Cennet
Ceren Çavuş - İbn Arabi ve Frithjof Schuon'un Metafizik
Düşüncelerinin Karşılaştırılması - Notlar
Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, 2019
Metafizik, esas itibariyle insanın kendi varlığına dair
sorduğu aslî sorulara cevap bulma çabasıdır.
Frithjof Schuon 20. yy.da yaşamış Müslüman ve sufi bir
metafizikçidir ve onun metafizik anlayışının Tasavvuf metafiziğinin kurucusu
olan İbn Arabi’nin metafizik görüşleriyle karşılaştırılması bu çalışmanın
konusudur.
İki düşünürün sırasıyla muhtelif metafizik perspektiflere
bakışları, onto-teoloji anlayışları ve gnosioloji görüşleri incelenmiş ve
çalışmanın sonucunda İbn Arabi ve Schuon’un metafizik düşüncelerinin örtüştüğü
anlaşılmıştır.
Önsöz
Yola çıkarken temel amacım; biri 13. yüzyıl Endülüs’ünde
Müslüman bir coğrafyada doğmuş, diğeri 20. yüzyıl Avrupa’sında Hristiyan bir
atmosferde yetişmiş iki düşünürün metafizik perspektiflerindeki ortaklığı
göstererek “Hakikat’in mutlaklığı” tezini desteklemekti.
Ancak ne tez sürecindeki okumalarım ne de yaşadığım şahsî
tecrübeler bu amaca hizmet etti. Aksine, beni tam tersi bir istikamete;
postmodernizmden yola çıkarak bir “tasavvuf” eleştirisi yapmaya yöneltti.
Giriş
Çalışma, iki düşünürün onto-teoloji ve gnosioloji (irfan)
anlayışlarını merkeze alır.
Frithjof Schuon (1907-1998), geçtiğimiz yüzyılda bütüncül
bir metafizik doktrin üretmiş sistematik bir metafizikçidir. Kendi eklektik
felsefesini inşa ederken muhtelif düşünce geleneklerinden kavramsal aktarımlar
yapmış, bu aktarımları "tüm geleneklerin ortak bir hakikatin farklı
yansımaları olduğu" (ezelî hikmet / philosophia perennis) teziyle
temellendirmiştir.
Schuon’un modern dönemde yitirilen “mutlak” anlayışını
yeniden ikame etme çabası, doğrudan “Mutlak-göreceli” ayrımına dayanır:
Schuon için metafizik; her şeyden önce “Mutlak ile göreceli
arasındaki ayrımı fark etmek”tir. Amacı, modern rölativizmin (her şeyin
göreceli olduğu düşüncesinin) yarattığı metafizik yoksunluğu izale etmektir.
Ona göre tüm göreceliliklerin ötesinde aşkın bir Hakikat vardır.
İbn Arabî de her şeyi aşkın tek bir Hakikat’in varlığı
noktasında Schuon ile hemfikirdir. Ancak acaba bu iki düşünürün bahsettikleri
“hakikat” aynı hakikat midir?
A. METAFİZİK PERSPEKTİFLER
Schuon, Platonculuğu "gerçek metafizik" olarak
görür ve Aristo'yu rasyonalizmin atası sayarak eleştirir.
Descartes ve Kant'ı ise modern felsefenin
"illetleri" olarak niteler.
Schuon'un düşüncesinde felsefe; hikmet, sophia perennis ve
religio perennis ile eş anlamlıdır.
İlahî Düzen’in (Divine Order) en tepesinde nihaî Hakikat
olan Mutlak, yani “Varlık-Ötesi” bulunmaktadır. O, Kendisi ile iletişim kurmak
ya da Kendini “Kendi olmayan”da görmek için sudur (yayılma) etmektedir. Bu
sudur, Mutlak'ın Kendini akletmesidir (intellection).
İLAHÎ AKIL (Divine Intellect) Aslî ve Mutlak Akıl Katı
LOGOS / KOZMİK AKIL (Cosmic Intellect) İlahî Akıl'ın
Evrensel Tezahürü
İNSAN AKLI (Human Intellect) İçkin Akıl / Hatırlama Organı
Antikler için felsefe, hikmete ahlakî ve varlıksal bir
uygunluktur.
Dolayısıyla felsefe, rasyonalist/profan düşünürlerden ziyade
hakîmlere (sages) mahsustur.
Modern felsefe aşkın "Akıl"ı yitirmiş ve onu
mantıksal çıkarsamalar yapan kuru bir "us"a indirgemiştir. Bilginin
rasyonel biçimi aşkın gerçekliğe ulaşamaz.
Sophia Perennis (Ezelî Hikmet)
Sophia Perennis (veya Philosophia Perennis), Schuon’un
"dinlerin aşkın birliği" doktrinini üzerine bina ettiği merkezî
kavramdır.
İslam dünyasında Sophia Perennis kavramından ilk söz eden
düşünür İbn Miskeveyh’tir:
İbn Miskeveyh, Câvîdân-Hıred (Ezelî Hikmet) adlı eserinde
antik Yunan, Hint ve Pers bilgelerinin öğretilerine yer vererek hakikatin
evrenselliğine ve sürekliliğine vurgu yapmış; bu hikmet zincirinin son ve kâmil
halkasının İslam vahyi olduğunu belirtmiştir.
Metafizik, Mutlak’ın bilgisi olduğundan ve Mutlak da
zaman-mekân kayıtlarından münezzeh bulunduğundan, gerçek metafizik (irfan) her
zaman ve mekânda aynı olmak zorundadır.
Metafizik Mutlak'ın bilimidir.
Ezelî Hikmet bir şeyi, o şey 'ol'uncaya kadar 'algılama'
kapasitesidir.
Bilgi düzeyinde özne ile nesne (Bir olan toplam Gerçeklik)
arasındaki ayrım kalkar; bilge, Bir ile olan aslî özdeşliğini idrak eder.
Bu süreç Platon'un anamnesis (hatırlama) doktamına dayanır.
Zihin-üstü akletme, sıfırdan bilgi edinmek (acquisition) değil, zaten var olanı
hatırlamaktır.
Religio Perennis (Ezelî Din) / Ezoterizm
Ezelî din (religio perennis) ya da Schuon’un ifadesiyle
“bizatihi ezoterizm”, tüm vahiyleri kuşatan ama hiçbir tikel vahiy formu
tarafından hapsedilemeyen evrensel dindir.
Dinler, zamansal ve mekânsal koşullara göre farklı biçimler
alırken, Nihaî Hakikat’ten başkası olmayan "koşulsuz/mutlak" yönleri
her zaman sabit kalır.
Fıtrat, insanın içsel olarak aslî Hakikat’e dönük olan
ilksel ve ilahî özüdür. Religio perennis de benzer şekilde dinlerin “fıtratı”,
yani biçimsel olmayan ilksel normudur.
İbn Arabi ile tasavvuf metafizik bir karakter kazanmıştır.
O, rasyonalist filozofları "hayal gözü"nden mahrum
oldukları için eleştirir.
Hakk’ı görmek için gereken iki göz akıl ve hayaldir.
Schuon, İslam'ı "Birlik Mesajı" ve "Ulûhiyet
dini" olarak görür.
Kendi metafiziğini bir "Şehadet Metafiziği" olarak
kurar.
Eşariliği "kadir-i mutlakçılık" üzerinden
eleştirirken, İbn Arabi'yi de bazı konularda "ortalama tasavvufun"
açmazlarına düşmekle itham eder.
B. BÖLÜM: ONTO-TEOLOJİ
Frithjof Schuon’un metafizik doktrinindeki ilk adım, Mutlak
(Absolute) ile göreceli (relative), Sonsuz (Infinite) ile sonlu (finite)
arasındaki ayrımı idrak etmektir.
Schuon’un Varlık Mertebeleri
1. Mertebe: Varlık-Ötesi (Beyond-Being)
2. Mertebe: Varlık (Being)
3. Mertebe: Varoluş (Existence)
Schuon’un Varlık-Ötesi (Beyond-Being), İbn Arabî'nin ise Zât
veya Ehadiyet olarak adlandırdığı bu ilk mertebe; sıfatlarla belirlenmemiş, saf
ve mutlak gerçeklik alanıdır.
Mutlak, aynı zamanda Sonsuz'dur (Infinite). Sonsuz, yapısı
gereği hiçbir sınır tanımaz; dolayısıyla kendi nehyi (olumsuzu) olan
"sonluluğu" ve "göreceliliği" de içsel bir potansiyel
olarak kendi içinde barındırır. Zât, doğası gereği taşmak ve yansımak isteyen
bir Yüce İyi'dir (Sovereign Good).
Varlık, Zât'ın ilk belirlenimi ve "Yaratıcı
Tanrı"dır.
İbn Arabi'de bu, Zât'ın âleme dönük yüzü olan
"Ulûhiyet"tir.
Şeyler varlıklarını Mutlak/Zorunlu Varlık'tan aldıkları ve
O'nun isimlerinin birer zuhuru (mazharı) oldukları için O'dur.
Şeyler kendi mahiyetleri ve sonlulukları bakımından ele
alındığında Mutlak'tan bütünüyle ayrıdır, yani O değildir.
İbn Arabi'nin "berzah" kavramı ile Schuon'un
"göreceli Mutlak" (relative absolute) kavramı işlevsel olarak
örtüşmektedir.
Varoluş ya da Muhammedî Hakikat
Varoluş, hem kozmosu/âlemi meydana getiren yaratıcı eylemdir
(sebeptir) hem de bu kozmosun içinde, onun sınırlarına tabi bir yansımadır
(sonuçtur).
Varoluş, kozmosu aşan bir İlahî Merkez mi, yoksa kozmosun
içindeki bir basamak mıdır?
Schuon, varoluşsal paradoksu çözmek ve aşkın olan ile içkin
olan arasındaki köprüyü kurmak için Akıl (Intellect) ve Logos kavramlarına
başvurur.
Schuon Tanrı’yı bizzat "İlahî Akıl" olarak
tanımlar. Bu hiyerarşi üç seviyede şekillenir:
İlahî Akıl: Aşkın ve saf olan yaratıcı bilinç.
Kozmik Akıl (Logos / Avatar): Varoluşun merkezindeki kurucu
ve düzenleyici ilke.
İnsan Aklı: Kozmik Aklın insan aynasındaki cüzi yansıması.
Schuon'un "Kozmik Akıl/Logos" olarak adlandırdığı
yapı, İbn Arabî ekolündeki Muhammedî Hakikat (el-Hakîkatü’l-Muhammediyye)
kavramıyla birebir örtüşür. Muhammedî Hakikat de tıpkı Schuon'un Varoluş'u gibi
çift yönlüdür: Bir yüzüyle Hakk'a (Tanrı'ya), diğer yüzüyle halka
(yaratılmışlara) bakar; âlemin hem varlık sebebi hem de ilk nüvesidir.
Schuon'a göre Vahiy, İlahî Akıl’ın kozmik düzleme bir
"dikey müdahalesi" veya sızmasıdır. Bu bağlamda her Vahiy aslında bir
Avatar hükmündedir; zamansal ve mekânsal olanın içine zamansız olanın
girmesidir.
Logos
İbn Arabi Logos hakkında 'farklı kaynaklardan edindikleriyle
sentetik ve sistematik bir teori kuran ilk Müslüman' olarak
nitelendirilmektedir. Afifi, İbn Arabi’nin Logos’u ifade etmek için yirmi
ikiden fazla terim kullandığını söyler.
Muhammedî Hakikat, Hakikatler Hakikati, Üçüncü Şey, Kendisi
ile yaratıkların yaratıldığı Hak, Berzah, İlk Akıl, Yüce Kalem ve Kâmil İnsan...
İnşâü’d-devâir kitabına göre var olanlar üçe ayrılır:
Bizatihi mevcut olan Tanrı, Tanrı ile mevcut olan âlem ve bu ikisi arasında yer
alan, tüm varlığın anası/kökü kabul edilen "Üçüncü Şey". Bu kategori,
ilahî zihinde bir bilgi olarak "makul" (akledilir) iken, dış dünyada
somut bir cismi olmadığı için "madum" (yok) olarak nitelenir.
Küllî Hakikat veya Üçüncü Şey / Ne kadîm (ezeli) ne de hadis
(sonradan olan) olarak kesin bir kalıba sokulabilir. Bu durum, ilahî zihindeki
potansiyel varlık kalıpları olan sabit aynların (a'yân-ı sâbite) doğasıyla
örtüşür; onlar Tanrı'nın "Ol!" hitabıyla mevcut aynlar haline gelen
ayrışmamış ilahî bilgidir.
Üçüncü Şey, ilk yaratılan şey ya da diğer tüm hakikatleri
kuşatan/içeren Hakikat, 'Tanrı’nın bilinci'dir. O âlemi, Kendisine dair bilinci
ile, Kendi bilincini dışsal olarak gerçekleştirmek için yaratmıştır.
Tanrı’nın ezeli suretinin ve küllî makul hakikatlerinin tüm
varlığa yayılması evrenin varoluş zeminidir. Bu ilahî sureti eksiksiz yansıtan
yegane unsur ise, hem ilahî hem kozmik hakikatleri kendinde topladığı için
evrenin kalbi/merkezi olarak konumlandırılan Kâmil İnsan'dır.
C. BÖLÜM: GNOSİOLOJİ
(İrfan Anlayışı)
İrfanî Bilgi (Gnosis) Sufi bilgi, varlık-bilgi özdeşliğine
dayanır. Schuon için bilgi özne ile nesnenin aklî özdeşleşmesidir.
Mutlak’ın Bilgisi ve Kendilik Bilgisi
En temel fark burada ortaya çıkar: Schuon Mutlak'ın (Zât)
Akıl yoluyla bilinebileceğini savunurken, İbn Arabi Zât'ın kesinlikle bilinemez
olduğunu vurgular.
Schuon, "bilgi yolu"nu (jnana) "sevgi
yolu"ndan (bhakti) üstün tutar. Vahyi "objektif akletme", Aklı
ise "sübjektif vahiy" olarak görür.
Tanrı ancak 'olarak' bilinebilir; Tanrı’yı bilmek için O’na
benzemek zorunludur.
Sonuç
Schuon, metafizik bilginin özünün zamansız ve mekânsız
olarak aynı kaldığını (perenyalizm/ebedi felsefe) savunarak eklektik bir sistem
kurmuştur. İslam’ın tevhit ilkesine yaptığı vurgudan ötürü onun sistemi bir
"şehadet metafiziği" olarak nitelendirilebilir. Hem Schuon hem de İbn
Arabî, Hakikat'i yalnızca rasyonel/akli yetilerle sınırlayan felsefecileri ve
kelamcıları eleştirmek noktasında birleşirler.
Schuon; Eş'arileri, ortalama sufileri ve kötülük problemi
ile "abartılı üslubu" nedeniyle de İbn Arabî'yi eleştirir.
Schuon’un Varlık-Ötesi, Varlık ve Varoluş üçlemesi; İbn
Arabî’nin Zât, Ulûhiyet (İsimler) ve Fiiller (İlahî Hazret) şemasıyla büyük
ölçüde örtüşür. İki sistemde de "berzah" ve "nisbet"
(görecelilik) fikirleri esastır. Ancak Logos doktrininde ayrışırlar: Schuon
Logos'u tüm peygamberlere yayarken, İbn Arabî bunu sadece Muhammedî Hakikat'e
hasreder.
Schuon'a göre insan aklı İlahî Akıl'ın yansıması olduğu için
Mutlak'ı bilmeye kâbildir. İbn Arabî’ye göre ise Zât kesinlikle bilinemezdir;
bilen-bilinen birliği kulun ontolojik gerçekliği olmadığı için ancak Allah
tarafından tahakkuk ettirilir.
Schuon irfana ulaşma yöntemi olarak "aklî
sezgi"yi, İbn Arabî ise "keşf"i önerir. Bu iki kavram temelde
kalbi merkez aldığı için birbiriyle örtüşmektedir. İbn Arabî’nin yerdiği
"akıl" Schuon’un sisteminde alt düzey rasyonaliteyi temsil eden
"us"a tekabül eder. Dolayısıyla aralarındaki çatışma derin bir fikir
ayrılığı değil, bir terminoloji farkıdır.
Çalışmanın tamamlanmasıyla ortaya çıkan sonuç Schuon’un
Ekberî bir düşünür olarak nitelenemeyeceğidir. Nitekim o İbn Arabi’yi bazı
hususlarda eleştirmekten çekinmemiş ve onu gerçek bir ezoterist olmaktan uzak
görmüştür.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder