Feyza
Özçelik - İbn Arabî'de Yorum-Güç İlişkisi -
Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi, Ortadoğu Enstitüsü,
2019
Giriş
Çalışmanın temel sorunsalı bilgi ve iktidar arasındaki
ilişkisi
Birinci Bölüm: İbn Arabî’nin, varlığı Allah’ın dinamik bir
"tecelli"si olarak gören âlem tasavvuruna odaklanmıştır.
İkinci Bölüm: Şeyh'in en temel ontolojik aksiyomlarından
biri olan "Tecellide tekrar yoktur" ilkesinden hareketle, âlemdeki
sürekli akışın, değişimin ve tekrarlanamazlığın epistemolojik sonuçları ele
alınmıştır.
Üçüncü Bölüm: Formel yorumların nasıl üretildiği, hangi
dogmatik yorumun kurumsallaşarak "sabit bilgi" olarak topluma dikte
edildiği sorusuna "güç ve iktidar ilişkileri" üzerinden yanıt
aranmıştır.
Âlem
İbn Arabî metafiziğinde âlem, Allah’ın isimlerinin tecelli
ettiği bir yerdir.
Âlem, mutlak varlık ile mutlak yokluk arasında bir “berzah”
(ara bölge) olarak konumlandırılır.
İbn Arabî bu durumu şu şekilde ifade eder: “Âlem bir
‘vehim’den ibarettir; onun ‘gerçek’ bir varlığı yoktur. Bu ise ‘hayal’ ile
kastedilen şeydir”.
Ayrıca Tanrı’nın her
şeyden müstağni olan Zat’ı ile âlemle ilişki kuran Ulûhiyet mertebesi arasında
ayrım yapılır.
Bilginin konusu tümüyle Hakk’tır. Ancak Hakk’ın Zat’ı
bilinemez; sadece tecellileri (âlem) bilinebilir.
İbn Arabî’ye göre: “Allah’ı bilmek O’nu bilmemektir”.
Bilgi, akıl yoluyla değil, kalpte gerçekleşen “keşf” ve
ilahi bir “nur” ile elde edilir.
Kişinin Hakk’ı bilmesinin yolu kendi nefsine yönelmesidir;
zira “Nefsini bilen Rabbini bilir”.
Tekrar ve Yorum
İbn Arabî’ye göre “Tecellide tekrar yoktur”.
Âlem her an yeniden yaratılmaktadır (halk-ı cedîd).
“Her tecelli yeni bir yaratmayı getirip başka bir yaratmayı
götürür”.
Bu durum, varlıkta sabitliğin olmadığını ve deterministik
bir zorunluluğun bulunmadığını gösterir.
Akıl, kelime kökeni itibariyle “bağlamak” (ikal) anlamına
gelir ve sınırsız tecelliyi sabitlemek, sınırlandırmak ister.
Aklın sabitlediği bu sınırlı bilgi, “tekrarlanabilir” hale
gelir; oysa ontolojik olarak tekrar imkansızdır.
Buna karşın kalp, sürekli değişen tecellileri olduğu gibi
kabul eden, sınırlamayan bir mahiyettedir.
İbn Arabî’ye göre âlem bir “hayal” veya “rüya” olduğu için
te’vil (yorum) edilmesi gerekir.
Ancak akıl kaynaklı te’vil, Hakk’ı tek bir sûrette
sınırladığı için eleştirilir.
Kutsal metinlerin anlamı sonsuzdur ve “Kur’an’ı yorumlarken
lafzın anlamının dışına çıkmayan herkes müfessirdir”.
Hakiki anlamda teolojik sistemler, ilahi genişliği tek
tipleştirme çabasıdır.
Yorum ve Güç
Bilgi, bilinenin kuşatılması ve sahiplenilmesi (mülk)
demektir.
İbn Arabî’ye göre: “Çünkü inancında var ettiği onun
mülküdür”.
Rasyonel yorum, Hakk’ı kontrol edilebilir ve yönetilebilir
hale getirir.
İbn Arabî, bilgisini doğrudan Allah’tan alan “ümmiler” ile
akli muhakemeyi kullanan “kesbî” âlimleri ayırır.
Filozoflar ve kelamcılar (nazar ehli), akıllarına aşırı
güvenerek Hakk’ı sınırladıkları ve kendi inşa ettikleri ilaha taptıkları için
eleştirilir.
En ağır eleştiriler ise “şekilci âlimler” (ulemai’r-rüsum)
dediği fakihlere yöneltilir. Onlar hakkında şöyle der: “Bir fakihin fetvası
olmadan tek bir zulüm olmaz!”.
Siyasi otorite (imam/sultan) toplumsal düzen için gereklidir
ve “Hükümdar yeryüzünde Allah’ın gölgesidir”.
Ancak sultanın gücü, âlimleri kendi yoluna zorlama riski
taşır.
Âlimler makam ve güç hırsıyla sultanların arzularına uygun
“zorlama te’villere” yönelirler.
“Ulema sultanların mertebelerine göz diktiğinde, apaçık yolu
terk edip uzak ve zorlama te’vile yönelirler”.
Bu ilişki, yorumun iktidar tarafından sabitlenmesine yol
açar.
İbn Arabî, Mehdî geldiğinde onun en büyük düşmanının,
otoritelerini kaybedecek olan bu fakihler olacağını belirtir.
Sonuç
Âlemdeki tekrarlanamazlık ilkesi, anlamın çoğulluğunu
gerektirir; ancak iktidar ilişkileri bu çoğulluğu sınırlayarak tek bir yorumu
sabitlemektedir.
Gerçekliği tanımlamaya çalışan her formül sınırlı ve ‘izafi’
bir duruş noktasıyla mukayyet olacaktır.
İbn Arabî, âlemin 'berzahta' oluşundan yola çıkarak, her
türlü 'mutlaklık' iddiasına karşı çıkar.
İbn Arabî, eşyanın (hakiki) bilgisine 'ya o ya da bu'
şeklinde ikili karşıtlıklıklarla değil, 'hem o hem bu' yaklaşımıyla
ulaşılabileceğini söyler.
Âlemde tekrar eden hiçbir şey yoksa, nasıl oluyor da eşyaya
yönelik sabit ve tekrarlanabilir fikirlere sahip olabiliyoruz? İbn Arabî,
burada 'tekrar'ın akılla olan ilişkisine dikkatimizi çeker. Yani, akıl;
sınırlar, sabitler ve tekrarı üretir. Bu aynı zamanda rasyonel bilginin bir
'yorumlama' olduğunu gösterir.
İbn Arabî’ye
göre, Hakk’ın sonsuzluğu
ve tekrar edilemezliği anlamın da çoğulluğunu gerektirir.
Âlimleri şu ya da bu yoruma yönelten nedir? Herhangi bir
yorum nasıl sabit bir hükme dönüşür? Bu soruların cevabı iktidar ilişkilerinde
açığa çıkacaktır.
Güçlü (muktedir), yorumun üretilme sürecini yönlendirir;
diğer taraftan kendi meşruiyetini de bu yorum/te’vil
üzerinden kurar.
Eğer bilginin güçle olan ilişkisinden söz ediyorsak, söz
konusu güç ilişkilerinin çözümlenmesi, içine düştüğümüz yanılsamalardan bir
nebze de olsa (ama asla tam olarak değil) kurtulma imkanı sağlayabilir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder