İbn
Arabi - Nurlar Hazinesi -
Notlar
Mişkâtü’l-Envâr, Mütercim: Mehmet Demirci, İz
Yayınları, 2009
Önsöz
İbnü’l-Arabî’nin tüm felsefesinin temeli Kur’an ve
Sünnet’tir. Tasavvufi keşif ve ilhamlar, bu iki kaynağın kalben ve mânen
yaşanmasıyla doğan "akıl üstü" birer idrak çeşididir.
İlham ve keşif, vahiy gibi kesinlik taşımaz. Bu yüzden tüm
müminler için bağlayıcı bir delil (hüccet) değildir.
İbn Arabî’de Bir Hadîsi Kudsînin Yorumu
Küntü fiili
"Ben onun işiten kulağı, gören gözü olurum"
İbnü’l-Arabî’ye göre buradaki "kâne" fiili, tıpkı
"Allah alîm ve hakîmdir (kâne)" âyetinde olduğu gibi devamlılık ve
ezelîlik bildirir; yani "imek" fiiliyle anlaşılarak "Ben onun
işiten kulağıyım" şeklinde idrak edilmelidir.
Kul nâfile ve farzlarla öyle bir idrak seviyesine yükselir
ki, zaten ezelden beri var olan bu ilâhî yakınlığın ve tecellînin şuuruna
varır.
Kurb-ı Nevâfil ve Kurb-ı Ferâiz
Kurb-ı Nevâfil / Nâfilelerle Yakınlık / Kul Hak ile işitir,
Hak ile görür. Fenâ-fillâh makamıdır.
Kul, nâfile ibadetlerin bereketiyle kendi sıfatlarından fâni
olur ve ilâhî muhabbete mazhar olur.
Kurb-ı Ferâiz / Farzlarla Yakınlık / Hak kul ile işitir, kul
ile görür. Bakâ-billâh makamıdır.
Fenâ-fillâh (Molla Câmî’nin Şerhi)
Fenâ, kulun beşerî/halkıyyet cihetinin, ilâhî/rabbânî sıfatlarda
erimesidir.
Allah her şeyi kuşatmıştır (ihata). O, her bir varlığı kendi
hakikatiyle var etmiştir; dolayısıyla O, varlıkların zâtıdır (aynıdır) ama asla
belirli bir uzvun içine hapsedilmiş, sınırlandırılmış değildir.
Nâfilelerle kazandığı hususî sevginin meyvesi olarak kula,
melek vasıtası olmadan, doğrudan doğruya ledünnî ilim ve hususî vahiy
(ilham/keşif) ihsan edilir.
İbnü'l-Arabî'ye göre bütün varlıklar "âyan-ı
sâbite"lerin, onlar da ilâhî isimlerin gölgeleridir.
Gerçek fukarâ (Allah'a muhtaç olan efendiler), eşyaya
Hakk'ın mazharı (zuhur yeri) olarak bakarlar.
Avam müminler Allah'ın her yerde hazır ve nâzır olduğuna
inanıp "tenzih"i (Allah'ı yaratılmışlardan ayrı tutmayı) ön planda
tutarken; İbnü’l-Arabî tenzih ile teşbihi (benzeşmeyi) birlikte mütalaa eder.
O, her meseleyi Hakk’ın "Vücûd" (Varlık) sıfatıyla ilişkilendirir;
çünkü O'na göre varlık tektir ve mâsivâ (Allah dışındaki her şey) O'nun
zuhurundan ibarettir.
…
Nurlar Hazînesi
(101 Kudsî Hadîs) Metin ve Tercümesi
…
Ek-1
Kudsî Hadîs Hakkında Kısa Bilgi
Kur’ân-ı Kerîm: Hakk'ın zâtındandır (Kadîm). Doğrudan
"Allah buyurdu (Kâlellâh)" kalıbıyla aktarılır. Hem mânâsı hem de
lâfzi (sözleri/kelimeleri) tamamen Allah’a aittir. Peygamber’in dahi üzerinde
bir nokta kadar tasarruf yetkisi yoktur.
Kudsî Hadîs: Resûlüllah'ın ruhundandır.
"Resûlüllah Rabbinden rivâyet ettiği sözlerinde şöyle buyurdu..."
kalıbıyla nakledilir. Mânâsı Allah’tan gelen, ancak lafzı ve ifade edilişi Hz.
Peygamber’e ait olan hadislerdir.
Hadîs-i Şerîf (Nebevî): Resûlüllah'ın zatındandır.
Mânâsı da lafzı da tamamen Hz. Peygamber’e aittir. Ancak nebevî hadisler de
dahil olmak üzere Hz. Peygamber'den sâdır olan her şey, Necm Sûresi'ndeki
"O, kendi arzusuna göre konuşmaz..." ayeti gereğince dolaylı bir
vahiy/ilahi kontrol altındadır.
Ek-2
Kudsî Hadîs (el-Hadîsü’l-Kudsî)
Kudsî hadisler ilk dönemlerde ayrı birer kitap olarak tasnif
edilmemiş
Buhari, Kitâbü't-Tevhîd bölümünde kudsî hadislere yer
verirken genel olarak "Rabbinden rivayet ediyor ki..." formülünü
kullanır.
İbn Mâce ise daha çok "Allah Azze ve Celle buyuruyor
ki..." kalıbını tercih etmiştir.
Suyûtî, Münâvî ve Muhammed el-Medenî gibi alimler bu
hadisleri müstakil (ayrı) kitaplarda toplayarak özel kudsî hadis antolojileri
oluşturmuşlar.
…
Oruç İbadeti: "Her amelin bir keffâreti vardır. Oruç
ise benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm..."
Kibriyâ ve Azamet: "Kibriyâ (büyüklük) benim ridâm,
azamet ise izârımdır. Kim bunlardan birini almaya kalkışırsa, onu cehenneme
atarım."
İlahi Rahmet: "Şüphesiz, Rahmetim gazabımı geçti."
Zulme Karşı Gazap: "Benden başka yardımcısı olmayan
kimseye zulmedene karşı, gazabım amansızdır."
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder