Sefa
Arıcı - Spinoza ve İbnü'l-Arabî'de Özgürlük Sorunu -
Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal
Bilimler Enstitüsü, 2023
Bu çalışmamızda ilk bölümde panteizmin özgürlükle ilişkisi,
sonrasında ise her iki yazarın panteistliği üzerine yapılan değerlendirmeleri
aktaracağız.
İkinci bölümde her iki düşünürün varlık anlayışlarını
karşılaştıracağız. Son bölümde ise Spinoza ve İbnü’l-Arabî’nin karşılaştırmalı
olarak özgürlükle ilgili birçok farklı alanda değerlendirmesi yapılacaktır.
Sonuç olarak temel sorun belirlenimci bir dizgeye sahip olan
her iki düşünürün, buradan hareketle özgürlüğe ne türden bir imkân
tanıdıklarıdır.
Önsöz
İbnü'l-Arabî'yi kendisi gibi belirlenimci bir sisteme sahip
olan Batı filozofu Spinoza ile mukayese etmiş
İbnü’l-Arabî’nin düşüncelerinin belirlenimci görüşe sahip
bir filozofla karşılaştırıldığında görüşlerinin daha net ortaya çıkacağı
kanaatinde
Giriş
Hem Spinoza hem de İbnü’l-Arabî, klasik Tanrı anlayışına
eleştirel yaklaşan paralel sorular sormuşlardır.
Tezin ana iddiası, her iki düşünürün de "içkinci"
(Tanrı'yı evrenin ve varlığın özünde gören) bir yaklaşıma sahip olduğudur. Bu
içkinci yapıda kötülüğün ya da insanın konumunun ne olduğu temel problemdir.
Âdemi şeytan kandırdı ise şeytanı kim kandırdı?
İçkinci bir Tanrı anlayışının savunulduğu bir sistemde bu
sorunun cevabı kesin olarak Tanrı’dır. Öyleyse insanı burada suçlu yapan nedir?
Çalışmamızın ele aldığı sorun da esas itibari ile budur, yani belirlenim
açısından insanın özgürlüğü sorunudur.
Spinoza ve İbnü’l-Arabi’nin Panteizmi
Panteizm ve Özgürlük
Panteizm, Tanrı ve evreni özdeşleştiren, Tanrı'nın dünyaya
içkin olduğunu savunan monist bir öğretidir.
Bu sistemde her şey Tanrı’da bulunur ve Tanrı tek gerçek
varlıktır.
Bu anlayış, evrende her şeyin bir nedensellik zinciriyle
bağlı olduğu "zorunluluk" düşüncesini beraberinde getirir.
Panteizm, Tanrı-evren ikiliğini kaldırarak, Tanrı ve evreni
özdeşleştiren, ikisini bir ve aynı gören bir felsefi öğretidir.
Spinoza ve İbnü’l-Arabi’nin Panteistliği Sorunu
Spinoza genel olarak "katı özdeşlikçi" bir
panteist olarak kabul edilirken, İbnü’l-Arabî’nin panteist olup olmadığı
tartışmalıdır.
Bazı araştırmacılar vahdet-i vücûd ile panteizm arasında
farklar görse de, her iki sistemin de monist olduğu ve zorunluluk düşüncesine
dayandığı belirtilir.
Spinoza ve İbnü’l-Arabi’nin Varlık Düşüncesi
İbnü’l-Arabi’nin Varlık Düşüncesi
Varlık anlayışı "vahdet-i vücûd" (varlığın
birliği) terimiyle ifade edilir.
Varlık; zorunlu (vacip), olanaklı (mümkün) ve olanaksız
olarak üçe ayrılır
Varlık mertebeleri (Hazerât-ı Hamse veya yedili tasnif)
La-Taayyün Mertebesi: Tanrı'nın bilinemez zatını ifade eden,
her türlü sınırlamanın üzerindeki "Mutlak Gayb" mertebesidir.
Taayyün-i Evvel Mertebesi: Tanrı'nın isim ve sıfatlarının
toplu halde bulunduğu, "Allah" ismiyle anılan mertebedir.
Taayyün-i Sani Mertebesi: Şeylerin Tanrı'nın ilmindeki
formları olan ayan-ı sabitelerin bulunduğu mertebedir.
Mertebe-i Ervah, Misal, Şehadet ve İnsan: Ruhların,
imgelerin ve fiziksel dünyanın oluştuğu aşamalardır.
"İnsan-ı kâmil" ise tüm bu mertebeleri kendinde
toplayan en üstün varlıktır.
Spinoza’nın Varlık Düşüncesi
Spinoza varlığı Töz (Tanrı/Doğa), Sıfatlar ve Moduslar
(tavırlar) olarak kurgular.
Tanrı tek tözdür ve her şeyin içkin nedenidir.
Spinoza ve İbnü’l-Arabi’nin Varlık Anlayışlarının
Karşılaştırılması
Her iki düşünür de varlığı zorunlu ve olanaklı olarak ayırır.
İbnü’l-Arabî’nin tecelli kuramı ile Spinoza’nın moduslar
anlayışı arasında büyük benzerlikler vardır; her ikisi de içkin bir Tanrı
anlayışına sahiptir.
Spinoza ve İbnü’l-Arabi’de Özgürlük Sorunu
Tanrısal Belirlenim ve Ahlak: Tanrısal Belirlenim Karşısında
Özgürlük
Her iki düşünürde de katı bir belirlenimcilik (determinizm)
hâkimdir.
Tanrı her şeyi kendi doğasının zorunluluğuyla yapar;
"irade hürlüğü" ile yaratmaz.
İbnü’l-Arabî'ye göre: Âlemde bilinen bütün ihtiyarî
(eylemler), cebirden kaynaklanır. Dolayısıyla herkes ihtiyar ve seçiminde
mecburdur.
Kötülük Sorunu
Kötülük nesnel bir gerçeklik değil, insan algısına dayalı
görece bir kavramdır.
Doğa veya Tanrı açısından her şey tam da olması gerektiği
gibi, yani yetkindir.
Bir şeyin, ayrı olarak ele alındığında değil, yalnız bir
başka şeye göre iyi veya kötü olduğu söylenebilir.
Ruh-Beden İlişkisi
Her iki düşünürde de zihin/ruh ile beden arasında bir
"paralelizm" (koşutçuluk) vardır.
Ruh bedenden ayrı, hür bir iradeye sahip değildir; tüm
istekleri bedenin iştahlarına bağlıdır.
Özgürlük Sorunu
Özgürlük, seçim yapabilme gücü (liberum arbitrium) değil,
kendi doğasının zorunluluğuna göre eyleme halidir.
Gerçek anlamda özgür olan tek varlık Tanrı'dır.
İnsan için özgürlük, dış nedenlerin kölesi olmaktan kurtulup
Tanrısal zorunluluğu kavramaktır.
İnsanın Özgürleşme Süreci
Bilgi Türleri ve Özgürleşme: Spinoza üç (imgelem, akıl,
sezgi), İbnü’l-Arabî de üç (akli, hal, sır) bilgi türünden bahseder.
Özgürleşme, en üst bilgi türüne ulaşarak Tanrı ile
bütünleşmekle (fenâ/yeniden doğuş) mümkündür.
Yetkin İnsanın Toplumsal Durumu
Spinoza yetkin insanın toplumsal yaşamda, akıl rehberliğinde
özgürleşeceğini savunurken; İbnü’l-Arabî’nin kâmil insanı daha bireysel ve
mistiktir, bazen toplumsal kuralların ötesine geçebilir.
Sonuç
Rastlantısallığı reddeden panteist sistemde, Tanrı’nın bile
istenç özgürlüğünün olmaması insan sorumluluğunu tartışmaya açar.
Her iki düşünür de insanı sorumluluktan azat etmez; aksine,
doğa/Tanrı ile bütünleşerek özgürleşmeyi bir erdem ve yükümlülük olarak görür.
İfade farkları ise kavramların özünü maskelemektedir.
Spinoza rasyonalist çizgide akla dayanırken ve "çileci
yaşam tarzını yadsımakta" iken; İbnü'l-Arabî mistik bir cezbe ve aklı aşan
bir hayal gücü öngörür.
Her iki düşünür de monist ve belirlenimci bir sistemde
özgürlüğü "zorunluluğun kavranması" olarak tanımlar.
Spinoza'nın aklı, İbnü’l-Arabî’nin ise mistik sezgiyi önceler.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder