4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabî - Dürr'i Meknûn, İnci Dizileri - Notlar

İbn Arabî - Dürr'i Meknûn, İnci Dizileri - Notlar

Mütercim: Şevket Gürel, Hazırlayan: H. Mustafa Varlı, Esma Yayınları, 1997

(Kitap İbn Arabi künyesiyle dolaşımda fakat okuyunca tamamının İbn Arabi tarafından telif edildiğine inanmadım, şüpheli buldum. Yazılı metne itibar, ilgi katmak için İbn Arabi künyesi kullanılmış olmalı.)  



Önsöz

Şevket Gürel

İmam çoktur ama İmam-ı Âzam (Ebû Hanîfe) bir tanedir. Şeyh çoktur ama Şeyh-i Ekber (En Büyük Şeyh) bir tanedir

Tasavvufta insan, ilahi nefha ile can bulmuş ve gurbete (maddi âleme) düşmüş bir varlıktır. Dolayısıyla insan, doğduğu andan itibaren "aslına kavuşma aşkıyla" yanar.

 

İnsanı Hakikat-i Muhammediye'ye ulaştıracak yollar

Sûri (Biyolojik) Ölüm / İnsanın iyi ve kötü sıfatları kendisiyle beraber toprağa gömülür, imtihan biter.

Manevi Ölüm / Kulun henüz hayattayken iradesiyle nefsini, bencil arzularını ve benliğini Hak'ta yok etmesidir.

 

Lâ ilâhe illâllah

 

İnsan nefsani arzularıyla bağını koparmadığı sürece Allah'tan ayrı düşer.

 

Dürr'i Meknûn

Mukaddime

Ben gizli bir hazineydim (Kenz-i Mahfî), bilinmek istedim ve alemi yarattım

Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk/ibadet etsinler diye yarattım

 

Ne yapayım, kaderim buymuş

Asla böyle düşünme!

 

Birinci Bölüm

Göklerde Olan Acayibi, Arş’ı, Kürsi’yi ve Levh’i Kalem’i, Cennet ve Cehennem’i, Ay ve Günü, Yıldızları, Mukarrebin Meleklerini Beyan Eder

 

İlk Yaratılan: Yerden ve gökten büyük kıymetli bir taş (cevher).

Allah bu taşa nazar edince, taş İlahi heybetten eriyip sıvıya, ardından çalkalanıp köpük ve buhara dönüşür.

Dumandan ve buhardan yedi kat gök; köpüğün donmasından ise dağlar, dereler ve tepeleriyle yedi kat yer yaratılır. Rüzgâr ise suyun altına bir taşıyıcı güç olarak yerleştirilir.

 

Levh-i Mahfûz: Ak inciden, kolları kızıl yakuttan, genişliği sonsuz ve her gün 360 renge bürünen bir levha.

 

Kalem: Beş yüz yıllık yol uzunluğunda, nurlar saçan bir cevher. Kaft Dağı’ndan büyük harflerle, dünyada olmuş ve olacak her şeyi Levh'e yazar.

 

Kürsî: Gökler ve yer, Kürsî’nin yanında bir çöldeki kum tanesi gibidir. Kürsî ise Arş’ın yanında koca bir çöldeki küçük bir halka kadardır.

 

Arş: 600.000 ayağı ve 600.000 perdesi vardır. Altında yerlerin ve göklerin içine sığabileceği 100.000 kandil asılıdır.

 

Yılan: Başı ak inciden, gövdesi kızıl altından, gözleri yakuttan olan bu azametli varlık, dünyadan büyüktür ve Arş’ı yedi kez dolanmıştır.

 

Arş'ı Taşıyan Melekler: Sayıları dörttür. Ayakları tahte's-serâda (toprağın en alt tabakasında), başları ise Arş’tadır. Kıyamet günü bu sayı sekiz meleğe çıkacaktır

Arş'ı taşıyan, büyüklükleri İsrafil'i aşan bu meleklere Eşgafâil ve Suhâil de denir.

 

Rûh-ı A’zam (Büyük Ruh): Meleklerin en büyüğüdür. 100.000 kanadı vardır; birini açsa doğu ile batı arası kapanır.

 

İsrâfil (a.s.): İlahi emirleri Levh-i Mahfuz’a yazdırır. Alnında dört ayet yazılıdır. Meleklerin en güzel seslisidir.

Cebrâil (a.s.): Allah’ın en sevgilisidir, vahiyle görevlidir. Cevherden 100 kanadı vardır. Hz. Peygamber onu Arafat’ta asli suretiyle gördüğünde heybetinden bayılmıştır.

Mikâil (a.s.): 1.100 yüzü, her yüzünde 1.000 gözü ve ağzı vardır. Gece gündüz günahkarların affı için ağlar; gözyaşının her damlasından bir melek yaratılır.

Azrâil (a.s.): Bir ayağı Cennet, diyen ayağı Cehennem kapısındadır. Dünya onun önünde bir yemek tabağı gibidir.

 

Sidretü’l-Müntehâ

Dünyadaki insan sayısı kadar yaprağı vardır ve her yaprakta bir isim yazar.

Kişinin eceli gelince yaprağı sararıp Azrail’in önüne düşer.

 

Kirâmen Kâtibîn: İnsanın önünde ve ardında yürüyerek sevap ve günahları her gün (sabah namazı değişimiyle) yazan dört melek.

 

Beytü’l-Ma’mûr: 7. kat gökte, 500 yıllık uzunlukta ulu bir evdir. Her gün 70.000 melek ziyaret eder.

 

Bahr-ı Mescur (Bahr-ı Hayat): Arş’ın altında yer alan, dünyayı fani kıldıktan sonra insanlara yeniden hayat verecek olan (meni kıvamındaki) hayat denizi. Cebrail her sabah bu denize girip silkindikçe dökülen damlalardan melekler yaratılır.

 

Cennet, Arş’ın sağ tarafında ve altındadır; tavanı ise doğrudan doğruya Rahman’ın Arş’ıdır.

Cennetin Katmanları

1. Dâru'l-Celâl: Ak İnci

2. Dâru’s-Selâm: Kızıl Yakut

3. Cennetü'l-Mevâ: Yeşil Züberced

4. Dâru’l-Huld: Sarı Mercan

5. Cennet-i Naîm: Ak Gümüş

6. Cennet-i Firdevs: Altın (Irmakların kaynağı ve Arş'ın hemen altı)

7. Dâru’l-Karar: Misk

8. Adn Cenneti: En yüksek kat, özel incilerle süslü ve iki kanatlı devasa bir kubbesi var. (Sıvası misk, kerpiçleri altın ve gümüştür).

 

Huld Ağacı: Hz. Âdem’in meyvesinden yediği "buğday ağacı" olarak tanımlanır. Yaprakları yeşil yakut, gövdesi altın, çiçekleri gümüştür.

 

Tûbâ Ağacı: Adn Cenneti'nin ortasından çıkıp dalları aşağıya, kökleri yukarıya (Arş'a) uzanan ve 8 Cenneti de gölgeleyen muazzam bir ağaçtır.

 

A’râf: Cennetin en kenarında bulunan, onu bir sur gibi kuşatan sur duvarıdır.

 

Hûriler ve Vildân: Hûriler ak nurdan yaratılmıştır, saçları ve kaşları kara nurdandır.

Tefsir-i Kebir'e dayandırılarak; Hz. Âdem’in su ve topraktan yaratılması gibi, hûrilerin de misk, amber ve kâfurdan yaratıldığı anlatılır.

Cennetteki hizmetçi oğlanlara ise Vildân denir ve parıldayan incilere benzetilirler.

 

Cennet Irmakları: Kul nereye giderse ırmak onunla gider, alçak veya yüksek yerler akışına mani olmaz.

Selsebîl: İçildiğinde kalpteki kibir ve hasedi tamamen yok eden şerbettir.

Tesnîm: Kadehten içildikçe boşalan fakat kudret eliyle anında yeniden dolan en latif şerbettir.

 

Evren, iç içe geçmiş küreler (tahta içinde tahta veya top içinde top) gibidir. 12 burç; ateş, su, toprak ve rüzgâr (hava) elementlerine göre 3'erli gruplara ayrılmıştır.

 

7. Gök: ZÜHAL (Satürn) / Hz. Âdem Devri (1000 yıl ömür, büyük kuvvet)

6. Gök: MÜŞTERİ (Jüpiter) / Hz. Nûh Devri (800 yıl ömür, tufan çağı)

5. Gök: MERİH (Mars) / Savaş ve celal çağları

4. Gök: GÜNEŞ / (Merkezî felek, 4000 yıllık yoldadır)

3. Gök: ZÜHRE (Venüs) / Estetik ve cemal devirleri

2. Gök: UTARİT (Merkür) / İlim ve yazı devirleri

1. Gök: AY (Semâ-yı Dünyâ) / Hz. Muhammed (s.a.v.) Devri (Âhir Zaman)

 

İlk devir Zühal ile (Âdem a.s.) başlamış, son felek olan Ay devrinde ise Hz. Muhammed (s.a.v.) gelmiştir. Bu yüzden o, Hâtemü’l-Enbiyâ'dır.

 

İkinci Bölüm

Yerleri, Yerlerde Olan Acayipleri ve Cehennemi Beyan Eder

Yerler de gökler gibi yedi kattır.

1. Yer Remkâ: Yağmursuz, helak edici rüzgârlar vardır. Âd kavmi bu rüzgârla cezalandırılmıştır. Sakinlerine Bûsem denir (sevap ve ikaba tabidirler).

 

2. Yer Huld: Kükürt (kibrit) taşları ve kâfirler için azap aletleri bulunur. Sakinleri birbirini yiyen Tamas kavmidir.

 

3. Yer Gurfe: Katır büyüklüğünde kuyrukları olan ölümcül akreplerle doludur. Cehennem ehli için hazırlanmıştır.

 

4. Yer Cerbâ: Gözleri olmayan, kanatlı ve uçabilen, hurma ağacı boyundaki Çâlihâm yılanları/kavmi buradadır.

 

5. Yer Selsâ: Cehennem ateşini tutuşturacak devasa kükürt yatakları ve birbirini yiyen Suhta kavmi bulunur.

 

6. Yer Sicciyn: Cehennem ehlinin amel defterlerinin tutulduğu metafizik merkezdir. Yüzleri kuş suretinde olan ve sürekli ibadet eden Katata kavmi yaşar.

 

7. Yer Acîbâ: Şeytan’ın (İblis) zincirlendiği yerdir. Sakinleri olan Husûm kavmi, ahir zamanda Ye'cüc ve Me'cüc’ü helak etmek üzere yeryüzüne inecektir.

 

Doğuyu ve batıyı tutan devasa bir melek yerleri sırtına alır ancak ayakları basacak yer bulamaz.

Meleğin ayağının altına Cennetten 500 yıllık kalınlıkta, üzerinde 7.000 deniz barındıran yeşil bir yakut taş konur.

Taşın sabit durması için altına 40.000 boynuzlu, 40.000 ayaklı devasa bir öküz yerleştirilir. Öküzün boynuzları yerin kazıklarıdır ve uçları Arş'a uzanır.

Öküzün altına ise 40.000 kanatlı ve ayaklı devasa bir balık yerleştirilir. Balık o kadar büyüktür ki başı ve kuyruğu Arş'ta birleşir.

 

Mirac

Mısır Sultanı ve Şeyh Şihâbüddin: Miracı inkâr eden Mısır Sultanı'nın başını Şeyh bir leğene batırır. Sultan kendini bir çölde bulur, evlenir, çoluk çocuğa karışır ve yedi yıl yaşar. Tekrar nehirde yıkanırken kafasını sudan çıkardığında kendini yine Şeyh'in önünde bulur; sadece bir saniye geçmiştir.

 

Benzer bir tereddüt Hz. Ali’nin aklından geçince, gusül için başını suya soktuğunda kendini çölde bulur ve yedi yıl sefil dolaşır. Sudan başını çıkardığında Hz. Fâtıma’nın hâlâ aynı balığın pullarını kazımakta olduğunu görür.

 

Cehennem

1. Kat CEHENNEM: Ümmet-i Muhammed'in tövbe etmeyen büyük günahkarları.

2. Kat (İsimsiz): Puta tapanlar ve Hz. İsa'ya zulmedenler.

3. Kat HATİME: Ye'cüc-Me'cüc ve Deccal'e uyanlar.

4. Kat SAÎR: Şeytanlar ve yıldızlara tapanlar (Müneccimler/Müşrikler).

5. Kat SEHVEN

6. Kat LEZZÂ: Allah'a ortak koşan müşrikler.

7. Kat HÂVİYE: Münafıklar (En şiddetli katmandır, "Nâr-ı Cehîm" buradadır).

 

Gayyâ Kuyusu: Cehennemin en dibinde yer alan; dağların ve derelerin bile şerrinden korktuğu, sürekli irin ve kan akan kuyu.

 

Yehâm Kuyusu: Cehennem ateşi ne zaman sakinleşse kapağı açılarak tüm cehennemi yeniden kor haline getiren gizli ve derin kuyu.

 

Zebâniler: Yüzleri kara, gözleri çakır, fildişi gibi dişleri olan, bakınca insanın aklını alan korkunç görevliler. Kıyamet günü cehennemi 70.000 zincirle (her zincirde 70.000 halka) sürükleyerek Arasat meydanına getireceklerdir.

 

Üçüncü Bölüm

Bu Yeryüzünü Beyan Eder

Cihanın yaşı: 70.000 yıl

Âdem’den önce dünya sessiz kalmamış, Allah emir ve yasaklara uyan ama sonra azgınlaşan mahlûklar yaratıp helak etmiştir. Bunlara Sahrinâr veya Cîği kavimleri denir. Bir kısmının "yelden" (rüzgârdan) yaratıldığı söylenir.

Ev yapmayı bilmeyen, su üzerindeki gemi gibi çalkalanan bir dünyada yaşayan bu ilk mahlûkların izleri, "dağlardaki mağaralar"dır.

Âdem’den önce dünyayı atlar ve cinler zapt etmişti. Âdem dünyaya inince melekler cinleri çöllere, pınar başlarına ve ayazmalara (su kaynaklarına) sürmüştür.

 

Kâf Dağı, Firdevs cennetinden gelen lâcivert bir gök taşıdır.

Bu gizemli dağı dünyada sadece dört kişi görmüştür: Hz. Âdem (Cennetten çıkarken), Zülkarneyn (İskender) (Dünyayı gezerken), Hz. Nûh (Tufan sırasında gemiden) ve Hz. Muhammed (Mirac gecesinde).

 

İblis Cennete girmek için Tavus kuşu ve yılanı kandırır. O dönem ayakları olan, çok güzel bir varlık olan yılanın ağzına saklanarak Cennete sızar. Şeytan'ın ağzından saçılan zehir yılanda kalır.

 

Peygamberler Tarihi

Şit (s.a.v.): İlk kez şehirler, kaleler inşa eden ve dokuma dokumayı öğreten peygamberdir. (Ondan önce insanlar hayvan derisi giyerdi).

 

İdris (s.a.v.): Yıldız ve rasat ilmini bulan, ilk kez terzilik yapan (kaftan diken) kişidir. Ölümü tatmak için Azrail ile anlaşmış, Cennet ve Cehennemi gezdikten sonra Tuba ağacına yapışarak Cennetten bir daha çıkmamıştır.

 

Nûh (s.a.v.): 950 yıl tebliğ yapmış, 80 kişiyle gemiye binmiştir. Gemi Cûdi Dağı’na inmiştir. Aşure günü, gemide kalan son erzakların birleştirilmesiyle doğmuştur. Oğlu Ham’a beddua ettiği için zenciler (karalar) onun soyundan gelmiştir. Kenan ise tufandan korunmak için camdan/şişeden bir sığınak yapmış ama Allah’ın verdiği idrar hastalığı yüzünden kendi sidiğinde boğulmuştur.

 

İlyas (s.a.v.): Kavminin azgınlığından bıkınca Allah ona kuş kanatlı bir merkep vermiş, kendisi de kuş tüyünden elbiseler giyerek kuşlarla uçmuştur. Her Cuma zikir meclislerine katıldığına inanılır.

 

Zülkarneyn

Zülkarneyn’in gittiği yerlerde karşılaştığı "Acayip" coğrafi unsurlar

Güneşi siyah bir çamura batarken görür. Orada 33.000 arşın uzunluğunda dev balıklar izler.

Kar ve Nar Denizi: Birbirine karışan ama birbirini yok etmeyen, içine at girince yağmur boşanıp ama atın ıslanmadığı tılsımlı bir deniz.

 

Sihirli Taş Tepe: Üzerindeki taşa elle vurulduğunda bağ ve bostanları sulayacak kadar su akıtan, işi bitince duran tepe.

Zıt Yönlü Nehir: Öğleye kadar batıya, öğleden sonra doğuya akan; yazın taşan, kışın kan akan nehir.

Mağrib’deki Ses Veren Kuyu: İçine taş atılınca heybetli bir ses çıkaran, suyu kaynayıp dışarı taşan kuyu.

Güvercinli Kuyu: İçine sarkıtılan ipi veya zinciri ne olursa olsun hemen kesip dışarı fırlatan, niyet tutunca ses veren tılsımlı kuyu.

Ses Çıkarmayan Kuyular: İsfahan ve Yemen’de içine dev taşlar atılmasına rağmen hiç ses gelmeyen dipsiz kuyular. (Yemen'deki kuyu canlı geyikleri içine çekip sonra kemiklerini dışarı fırlatmaktadır).

40 Dil Konuşan Kuyu: İçinden 40 farklı dilde sesler yükselen, yağmur yağınca susup yağmur durunca yeniden konuşmaya başlayan kuyu.

Zengibar’daki Dipsiz Kuyu: 100.000 kulaç ipin bile dibine ulaşmadığı, içine atılan samanların iki yıl sonra başka bir vilayetin nehrinden çıktığı kuyu.

 

Dördüncü Bölüm

Handese İlmi İle Bölgeleri, Günleri ve Saatleri Beyan Eder

Dünyanın küre şeklindedir. Suyun üzerinde (havuzdaki bir karpuz gibi) yüzer.

Dünyanın sadece dörtte biri (Rub-ı Meskûn) suların dışındadır ve insanlar burada yaşar.

 

Yaşanabilir alanlar ekvatordan kuzey kutbuna kadar 90 derece olarak hesaplanmış, bunun 48 derecesi "mamur" (yaşanabilir), geri kalan 42 derecesi ise soğuktan harap (yaşanamaz) kabul edilmiştir.

Coğrafyanın kurucusu olarak Hz. İdris kabul edilir.

 

Her bölgenin göksel bir hamisi vardır:

Müşteri (Jüpiter): Çin, Horasan, Semerkand

Rahle (Zuhal/Satürn): Hindistan

Merih (Mars): Kudüs, Herâkin (Bizans kaleleri)

Güneş (Şems): Türkistan, Kıpçak, Tataristan, Musul

Zühre (Venüs): Arabistan, Rumeli

Utarit (Merkür): Anadolu, Rusya, İngiltere

Ay (Kamer): Fransa ve Mağrib (Kuzey Afrika)

 

Beşinci Bölüm

Dağların Acayiplerini Beyan Eder

Kâf Dağı ve Koruyucu Melek: İskender-i Zülkarneyn Kâf Dağı'na vardığında, eliyle yedi kat yeri, öküzü, balığı tutan bir melekle karşılaşır. Melek elini çekerse yeryüzünü rüzgârın uçuracağını söyler.

 

İskender'in Sandıkları ve İhtiyar Vezir: İskender, Mağrib dağlarında altın kilitli üç sandık bulur. İçinden üç kırba su ve bir tabla çıkar. Küçümsediği bu eşyaların tılsımlı olduğunu (şerbetin eksilmemesi, tablanın bağırsak ve ateşli hastalıkları iyileştirmesi) yaşlı bir vezirden öğrenir.

 

Taberistan'daki Dağ: Günahkâr (fâsık) gelince suyu duran, temiz (sâlih) biri gelince akan su.

 

Çin'deki Billur Dağ: Güneş vurunca alev alan ve içinden çıkan kuşun hemen öldüğü dağ.

 

Serendip (Sri Lanka) Dağı: Hz. Âdem’in cennetten indirildiğinde ayak bastığı dağ. Ayak izinin 80 arşın olduğu ve meleklerin onun tövbesi kabul edilince üzerine döktüğü mücevherlerin hala o dağın nehirlerinden aktığı söylenir.

 

Sana (Yemen) Dağı: Her Ramazan ayının ilk gecesinde bulut olsa bile üzerinde mucizevi bir ateşin yandığı ve halkın Ramazan'ın geldiğini bu ateşten anladığı dağ.

 

Tûr-ı Sînâ (Sînâ Dağı): Cebrail'in İsrailoğulları'nın üzerine kaldırdığı ve içine giren günahkarları meleklerin hemen dışarı fırlattığı kubbeli kutsal dağ.

 

Altıncı Bölüm

Suları ve Çölleri Beyan Eder

Rüzgâr esince insan gibi hazin hazin ağlayan ağaçlar veya yapraklarından "Lâ ilâhe illallah" sesi gelen bitkiler.

 

Vâkvâk Adası / Meyveleri insan şeklinde olan, olgunlaşınca yere düşen ve çığlık atan ağaçlar.

 

Gündüzleri yüzü kapalı gezen, geceleri ise köpek yüzünü açıp sabaha kadar havlayan ve insan yiyen topluluklar.

 

Nil Nehri'nin kaynağının Cennetteki ve gökyüzündeki büyük "Kar Hazinesi" olduğu söylenir.

 

Zemzem, Cennet ehlinin ruhlarının buluşma yeridir.

 

Berhut Kuyusu: Cehennem ehlinin ruhlarının hapsedildiği yerdir.

 

Yedinci Bölüm

Şehirler, Dereler ve İklimleri Beyân Eder

Dünyanın en doğusundaki şehir Câbilgâ, en batısındaki şehir ise Câbulsâ

Câbilgâ’da güneş o kadar gürültülü ve sıcak doğar ki, deniz kaynar, hamile kadınlar çocuk düşürür. Halk zeval vaktine kadar mağaralara saklanır. Güneşin bu korkunç sesini bastırmak için nöbetçiler kösler ve davullar çalar.

İskender, Câbulsâ’yı geçip "Karanlıklar Ülkesi"ne (Zulümât) girer. Aydınlığa çıktığında biner arşınlık iki kale ve üzerinde kale büyüklüğünde iki kuş görür.

 

Ehvaz'da oturanın hırsının artıp hasisleşeceği söylenir

 

Sekizinci Bölüm

Mescitlerin Acâyiblerini Beyân Eder

Mescid-i Aksa: Hz. Davud'un başlatıp Hz. Süleyman'ın tamamladığı binada; cinler, rüzgarlar, periler ve hayvanlar çalıştırılmıştır. Beyaz mermerler, altın ve gümüş dökme direkler kullanılmıştır.

Hz. Yahya bir beyin gayrimeşru/haram evliliğine (kızını ve annesini aynı anda yatağına almak istemesine) "Haramdır!" diyerek karşı çıktığı için boğazlandı. İlahi ceza olarak mescid yıkılır.

 

Kâbe: Kâbe'nin harcındaki taşlar kutsal dağlardan (Arafat, Tur, Cudi, Hira) melekler vasıtasıyla getirildi. Nuh Tufanı'nda göğe çekilip sonra Hz. İbrahim tarafından yeniden yapıldı.

 

Ayasofya’nın yeşil somaki mermerleri ve direkleri, Hz. Süleyman’ın Kâf Dağı'ndaki devlere yaptırdığı saraydan getirilmiştir.

 

Dokuzuncu Bölüm

Süleyman Peygamber (A.S.)’İn Tahtını ve Saltanatını Beyan Eder

Cennetten Çıkan Beş Şey

Asâ: Hz. Adem'den Hz. Musa'ya aktarılan ilahi otorite ve mucize aracı.

Mühür (Mühr-ü Süleyman): Yaratılışın sırrını tutan, üzerinde Kelime-i Tevhid ve ayetler (Kasas 88, Casiye 37, Mü'minun 14) yazılı olan kozmik mühür.

İncir Yaprağı: Geyiğin yemesiyle yeryüzündeki en temiz ve güzel koku olan miske dönüşen Cennet nesnesi.

Asâ (Veya meyve ağacı): Cennet kokusunu taşıyan mübarek ağaç.

Ağlamak: Dünyaya gelen her insanın varoluşsal sancısı.

 

Hz. Süleyman’ın "Adılveküb-ül Cennet" (Cennet Dengi) Tahtı

 

Onuncu Bölüm

Belkıs'ın Tahtını ve Süleyman ile Buluşmasını Beyaneder

Belkıs'ın muazzam sarayının ve tahtının Saba'dan (Yemen) Süleyman'ın huzuruna getirilmesi

İfrit (cin) "sen yerinden kalkmadan getiririm" derken; Süleyman'ın insan olan veziri Asaf bin Berhiya, "Tarfetü'l-ayn (göz açıp kapayıncaya kadar)" getireceğini söyler ve getirir.

Belkıs'ın, zemini billurdan (sırçadan) yapılmış köşkün altındaki akarsuyu gerçek sanıp eteklerini toplaması, onun dünyevi algısının sınırlarını gösterir.

 

Onbirinci Bölüm

Ömürlerin Takdirini Beyân Eder

Zühal (Satürn) Devri: Hz. Adem dönemi. Satürn yavaş hareket ettiği için ömürler bin yıl, boylar ise altmış arşındır.

 

Ay Devri: Yaşadığımız son dönem. Ay, felekler arasında en hızlı dönen gök cismi olduğu için zaman çok hızlı akar; buna bağlı olarak ömürler kısalmış (60-70 yıl), boylar küçülmüştür.

 

İlm-i Sima

Uzun boylu ahmak olur, kısa boylu fitne/asabi olur, en hayırlısı orta boydur.

Gök gözlü, seyrek sakallı, seyrek dişli ve göbekli olanlardan hayır gelmez.

 

İnsan anne rahmine düştüğünde, rahim meleği o insanın dünyada öleceği ve gömüleceği yerin toprağından bir parça alıp nutfeye (harca) katar.

İnsan dünyada ne kadar kaçarsa kaçsın, ne kadar rızık ararsa arasın, en sonunda harcına katılan o toprağa geri döner ve oraya defnolunur.

 

Onikinci Bölüm

Hışımdan Helak Olan Yerleri Beyan Eder

San'an ve İkâb Bağları: Fakirlere bir salkım üzüm bile koklatmayan, hatta bağ bozumu atıklarını dahi fukaradan esirgeyen cimri toplulukların bağları ilahi bir ateşle ("hışım") bir gecede kül edilmiş.

Cebrail, cezalandırılacak bir köyde dörtyüz abid (gece gündüz ibadet eden) kul görünce şaşırır. Allah ise "Hepsini helak et, çünkü onlar ibadet ediyorlar ama toplumdaki kötülüğe ses çıkarmıyorlar, insanları başıboş bırakıyorlar" buyurur.

 

Katran Kalesi: Şit peygamber döneminden kalan, zübercedden putlara tapan azgın bir topluluğun sarp kalesi. Hz. Süleyman, mekanik veya büyüsel bir güçle bu kaleyi "halfa ile bir taşa çalarak" helak etmiş.

 

Babil Kulesi: Nemrut'un göğe yükselmek için yaptırdığı 6 bin arşınlık devasa kule, Hz. Cebrail'in kamçısıyla üç parçaya bölünür. Oluşan kozmik dehşet ve korkudan ötürü insanlar akıllarını yitirir ve bir anda 72 farklı dilde konuşmaya başlarlar.

Nemrut'un sonu ise evrenin en zayıf varlıklarından biri olan "sivrisinek" ile olur.

 

Basra Mahzeni: Bakkallar, attarlar, ipekçiler mallarıyla taş olmuştur.

 

Sodom ve Gomore: Lût kavminin livata (homoseksüellik) yüzünden helak edilişi, Şeytan'ın bir insan suretinde gelip bağ sahiplerine akıl vermesiyle başlatılır. Şehrin alt üst edilip ters çevrilmesiyle bugün Lût Gölü (Ölü Deniz) olarak bilinen, "kuş uçmaz, suyu acı ve tuzlu" olan göl oluşur.

 

Onüçüncü Bölüm

Hekimlerin Kavlince Otların Hassalarını Beyan Eder

Yebruh-us-Sanem / Âsaf-ı Lükâc (Adam Otu - Mandragora): Şekli insana benzeyen bu kök, Orta Çağ simyasının ve büyüsünün en ünlü bitkisidir.

Gece çıra gibi yanması, topraktan sökülürken çıkardığı çığlığın insanı öldürmesi, bu yüzden bir ip vasıtasıyla köpeğe çektirilerek sökülmesi...

 

Sakankur (Kankur Kertenkele Balığı): Gençlik ve cinsel güç iksiri…

 

İgrip Denizindeki ve Üd'deki Tılsımlı Ağaçlar: Yılda bir kez silkeleyerek tarlalara gübre sağlayan kuşlu ağaç, dokunulduğunda insanı sıtma eden ağaç, kesildiğinde kan akan ve yaprağı çıra gibi yanan ağaç...

 

Zencefil / Tarçın / Dâr-ı Fülfül: Mideyi kızdırır, hazma ve cinsel güce (cimâ) fevkalade faydalıdır.

 

Ceviz-i Hindî: Sidik tıkanıklığına iyi gelir, meniyi (spermi) ziyadeleştirir.

 

Karanfil: Taze süt ile içilirse cinsel gücü artırır, kalbi ferahlatır, üzüntüyü giderir.

 

Bâdir-i Benevüyye (Oğul Otu / Melisa): Kalp çarpıntısına (hakan) ve vesveseye iyi gelir, gussayı (kederi) giderir. Güneş Koç (Hamil) burcundayken altınla kesilirse aşk tılsımı olur.

 

Sığır Kuyruğu: Diş ağrılarına anında şifadır, sütle kaynatılırsa öksürüğü keser, ateşi düşürür.

 

Behmen / Buzeydân: Kalp çarpıntılarına, mafsal (eklem) ağrılarına iyi gelir, zihni geliştirir.

 

Öndördüncü Bölüm

Suretleri, Şekilleri, Bazı Şehirlerden Acayibleri Beyan Eder

Roma şehri muazzam bir kaledir ve içinde Hz. Bilâl, Hz. Ali ve Hz. Muhammed’in tılsımlı suretleri (heykelleri/resimleri) vardır.

 

Zengibâd ve Hindistan’daki Akustik Otomatlar: Denizde beliren taht üzerindeki melek gölgeli Hz. Muhammed sureti veya Hindistan’da kıtlık/ucuzluk zamanı ses çıkaran suretler…

 

Kısas-ı Enbiyâ

Âdem peygamberin kızı Unuk’un ensest/zina ilişkisinden doğan, Nuh Tufanı'nda bile boğulmayıp topuğuna su gelen devasa mitolojik figür Avc (Oğ).

Avc öldükten sonra incik kemiğinin birinin Nil Nehri üzerine köprü yapılması ve üzerinden bin atlının geçmesi…

 

Musa, Allah ile konuştuğu için (Kelîmullah) canını kulaktan veya ağızdan vermek istemez.

Musa’nın ölümünden sonra meleklerin hayrete düşmesi üzerine Allah’ın ahir zaman peygamberini (Hz. Muhammed) ve Dört Halife’nin ruhlarını nur olarak göstermesi…

 

Sırser Kavmi: Boyları 30 arşın, burunları fil hortumu gibi olanlar.

 

Tırmuce/Rivat: Dışarıdan geleni taun (veba) eden veya insan eti yiyen kavimler.

 

Tenâsü Kavmi: Maymun şekilli, insanı yakalayıp semirterek yiyen yamyam topluluklar.

 

Çingenelerin soyu: Mısır’ın boğulan askerlerinin eşleri

 

Bu fesatları yapan cindir, peridir... Cahil kimseler pınar, kuyu başlarına gelerek bezler bağlarlar. Sıtma hastalıklarının geçeceğine inanırlar... Cahilin evliyası cindir.

 

Hz. Ömer, Arabistan'da insanların kutsal sayıp bez bağladığı bir ağacı baltayla keser ve içinden "aksak bir cin" çıkar.

Sizin kutsal sayıp bez bağladığınız tekkeler, pınarlar, ağaçlar aslında evliya mekanı değil; cinlerin ve şeytanın insanı tevhidden (saf inançtan) saptırmak için kurduğu tuzaklardır.

 

Cin ve Şeytan öldürülemez ve mahluk değildir (görünmez kötülüktür), ancak Peri insana munistir, öldürülebilir ve Ağrı Dağı, Rusya, Frenkistan gibi coğrafyalarda yaşarlar. Hatta Nusaybin’dekiler Müslümandır.

 

Onbeşinci Bölüm

Zümrüd-ü Ankâ Hikâyesini Beyân Eder

Havada asılı kalan, gıdaları sadece "tesbih" (Allah'ı anmak) olan ve kıyamete kadar ölmeyecek kuşlar

 

Bu zümrüd dişidir. Kadın memesi gibi memesi vardır. Başı insan, dili insan gibi söyler. Eli gövdesi kuştur...

Doğu (Maşrık) padişahının oğlu ile Batı (Mağrib) padişahının kızı evlenecektir

Anka, Batı padişahının kızını beşikten kaçırıp Kaf Dağı'nda bir ağacın tepesine saklar ve onu büyüterek kaderi engellediğini sanır.

İki genç karşılaşır, birbirlerine aşık olur ve içi boşaltılmış bir hayvan gövdesi (maddesi) yardımıyla gizlice Anka'nın yuvasına giren şehzade, kızla evlenir. Hatta kız yuvada bir çocuk doğurur.

Hz. Süleyman'ın huzuruna içi insan dolu gövdeyi getiren Anka, sandığı açınca kaderin gerçekleştiğini görür. İlahi takdire karşı geldiği için mahcup olur ve kör kalır. İnsanlardan uzaklaşır, viranelere saklanır.

 

Onaltıncı Bölüm

Esrarı Cifriyye ve Havâdis-İ Kevnü, Rumuzu Cifriyyeyi Beyân Eder

Hz. Hasan ve Hüseyin'in hocası olan "Muallim Subtin" (veya İbn-i A'kab) cennetten gelen elmaları yemesiyle karnı şişti ve bir anda "Gayb ilmi kalbine doğdu.

Hz. Ali bir deve derisine 1700 satırlık Cifir kitabı yazmış… Kitapta dünya tarihine gelecek padişahları, yıkılacak şehirleri anlatırmış…

Cifir/Cifr: sütten kesilmiş oğlak derisi' demektir

 

Şii-Sünni kırılmasına atıf yapan kehanetler…

 

Onyedinci Bölüm

Alametlerin Hâllerini ve Kıyamet Alâmetlerini Beyan Eder

Mescidler çok, fakat namaz kılan kişi az olacak.

Mushaflar nakışlanmış... fakat okuyup amel etmeyecekler.

Hakimler rüşvet yiyecek.

Ekabire (zenginlere) tam, fukaraya eksik verecekler.

Çobanlar kurt olacak.

Alimler fâsık olacak.

Ulema azacak, avam kâfir olacak

Benim hicretimin dokuz yüzünden sonra uzlet (bir kenara çekilmek) helâl olacak.

Cümle âlemin gözü ve uyacağı yer Rûm olacak.

 

Deccal'in en büyük silahı kıtlık anında sunduğu sahte bolluktur.

Deccal'in sunduğu cennet aslında cehennem, cehennem ise cennettir

 

Deccal'e karşı direniş Mekke, Medine ve Kudüs hattında kurulur. Hz. İsa gökten (Şam'daki Akminare'ye) iki meleğin omzuna tutunarak iner. Mehdi ile ikindi namazında buluşup Deccal'i Kudüs'te helak ederler. Ardından gelen Ye'cüc ve Me'cüc (Nuh'un çocukları, kısa boylu, sarkık kulaklı) istilası ise Tur Dağı'nda Hz. İsa'nın duası ve mikrobik bir bela (kurtçuklar/karaat) ile temizlenir.

 

Dâbbetü'l-Arz

Safa Tepesi'nden çıkan, Musa'nın asası ve Süleyman'ın yüzüğünü taşıyan bu melez canavar, insanların alnına "Mümin" veya "Kâfir" yazar.

 

Bir Cuma günü hatip hutbede "Elhamdülillah" bile diyemez, sayfalar açılır ve hafızalardaki Kur'an silinir, sayfalar bembeyaz kalır.

 

Evrende sadece dört büyük melek kalır, sonra Allah onların da canını alır.

40 yıl boyunca evren sessiz kaldıktan sonra, arşın altındaki hayat denizinden yağan "meni benzeri" bir suyla, insanlar topraktan "mantar biter gibi" yeniden bitecekler, İsrafil'in üçüncü sûruyla ruhlar bedenlerine birer arı gibi üşüşecektir.

 

Ahvâli ihtisâr ve icmâl ettim. Kim âkıldır bundan da anlar; o ki cahildir, bunun gibi bin söz söylesen kulağına girmez.

 

Onsekizinci Bölüm

Münâcât-ı İlahiyye ve Bazı Mevzular

Halk bin yıl boyunca dilleri ve damakları kurumuş halde, gözleri gökte ilahi emri bekler.

70.000 zebani Cehennemi mahşer yerine getirir.

Cehennem hışımla halkın üzerine hücum ettiği an sadece Hz. Muhammed cehenneme "Dur" diyebilir.

 

İbnü'l-Arabî Kerametleri

Sin harfi, Şın harfine geldiği zaman mezarım keşfedilecek.

Sin (س), Yavuz Sultan Selim'i; Şın (ش) ise Şam'ı temsil eder. Yavuz Sultan Selim Mısır seferine giderken Arabî’nin çöplük içindeki mezarını bulur, üzerine türbe ve cami yaptırır.

 

Sizin rabbiniz ayağımın altındadır

Arabî, "Sizin taptığınız şey (para/altın) benim ayağımın altındadır" diyerek kitlelerin fetişizmini yüzlerine vurmuştur.

 

İbnü'l-Arabî'nin Fahreddin Er-Râzî'ye Mektubu

Arabî, Râzî'nin muazzam zekasını ve kurgusal yeteneğini takdir eder

Arabî'ye göre akıl, insanı ancak bir yere kadar götürür; son mertebede akıl hayrete düşer ve taklide kayar.

Yalnız akıl ve fikre dayananın kalbi asla tam bir mutmainlik (huzur) bulamaz.

 

Arabî, Râzî'nin tıp ve astronomi (hey'et) üzerine yazdığı eserleri över ama sarsıcı bir soru sorar: "Yarın başka bir aleme göç edeceksin; hastası, hastanesi yok, kimi tedavi edeceksin? Gideceğin alemin seması başka, astronomiyi ne yapacaksın?"


  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder