Ahmet
Tunç Demirtaş - İbn Arabi`de Varlığın Birliği
(Vahdet-i Vücut) Felsefesi - Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, 2004
Giriş
İbn Arabî; Plotinus, Yeni Platonculuk, Hint ve Çin
mistisizminden etkilenmiştir.
Onun asıl orijinalliği, İslam geleneği içinde bu derece
aykırı sayılabilecek konuları cesurca yazan ilk entelektüel olmasıdır.
Vahdet-i vücut onun için sadece bir varlık bilimi (ontoloji)
değil; etiğini, epistemolojisini ve estetiğini şekillendiren genel bir
şablondur. Ancak onun metinlerinde kasıtlı ve yöntemsel bir düzensizlik,
çelişki ve çift anlamlılık hakimdir.
Spinoza’nın rasyonelliği ile Hallac’ın coşkusunu
birleştirir.
Bölüm I: İbn Arabi’nin Kaynakları, Kendi Sisteminin İslam Temelli Vahdet-i
Vücut ve İslam Dışı Panteizm Sistemleri Arasındaki Yeri
İbn Arabi, düşüncelerini desteklemek için Kur'an ve
hadisleri esas alır. Ancak bu metinleri yorumlama tarzı genellikle tartışma
konusu olmuştur.
İhvan-ı Safa aracılığıyla Yeni Platonculuktan, özellikle
"sudur" teorisinden etkilenmiştir.
Ayrıca Hallac-ı Mansur’un "fena" ve
"lahut-nasut" kavramlarını kullanmıştır, ancak Hallac’ın düalist
eğilimine karşın monist bir duruş sergiler.
İbn Arabi’nin Tanrı-Evren ilişkisi Batı felsefesinde en çok
Spinoza ile örtüştürülür. İkisi de Tanrı ve Evren arasında içkin bir birlik
görür.
Spinoza rasyonelliği, İbn Arabi ise mistik sezgiyi önceler.
Bölüm II: Varlık ve Tanrı Arasındaki Genel İlişki
Vahdet-i vücut, Tanrı ile varlık arasındaki özdeşliktir.
Tanrı dışındaki her şey (yaratılmışlar, maddeler) gerçekte yokluktur ve ancak
Tanrı ile varlık kazanır. İkilik genelde bilgiye bağlı olarak ortaya
çıkmaktadır... asıl olan birliktir.
İbn Arabî’de varlık, bilgi (epistemoloji) ve ahlak (etik)
tamamen Tanrı odaklıdır.
Tanrı, mutlak iyilerin yanında yer alan bir güç ya da
sığınak olmaktan öte, her şeye nüfuz eden ontolojik kaynaktır. Varlığın birliği
öğretisi, geleneksel Tanrı kavramını kökten yeniden biçimlendirir.
Onun sisteminde önemli olan varlığın "ne" olduğu
değil, "nasıl" (mahiyye) olduğudur.
İbn Arabî'ye göre Tanrı'nın varlığı tartışma dışıdır.
İbn Arabi'ye göre Tanrı hem aşkındır (tenzih) hem de
içkindir (teşbih).
Tanrı, mutlak özü (zat) itibarıyla bilinemezdir.
Bu durumu ifade etmek için "dipsiz körlük"
(el-ama) ve "belirlenmemişlerin en belirlenmemişi" tabirlerini
kullanır.
İbn Arabî metafiziğinde Tanrı hem aşkın (transandant) hem de
içkin (immanent) bir çifte durumluluğa sahiptir. Tanrı’yı en doğru tanımlama
biçimi, bu iki zıt gibi görünen durumu birlikte kavramaktır.
Tenzih (Aşkınlık): Tanrı’nın hiçbir isim, sıfat veya
yaratılmış özellikle sınırlandırılamayacağı, her şeyden uzak ve serbest
oluşudur. Kelamcılar ve İbn Sînâ gibi filozoflar tenzihte aşırıya kaçmışlardır.
Teşbih (İçkinlik): Tanrı ve yaratılmışlar arasındaki
ortaklığı, benzerliği ifade eder. Pagan inançları ve mücessime
(cisimleştirenler) teşbihte ileri gitmişlerdir.
Yetkin Biliş: Gerçek irfan, Tanrı'nın hem her şey olduğunu
(içkinlik/teşbih) hem de hiçbir şey olmadığını (aşkınlık/tenzih) aynı anda
bilmektir.
Tanrı özü itibariyle alemden bağımsızdır. Alem var olmak
için O'na karşı mutlak bir yoksulluk (fakr) içindedir.
Tanrı, Zat’ı (özü) itibariyle yaratılmışlardan müstağnidir
(bağımsızdır). Ancak bir "Tanrı" olması yönüyle (Ulûhiyyet),
isimlerinin tecelli etmesi için aleme ihtiyaç duyar. Güçlü bir Tanrı (el-Kavî)
gücünün objesini, rızık veren Tanrı (er-Rezzâk) ise rızıklanacak bir alemi
gerekli kılar.
Bölüm III: Varoluştaki Tanrısal Hayat
Tanrı sadece alemi yaratmamış, aynı zamanda her şeyin
"ruhu" olmuştur; O, her şeye nüfuz ederek varlığı kaplamıştır.
Tanrısal adlar, Tanrı'nın özü ile yaratılmışlar arasında bir
köprü (berzah) görevi görür.
Her varlık, Tanrısal bir ismin yansımasıdır.
Her kulun bir ismi vardır, öyle ki bu isim onun Rabbidir.
Tanrı'nın alemde belirmesine "tecelli"
denir.
Tanrısal varlığın beş mertebesi: Zat, isimler, fiiller,
imgesel alem ve duyular alemi.
Sabit Arketipler (A’yan es-Sabite)
Bunlar, Tanrı’nın bilgisinde bulunan potansiyel varlıklardır
ve fenomen dünyasındaki nesnelerin kökenidir.
Bölüm IV: Yaratılış ve İnsanın Varoluşu
İbn Arabi'de yoktan yaratılış (ex nihilo) yoktur; yaratılış,
Tanrı'nın kendi özündekini açığa çıkarmasıdır.
Yaratılış, Tanrısal "Ol" buyruğu ile gerçekleşir,
ancak bu süreçte yaratılanın da bu varlığı kabul etme potansiyeli (istikdadı)
olmalıdır.
Sonsuz Yaratılış (Halk-ı Cedid)
Varlık her an yeniden yaratılmaktadır. "Tecelli her an
yenilenmektedir" ve Tanrı asla kendisini tekrar etmez.
İnsan, Tanrı'nın kendini seyrettiği bir aynadır. Yetkin
İnsan, Tanrısal isimlerin tamamını üzerinde yansıtan ve Tanrı ile özsel
birliğini idrak eden ideal varlıktır.
Yaratılışın temel güdüsü aşktır. Tanrı, "bilinmeyi
sevdiği" için alemi yaratmıştır.
Her inanç, Tanrı'nın bir tecellisidir. Arif olan kişi,
Tanrı'yı hiçbir inançla sınırlamaz.
Ben tüm inançların inandıklarına inanıyorum diyerek evrensel
bir yaklaşım sergiler.
İyilik ve kötülük görecelidir. Mutlak alanda sadece
"Mutlak İyilik" vardır. Kötülük ise iyiliğin yokluk halidir.
Sonuç
Çalışmada varılan en öncelikli sonuç; İbn Arabî metafizinin
panteist akımların aksine mutlak Tanrı odaklı olduğudur.
İbn Arabî alem adına Tanrı’yı değil, Tanrı adına alemi
ikinci plana iter. Evren ancak ikinci derecede bir işlevselliğe sahiptir; her
şey ve her bilgi ancak Tanrı ile açıklık kazanır.
Klasik monist dinlerin Tanrı tasavvurundan ayrılan bu
sistemde amaç, Tanrı ile bilişsel bir bütünleşme sağlamak ve ruhsal olgunluğa
(kâmil insan) erişmektir. İbn Arabî'nin ahlak anlayışı, genel kabul gören
toplumsal kurallardan ziyade bu "birlik bilincinin" düzeyine göre
şekillenir.
Vahdet-i vücut, birlerin birleşmesi değil, "mutlak
birin asla parçalanmamış tekliğinin" kabulüdür.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder