesi: İnsanın kemalata ulaşabilmesi için
hem rasyonel akıl (tenzih) hem de sembolik-keşfî algı mertebesi olan hayal
(teşbih) yönünü eşzamanlı işletmesi gerekir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder