İbn
Arabi - Nefsi Arzular -
Notlar
Mütercim: Şemsettin Yeltekin, Gelenek Yayınları, 2020
Muhyiddin İbn Arabi
Mürsiye’nin Almohadlar (Muvahhidler) tarafından işgal
edilmesinden sonra, Muvahhid hükümdarı Ebû Yâkub Yûsuf’un soyluluk gösterip
aileye yeni yönetimde yer garanti etmesiyle, İbnü'l-Arabî 8 yaşındayken
İşbiliye’ye (Sevilla) taşındılar.
Ebû Ali Hasan Şekkâz, Ebû Abdullah Muhammed Şerefî, Yûsuf b.
Halef Kûmî, Muhammed b. Musa, Sedrânî (Biderânî), İbn Yeşkûr, Ali Selavî ve Ebû
Muhammed Abdülaziz el-Mehdevî. Ayrıca Endülüs’ün Zeytun beldesinde yaşayan
Yasemin isimli ermiş bir hanımı da mürşitleri arasında zikreder.
1198’de tasavvuf merkezi olan Meriye şehrinde inzivaya
çekildi. Rüyasında gelen ilhamla, "ona sahip olan kimsenin bir
mürşide/şeyhe ihtiyaç duymayacağı" Mevâkiu’n-Nücûm adlı eserini kaleme
aldı.
Kâbe imamı Mekînüddin Şücâ ile sarsılmaz bir dostluk kurdu.
Mişkâtü’l-Envâr (Mekke), Hilyetü’l-Abdâl (Taif) ve Mağrib
şeyhlerini anlatan Dürretü’l-Fâhire (Tunus'taki dostuna hitaben) eserlerini bu
dönemde yazdı.
1204’te Bağdat üzerinden Musul’a gitti. 1206'da Kahire'ye
geçtiğinde resmi dini çevreler öğretilerine düşmanca yaklaşarak onu sapkınlıkla
suçladı. Eyyubi hükümdarı el-Melik el-Âdil, İbnü'l-Arabî'yi bu tehlikeli
süreçten kurtardı.
Konya'da Meşâhidü’l-Esrâr ve Risâletü’l-Envâr eserlerini
yazdı. Evhaddüddîn-i Kirmânî ile sohbetler etti ve en büyük talebesi/üvey oğlu
Sadreddin Konevî’yi yetiştirdi.
Yaşının ilerlemesiyle havasını sevdiği Şam’a yerleşti.
Buranın hükümdarı Melik Muazzam ona mürid oldu ve 400'den fazla eserini rivayet
için icazet aldı.
1229 (H. 627) Ramazan ayında rüyasında Hz. Peygamber’i
(s.a.v.) görerek onun emriyle Fusûsü’l-Hikem’i kaleme aldı. 1232’de Divan’ını
topladı ve son yıllarını Fütûhât’ı yeniden düzenleyerek geçirdi.
Hikâye
Geçmiş Peygamberlerden birinin hikâyesi.
Dünyadaki varoluşsal çelişkileri sorgular.
Ya Rab: Bir birine zıt çekici kuvvetler, karşılıklı haller
bir arada ne yapacağım ne işleyeceğim, nasıl Hidayeti bulacağım, işlerimde
hayretteyim, bir çare bulamıyorum.
"Ey kulum: Bana yardımın olsun diye, sana emirler
vermedim. İşlerse bana zararı dokunacak diye de nehyetmedim. Belki sana
emrettiğim şeyler hep senin faiden için olduğundan sana emirler verdim."
Nefs-i Arzular
İbadetlerin zahiri (cismani) ve batıni (ruhani) yönleri
Bedensel ibadetlerin bir cismi bir de ruhu vardır. Zahiri
hareketler (cisim) riya ve gizli şirk tehlikesine açıktır. Amellerin Allah
katında değer bulması ise tamamen batıni niyetle (ruh) ilgilidir.
Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.
Bu, namazın bedenidir. ‘Allah’ı anmak elbette en büyüğüdür.’ bu da namaz
ibadetinin ruhudur.
Tezkiye nefsin rezilliklerden temizlenmesidir.
Dünya aşkından doğan üç ana rezillik: Hırs, kibir,
kıskançlık…
Hırs: Hz. Âdem'in cennette sınandığı duygudur. Hevaya uymak,
cennetten çıkmaya sebep olduğuna göre ona isyan edip karşı çıkmak da cennete
girmenin bağımsız bir sebebi olmalıdır.
Kibir: İblis'in sınandığı ve dergâhtan kovulmasına yol açan
rezilliktir.
Kıskançlık (Haset): Kabil'in sınandığı ve kardeşini
öldürmesine sebep olan kötü huydur.
Bu rezillikler; şehvet, gazap ve bedensel hayatı yöneten
kuvvetlerden doğar. Bunların dengelenmesiyle Cesaret, İffet ve Adalet erdemleri
oluşur ve buna "ameli hikmet" veya "manevi tıp" denir.
Arınan nefis bir ayna halini alır. Varlığın bütün suretleri
özgün şekilleri, parlaklıkları, heyetleri ve dönüşleriyle görülürler.
Meryem'in ailesinden ayrılıp doğuya gitmesi, ruhun dünyevi
kuvvetlerden sıyrılıp feyizlerin kaynağı olan akıl alemine yönelmesidir.
Dünyayla bağı kesen nefs, ilahi nurlarla parlar. Karşısına
çıkan insan sureti maddeden soyutlanmış gaybi nurlardır.
Senden kaynaklandığı ortaya çıkan sırlar ve nurlar hakkında
konuşma. Hiç kimseye sırrını açma. Yoksa seni kıskanırlar.
Nefis
Melekût alemine açılan ilk kapı insan nefsidir.
İnsan, kesinlikle ecram (cisimler) âleminden bir şey
değildir. Bilakis o ilahi bir cevher ve sır, latif, melekuti, lahuti bir
meşale, ruhani bir kelime, sultani ve rabbani bir isim, zamansal ve mekânsal
olmayan bir fiildir.
Hicret, Allah’ın yasakladıklarını terk etmen, Allah’tan
başkasını kalbinden tutup atman ve bütün varlığınla Rabbine yönelmen bir başka
ifade ile ölmeden ölmek demektir.
Nefsin mücerret (maddi olmayan) bir cevher olduğuna dair
burhanlar
Nefs-Şeytan İlişkisi
Nefsin en büyük ortağı şeytandır.
Kalbe gelen seslenişlere "Hatır" denir.
Nefs’in hevâcisi ile şeytanın vesvesesi, birbirinden şöyle
ayırt edilebilir: 'Nefs senden bir şey isterse bunda direnir, inat eder; bu
hususta -çok zaman geçse bile- yine de istediğini elde edinceye kadar ısrar
eder durur.' ... Şeytan ise seni bir günah işlemeye çağırır da sen de o işi
yapmayarak ona karşı koyarsan, o da hemen başka bir günah işletmek için sana
vesvese vermeye başlar.
Şeytanın amacı tek bir günah değil, herhangi bir günahı
işletmektir.
Şeytan ve Nefsi Emmare İlişkisi
Nefs-i Emmare insanın hayvani ve nebati arzularının
toplamıdır.
Tezkiye-i Nefis
Nefs-i Emmare’de: tezkiye çok ilkel ve hamdır, inbisat
etmemiştir... fena ve tezkiye nüve olarak vardır.
Nefs-i Levvame’de: fena ve tezkiyede nüvelikten çıkma
istidadına gelmiştir. Artık nefsin birçok kaba his ve duyguları terbiye ve
tezkiye olmuştur.
Nefs-i Mülhime’de: kötülük damarları ve kökleri yontulmuş,
işleyemez bir hale dönüşmüştür. Bu yüzden nefis artık kötülük kaynağı değil,
iyilik kaynağı rengini almıştır.
Nefs-i Mutmainne’de: fena ve tezkiye artık kökleşmiş bir
sükûnet halini almıştır. Kişinin kemal ve ahlakının tesis edildiği makamdır.
Nefs-i Râdiyye’de: Allah’a karşı tam bir teslimiyet ve
tevekkül içindedir... Burada fena ve tezkiye teslimiyet ve tevekkül rengini
alır.
Nefs-i Mardiyye’de: Allah artık bu nefisten razıdır...
Burada fena ve tezkiye Allah’ın rızasının rengine bürünmüştür.
Nefs-i Kâmile’de: artık nefis tam kemale erişip arınmışlık
içindedir... Nefs-i Emmare’de nüve olan fena ve tezkiye, burada artık koca bir
çınar olmuştur.
Arınmamış bir Nefs-i Emmare, bencil ve kibirlidir.
“Nefis”, “İblis”, “Şeytan”, “Ene” Kavramlarının İzahı ve İlişkisi
Ene (Benlik)
Ene, insana verilen bir
sahiplenme ve aidiyet duygusudur
Ene'nin Müspet (Hayır) Yüzü: Kulun aczini anlayıp marifet kapılarını
açması ve kulluğun özünü yakalamasıdır.
Ene'nin Menfi (Şer) Yüzü: Küfür bataklığında beslenirse,
insan cüzi irade ve gücün kendisine ait olduğunu sanır ve Firavunlaşır.
Nefis, insan mahiyetinde
maddi, cismani ve hayvani yönü temsil eden ve nurani ve latif duyguların
terakki ve tekemmülünde rakip olan bir cihazdır.
İblis sözcüğünün anlamı;
hayırdan son derece ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen demektir.
Şeytan, sözlük anlamı
olarak 'Hak’tan uzak olan' demektir. Kavram olarak ise, 'hakka aykırı hareket
eden her türlü kişi, güç ve kurumun ortak ve karakteristik adı'dır.
Bitkisel Nefsin Kuvvetleri
Bitkisel nefs, bedende sekiz kuvvet vasıtasıyla hüküm sürer.
Hizmet edilen kuvvetlerin ilki, bedenin devamlılığını
sağlayan beslenme gücüdür.
Beslenme kuvvetinin altında çalışan dört adet yardımcı
(hizmetçi) kuvvet bulunur. Bunlar besini cezp etme, tutma, sindirme ve
tortuları atma kuvvetidir.
Beslenme kuvveti, ikinci ana kuvvet olan büyüme kuvvetine
hizmet eder.
Büyüme kuvveti de üçüncü ana kuvvet olan üretme (üreme)
kuvvetinin hizmetçisidir.
‘Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.’ Bundan maksat
da gazap kuvvetidir. ‘düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden.’
Bundan maksat da gelişme kuvvetidir. ‘Kıskandığı vakit kıskanç kişinin
şerrinden.’ Bundan maksat da aklı kıskanan vehimdir. Bedene yerleştirilmiş
bulunan bu üç kuvvet, bütün şerlerin ve afetlerin kaynaklarıdır.
Dil Hastalıkları
İlk hastalık, doğru bir sözün nerede ve nasıl söyleneceğini
bilmemek, yani ölçüsüzlüktür. Gıybet, dedikodu veya eşlerin mahremiyetini ifşa
etmek doğruyu aktarmak olsa da haramdır.
Arkadaşlarının açıklarını, aldığı nefesleri sayacak kadar
gözetleyenlerin ruhunda kötü bir birikim oluşur.
İnsanların özel hallerini, seyahatlerini ve ailelerin gizli
durumlarını merak edip sormak dilin büyük bir afetidir.
Kişinin kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, onun
Müslümanlığının güzelliğindendir.
Bir devlet adamı veya muayyen bir şahsın kötülüğünü, içtihat
ve mezhep farklılıklarını gözetmeden eğip bükerek mubah/iyi gibi göstermek bir
hastalıktır.
Söz hastalıklarını ve ilaçlarını iki kategoride
toplayabiliriz: Birincisi sükût etmek istediğin zaman konuşman ve konuşmak
istediğin zaman da susmandır; ikincisi ise, sükût ettiğin zaman eğer Allah’a
asi olacaksan, ancak o zaman konuşmandır.
Nefs Mertebeleri
Yedi Nefs Makamı vardır. Bunlar:
1. Zulmet
makamı olup nefs-i natıka, o makamda EMMARE adını alır.
2. Nurlar
makamı olup nefs-i natıka, o makamda LEVVAME adını alır.
3. Esrar
(sırlar) makamı olup nefs-i natıka, o makam-da MÜLHİME adını alır.
4. Kemal
(olgunlaşma) makamı olup nefs-i natıka, o makamda MUTMAİNNE adını alır.
5. Vuslat
(kavuşma) makamı olup nefs-i natıka, o makamda RAZİYYE adını alır.
6. Fiillerin
tecelli ediş makamı olup nefs-i natıka, o makamda MARZİYYE adını alır.
7. Sıfat ve
İlahi İsimlerin tecelli ediş makamı olup nefs-i natıka, o makamda SAFİYYE adını
alır.
Nefs-i Emmâre
Nefsin kötülüğü en şiddetli şekilde emrettiği, günahların
haram olduğunu bildiği halde gayrimeşru arzularına tamamen mağlup olduğu en
ilkel ve karanlık evredir
Nefs-i Emmâre aşamasındaki insanın temel özellikleri, ahkâmı
inkar etmesi ve kulluk vecibelerini ağır bulmasıdır.
Nefs Tezkiyesi İçin Yapılan Riyazetin Dört Esası: Az yemek, Az
uyumak, Az konuşmak, Halvet (Uzlet) ve Çile
Nefs-i Levvâme
Kötülükten tamamen sıyrılamamış olsa da, işlediği
günahlardan ötürü büyük bir pişmanlık duyup kendi kendini acımasızca kınayan
(levmeden) nefistir.
Hak yolun yolcusu, nefs-i levvame makamında iken, şeytan onu
yolundan çevirmek için gelir, ona yaptığı salih amellerini, iyi işlerini süslü
gösterir; kalbine ucub (kibir) getirir.
Nefs-i Mülhime
Nefsin hayır ve şerri, ilham yoluyla kalbinde ayırt etmeye
başladığı, kötülükleri fiilen bıraktığı ancak o günahlara karşı olan içsel
arzusunu henüz tamamen köreltip yönetemediği geçiş makamıdır
Eğer nefs, terbiye ve tâatını artırmış, fakat arzu ve isteklerini
hâlâ unutmamış, ancak bırakmış, manevi terakki ve yükselmeye başlamışsa
mülhime’dir.
Bu makamda salik, kainattaki her şeyin Allah'ın elinde
olduğunu müşahede ettiğinden mahlukata itirazı bırakır.
Mülhime basamağı mürşidsiz yürünmesi imkansız ve tehlikeli
bir virajdır.
Nefs-i Mutmainne
Kötü arzu ve isteklerin bütünüyle unutulduğu, bedenin
tamamen manevi terakkilere vakfedildiği ve kulun ilahi hitaba doğrudan layık
hale geldiği ilk kâmil makamdır.
Ey mutmain olmuş nefis! Sen Rabbinden, Rabbin de senden razı
olarak Cennet’ime gir!
Salikin bu makamda olmasının bir alameti de şeriattan zerre
kadar ayrılmamasıdır.
Nefs-i Râziyye
Kulun kendi iradesinden vazgeçip, beşeri sıfatlarını tamamen
mahvederek sülukun sonundaki mutlak "beka" haline ve
"Hakke'l-Yakin" mertebesine ulaştığı rıza makamıdır.
Râziyye makamındaki Allah dostu, kimseden bir şey
isteyemeyecek kadar edep deryasına batmıştır ve dille değil, kalple sükut eder.
Nefs-i Marziyye
Kulun her haliyle Allah'ın ahlakıyla ahlaklandığı ve Cenab-ı
Hakk'ın da kendisinden bizzat razı ve hoşnut olduğu celal ve cemal
tecellilerinin birleştiği makamdır.
Nefs-i Marziyye sahibinin en şaşırtıcı yönü, insanlara olan
sevgisini tamamen Allah adına (fillah) yürüterek iki sevgiyi
birleştirebilmesidir.
Nefs-i Safiye
Nefs-i safiye sahibi vehbi olan ilm-i ledünne mazhar olmuş
varis-i enbiyadır.
Nefs-i safiye, bütün faziletlere kavuştuğu için ismi kâmile
olmuştur.
Bu makamdaki arifin meşgul olduğu vird ‘Kahhar’ ismidir.
Nefesler Hakkında
Allah’ın nefesi, kokusu bana Yemen doğru geliyor
Hak Teâlâ’nın Peygambere kanat germiş nefesidir. İşte bu
nefesler ilahi kokulardır.
Bu manevi kokunun peşinden giden arifler, nihayetinde
ilimlerin kendisinde toplandığı evrensel bir kutba (mürşide) ulaşırlar.
İbn Rüşd ile Karşılaşma
Boynuma sarılarak beni öptü. Ve bana hitaben, Evet dedi. Ben
de ona cevaben, Evet diyerek karşılık verdim... Ben de bu sevincin neden
olduğunu sezince ona Hayır cevabını verdim. Bunun üzerine yüzü takallüs etti ve
rengi değişti, kendinden şüphelenerek şöyle dedi: 'Feyiz ve keşfi İlahi ile
emrimizi nasıl buluyorsunuz? Acaba nazarımız mı bunu bize verdi?' dedi. Ona
Evet ve Hayır diye cevap verdim. İşte bu evet ve hayır arasında ruhlar,
maddelerinden ve boyunlarda, cesetlerinden uçarlar deyince, İbn Rüşd’ün rengi
sararmış, kendisini bir düşünce alarak oturmuştu.
Yedi büyük veli (Ebdal)
Pazar Günü: İdris (a.s.)’ın
ilminden alınır. Güneşin hareketi, musiki tellerinin sesleri ile mizaçlar
arasındaki mukayese, kokuların menşei ve hava yoluyla intikali ilimleri idrak
edilir.
Pazartesi Günü: Âdem (a.s.)’ın
ruhaniyetinden alınır. Ay küresinin yüzmesi, dünya semasındaki süslü eserler,
bahtiyarlık-bedbahtlık ve med-cezir ilimleri verilir.
Salı Günü: Beşinci semanın bedelinden alınır. Mülkün idari
ve siyasi ilmi, ordular teşkili, harp, inşa ve kurbanlar esrarı, doğru yolu
görme ve dalalete düşme ilimleridir.
Çarşamba Günü: İsa (a.s.)’ın
ruhaniyetindendir. Nur ve ışık günüdür. İlham, vehim, vahiy, fikir, rüya,
ibadet, sanayi keşifleri, sihir ve tılsım gibi karışık ilimler dağıtılır.
Perşembe Günü: Musa (a.s.)’ın
ruhaniyetinden verilir. Müşteri yıldızının hareketiyle; bitkiler, namus, ahlak,
kerem, hayır ve Allah’a yaklaşma ilimleri neşredilir.
Cuma Günü: Beşinci semadaki Yusuf
(a.s.)’dan ve Zühre yıldızının bakışından süfli ve ulvi izler hasıl
olur.
Cumartesi Günü: Birinci semadaki Bedel vasıtasıyla İbrahim el-Halil (a.s.)’ın ruhaniyetinden çıkar.
Kıvan (Satürn) yıldızının hareketiyle; insan güzelliğini gösteren tasvir/resim
ilmi, sebat, temkin ve beka ilimleri gönderilir.
Cehennem
Firavun'un iman durumu
Azabı kabul edenler 23.000 yıl kesintisiz azap görürler.
Ardından Rahman’ın gönderdiği bir uykuyla 19.000 yıl baygın
kalırlar.
Ayıldıktan sonra derileri yenilenir ve 15.000 yıl daha azap
görürler.
Tekrar bir baygınlık gelerek 11.000 yıl sürer.
Ayıldıktan sonra 7.000 yıl acı bir azap duyarlar. Son olarak
3.000 yıl daha baygın kalıp uyandıklarında kendilerine bir zevk ve rahatlık
verilir.
"el-Vâsi" isminin tecellisiyle duyusal acılar son
bulur ve geriye sadece psikolojik bir korku kalır.
Nefse En Ağır Gelen Şey
Nefsi en fazla tahrip eden ve ona en ağır gelen şey,
başkasından gelen Hak söze evet demektir.
İki işten, nefsine ağır geleni yap! Çünkü Hak olan iş, nefse
ağır gelir.
Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür.
Çünkü nefs, Allahu Teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür.
Din, nefsin tamamen yok edilmesini değil, akıl ve din
sınırları içinde terbiye edilmesini amaçlar.
Nefs ve Nefsin Hakları
Nefsin Yedi Mertebesi
Nefs-i Emmâre: Cismanî arzularını yaşayan, kötülüğü emreden
nefis.
Nefs-i Levvâme: Sık sık düşüp kalkan ama her defasında
kendini sorgulayıp Rabbine yönelen nefis.
Nefs-i Mülhime: Fenalıklara karşı tavır alan, İlahi
mevhibelere mazhar olan nefis.
Nefs-i Mutmainne: Tam bir ihlas ve kâmil kullukla vicdanı
oturaklaşmış nefis.
Nefs-i Râziye: Kendi arzularından vazgeçip Hakk’ın muradına
itirazsız bağlanan nefis.
Nefs-i Marziyye: Hak hoşnutluğunu en büyük gaye haline
getiren nefis.
Nefs-i Kâmile (Safiye): İlahi sıfatlarla donanmaya açık,
peygamberane azim sahibi nefis.
Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, ehlinin hakkı var,
nefsinin de hakkı var. Her hak sahibine hakkını ver.
Nefsin istekleri ikiye ayrılır: Hakları (vücudu ayakta
tutmak için gerekli olanlar) ve Hazları (yaşamak için gerekli olmayan
fazlalıklar). Mücahede hazları yok etmek, hakları ise korumak için yapılır.
Kul, kendi bedenine zulmettiğinde bu da bir hak ihlalidir ve
ahirette bedenin uzuvları kulun aleyhine şahitlik edecektir.
Nefis Kalp ve Akıl ilişkisi
Bünyemizdeki bu üçlü yapı içerisinde beyin hem bir okuma
aracı hem de çalışma alanı. Beynin bu fonksiyonlarını maddeleştirecek olursak:
1. Nefsin/solunum sisteminin ürettiği kötü arzu ve istekleri
okuma.
2. Kalbe inen bilgiyi aklen okuma.
3. Beynin çalışma alanı oluşu.
Çeşitli kaynaklardan edinilen işlenmemiş (ham) fikirler ile
nefsin ürettiği kötü arzular beyin tarafından okunur.
Eğer insan aklen çalışmazsa nefse boyun eğer ve cahil kalır.
Ancak gayret gösterip aklen çalışırsa, o konuya dair hakiki bilgi kalbe iner.
Kulun aklen çalışmaması sonucu cahil kalmasının fıtri
kanunudur.
İman, aklen edinilen sosyal bir bilgidir. Kalbin imanla
yatışması, soruların bilgiyle yanıtlanıp tatmin bulmasıdır.
Heva
Aniden kalbime bir heva karıştı...
Öyle ki o heva-i nefisten erkeklerin şehveti kalbimde doğdu.
Bundan ötürü yere düştüm. Bütün bedenim simsiyah kesildi... sabunla yıkandığım
halde siyahlık gittikçe artıyordu.
Nefis Terbiyesi ve İlâhi Huzur
Bedenimiz yani cesedimiz bizim bineğimizdir. Cesedin üzerine
sultan olarak ruhumuz konulmuştur. Sultanın veziri olarak aklımız, vezirin
askerleri olarak uzuvlarımız konulmuştur.
Nefsiniz bineğinizdir; yumuşaklık ve şefkat ile muamele
edin.
İnsanlar ya Hz. Yahya gibi fıtraten kâmil doğarlar ya da
mücahede (arzulara boyun eğmeme) ve riyazetle (amel-i salih işleme) nefislerini
ıslah ederler.
Tevbe Kapısı: Ölüm anında veya kıyamet koptuğunda kapanan,
dönüş kapısıdır.
Tehzib Kapısı: Çirkin amelleri ayıklayıp, hayırlı ve güzel
amelleri adet haline getirmektir.
İstikamet Kapısı: Emir ve yasaklar çizgisinden sapmamaktır.
Bu en ali makamdır: "Bu makamda yalan yerine doğruluk, şehvet yerine
iffet, gazap yerine şecaat, öfke yerine merhamet, menfaat temini yerine
beşeriyete hizmet gelir."
Takrib (Yakınlaşma) Kapısı: Hak yolcularının zikir, sohbet
ve ilim pekiştirmek için bir araya gelerek birbirlerine ayna olmaları,
nefislerini birlikte ıslah etmeleridir.
…
Tasavvufun Anahtar Terimleri
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder