Turan
Şimşek - Muhyiddin İbnü'l-Arabî'de Hakikat Kavramı -
Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Sosyal
Bilimler Enstitüsü, 2025
İbnü’l- Arabî’nin düşünce sistemi varlık üzerine kuruludur.
Hakikat ise varlık ve bilgiyle iç içe geçmiş bir mahiyete sahiptir. Bu nedenle
çalışmada İbnü’l-Arabî’nin hakikat kavramı bağlamında onun varlık ve bilgi
görüşleri incelenmiştir.
Varlık, tek hakikat iken mevcutlar bu hakikatin birer
yansıması, bilgi ise bu hakikatin bir ifadesidir.
Varlık, tek hakikat iken mevcutlar bu hakikatin birer
yansıması, bilgi ise bu hakikatin bir ifadesidir.
Önsöz
…onun hakikat anlayışı çift kanatlı bir pencereye
benzetilebilir. Bu kanatlardan birisi varlık ve diğeri ise bilgidir. Bu iki
kanat açıldığında görülen sadece tek bir hakikattir ki o da Hakk Teâlâ’dır.
Giriş
Hakikat, bir şeyin kendi mahiyetine uygun biçimde örtüsünü
açarak tezahür etmesi ve insanın bu tezahürün bilincine varması durumudur.
Aristoteles'e göre hakikat dış dünyadaki varlıkla
örtüşmelidir; bu yüzden doğada karşılığı olmayan soyut alanlar hakikatin
doğrudan zemini olamaz.
Sühreverdî hakikati en yüksek derecede "varlığı zorunlu
olan Hakk Teâlâ" ile ilişkilendirir.
Birinci Bölüm: Hakikat kavramının varlıksal (ontolojik)
boyutu; varlık, a’yân-ı sâbite, ilâhî isimler ve insan ilişkisi ele
alınacaktır.
İkinci Bölüm: Bilgi ve hakikat ilişkisi (epistemolojik
boyut); hakikate ulaşma araçları ve Tanrısal bilginin temeli incelenecektir.
İbnü’l-Arabî’de Hakikat Kavramının Varlıksal Boyutu
Hakikat Kavramına Genel Bakış
İbnü’l-Arabî’ye göre hakikat, benzerlik, farklılık ve
karşıtlığı ile varlığın kendinde bulunduğu durumudur.
O, hakikati bazen "zât" veya "vech"
(yüz) kavramlarıyla karşılar; bir şeyin yüzü o şeyin hakikatinden başkası
değildir.
Hakikatler asla değişmez; eğer değişselerdi âlemin nizamı
bozulurdu.
Hakikat ve Varlık İlişkisi
İbnü’l-Arabî’nin felsefesi bütünüyle varlık (vücûd) üzerine
kuruludur.
Hakk Teâlâ / 'Mutlak Varlık'
Hakk Teâlâ’nın varlığı söz konusu olduğunda diğer varlıklar
ancak hayal hükmünde kalmaktadır.
Hakikat ve Varlık Mertebeleri
Varlık, Tek olmasına rağmen farklı mertebelerde tezahür eder.
Bu mertebeler genellikle "beş hazret" veya yedi
mertebe (Lâ-taayyün'den İnsan-ı Kâmil'e kadar) şeklinde tasnif edilir.
Mertebeler, Mutlak Varlığın kendisini izhar ettiği
açılımlardır ve her mertebede Hakk Teâlâ tezahür eder.
Hakikat ve Mümkün Varlık
Mümkün varlıklar, hakikatleri itibarıyla "yokluk
mahiyetindedir" ve yalnızca Hakk'ın varlığı sayesinde ortaya çıkarlar.
İbnü’l-Arabî’ye göre mümkün varlık, Mutlak Varlık olan ışık
ile mutlak yokluk olan karanlığın birleştiği yerde ortaya çıkan görüntüdür.
Hakikat Kavramı ve A’yân-ı Sâbite İlişkisi
A’yân-ı sâbite, henüz dış dünyada varlık kazanmamış olan,
Allah’ın ilmindeki sabit hakikatlerdir.
Bunlar felsefedeki "mahiyete" karşılık gelir ve
"varlık kokusu almamış sabit hakikatler" olarak tanımlanır.
Hakikat Kavramı ve İlâhî İsimler İlişkisi
İlâhî isimler, dışta var olmayan aklî hakikatler ve
nispetlerdir.
İbnü’l-Arabî’ye göre hakikat bilgisi tüm ilâhî isimlerin
bilgisidir ve tüm bu isimleri kendinde toplayan ism-i cami "Allah"
ismidir.
Âlem: İlâhî Hakikatin Zuhuru Âlem, Hakk'ın isim ve
sıfatlarının görünür kılındığı bir aynadır.
İbnü’l-Arabî'ye göre âlem Allah Teâlâ’nın varlığının
gölgesidir.
Âlemin yaratılma sebebi ise Hakk'ın kendini bir ayna olan
âlemde görmeyi istemesidir.
Hakikat Kavramı ve İnsan İlişkisi
İnsan, hakikati itibarıyla ilk var olan, zamansal olarak ise
son yaratılandır; o, gizli varlık hazinesinin anahtarıdır.
İbnü’l-Arabî insanı "küçük âlem" olarak
nitelendirir ve onun ilâhî sûrete göre yaratıldığını vurgular.
İlk Aklın (Yüce Kalem), Hakikat-i Muhammediyye ve İnsan-ı
Kâmil'in Hakikati
İlk Akıl: Allah'ın ilk yarattığı şeydir ve varlığın
genişlemesindeki ilkedir.
Hakikat-i Muhammediyye: Tüm ilâhî isimlerin âlemdeki sureti
ve hakikatler hakikatidir.
İnsan-ı Kâmil: Hakikati ile tüm mertebeleri birleştiren, ism-i
âzam makamında olan varlıktır.
O, varlık ağacının çekirdeği ve nihai meyvesidir.
İbnü’l-Arabî’de Hakikat Kavramının Bilgi Boyutu
Bilgi ve Hakikat İlişkisi
İbnü’l-Arabî varlık ile bilgiyi özdeş kabul eder.
Ona göre bilgi tektir ve esas bilgi bâtındadır.
Bilgi, kalbin bir nesneyi kendi hakikati üzere idrak
etmesidir.
Hakikate Ulaşmadaki Araçlar
Duyu: İlk temas vasıtalarıdır; duyular yanılmaz, yanılgı
akıl süzgecindeki hatalı hükümden kaynaklanır.
Hayal: Duyular ile akıl arasında bir köprüdür.
İbnü’l-Arabî’ye göre hayal, Allah Teâlâ ile âlemi birbirine
yakınlaştıran bir yapıdadır.
Akıl: Duyulardan gelen verileri yorumlar ancak metafizik
alanda yetersiz kalır.
Rasyonel akıl, Hakk Teâlâ’ya dair bilgileri doğrudan idrak
etmekten perdelenmiştir.
Keşif ve İlham: En sağlam bilgi yoludur.
Keşif, "hakikatin doğrudan, aracısız olarak kalbe
doğmasıdır.
İbnü’l-Arabî, "Mutlak Varlıkla ilgili en güvenilir
bilgi ancak keşf sayesinde kazanılır der.
Tanrısal Bilginin Hakikatin Temeli Oluşu
Her ilmin esası ilâhî ilimdir.
İbnü’l-Arabî’ye göre "gerçek anlamda bilgi olarak
adlandırılabilecek yegâne bilgi 'Allah bilgisi'dir.
A’yân-ı Sâbitenin Epistemolojik Boyutu
A’yân-ı sâbite, bilginin temel nesnesi ve değişmez
gerçekliğidir.
Gerçek bilgi, bir şeyin zâtına, yani Allah'ın ilmindeki
sabit hali olan a'yân-ı sâbitesine dair olan bilgidir.
Sonuç
Bir şeyin yüzü (vechi) ve zâtı onun hakikatidir.
Hakk Teâlâ’nın dışında olanların kendiliklerinde bulunduğu
durum yokluktan varlığa gelmedir.
Hakikati yokluk olanın ise gerçek fail olma durumu ortadan
kalkar. Bu nedenle Hakk Teâlâ’nın niteliklerinin ve âleme aitmiş gibi görünen
özelliklerin yaratılmışlardan olumsuzlanması hakikat olmaktadır.
İbnü’l-Arabî bir ve tek olan Hakk Teâlâ’yı varlığın aslı
olarak görür ve oluşturduğu felsefî sistemi bu tek-bir hakikatin üzerine kurar.
Ontolojik olarak hakikati arayan ancak Hakk’ı bulduğunda
hakikati bulacaktır.
İbnü’l-Arabî düşüncesinde varlık mutlak ve mümkün olarak
ikiye ayrılır. Mutlak Varlık, varlığı kendinden olan zorunlu varlıktır ve Hakk
Teâlâ’nın zâtıdır. Hakk Teâlâ’nın dışında olanlar ise hakikatleri yokluk olup
ancak yaratılma imkânı olan mümkün varlıklardır.
İbnü’l-Arabî düşüncesinde Hakk Teâlâ’nın ezeli ilminde
bulunan ve varlığa gelecek her şeyin hakikatini barındıran a’yân-ı sâbitedir.
Tüm varlık bu a’yân-ı sâbiteden müteşekkil olarak varlık giyinir.
Hakk Teâlâ zâtı itibariyle değil isimleri itibariyle
bilinir. İlâhî isimler ayrı bir varlık olarak değil Hakk Teâlâ’nın nispetleri
olarak görülür. İşte âlemin var olmasının ve var edilen hakikatlerin anlam
kazanmasının sebebi ilâhî isimlerindir.
Tüm isimlerin hakikatlerini toplayan Allah ismi ise insan-ı
kâmile yönelir. Aynı zamanda o, ilâhî suretin sahibi olarak halifelik şerefine
erendir. Hakikat-i Muhammediyye ise ilk akıl, kalem gibi isimler almakla
birlikte hepsi de Hz. Peygamberin ruhunu veya nurunu yansıtan isimlerdir. Âleme
dair tüm hakikatler onda gizlidir. Bu bakımdan o “küçük âlem” olur.
İbnü’l-Arabî’ye göre Hakk Teâlâ’nın varlığı ile bilgisi
özdeştir. Çünkü O’nun bilgisi, zâtından ayrı düşünülemez. Bu nedenle, hakikatin
bilgisi ancak Hakk Teâlâ’nın ilminden kaynaklanabilir. Gerçek bilgi de bu ilmin
bir yansıması olarak keşf, ilham ve vahiy vasıtasıyla ortaya çıkar.
Varlıkta tecelli eden tüm hakikatler nihayetinde tek bir
hakikate bağlanmakta ve mutlak birliğe işaret etmektedir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder