4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Risaletu Ruhi'l Kuds Fi Muhasabeti'n Nefs - Notlar

İbn Arabi - Risaletu Ruhi'l Kuds Fi Muhasabeti'n Nefs - Notlar

Nefis Muhasebesinde Kutsal Ruh Risalesi

Mütercim: Vahdettin İnce, Kitsan

 


Bu eser Arabi’nin dostu Ebu Muhammed Abdulaziz'in bazı sorularına cevap vermek üzere 1203-1204 kaleme almış olduğu risaledir.

 

Bilin ki ben, size Rabbimin izniyle nasihat ediciyim.

Allah, nebisine (s.a.v) dünyayı seçmemiş, bilakis Onu bir fakr olarak seçmiştir. Hak, dünya nimetlerini Nebisine (s.a.v.) vermeye razı olmadı, Nebi (s.a.v.) de kızma ve vasisine Ali (r.a.) sunmaya razı olmadı. Eğer Resulullahı (s.a.v.) örnek almayacaksan, Hakkin vahiy indirdiği menzili bilmeyeceksen, Allah'ı bilme sınırlarının dışına çıkmış olursun.

 

Bir gece, şu risaleyi kendisine yazdığımız Ebu Muhammed Abdulaziz le beraberdik ve biz akşam yemeğini yiyorduk. Bir arife dünyanın geniş ölçüde yönelmesinden ve arifin de kalbini dünyaya bağlamadan onda tasarruf etmesinden konuşuyorduk.

 

Bu Risalede güttüğüm amaç, nefsani ve rabbani marifeti ön plana çıkarıp, güzel söze ve salih amele teşvik etmektir. Dostunuz size bu risaleyi Mekke'de -Allah onu korusun ve şereflendirsin- Rebiul evvel ayında altı yüz senesinde yazdı. Bu mektubu bir hafta boyunca tavafta yanında gezdirdi, onu Haceru'l esved'e sürdü, yanından ayırmadı

 

Nefse sürekli hatırlatmada bulunmaya ara vermemek gerekir. Çünkü nefis zelildir.

 

Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.” Sizi şereflendirmek için, dememiştir.

 

İlim bir noktadır. Onu çoğaltan cahillerdir.

Cahil, Allah'tan ve Resulü Ekrem'den haberi olmayanlardır.

Allah, bizi Allah'tan, Allah ehlinden ve has kullarından uzaklaşmamıza neden olan her şeyden uzaklaştırsın.

 

Nefis Muhasebesinde Kutsal Ruh Risalesi

Öğüt / Nasihat

İnsanlar genel olarak öğüdü doğrudan kendi üzerlerine almaktan hoşlanmazlar.

Bu yüzden nasihat ederken asla belirli bir şahsı hedef almadan, genel ve akıcı bir üslup kullanmak gerekir.

Yanlış üslupla yapılan bir tek haklı uyarı bile, muhatabın nefsini savunmak için yalandan nifaka kadar birçok büyük günahı ardı ardına işlemesine yol açar.

 

Şeyh El-Kureşi’nin Menkıbeleri

Hakikat tecelli ettiği an kendi iddiasından derhal vazgeçer ve teslim olur.

Kibir beslemez.

 

Zamane Ehlinin Yerilmesi

Ey dostum! Zaman, bu gün çok şiddetlidir.

Kötü Alimler: Sadece midelerinin, dünyalık yiyeceklerinin ve menfaatlerinin peşindedirler.

Zorba Emirler: Cahildirler, bilmedikleri şeylerle hükmeder ve insanları cehaletle idare ederler.

Sahte Sufiler: Dünyaperestlikle damgalanmışlardır. Dünya kalplerinde büyümüş, Hak ise küçülmüştür.

Gerçek zühdden uzaklaştıkları için seccadeyi, hırkayı, postu ve değneği koruma derdine düşmüşlerdir. Seccadelerini ahmak koca karılar veya düşte yaşayan çocuklar gibi süsleyip sergilerler.

Namaz kılarken adeta yeri gagalarlar, saflarında şeytanların sığacağı boşluklar bırakırlar.

"Hakkı gördüm, şöyle uçtum" derler ama altını kazıdığınızda nefsani bir lezzet ve şeytani bir şehvetten başka sırları yoktur. Şairler adeta anırır, müritler ise çobanın sesine kulak veren şuursuz sürüler gibi neye niçin coştuklarını bilmeden sema ederler.

 

Tihame Dağı Hadisi

"Kıyamet günü bazı kavimler getirilir. Beraberlerinde Tihame Dağı büyüklüğünde (bembeyaz, devasa) iyilikler vardır. Ancak Allah onların amellerini un ufak edip dağıtır ve kendilerini ateşe atar."

Hazreti Salim korkuyla sorar: "Ya Resulallah! Onları bize tarif et, onlardan olmaktan korkarım." Efendimiz (s.a.v.) buyurur: "Ey Salim! Onlar oruç tutar, namaz kılarlardı, hatta geceleri çok az uyurlardı. Ancak kendilerine dünyadan / haramdan bir şey sunulduğunda hemen hiç düşünmeden üzerine atlarlardı."

Malik b. Dinar bu hadisi duyunca: "Allah'a yemin ederim ki bu, münafıklıktır" demiştir.

 

Tarikat Ehlinin Vasıfları

Zünnûn el-Mısrî

Rahattan uzaklaşırlar, tüm çabalarını ibadete yoğunlaştırırlar ve makamlarının/mertebelerinin düşük olmasını severler.

İnsanlar sevinirken onlar hüzünlenir, insanlar uyurken onlar uyanık kalırlar.

 

Yüce Allah onlara şöyle demiştir:

Beni yitirdiği için malul olan biri gelirse size, onu tedavi edin.

Benden ayrıldığı için hasta olan biri gelirse, ona ilaç verin.

Benden korkan biri gelirse, ona güven verin.

Benden emin olan biri gelirse, onu korkutun.

 

Zamanı Zemmederken Dayandığı Temeller

Mekke’nin fethedildiği gün, eşlerinden birinin gerdanlığı kaybolunca Ebubekir (r.a.) ah çekip, "Bugün emanet insanlardan alınmıştır" demiştir. Bir tek olaydan yola çıkarak tüm zaman hakkında bu hükmü vermiştir.

 

Kendi zamanındaki insanların cimrilik ve kötü ahlakına bakıp iç geçirmiş ve şair Lebid'in "Halkı şifalı olanlar göçüp gittiler, ben ise uyuz derisi gibi arkada kaldım" beytini okuyarak, "Lebid bizim zamanımızı görseydi ne derdi?" diye kendi asrını yermiştir.

 

Yemenliler hicret edip Kur'an dinlediklerinde ağlamaya başlayınca, Hz. Ebubekir: "Biz de önceleri böyle idik (ağlardık), sonra kalpler katılaştı" diyerek zamanla meydana gelen manevi gerilemeye dikkat çekmiştir.

 

Şeyh-i Ekber ve Nefsi Arasında

Nefis, varlığı gerekli olan bir hakikattir; aslolan onu öldürmek değil, yerini bilip dizginlemektir.

 

Allah kalbine hikmet ve irfan denizlerini akıttığında, göğsünde fırtınalar kopar. Fakat Mekke-i Mükerreme’ye vardığında bu denizin tamamen durulduğunu, hareket etmediğini fark eder. Bu mutlak dinginlik içine öyle bir korku ve dehşet düşürür ki, insanlardan tamamen kaçmaya karar verir.

 

Şeyh'in Rüyası

Rüyasında, kıyametin, hesabın ve cehennemin hiçbir dehşetini görmeden doğrudan Cennete girdiğini görür. Uyandığında nefsinde muazzam bir rahatlık ve coşku vardır.

 

Nefsini Hesaba Çekmesi

Şeyh, bu rüya üzerinden nefsini hemen sigaya çeker. Ona göre nefsin bu rahatlığı, onun ilim vasıtasıyla büyüklük tasladığının ve gizli bir iddiada bulunduğunun kanıtıdır.

 

Şeyh, nefsini Kur'an ve Sünnet ile hesaba çekeceğini söylediğinde, nefis bunu reddeder.

Nefis, Kur'an ve Nübüvvet mizanından kaçmak için "Beni müminlerle, velilerle kıyasla, o zaman yumuşak ve uysal olurum" der.

Şeyh onu en ulaşılamaz zirveye, Sahabe aynasına götürür.

 

Kur'an okurken üzerine bıkkınlık ve yorgunluk çöker, mushafı bıraktırır. Ama felsefi, edebi, süslü bir şiir veya sanat sözü açılınca saatlerce mırıldanır, hiç yorulmaz.

 

Mescide girdiğinde cemaatin namazı bitirdiğini gören gafil sufi, üzülmüş gibi yapar ama içinden sevinir. Hal diliyle: "Mescide gelme sevabını aldım, üstelik imamın o bıktırıcı, uzun namaz kıldırmasından da kurtuldum" der.

 

İmam'ın Arkasında Namaz Kılmak Gafile Ağır Gelir

Gaflet ehli namaza geç kalıp cemaati kaçırdığında yüzeysel olarak üzülmüş gibi yapar. Ancak hal diliyle içten içe sevinir: "Mescide gelme sevabını kaptım, üstelik Allah beni imamın o bıktırıcı, namazı uzatmasından da kurtardı" diyerek riyakarlık yapar.

 

Biz Ona şiir öğretmedik. Bu Ona yaraşmaz da

 

Kur'an nefse ağır gelir; çünkü nefis zayıftır. Kur'an'ın meydana getirdiği hal akılda ve ruhtadır. Ruh ise meleğin arkadaşıdır; kişiyi ilme, ferasete, zikir ve yakine götürür. Kaynağı ilahi ve eksiksiz olduğu için kalbe saf bir kemal verir.

 

Şiir, müzik ve ritim nefsteki "heva"yı tetikler. Nefis ise şeytanın arkadaşıdır ve şiir şeytanın üflemesinden doğar. Şiirin kaynağı kulların eksik ve çarpık kelamı olduğu için, ondan doğan hal de her zaman eksik, karışık ve kişiyi manevi derecelere değil, aşağı basamaklara (derekeler) indiren bir haldir.

 

Müzik

Manevi makamlara yerleşmiş ariflerin müzik dinlemesi, onların daha üst makamlardan nefislerine merhameten aşağı inmeleridir. Müzik ariflerle şereflenir, arifler müzikle şereflenmez.

 

İnsanlara öfkelenmedikçe tam fakih olamazsın

 

Hak, Ömer’i arkadaşsız bırakmıştır.

 

İnsanlar tarafından yalnız bırakılan kul, zorunlu olarak kendi içine döner. İnsanlara olan öfkesi, kendi nefsine duyduğu öfkeye dönüşür. Kendi amelindeki ihlassızlığı, nasihatlerindeki gizli hastalıkları (riyayı, kibri) fark eder. İşte bu içsel hesaplaşma, insana ledünni ilmin ve ilahi fıkhın kapılarını açar.

 

Hz. Peygamber, el değirmeni çekmekten elleri yaralanan gözbebeği kızı Fatıma’ya bir hizmetçi vermek yerine zikir ve tesbihatı (Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber) tavsiye etmiştir.

 

Şeytana dünyasını ver ki, o da sana ahiretini versin.

 

Üveys B. Amir El-Karani

Veysel Karani

Onun ibadetindeki dehşetli azamet (bir geceyi sadece rükuyla, bir geceyi sadece secdeyle geçirmesi), sıradan bir cezbeye değil, Rabbinden gelen tam bir yakin ve keşfe dayanır.

 

Hallac-ı Mansur (Hal Sahibi Zahit)

Üveys el-Karani (Makam Sahibi İmam)

 

Asıl yüce makam, en yüksek hakikati yaşarken dışarıdan bakıldığında avam gibi sıradan görünebilmektir.

 

Kafirler dünyada sürekli konfor, kesintisiz maddi genişlik ve lüks isterler.

Kesintisiz dünya nimeti, insan için gizli bir azaba (istidraca) dönüşebilir. Sıkıntı ve darlık anları, kulun acziyetini anlayıp zühde koşması için ilahi birer lütuftur (bağıştır).

 

Muttakiler ve Halleri Gizli Kimseler bahsi

Emirlerin yanına alınmazlar, zenginlerle evlenemezler, hastalanınca ziyaret edilmezler, ölünce cenazelerine gidilmez

Üveys, yeryüzünde bir "deve çobanı" ve "kabilenin ücretlisi" olarak aşağılanırken, semada meleklerin parmakla gösterdiği bir cennet meliki (kralı) olarak anılmaktadır.

 

Ruhlar asker dizileri gibidir, tanışanlar kaynaşır, tanışmayanlar ayrışır.

 

Size en yakın olan kafirlerle savaşın.

Sana en yakın olan ve en çok sana saldıran düşman, senin bedeninin kalıbı içindeki nefsindir. Akıllı bir insan için nefisle mücadele etmek yeterli bir uğraştır.

 

Lokmanın temizliği, yiyeceği verenin kalbinin o malda kalmaması ve tam bir ihlasla vermesi ile ilgilidir.

 

Bir malın mahiyeti, el değiştirdiğinde ve niyet değiştiğinde tamamen değişebilir. Kulun kalbindeki niyet, eşyanın fıkhi ve manevi hükmünü başkalaştırır.

 

Şeyh-i Ekber'in Karşılaştığı Tasavvuf Büyüklerinden Bazılarının Hal Tercümeleri

Ebu Cafer Ahmed el-Ureybi

Kapıyı kapat, sebepleri koparıp at, Çok Bahşedenle (Vehhâb) otur; Allah seninle perdesiz konuşur.

Ebu Cafer okuma yazma bilmeyen, hesap yapamayan bir bedevidir. Ancak tevhid ilmini konuştuğunda alimler hayrete düşer.

 

Ebu Yakub Yusuf b. Yahlaf el-Kumi

Yusuf el-Kumi, İbnü'l-Arabi’yi meclislerde azarlar, kovar ve diğer müridleri ona tercih eder görünür.

 

Salih el-Adevi

Yarın için hiçbir şey saklamaz, hiçbir makamı veya mekanı mesken tutmaz.

 

Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefi

Yetim bir çocuğun rızkına acıyıp ölçekten birkaç rezene tanesi alması ve bu vesileyle malın bereketlenip yetmiş dinara satılması, kamil mürşidlerin ümmete olan merhametinin eşya üzerindeki tasarrufudur.

 

Ebu Yahya es-Sanhaci

 

Ebu'l Haccac Yusuf eş-Şeberbelî

Onlar için Hakk'ın huzurunda (zikir ve fikirle) geçirilmeyen her an, büyük bir ziyandır.

 

Ebu Abdullah Muhammed b. Kasum

Her gece yatağa girmeden önce tıpkı bir muhasebeci gibi o günün amel defterini incelemesi, harflerin üzerinden eliyle geçerek hüzünle Kur'an okuması, Şeyhül Ekber'in kendi hayatında da tatbik ettiği en büyük disiplindir.

 

Ebu Imran Musa b. Imran el-Marteli

 

Ebu Abdullah el-Hayyat ve Ebu'l Abbas el-İşbili Kardeşler

 

Ebu Abdullah Muhammed b. Cumhur

O, kalbinin safiyetini bozacak hiçbir sese izin vermezdi.

 

Ebu Ali Hasan eş-Şekaz

Hasırı çürüten gözyaşı

 

Ebu Muhammed Abdullah b. Arabi et-Tai

İbnü'l-Arabi'nin öz amcası, seksen yaşında bir çocuğun vesilesiyle tarikata girmiş

 

Ebu M. Abdullah b. Ustaz el-Mervezi

Gırnata’da uzaktaki bir köyde aç olan ev sahibinin oğlunun yerine burada yemek yiyerek onu orada doyurması ve çocuğun köyde "içimden peynir ve bal geçti, tıkabasa doydum" diyerek gelmesi…

 

Şeyh'in Fakihler ve Mutasavvıflarla ilgili Görüşü

Allah kime hayır dilerse onu dinde fakih kılar

 

Cahil fakihler / bilmezler ama her şeyi inkara kalkışırlar.

 

Müçtehit içtihat eder de hata yaparsa bile bir ecir alır. Dolayısıyla samimiyetle Hak rızasını arayan kul, fıkıhta da tasavvufta da her halükarda Allah'ın rahmet dairesindedir.

 

Bildikleriyle Amel Eden Alimler Hakkında

Bildikleriyle amel eden, ihlaslı ulema, peygamberlerin varisleridir.

 

Ebu Muhammed Abdullah el-Baği eş-Şekkaz

Günahın büyüğünden de küçüğünden de küfürden kaçar gibi kaçan, tasavvufta "Masumiyete yakınlık" (Mahfuziyet) makamına ermiş bir kimsedir.

 

Ebu Muhammed Abdullah el-Kattan

Kitap telif edenlerin hesapları uzun olacak

İbnü'l-Arabi'nin babası devlet görevlisiydi. Kattan onu "Ey uğursuz ak saçlı adam, zalimlerle arkadaşlıktan utanmıyor musun?" diye uyarmıştı.

 

Ebu Ca'dun el-Hanavi

Velayeti gizlemenin farziyetine işaret eder.

 

Ebu Abdullah Muhammed b. Eşref er-Rendi

Kendisini soymaya kalkan eşkiyaları "Günahta size yardım etmem, emrolunduysanız vurun" diye karşılar.

 

Musa Ebu İmran es-Sedrani

Ruhların buluşması sahihtir ama Allah bu dünyada bedenlerimizin buluşmasını istemiyor

 

Ebu Muhammed Mahluf el-Kabayili

Gerçek arifler, susarak ve sadece varlıklarıyla muhatabın kalbini tasfiye ederler.

 

Salih el-Harraz

Ayakkabı tamircisi

 

Abdullah el-Hayyat ve Ahmed b. Hemmam

 

Ebu Ahmed es-Selavi

 

Ebu İshak İbrahim el-Abesi

Sıradan insanlar için günah sayılmayan şeyler Hakka yakın olanlar için büyük kusurdur.

 

Abdullah b. İbrahim el-Maleki

 

Ebu Yahya es-Senhaci

 

Ebu Abdullah el-Yaberi

 

es-Saiğ ve el-Baci

 

Ahmed b. Münzir

Abdullah el-Burcani

Kulun ibadette muvaffak olması kendi çabasıyla değil, ezelde ona nasip olan ilahi aşk ve yönlendirme sayesindedir.

 

Şems Ümmü’l-Fukara

Korku insanı titretip kaçırırken, rıza sükunet ve yakınlık getirir. Bu iki zıt kutbu kalbinde birleştirebilmesi…

 

Fatıma bint Ebu’l-Müsenna

İbnü'l-Arabi için "O benim yanıma geldiğinde bütün benliğiyle gelir, geride hiçbir şey bırakmaz" demiş…

 

Allah Teâlâ melekleri, cenneti ve ulvi alemleri Cemal sıfatının tecellisiyle (Tur'un sağında); iblisi, ateşi ve süfli alemleri ise Celal sıfatının tecellisiyle (Tur'un solunda) yaratmıştır.

İnsan her iki elin (Cemal ve Celal) birleşiminden yaratılmıştır.

Melekler insanı ilk gördüklerinde onun Celal (süfli/kan dökücü) yönüne bakıp yanıldılar.

 

Secde, şeytanın ebediyen kaybettiği ve isyan ettiği makamdır.

Hakiki secde, "Secde et ve yaklaş"

 

Hakiki arif ve fakir olan zat, "yarının rızkı için ağlamaz." Gelecek kaygısı taşımak, rızık veren (Rezzâk) olan Allah’ın kudretini ve vaadini gizliden gizliye eleştirmek, yani gizli şirke düşmektir.

 

Cennetteki Mertebeler ALLAH Katındaki Mertebelere Göre Belirlenir

Dünyanın aslı bir zindandır (Sicin). Eğer zindandaysan, zindan sahibinin kurallarına uymak zorundasın.

 

Resulü Ekrem’e (s.a.v.) İsrafil (a.s.) vasıtasıyla "Melik bir peygamber mi, kul bir peygamber mi olmak istersin?" diye sorulduğunda, Cebrail (a.s.) ona "mütevazi ol" diye işaret etmiştir. Allah Resulü, dağların altına dönüşeceği melikliği değil, "Açlıktan karnına taş bağlayan Kul Nebi" olmayı seçmiştir.

 

Dünya malıyla, zenginlikle, makamla dolmuş bir kalp genişlediğini sanırken aslında daralır. Gerçek genişlik, dünyanın zindanında büzülüp, kalbini bütünüyle Hakka feda etmektir.

 

Melekler gece gündüz bıkmadan tesbih ederler, emre asla itiraz etmezler; çünkü onların marifeti Yarı Marifettir. Onlar sadece nuru, cemali ve emri bilirler. İnsan ise iki eliyle (Yedeyn) yaratıldığı için hem Celali hem Cemali, hem şerri hem hayrı bilir; marifeti küllidir (bütündür).

 

İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?

 

İlmiyle amel etmeyen alim ilmine, ihlası olmayan ameline, ihlasında yok (fena) olmayan da ihlasına aldanmasın!

 

Bitkilerin Makamı Daha Yüce ve Ümmetleri Daha Üstündür

Taş, toprak… cansız

Bitkiler… Beslenir ve büyür.

Hayvanlar… Duyar, hisseder.

 

İnsan bu cansız/canlı varlıkların ibadet seviyesine çıkamadığında, o varlıklar (hayvanların ve tabiatın) insana öfkelenir.

İnsan Allah’a isyan ettiğinde, evren üzerindeki "halifelik/efendilik" derecesini/seviyesini yitirir ve tabiat ona itaat etmeyi bırakır.

 

İnsandan İbadet Ederken Beş Hakikat İstenir

Senin içinde olan melek hakikati. 2-) Duyu sahibi hayvan hakikati. 3-) Bitki hakikati, 4-) Cansız varlık hakikati. Bütün bunları içeren: 5-) Genel hakikat.

 

Melek Hakikati: Akli ruh ve latif sır ile daima ilahi huzurda ve müşahedede olmak.

Hayvan Hakikati: Duygu, hassasiyet ve iradeyi şeriat sınırlarında yönetmek.

Bitki Hakikati: Büyüme, beslenme ve üreme enerjisini Allah rızasına hasretmek.

Cansız (Cemadat) Hakikati: Tam bir mahviyet, uysallık ve mutlak teslimiyet içinde sabitleşmek.

Genel Kuşatıcı Hakikat: Tüm bu mertebeleri bünyesinde toplayıp Allah’ın halifesi olarak ibadet sunmak.

 

İnsandaki Uluhiyet Sırrı Müzmin Bir Hastalıktır

Ben olmasaydım bu iş çözülmezdi, Benim sayemde… şeklindeki ifadeler uluhiyet mertebesinin en aşağılık gizli iddialarıdır.

 

Kul hiçbir zaman tam şükredemez, çünkü şükredebilmek de Allah'ın verdiği ayrı bir nimettir

 

İsyan edemez, dolayısıyla günahtan dönüşün (tevbenin) o muazzam neşvesini, gözyaşını, kırıklığını ve Allah’ın Tevvâb (tevbeleri kabul eden) isminin tadını bilemez. Sadece temizdir, arınmış değildir.

 

İnsan asi olup yolunu şaşırmış, hemen ardından tevbe ederek Allah’ın hususi sevgisine (Muhabbet) mazhar olmuştur. İnsan, düşebilen ama düştüğü yerden ilahi aşkla kalkabilen yegane varlıktır.

 

Mutlulara (Saidlere) Özgü Kılınan ve Seni Bedbahtlardan (Şakilerden) Ayıran Nimetler

La ilahe illallah

 

Diğer ümmetler sadece kendi peygamberlerini tanırken, Muhammed ümmeti Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar gelmiş geçmiş tüm nebilere istisnasız inanır.

 

Muvahhit (Müslüman) / Dünyadaki milyarlarca müşrikten ayrıldın.

Sünnet Ehli / İslam içindeki bidatçılardan korundun.

Alim / Sünnet ehlinin cahillerinden kılınmadın.

İtaat Eden Alim / İlmiyle asileşen bedbahtlardan olmadın.

Arif Abid / Sadece şekil ibadeti yapan düz abidlerden ayrıldın.

Nebi Vârisi Arif / Ariflerin içindeki en özel tabakaya, Varisliğe seçildin.

 

Salih ameller işleyerek nefsini arındıran kurtulmuştur. Ama benim gibi onu örtbas eden, salihlerden olmadığı halde öyleymiş gibi görünen kimseler ise ziyana uğramıştır.

 

İki Kardeş Arasındaki Genel Hesaplaşma

İyi olan / Allah için birbirini seven iki dostun (ihvanın) bir araya geldiklerinde birbirlerini övmek, dalkavukluk yapmak veya dünyalık konuşmak yerine; kendi kusurlarını, nefsani zaaflarını ve en gizli günahlarını masaya yatırarak birbirlerine karşı mutlak bir dürüstlük ve insaf ile ayna olmalarıdır.

 

Övgüleri ve amellerin semerelerini (meyvelerini), vefat edip "rahmet mekanı" olan ahirete yerleştiğimizde konuşuruz.

 

Kötü Alimlerden Bazı Aldanmış Fakihlerin Sözleri

Allah'ın velileri / Görüldüklerinde kimse onlara değer vermez, kaybolduklarında aranmazlar.

Sadece kalpleriyle öyle muazzam bir ilahi hakikate (müşahadeye) nazar etmektedirler ki, dünya akıllarından uzaklaşmıştır.

 

Arzuların sesini keşke duymasaydım, ayaklarım günah yolunda yürümeseydi...

 

Mebdeler ve Gayeler

Elif, dikey duruşuyla hiçbir harfe yapışmayan, kendi kendine kaim olan tek harftir.

Elif, "Münezzeh Zat"ı simgeler.

Fena makamının harfidir.

 

Hemze, Elif'in hareke alarak telaffuz edilmiş, cisimleşmiş halidir. Hemze olmasa Elif seslendirilemez.

 

He / Gözlerin kaydığı, akılların sustuğu mutlak gayb alemidir.

 

Hı ve Ayın / Levh-i Mahfuz'un, feleklerin ve melekutun dönüş hızını belirleyen harflerdir.

 

Kaf / Uluhiyet dairesinin sırrıdır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder