4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Nefsi Arzular - Notlar

İbn Arabi - Nefsi Arzular - Notlar

Mütercim: Şemsettin Yeltekin, Gelenek Yayınları, 2020

 


Muhyiddin İbn Arabi

Mürsiye’nin Almohadlar (Muvahhidler) tarafından işgal edilmesinden sonra, Muvahhid hükümdarı Ebû Yâkub Yûsuf’un soyluluk gösterip aileye yeni yönetimde yer garanti etmesiyle, İbnü'l-Arabî 8 yaşındayken İşbiliye’ye (Sevilla) taşındılar.

 

Ebû Ali Hasan Şekkâz, Ebû Abdullah Muhammed Şerefî, Yûsuf b. Halef Kûmî, Muhammed b. Musa, Sedrânî (Biderânî), İbn Yeşkûr, Ali Selavî ve Ebû Muhammed Abdülaziz el-Mehdevî. Ayrıca Endülüs’ün Zeytun beldesinde yaşayan Yasemin isimli ermiş bir hanımı da mürşitleri arasında zikreder.

 

1198’de tasavvuf merkezi olan Meriye şehrinde inzivaya çekildi. Rüyasında gelen ilhamla, "ona sahip olan kimsenin bir mürşide/şeyhe ihtiyaç duymayacağı" Mevâkiu’n-Nücûm adlı eserini kaleme aldı.

 

Kâbe imamı Mekînüddin Şücâ ile sarsılmaz bir dostluk kurdu.

Mişkâtü’l-Envâr (Mekke), Hilyetü’l-Abdâl (Taif) ve Mağrib şeyhlerini anlatan Dürretü’l-Fâhire (Tunus'taki dostuna hitaben) eserlerini bu dönemde yazdı.

 

1204’te Bağdat üzerinden Musul’a gitti. 1206'da Kahire'ye geçtiğinde resmi dini çevreler öğretilerine düşmanca yaklaşarak onu sapkınlıkla suçladı. Eyyubi hükümdarı el-Melik el-Âdil, İbnü'l-Arabî'yi bu tehlikeli süreçten kurtardı.

 

Konya'da Meşâhidü’l-Esrâr ve Risâletü’l-Envâr eserlerini yazdı. Evhaddüddîn-i Kirmânî ile sohbetler etti ve en büyük talebesi/üvey oğlu Sadreddin Konevî’yi yetiştirdi.

 

Yaşının ilerlemesiyle havasını sevdiği Şam’a yerleşti. Buranın hükümdarı Melik Muazzam ona mürid oldu ve 400'den fazla eserini rivayet için icazet aldı.

1229 (H. 627) Ramazan ayında rüyasında Hz. Peygamber’i (s.a.v.) görerek onun emriyle Fusûsü’l-Hikem’i kaleme aldı. 1232’de Divan’ını topladı ve son yıllarını Fütûhât’ı yeniden düzenleyerek geçirdi.

 

Hikâye

Geçmiş Peygamberlerden birinin hikâyesi.

Dünyadaki varoluşsal çelişkileri sorgular.

Ya Rab: Bir birine zıt çekici kuvvetler, karşılıklı haller bir arada ne yapacağım ne işleyeceğim, nasıl Hidayeti bulacağım, işlerimde hayretteyim, bir çare bulamıyorum.

"Ey kulum: Bana yardımın olsun diye, sana emirler vermedim. İşlerse bana zararı dokunacak diye de nehyetmedim. Belki sana emrettiğim şeyler hep senin faiden için olduğundan sana emirler verdim."

 

Nefs-i Arzular

İbadetlerin zahiri (cismani) ve batıni (ruhani) yönleri

Bedensel ibadetlerin bir cismi bir de ruhu vardır. Zahiri hareketler (cisim) riya ve gizli şirk tehlikesine açıktır. Amellerin Allah katında değer bulması ise tamamen batıni niyetle (ruh) ilgilidir.

 

Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Bu, namazın bedenidir. ‘Allah’ı anmak elbette en büyüğüdür.’ bu da namaz ibadetinin ruhudur.

 

Tezkiye nefsin rezilliklerden temizlenmesidir.

Dünya aşkından doğan üç ana rezillik: Hırs, kibir, kıskançlık…

Hırs: Hz. Âdem'in cennette sınandığı duygudur. Hevaya uymak, cennetten çıkmaya sebep olduğuna göre ona isyan edip karşı çıkmak da cennete girmenin bağımsız bir sebebi olmalıdır.

Kibir: İblis'in sınandığı ve dergâhtan kovulmasına yol açan rezilliktir.

Kıskançlık (Haset): Kabil'in sınandığı ve kardeşini öldürmesine sebep olan kötü huydur.

Bu rezillikler; şehvet, gazap ve bedensel hayatı yöneten kuvvetlerden doğar. Bunların dengelenmesiyle Cesaret, İffet ve Adalet erdemleri oluşur ve buna "ameli hikmet" veya "manevi tıp" denir.

 

Arınan nefis bir ayna halini alır. Varlığın bütün suretleri özgün şekilleri, parlaklıkları, heyetleri ve dönüşleriyle görülürler.

 

Meryem'in ailesinden ayrılıp doğuya gitmesi, ruhun dünyevi kuvvetlerden sıyrılıp feyizlerin kaynağı olan akıl alemine yönelmesidir.

Dünyayla bağı kesen nefs, ilahi nurlarla parlar. Karşısına çıkan insan sureti maddeden soyutlanmış gaybi nurlardır.

Senden kaynaklandığı ortaya çıkan sırlar ve nurlar hakkında konuşma. Hiç kimseye sırrını açma. Yoksa seni kıskanırlar.

 

Nefis

Melekût alemine açılan ilk kapı insan nefsidir.

İnsan, kesinlikle ecram (cisimler) âleminden bir şey değildir. Bilakis o ilahi bir cevher ve sır, latif, melekuti, lahuti bir meşale, ruhani bir kelime, sultani ve rabbani bir isim, zamansal ve mekânsal olmayan bir fiildir.

Hicret, Allah’ın yasakladıklarını terk etmen, Allah’tan başka­sını kalbinden tutup atman ve bütün varlığınla Rabbine yönelmen bir başka ifade ile ölmeden ölmek demektir.

 

Nefsin mücerret (maddi olmayan) bir cevher olduğuna dair burhanlar

 

Nefs-Şeytan İlişkisi

Nefsin en büyük ortağı şeytandır.

Kalbe gelen seslenişlere "Hatır" denir.

 

Nefs’in hevâcisi ile şeytanın vesvesesi, birbirinden şöyle ayırt edilebilir: 'Nefs senden bir şey isterse bunda direnir, inat eder; bu hususta -çok zaman geçse bile- yine de istediğini elde edinceye kadar ısrar eder durur.' ... Şeytan ise seni bir günah işlemeye çağırır da sen de o işi yapmayarak ona karşı koyarsan, o da hemen başka bir günah işletmek için sana vesvese vermeye başlar.

Şeytanın amacı tek bir günah değil, herhangi bir günahı işletmektir.

 

Şeytan ve Nefsi Emmare İlişkisi

Nefs-i Emmare insanın hayvani ve nebati arzularının toplamıdır.

 

Tezkiye-i Nefis

Nefs-i Emmare’de: tezkiye çok ilkel ve hamdır, inbisat etmemiştir... fena ve tezkiye nüve ola­rak vardır.

 

Nefs-i Levvame’de: fena ve tezkiyede nüvelikten çıkma istidadına gelmiştir. Artık nefsin birçok kaba his ve duyguları terbiye ve tezkiye olmuştur.

 

Nefs-i Mülhime’de: kötülük damarları ve kökleri yontulmuş, işleyemez bir hale dönüşmüştür. Bu yüzden nefis artık kötülük kaynağı değil, iyilik kaynağı rengini almıştır.

 

Nefs-i Mutmainne’de: fena ve tezkiye artık kökleşmiş bir sükûnet halini almıştır. Kişinin kemal ve ahlakının tesis edildiği makamdır.

 

Nefs-i Râdiyye’de: Allah’a karşı tam bir teslimiyet ve tevekkül içindedir... Burada fena ve tezkiye teslimiyet ve tevekkül rengini alır.

 

Nefs-i Mardiyye’de: Allah artık bu nefisten razıdır... Burada fena ve tezkiye Allah’ın rızasının rengine bürünmüştür.

 

Nefs-i Kâmile’de: artık nefis tam kemale erişip arınmışlık içindedir... Nefs-i Emmare’de nüve olan fena ve tezkiye, burada artık koca bir çınar olmuştur.

 

Arınmamış bir Nefs-i Emmare, bencil ve kibirlidir.

 

“Nefis”, “İblis”, “Şeytan”, “Ene” Kavramlarının İzahı ve İlişkisi

Ene (Benlik)

Ene, insana verilen bir sahiplenme ve aidiyet duygusudur

Ene'nin Müspet (Hayır) Yüzü: Kulun aczini anlayıp marifet kapılarını açması ve kulluğun özünü yakalamasıdır.

Ene'nin Menfi (Şer) Yüzü: Küfür bataklığında beslenirse, insan cüzi irade ve gücün kendisine ait olduğunu sanır ve Firavunlaşır.

 

Nefis, insan mahiyetinde maddi, cismani ve hayvani yönü temsil eden ve nurani ve latif duyguların terakki ve te­kemmülünde rakip olan bir cihazdır.

 

İblis sözcüğünün anlamı; hayırdan son derece ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen demektir.

 

Şeytan, sözlük anlamı olarak 'Hak’tan uzak olan' demektir. Kavram olarak ise, 'hakka aykırı hareket eden her türlü kişi, güç ve kurumun ortak ve karakteristik adı'dır.

 

Bitkisel Nefsin Kuvvetleri

Bitkisel nefs, bedende sekiz kuvvet vasıtasıyla hüküm sürer.

Hizmet edilen kuvvetlerin ilki, bedenin devamlılığını sağlayan beslenme gücüdür.

Beslenme kuvvetinin altında çalışan dört adet yardımcı (hizmetçi) kuvvet bulunur. Bunlar besini cezp etme, tutma, sindirme ve tortuları atma kuvvetidir.

 

Beslenme kuvveti, ikinci ana kuvvet olan büyüme kuvvetine hizmet eder.

Büyüme kuvveti de üçüncü ana kuvvet olan üretme (üreme) kuvvetinin hizmetçisidir.

 

‘Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.’ Bundan maksat da gazap kuvvetidir. ‘düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden.’ Bundan maksat da gelişme kuvvetidir. ‘Kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden.’ Bundan maksat da aklı kıskanan vehimdir. Bedene yerleştirilmiş bulunan bu üç kuvvet, bütün şerlerin ve afetlerin kaynaklarıdır.

 

Dil Hastalıkları

İlk hastalık, doğru bir sözün nerede ve nasıl söyleneceğini bilmemek, yani ölçüsüzlüktür. Gıybet, dedikodu veya eşlerin mahremiyetini ifşa etmek doğruyu aktarmak olsa da haramdır.

 

Arkadaşlarının açıklarını, aldığı nefesleri sayacak kadar gözetleyenlerin ruhunda kötü bir birikim oluşur.

 

İnsanların özel hallerini, seyahatlerini ve ailelerin gizli durumlarını merak edip sormak dilin büyük bir afetidir.

Kişinin kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, onun Müslümanlığının güzelliğindendir.

 

Bir devlet adamı veya muayyen bir şahsın kötülüğünü, içtihat ve mezhep farklılıklarını gözetmeden eğip bükerek mubah/iyi gibi göstermek bir hastalıktır.

 

Söz hastalıklarını ve ilaçlarını iki kategoride toplayabiliriz: Birincisi sükût etmek istediğin zaman konuşman ve konuşmak istediğin zaman da susmandır; ikincisi ise, sükût ettiğin zaman eğer Allah’a asi olacaksan, ancak o zaman konuşmandır.

 

Nefs Mertebeleri

Yedi Nefs Makamı vardır. Bunlar:

1.         Zulmet makamı olup nefs-i natıka, o makamda EMMARE adını alır.

2.         Nurlar makamı olup nefs-i natıka, o makamda LEVVAME adını alır.

3.         Esrar (sırlar) makamı olup nefs-i natıka, o makam-da MÜLHİME adını alır.

4.         Kemal (olgunlaşma) makamı olup nefs-i natıka, o makamda MUTMAİNNE adını alır.

5.         Vuslat (kavuşma) makamı olup nefs-i natıka, o makamda RAZİYYE adını alır.

6.         Fiillerin tecelli ediş makamı olup nefs-i natıka, o makamda MARZİYYE adını alır.

7.         Sıfat ve İlahi İsimlerin tecelli ediş makamı olup nefs-i natıka, o makamda SAFİYYE adını alır.

 

Nefs-i Emmâre

Nefsin kötülüğü en şiddetli şekilde emrettiği, günahların haram olduğunu bildiği halde gayrimeşru arzularına tamamen mağlup olduğu en ilkel ve karanlık evredir

Nefs-i Emmâre aşamasındaki insanın temel özellikleri, ahkâmı inkar etmesi ve kulluk vecibelerini ağır bulmasıdır.

 

Nefs Tezkiyesi İçin Yapılan Riyazetin Dört Esası: Az yemek, Az uyumak, Az konuşmak, Halvet (Uzlet) ve Çile

 

Nefs-i Levvâme

Kötülükten tamamen sıyrılamamış olsa da, işlediği günahlardan ötürü büyük bir pişmanlık duyup kendi kendini acımasızca kınayan (levmeden) nefistir.

Hak yolun yolcusu, nefs-i levvame makamında iken, şeytan onu yolundan çevirmek için gelir, ona yaptığı salih amellerini, iyi işlerini süslü gösterir; kalbine ucub (kibir) getirir.

 

Nefs-i Mülhime

Nefsin hayır ve şerri, ilham yoluyla kalbinde ayırt etmeye başladığı, kötülükleri fiilen bıraktığı ancak o günahlara karşı olan içsel arzusunu henüz tamamen köreltip yönetemediği geçiş makamıdır

 

Eğer nefs, terbiye ve tâatını artırmış, fakat arzu ve is­teklerini hâlâ unutmamış, ancak bırakmış, manevi terakki ve yükselmeye başlamışsa mülhime’dir.

Bu makamda salik, kainattaki her şeyin Allah'ın elinde olduğunu müşahede ettiğinden mahlukata itirazı bırakır.

Mülhime basamağı mürşidsiz yürünmesi imkansız ve tehlikeli bir virajdır.

 

Nefs-i Mutmainne

Kötü arzu ve isteklerin bütünüyle unutulduğu, bedenin tamamen manevi terakkilere vakfedildiği ve kulun ilahi hitaba doğrudan layık hale geldiği ilk kâmil makamdır.

Ey mutmain olmuş nefis! Sen Rabbinden, Rabbin de senden razı olarak Cennet’ime gir!

Salikin bu makamda olması­nın bir alameti de şeriattan zerre kadar ayrılmamasıdır.

 

Nefs-i Râziyye

Kulun kendi iradesinden vazgeçip, beşeri sıfatlarını tamamen mahvederek sülukun sonundaki mutlak "beka" haline ve "Hakke'l-Yakin" mertebesine ulaştığı rıza makamıdır.

Râziyye makamındaki Allah dostu, kimseden bir şey isteyemeyecek kadar edep deryasına batmıştır ve dille değil, kalple sükut eder.

 

Nefs-i Marziyye

Kulun her haliyle Allah'ın ahlakıyla ahlaklandığı ve Cenab-ı Hakk'ın da kendisinden bizzat razı ve hoşnut olduğu celal ve cemal tecellilerinin birleştiği makamdır.

 

Nefs-i Marziyye sahibinin en şaşırtıcı yönü, insanlara olan sevgisini tamamen Allah adına (fillah) yürüterek iki sevgiyi birleştirebilmesidir.

 

Nefs-i Safiye

Nefs-i safiye sahibi vehbi olan ilm-i ledünne mazhar ol­muş varis-i enbiyadır.

Nefs-i safiye, bütün faziletlere kavuştuğu için ismi kâ­mile olmuştur.

Bu makamdaki arifin meşgul olduğu vird ‘Kahhar’ ismidir.

 

Nefesler Hakkında

Allah’ın nefesi, kokusu bana Yemen doğru geliyor

Hak Teâlâ’nın Peygambere kanat ger­miş nefesidir. İşte bu nefesler ilahi kokulardır.

Bu manevi kokunun peşinden giden arifler, nihayetinde ilimlerin kendisinde toplandığı evrensel bir kutba (mürşide) ulaşırlar.

 

İbn Rüşd ile Karşılaşma

Boynuma sarılarak beni öptü. Ve bana hitaben, Evet dedi. Ben de ona cevaben, Evet diyerek karşılık verdim... Ben de bu sevincin neden olduğunu sezince ona Hayır cevabını verdim. Bunun üzerine yüzü takallüs etti ve rengi değişti, kendinden şüphelenerek şöyle dedi: 'Feyiz ve keşfi İlahi ile emrimizi nasıl buluyorsunuz? Acaba nazarımız mı bunu bize verdi?' dedi. Ona Evet ve Hayır diye cevap verdim. İşte bu evet ve hayır arasında ruhlar, maddelerinden ve boyunlarda, cesetlerin­den uçarlar deyince, İbn Rüşd’ün rengi sararmış, kendisini bir düşünce alarak oturmuştu.

 

Yedi büyük veli (Ebdal)

Pazar Günü: İdris (a.s.)’ın ilminden alınır. Güneşin hareketi, musiki tellerinin sesleri ile mizaçlar arasındaki mukayese, kokuların menşei ve hava yoluyla intikali ilimleri idrak edilir.

 

Pazartesi Günü: Âdem (a.s.)’ın ruhaniyetinden alınır. Ay küresinin yüzmesi, dünya semasındaki süslü eserler, bahtiyarlık-bedbahtlık ve med-cezir ilimleri verilir.

 

Salı Günü: Beşinci semanın bedelinden alınır. Mülkün idari ve siyasi ilmi, ordular teşkili, harp, inşa ve kurbanlar esrarı, doğru yolu görme ve dalalete düşme ilimleridir.

 

Çarşamba Günü: İsa (a.s.)’ın ruhaniyetindendir. Nur ve ışık günüdür. İlham, vehim, vahiy, fikir, rüya, ibadet, sanayi keşifleri, sihir ve tılsım gibi karışık ilimler dağıtılır.

 

Perşembe Günü: Musa (a.s.)’ın ruhaniyetinden verilir. Müşteri yıldızının hareketiyle; bitkiler, namus, ahlak, kerem, hayır ve Allah’a yaklaşma ilimleri neşredilir.

 

Cuma Günü: Beşinci semadaki Yusuf (a.s.)’dan ve Zühre yıldızının bakışından süfli ve ulvi izler hasıl olur.

 

Cumartesi Günü: Birinci semadaki Bedel vasıtasıyla İbrahim el-Halil (a.s.)’ın ruhaniyetinden çıkar. Kıvan (Satürn) yıldızının hareketiyle; insan güzelliğini gösteren tasvir/resim ilmi, sebat, temkin ve beka ilimleri gönderilir.

 

Cehennem

Firavun'un iman durumu

 

Azabı kabul edenler 23.000 yıl kesintisiz azap görürler.

Ardından Rahman’ın gönderdiği bir uykuyla 19.000 yıl baygın kalırlar.

Ayıldıktan sonra derileri yenilenir ve 15.000 yıl daha azap görürler.

Tekrar bir baygınlık gelerek 11.000 yıl sürer.

Ayıldıktan sonra 7.000 yıl acı bir azap duyarlar. Son olarak 3.000 yıl daha baygın kalıp uyandıklarında kendilerine bir zevk ve rahatlık verilir.

"el-Vâsi" isminin tecellisiyle duyusal acılar son bulur ve geriye sadece psikolojik bir korku kalır.

 

Nefse En Ağır Gelen Şey

Nefsi en fazla tahrip eden ve ona en ağır gelen şey, başkasından gelen Hak söze evet demektir.

İki işten, nefsine ağır geleni yap! Çünkü Hak olan iş, nefse ağır gelir.

Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahu Teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür.

Din, nefsin tamamen yok edilmesini değil, akıl ve din sınırları içinde terbiye edilmesini amaçlar.

 

Nefs ve Nefsin Hakları

Nefsin Yedi Mertebesi

Nefs-i Emmâre: Cismanî arzularını yaşayan, kötülüğü emreden nefis.

 

Nefs-i Levvâme: Sık sık düşüp kalkan ama her defasında kendini sorgulayıp Rabbine yönelen nefis.

 

Nefs-i Mülhime: Fenalıklara karşı tavır alan, İlahi mevhibelere mazhar olan nefis.

 

Nefs-i Mutmainne: Tam bir ihlas ve kâmil kullukla vicdanı oturaklaşmış nefis.

 

Nefs-i Râziye: Kendi arzularından vazgeçip Hakk’ın muradına itirazsız bağlanan nefis.

 

Nefs-i Marziyye: Hak hoşnutluğunu en büyük gaye haline getiren nefis.

 

Nefs-i Kâmile (Safiye): İlahi sıfatlarla donanmaya açık, peygamberane azim sahibi nefis.

 

Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, ehlinin hakkı var, nefsinin de hakkı var. Her hak sahibine hakkını ver.

Nefsin istekleri ikiye ayrılır: Hakları (vücudu ayakta tutmak için gerekli olanlar) ve Hazları (yaşamak için gerekli olmayan fazlalıklar). Mücahede hazları yok etmek, hakları ise korumak için yapılır.

 

Kul, kendi bedenine zulmettiğinde bu da bir hak ihlalidir ve ahirette bedenin uzuvları kulun aleyhine şahitlik edecektir.

 

Nefis Kalp ve Akıl ilişkisi

Bünyemizdeki bu üçlü yapı içerisinde beyin hem bir okuma aracı hem de çalışma alanı. Beynin bu fonksiyonlarını maddeleştirecek olursak:

1. Nefsin/solunum sisteminin ürettiği kötü arzu ve istekleri okuma.

2. Kalbe inen bilgiyi aklen okuma.

3. Beynin çalışma alanı oluşu.

 

Çeşitli kaynaklardan edinilen işlenmemiş (ham) fikirler ile nefsin ürettiği kötü arzular beyin tarafından okunur.

Eğer insan aklen çalışmazsa nefse boyun eğer ve cahil kalır. Ancak gayret gösterip aklen çalışırsa, o konuya dair hakiki bilgi kalbe iner.

 

Kulun aklen çalışmaması sonucu cahil kalmasının fıtri kanunudur.

 

İman, aklen edinilen sosyal bir bilgidir. Kalbin imanla yatışması, soruların bilgiyle yanıtlanıp tatmin bulmasıdır.

 

Heva

Aniden kalbime bir heva karıştı...

Öyle ki o heva-i nefisten erkeklerin şehveti kalbimde doğdu. Bundan ötürü yere düştüm. Bütün bedenim simsiyah kesildi... sabunla yıkandığım halde siyahlık gittikçe artıyordu.

 

Nefis Terbiyesi ve İlâhi Huzur

Bedenimiz yani cesedimiz bizim bineğimizdir. Cesedin üzerine sultan olarak ruhumuz konulmuştur. Sultanın veziri olarak aklımız, vezirin askerleri olarak uzuvlarımız konulmuştur.

Nefsiniz bineğinizdir; yumuşaklık ve şefkat ile muamele edin.

 

İnsanlar ya Hz. Yahya gibi fıtraten kâmil doğarlar ya da mücahede (arzulara boyun eğmeme) ve riyazetle (amel-i salih işleme) nefislerini ıslah ederler.

Tevbe Kapısı: Ölüm anında veya kıyamet koptuğunda kapanan, dönüş kapısıdır.

 

Tehzib Kapısı: Çirkin amelleri ayıklayıp, hayırlı ve güzel amelleri adet haline getirmektir.

 

İstikamet Kapısı: Emir ve yasaklar çizgisinden sapmamaktır. Bu en ali makamdır: "Bu makamda yalan yerine doğruluk, şehvet yerine iffet, gazap yerine şecaat, öfke yerine merhamet, menfaat temini yerine beşeriyete hizmet gelir."

 

Takrib (Yakınlaşma) Kapısı: Hak yolcularının zikir, sohbet ve ilim pekiştirmek için bir araya gelerek birbirlerine ayna olmaları, nefislerini birlikte ıslah etmeleridir.

Tasavvufun Anahtar Terimleri

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder