İbn
Arabi - Risaletu Ruhi'l Kuds Fi Muhasabeti'n Nefs -
Notlar
Nefis Muhasebesinde Kutsal Ruh Risalesi
Mütercim: Vahdettin İnce, Kitsan
Bu eser Arabi’nin dostu Ebu Muhammed Abdulaziz'in bazı
sorularına cevap vermek üzere 1203-1204 kaleme almış olduğu risaledir.
…
Bilin ki ben, size Rabbimin izniyle nasihat ediciyim.
Allah, nebisine (s.a.v) dünyayı seçmemiş, bilakis Onu bir
fakr olarak seçmiştir. Hak, dünya nimetlerini Nebisine (s.a.v.) vermeye razı
olmadı, Nebi (s.a.v.) de kızma ve vasisine Ali (r.a.) sunmaya razı olmadı. Eğer
Resulullahı (s.a.v.) örnek almayacaksan, Hakkin vahiy indirdiği menzili
bilmeyeceksen, Allah'ı bilme sınırlarının dışına çıkmış olursun.
Bir gece, şu risaleyi kendisine yazdığımız Ebu Muhammed
Abdulaziz le beraberdik ve biz akşam yemeğini yiyorduk. Bir arife dünyanın
geniş ölçüde yönelmesinden ve arifin de kalbini dünyaya bağlamadan onda
tasarruf etmesinden konuşuyorduk.
Bu Risalede güttüğüm amaç, nefsani ve rabbani marifeti ön
plana çıkarıp, güzel söze ve salih amele teşvik etmektir. Dostunuz size bu
risaleyi Mekke'de -Allah onu korusun ve şereflendirsin- Rebiul evvel ayında
altı yüz senesinde yazdı. Bu mektubu bir hafta boyunca tavafta yanında
gezdirdi, onu Haceru'l esved'e sürdü, yanından ayırmadı
Nefse sürekli hatırlatmada bulunmaya ara vermemek gerekir.
Çünkü nefis zelildir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Hanginizin daha güzel
davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.” Sizi şereflendirmek
için, dememiştir.
İlim bir noktadır. Onu çoğaltan cahillerdir.
Cahil, Allah'tan ve Resulü Ekrem'den haberi olmayanlardır.
Allah, bizi Allah'tan, Allah ehlinden ve has kullarından
uzaklaşmamıza neden olan her şeyden uzaklaştırsın.
…
Nefis Muhasebesinde Kutsal Ruh Risalesi
Öğüt / Nasihat
İnsanlar genel olarak öğüdü doğrudan kendi üzerlerine
almaktan hoşlanmazlar.
Bu yüzden nasihat ederken asla belirli bir şahsı hedef
almadan, genel ve akıcı bir üslup kullanmak gerekir.
Yanlış üslupla yapılan bir tek haklı uyarı bile, muhatabın
nefsini savunmak için yalandan nifaka kadar birçok büyük günahı ardı ardına
işlemesine yol açar.
Şeyh El-Kureşi’nin Menkıbeleri
Hakikat tecelli ettiği an kendi iddiasından derhal vazgeçer
ve teslim olur.
Kibir beslemez.
Zamane Ehlinin Yerilmesi
Ey dostum! Zaman, bu gün çok şiddetlidir.
Kötü Alimler: Sadece midelerinin, dünyalık yiyeceklerinin ve
menfaatlerinin peşindedirler.
Zorba Emirler: Cahildirler, bilmedikleri şeylerle hükmeder
ve insanları cehaletle idare ederler.
Sahte Sufiler: Dünyaperestlikle damgalanmışlardır. Dünya
kalplerinde büyümüş, Hak ise küçülmüştür.
Gerçek zühdden uzaklaştıkları için seccadeyi, hırkayı, postu
ve değneği koruma derdine düşmüşlerdir. Seccadelerini ahmak koca karılar veya
düşte yaşayan çocuklar gibi süsleyip sergilerler.
Namaz kılarken adeta yeri gagalarlar, saflarında şeytanların
sığacağı boşluklar bırakırlar.
"Hakkı gördüm, şöyle uçtum" derler ama altını
kazıdığınızda nefsani bir lezzet ve şeytani bir şehvetten başka sırları yoktur.
Şairler adeta anırır, müritler ise çobanın sesine kulak veren şuursuz sürüler
gibi neye niçin coştuklarını bilmeden sema ederler.
Tihame Dağı Hadisi
"Kıyamet günü bazı kavimler getirilir. Beraberlerinde
Tihame Dağı büyüklüğünde (bembeyaz, devasa) iyilikler vardır. Ancak Allah
onların amellerini un ufak edip dağıtır ve kendilerini ateşe atar."
Hazreti Salim korkuyla sorar: "Ya Resulallah! Onları
bize tarif et, onlardan olmaktan korkarım." Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
"Ey Salim! Onlar oruç tutar, namaz kılarlardı, hatta geceleri çok az
uyurlardı. Ancak kendilerine dünyadan / haramdan bir şey sunulduğunda hemen hiç
düşünmeden üzerine atlarlardı."
Malik b. Dinar bu hadisi duyunca: "Allah'a yemin ederim
ki bu, münafıklıktır" demiştir.
Tarikat Ehlinin Vasıfları
Zünnûn el-Mısrî
Rahattan uzaklaşırlar, tüm çabalarını ibadete
yoğunlaştırırlar ve makamlarının/mertebelerinin düşük olmasını severler.
İnsanlar sevinirken onlar hüzünlenir, insanlar uyurken onlar
uyanık kalırlar.
Yüce Allah onlara şöyle demiştir:
Beni yitirdiği için malul olan biri gelirse size, onu tedavi
edin.
Benden ayrıldığı için hasta olan biri gelirse, ona ilaç
verin.
Benden korkan biri gelirse, ona güven verin.
Benden emin olan biri gelirse, onu korkutun.
Zamanı Zemmederken Dayandığı Temeller
Mekke’nin fethedildiği gün, eşlerinden birinin gerdanlığı
kaybolunca Ebubekir (r.a.) ah çekip, "Bugün emanet insanlardan
alınmıştır" demiştir. Bir tek olaydan yola çıkarak tüm zaman hakkında bu
hükmü vermiştir.
Kendi zamanındaki insanların cimrilik ve kötü ahlakına bakıp
iç geçirmiş ve şair Lebid'in "Halkı şifalı olanlar göçüp gittiler, ben ise
uyuz derisi gibi arkada kaldım" beytini okuyarak, "Lebid bizim
zamanımızı görseydi ne derdi?" diye kendi asrını yermiştir.
Yemenliler hicret edip Kur'an dinlediklerinde ağlamaya
başlayınca, Hz. Ebubekir: "Biz de önceleri böyle idik (ağlardık), sonra
kalpler katılaştı" diyerek zamanla meydana gelen manevi gerilemeye dikkat
çekmiştir.
Şeyh-i Ekber ve Nefsi Arasında
Nefis, varlığı gerekli olan bir hakikattir; aslolan onu
öldürmek değil, yerini bilip dizginlemektir.
Allah kalbine hikmet ve irfan denizlerini akıttığında,
göğsünde fırtınalar kopar. Fakat Mekke-i Mükerreme’ye vardığında bu denizin
tamamen durulduğunu, hareket etmediğini fark eder. Bu mutlak dinginlik içine
öyle bir korku ve dehşet düşürür ki, insanlardan tamamen kaçmaya karar verir.
Şeyh'in Rüyası
Rüyasında, kıyametin, hesabın ve cehennemin hiçbir dehşetini
görmeden doğrudan Cennete girdiğini görür. Uyandığında nefsinde muazzam bir
rahatlık ve coşku vardır.
Nefsini Hesaba Çekmesi
Şeyh, bu rüya üzerinden nefsini hemen sigaya çeker. Ona göre
nefsin bu rahatlığı, onun ilim vasıtasıyla büyüklük tasladığının ve gizli bir
iddiada bulunduğunun kanıtıdır.
Şeyh, nefsini Kur'an ve Sünnet ile hesaba çekeceğini
söylediğinde, nefis bunu reddeder.
Nefis, Kur'an ve Nübüvvet mizanından kaçmak için "Beni
müminlerle, velilerle kıyasla, o zaman yumuşak ve uysal olurum" der.
Şeyh onu en ulaşılamaz zirveye, Sahabe aynasına götürür.
Kur'an okurken üzerine bıkkınlık ve yorgunluk çöker, mushafı
bıraktırır. Ama felsefi, edebi, süslü bir şiir veya sanat sözü açılınca saatlerce
mırıldanır, hiç yorulmaz.
Mescide girdiğinde cemaatin namazı bitirdiğini gören gafil
sufi, üzülmüş gibi yapar ama içinden sevinir. Hal diliyle: "Mescide gelme
sevabını aldım, üstelik imamın o bıktırıcı, uzun namaz kıldırmasından da
kurtuldum" der.
İmam'ın Arkasında Namaz Kılmak Gafile Ağır Gelir
Gaflet ehli namaza geç kalıp cemaati kaçırdığında yüzeysel
olarak üzülmüş gibi yapar. Ancak hal diliyle içten içe sevinir: "Mescide
gelme sevabını kaptım, üstelik Allah beni imamın o bıktırıcı, namazı uzatmasından
da kurtardı" diyerek riyakarlık yapar.
Biz Ona şiir öğretmedik. Bu Ona yaraşmaz da
Kur'an nefse ağır gelir; çünkü nefis zayıftır. Kur'an'ın
meydana getirdiği hal akılda ve ruhtadır. Ruh ise meleğin arkadaşıdır; kişiyi
ilme, ferasete, zikir ve yakine götürür. Kaynağı ilahi ve eksiksiz olduğu için
kalbe saf bir kemal verir.
Şiir, müzik ve ritim nefsteki "heva"yı tetikler.
Nefis ise şeytanın arkadaşıdır ve şiir şeytanın üflemesinden doğar. Şiirin
kaynağı kulların eksik ve çarpık kelamı olduğu için, ondan doğan hal de her
zaman eksik, karışık ve kişiyi manevi derecelere değil, aşağı basamaklara
(derekeler) indiren bir haldir.
Müzik
Manevi makamlara yerleşmiş ariflerin müzik dinlemesi,
onların daha üst makamlardan nefislerine merhameten aşağı inmeleridir. Müzik
ariflerle şereflenir, arifler müzikle şereflenmez.
İnsanlara öfkelenmedikçe tam fakih olamazsın
Hak, Ömer’i arkadaşsız bırakmıştır.
İnsanlar tarafından yalnız bırakılan kul, zorunlu olarak
kendi içine döner. İnsanlara olan öfkesi, kendi nefsine duyduğu öfkeye dönüşür.
Kendi amelindeki ihlassızlığı, nasihatlerindeki gizli hastalıkları (riyayı,
kibri) fark eder. İşte bu içsel hesaplaşma, insana ledünni ilmin ve ilahi
fıkhın kapılarını açar.
Hz. Peygamber, el değirmeni çekmekten elleri yaralanan
gözbebeği kızı Fatıma’ya bir hizmetçi vermek yerine zikir ve tesbihatı
(Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber) tavsiye etmiştir.
Şeytana dünyasını ver ki, o da sana ahiretini versin.
Üveys B. Amir El-Karani
Veysel Karani
Onun ibadetindeki dehşetli azamet (bir geceyi sadece
rükuyla, bir geceyi sadece secdeyle geçirmesi), sıradan bir cezbeye değil,
Rabbinden gelen tam bir yakin ve keşfe dayanır.
Hallac-ı Mansur (Hal Sahibi Zahit)
Üveys el-Karani (Makam Sahibi İmam)
Asıl yüce makam, en yüksek hakikati yaşarken dışarıdan
bakıldığında avam gibi sıradan görünebilmektir.
Kafirler dünyada sürekli konfor, kesintisiz maddi genişlik
ve lüks isterler.
Kesintisiz dünya nimeti, insan için gizli bir azaba
(istidraca) dönüşebilir. Sıkıntı ve darlık anları, kulun acziyetini anlayıp
zühde koşması için ilahi birer lütuftur (bağıştır).
Muttakiler ve Halleri Gizli Kimseler bahsi
Emirlerin yanına alınmazlar, zenginlerle evlenemezler,
hastalanınca ziyaret edilmezler, ölünce cenazelerine gidilmez
Üveys, yeryüzünde bir "deve çobanı" ve
"kabilenin ücretlisi" olarak aşağılanırken, semada meleklerin
parmakla gösterdiği bir cennet meliki (kralı) olarak anılmaktadır.
Ruhlar asker dizileri gibidir, tanışanlar kaynaşır,
tanışmayanlar ayrışır.
Size en yakın olan kafirlerle savaşın.
Sana en yakın olan ve en çok sana saldıran düşman, senin
bedeninin kalıbı içindeki nefsindir. Akıllı bir insan için nefisle mücadele
etmek yeterli bir uğraştır.
Lokmanın temizliği, yiyeceği verenin kalbinin o malda
kalmaması ve tam bir ihlasla vermesi ile ilgilidir.
Bir malın mahiyeti, el değiştirdiğinde ve niyet değiştiğinde
tamamen değişebilir. Kulun kalbindeki niyet, eşyanın fıkhi ve manevi hükmünü
başkalaştırır.
Şeyh-i Ekber'in Karşılaştığı Tasavvuf Büyüklerinden Bazılarının Hal
Tercümeleri
Ebu Cafer Ahmed el-Ureybi
Kapıyı kapat, sebepleri koparıp at, Çok Bahşedenle (Vehhâb)
otur; Allah seninle perdesiz konuşur.
Ebu Cafer okuma yazma bilmeyen, hesap yapamayan bir
bedevidir. Ancak tevhid ilmini konuştuğunda alimler hayrete düşer.
Ebu Yakub Yusuf b. Yahlaf el-Kumi
Yusuf el-Kumi, İbnü'l-Arabi’yi meclislerde azarlar, kovar ve
diğer müridleri ona tercih eder görünür.
Salih el-Adevi
Yarın için hiçbir şey saklamaz, hiçbir makamı veya mekanı
mesken tutmaz.
Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefi
Yetim bir çocuğun rızkına acıyıp ölçekten birkaç rezene
tanesi alması ve bu vesileyle malın bereketlenip yetmiş dinara satılması, kamil
mürşidlerin ümmete olan merhametinin eşya üzerindeki tasarrufudur.
Ebu Yahya es-Sanhaci
…
Ebu'l Haccac Yusuf eş-Şeberbelî
Onlar için Hakk'ın huzurunda (zikir ve fikirle) geçirilmeyen
her an, büyük bir ziyandır.
Ebu Abdullah Muhammed b. Kasum
Her gece yatağa girmeden önce tıpkı bir muhasebeci gibi o
günün amel defterini incelemesi, harflerin üzerinden eliyle geçerek hüzünle
Kur'an okuması, Şeyhül Ekber'in kendi hayatında da tatbik ettiği en büyük
disiplindir.
Ebu Imran Musa b. Imran el-Marteli
…
Ebu Abdullah el-Hayyat ve Ebu'l Abbas el-İşbili Kardeşler
…
Ebu Abdullah Muhammed b. Cumhur
O, kalbinin safiyetini bozacak hiçbir sese izin vermezdi.
Ebu Ali Hasan eş-Şekaz
Hasırı çürüten gözyaşı
Ebu Muhammed Abdullah b. Arabi et-Tai
İbnü'l-Arabi'nin öz amcası, seksen yaşında bir çocuğun
vesilesiyle tarikata girmiş
Ebu M. Abdullah b. Ustaz el-Mervezi
Gırnata’da uzaktaki bir köyde aç olan ev sahibinin oğlunun
yerine burada yemek yiyerek onu orada doyurması ve çocuğun köyde "içimden
peynir ve bal geçti, tıkabasa doydum" diyerek gelmesi…
Şeyh'in Fakihler ve Mutasavvıflarla ilgili Görüşü
Allah kime hayır dilerse onu dinde fakih kılar
Cahil fakihler / bilmezler ama her şeyi inkara kalkışırlar.
Müçtehit içtihat eder de hata yaparsa bile bir ecir alır.
Dolayısıyla samimiyetle Hak rızasını arayan kul, fıkıhta da tasavvufta da her
halükarda Allah'ın rahmet dairesindedir.
Bildikleriyle Amel Eden Alimler Hakkında
Bildikleriyle amel eden, ihlaslı ulema, peygamberlerin
varisleridir.
Ebu Muhammed Abdullah el-Baği eş-Şekkaz
Günahın büyüğünden de küçüğünden de küfürden kaçar gibi
kaçan, tasavvufta "Masumiyete yakınlık" (Mahfuziyet) makamına ermiş bir
kimsedir.
Ebu Muhammed Abdullah el-Kattan
Kitap telif edenlerin hesapları uzun olacak
İbnü'l-Arabi'nin babası devlet görevlisiydi. Kattan onu "Ey
uğursuz ak saçlı adam, zalimlerle arkadaşlıktan utanmıyor musun?" diye
uyarmıştı.
Ebu Ca'dun el-Hanavi
Velayeti gizlemenin farziyetine işaret eder.
Ebu Abdullah Muhammed b. Eşref er-Rendi
Kendisini soymaya kalkan eşkiyaları "Günahta size
yardım etmem, emrolunduysanız vurun" diye karşılar.
Musa Ebu İmran es-Sedrani
Ruhların buluşması sahihtir ama Allah bu dünyada
bedenlerimizin buluşmasını istemiyor
Ebu Muhammed Mahluf el-Kabayili
Gerçek arifler, susarak ve sadece varlıklarıyla muhatabın
kalbini tasfiye ederler.
Salih el-Harraz
Ayakkabı tamircisi
Abdullah el-Hayyat ve Ahmed b. Hemmam
…
Ebu Ahmed es-Selavi
…
Ebu İshak İbrahim el-Abesi
Sıradan insanlar için günah sayılmayan şeyler Hakka yakın
olanlar için büyük kusurdur.
Abdullah b. İbrahim el-Maleki
…
Ebu Yahya es-Senhaci
…
Ebu Abdullah el-Yaberi
…
es-Saiğ ve el-Baci
…
Ahmed b. Münzir
…
Abdullah el-Burcani
Kulun ibadette muvaffak olması kendi çabasıyla değil, ezelde
ona nasip olan ilahi aşk ve yönlendirme sayesindedir.
Şems Ümmü’l-Fukara
Korku insanı titretip kaçırırken, rıza sükunet ve yakınlık
getirir. Bu iki zıt kutbu kalbinde birleştirebilmesi…
Fatıma bint Ebu’l-Müsenna
İbnü'l-Arabi için "O benim yanıma geldiğinde bütün
benliğiyle gelir, geride hiçbir şey bırakmaz" demiş…
…
Allah Teâlâ melekleri, cenneti ve ulvi alemleri Cemal
sıfatının tecellisiyle (Tur'un sağında); iblisi, ateşi ve süfli alemleri ise
Celal sıfatının tecellisiyle (Tur'un solunda) yaratmıştır.
İnsan her iki elin (Cemal ve Celal) birleşiminden
yaratılmıştır.
Melekler insanı ilk gördüklerinde onun Celal (süfli/kan
dökücü) yönüne bakıp yanıldılar.
Secde, şeytanın ebediyen
kaybettiği ve isyan ettiği makamdır.
Hakiki secde, "Secde et ve yaklaş"
Hakiki arif ve fakir olan zat, "yarının rızkı için
ağlamaz." Gelecek kaygısı taşımak, rızık veren (Rezzâk) olan Allah’ın
kudretini ve vaadini gizliden gizliye eleştirmek, yani gizli şirke düşmektir.
Cennetteki Mertebeler ALLAH Katındaki Mertebelere Göre Belirlenir
Dünyanın aslı bir zindandır (Sicin). Eğer zindandaysan, zindan
sahibinin kurallarına uymak zorundasın.
Resulü Ekrem’e (s.a.v.) İsrafil (a.s.) vasıtasıyla
"Melik bir peygamber mi, kul bir peygamber mi olmak istersin?" diye
sorulduğunda, Cebrail (a.s.) ona "mütevazi ol" diye işaret etmiştir.
Allah Resulü, dağların altına dönüşeceği melikliği değil, "Açlıktan
karnına taş bağlayan Kul Nebi" olmayı seçmiştir.
Dünya malıyla, zenginlikle, makamla dolmuş bir kalp
genişlediğini sanırken aslında daralır. Gerçek genişlik, dünyanın zindanında
büzülüp, kalbini bütünüyle Hakka feda etmektir.
Melekler gece gündüz bıkmadan tesbih ederler, emre asla
itiraz etmezler; çünkü onların marifeti Yarı Marifettir. Onlar sadece nuru,
cemali ve emri bilirler. İnsan ise iki eliyle (Yedeyn) yaratıldığı için hem
Celali hem Cemali, hem şerri hem hayrı bilir; marifeti küllidir (bütündür).
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?
İlmiyle amel etmeyen alim ilmine, ihlası olmayan ameline,
ihlasında yok (fena) olmayan da ihlasına aldanmasın!
Bitkilerin Makamı Daha Yüce ve Ümmetleri Daha Üstündür
Taş, toprak… cansız
Bitkiler… Beslenir ve büyür.
Hayvanlar… Duyar, hisseder.
İnsan bu cansız/canlı varlıkların ibadet seviyesine
çıkamadığında, o varlıklar (hayvanların ve tabiatın) insana öfkelenir.
İnsan Allah’a isyan ettiğinde, evren üzerindeki
"halifelik/efendilik" derecesini/seviyesini yitirir ve tabiat ona
itaat etmeyi bırakır.
İnsandan İbadet Ederken Beş Hakikat İstenir
Senin içinde olan melek hakikati. 2-) Duyu sahibi hayvan
hakikati. 3-) Bitki hakikati, 4-) Cansız varlık hakikati. Bütün bunları içeren:
5-) Genel hakikat.
Melek Hakikati: Akli ruh ve latif sır ile daima ilahi
huzurda ve müşahedede olmak.
Hayvan Hakikati: Duygu, hassasiyet ve iradeyi şeriat
sınırlarında yönetmek.
Bitki Hakikati: Büyüme, beslenme ve üreme enerjisini Allah
rızasına hasretmek.
Cansız (Cemadat) Hakikati: Tam bir mahviyet, uysallık ve
mutlak teslimiyet içinde sabitleşmek.
Genel Kuşatıcı Hakikat: Tüm bu mertebeleri bünyesinde
toplayıp Allah’ın halifesi olarak ibadet sunmak.
İnsandaki Uluhiyet Sırrı Müzmin Bir Hastalıktır
Ben olmasaydım bu iş çözülmezdi, Benim sayemde… şeklindeki
ifadeler uluhiyet mertebesinin en aşağılık gizli iddialarıdır.
Kul hiçbir zaman tam şükredemez, çünkü şükredebilmek de
Allah'ın verdiği ayrı bir nimettir
İsyan edemez, dolayısıyla günahtan dönüşün (tevbenin) o
muazzam neşvesini, gözyaşını, kırıklığını ve Allah’ın Tevvâb (tevbeleri kabul
eden) isminin tadını bilemez. Sadece temizdir, arınmış değildir.
İnsan asi olup yolunu şaşırmış, hemen ardından tevbe ederek
Allah’ın hususi sevgisine (Muhabbet) mazhar olmuştur. İnsan, düşebilen ama
düştüğü yerden ilahi aşkla kalkabilen yegane varlıktır.
Mutlulara (Saidlere) Özgü Kılınan ve Seni Bedbahtlardan (Şakilerden) Ayıran
Nimetler
La ilahe illallah
Diğer ümmetler sadece kendi peygamberlerini tanırken,
Muhammed ümmeti Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar gelmiş geçmiş tüm nebilere
istisnasız inanır.
Muvahhit (Müslüman) / Dünyadaki milyarlarca müşrikten
ayrıldın.
Sünnet Ehli / İslam içindeki bidatçılardan korundun.
Alim / Sünnet ehlinin cahillerinden kılınmadın.
İtaat Eden Alim / İlmiyle asileşen bedbahtlardan olmadın.
Arif Abid / Sadece şekil ibadeti yapan düz abidlerden
ayrıldın.
Nebi Vârisi Arif / Ariflerin içindeki en özel tabakaya,
Varisliğe seçildin.
Salih ameller işleyerek nefsini arındıran kurtulmuştur. Ama
benim gibi onu örtbas eden, salihlerden olmadığı halde öyleymiş gibi görünen
kimseler ise ziyana uğramıştır.
İki Kardeş Arasındaki Genel Hesaplaşma
İyi olan / Allah için birbirini seven iki dostun (ihvanın)
bir araya geldiklerinde birbirlerini övmek, dalkavukluk yapmak veya dünyalık
konuşmak yerine; kendi kusurlarını, nefsani zaaflarını ve en gizli günahlarını
masaya yatırarak birbirlerine karşı mutlak bir dürüstlük ve insaf ile ayna
olmalarıdır.
Övgüleri ve amellerin semerelerini (meyvelerini), vefat edip
"rahmet mekanı" olan ahirete yerleştiğimizde konuşuruz.
Kötü Alimlerden Bazı Aldanmış Fakihlerin Sözleri
Allah'ın velileri / Görüldüklerinde kimse onlara değer
vermez, kaybolduklarında aranmazlar.
Sadece kalpleriyle öyle muazzam bir ilahi hakikate
(müşahadeye) nazar etmektedirler ki, dünya akıllarından uzaklaşmıştır.
Arzuların sesini keşke duymasaydım, ayaklarım günah yolunda
yürümeseydi...
Mebdeler ve Gayeler
Elif, dikey duruşuyla hiçbir harfe yapışmayan, kendi kendine
kaim olan tek harftir.
Elif, "Münezzeh Zat"ı simgeler.
Fena makamının harfidir.
Hemze, Elif'in hareke alarak telaffuz edilmiş, cisimleşmiş
halidir. Hemze olmasa Elif seslendirilemez.
He / Gözlerin kaydığı, akılların sustuğu mutlak gayb
alemidir.
Hı ve Ayın / Levh-i Mahfuz'un, feleklerin ve melekutun dönüş
hızını belirleyen harflerdir.
Kaf / Uluhiyet dairesinin sırrıdır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder