12 Şubat 2026 Perşembe

İbnü'l-A'râbî ve Mevlânâ Özelinde Tasavvufî Metaforların Değerlendirilmesi - Notlar

Abdullah Eren - İbnü'l-A'râbî ve Mevlânâ Özelinde Tasavvufî Metaforların Değerlendirilmesi - Notlar

Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022

 

Önsöz

Doğru temellendirilmeyen durumların yanlış sonuçlar doğurabileceği, buna karşın sembol, teşbih ve metafor gibi yöntemlerin konuları daha iyi anlaşılır kıldığı belirtilmektedir.

 

Giriş

Çalışmanın temel konusu, tasavvuf ilmi çerçevesinde İbnü’l-Arâbî ve Mevlânâ özelinde kullanılan harf, söz, sayı, zaman-mekân ve aşk gibi özel metaforların incelenmesidir.

 

Birinci bölümde sembolik anlatımın doğası ve somutlaştırma gücü üzerinde durulurken; tezin ana temasını oluşturan ikinci bölümde ise varlıkla doğrudan ilişkili metaforlar (aşk, dil, sayı, harf, zaman-mekân) ve bunlarla bağlantılı olarak yokluk, ego, realizm, evrenin ilk sebebi ve zihinsizlik gibi konular ele alınmaktadır.

 

Birinci Bölüm: Metaforik Anlatım

Hayatı, varlığı, doğayı ve insanın kendini anlamlandırabilmesi için doğru ve tutarlı bir düşünce yapısı (mantık) elzemdir; bu yüzden kullanılan kavramların mahiyetinin bilinmesi önem arz eder. Muhtevayı anlatmanın gündelik dil, işaret dili veya şekilsel anlatım gibi yollarından biri de somut verilerin dışına çıkan, sembolik ve dolaylı bir yapı barındıran metaforik anlatımdır.

 

Metafor, Aristoteles döneminden bu yana lengüistik, psikoloji, semiyotik ve felsefe gibi disiplinlerde kullanılan yabancı kökenli bir kelimedir. Eski Yunancada "meta" (ötesi) ve "pherein" (anlamı taşımak, farklı yöne çekmek) kelimelerinin birleşiminden oluşur ve bir ifadeyi olduğundan ötelere taşımak anlamına gelir.

 

Tarih boyunca düşünürler, mesajlarını daha iyi aktarmak ve soyut durumları somutlaştırarak muhatabın idrak seviyesine hitap etmek için metaforlara başvurmuşlardır. Bu yöntemde temel yaklaşım, bilinen şeylerden yola çıkarak bilinmeyene referans göstermektir. İnsanın duygusal, maddi ve ruhsal yapısından kaynaklanan ön yargı, hatalı sınıflama ve konuyu aşırı basitleştirme gibi informel mantık hataları yargıları saptırabileceği için anlatımda özenli olmak gerekir.

 

Metaforik anlatım edebiyat, felsefe, psikoloji ve mistisizm gibi pek çok alanda kendine yer bulur. İslam felsefesinde, rasyonel yapılı Meşşâîliğe kıyasla mistik muhtevaya sahip olan İşrâkîlik ekolünde sembolizm çok daha belirgindir. Ekolün kurucusu Sühreverdî, en önemli sembolizmi olan "Nûr" (aydınlanma ve Allah Teâlâ) ve "Karanlık" ilişkisi üzerinden hakikate yönelişi açıklar. Tasavvufun zirve isimlerinden İbnü’l-Arâbî ise bilen ile bilinenin, gören ile görünenin birliğini açıklamak için "Ayna" metaforunu kullanır.

 

İkinci Bölüm: İbnü’l-A‘Râbî ve Mevlânâ Ekseninde Tasavvufî Metaforların Değerlendirilmesi

Harfler

Harfler, tasavvufta sadece birer iletişim aracı değil, "velilerin ilmi" olarak kabul edilir.

 

Zihinsel Harfler: İnsanın hayalinde hazır tutulan harf formlarıdır.

 

Yazılı Harfler: Göze hitap eden, şekil alan ve bir "ruh" taşıyan harflerdir.

 

Sözlü Harfler: Havada şekil bulurlar ve "yüce makamlara çıkarlar"; bu harfler için yok oluş (beka) söz konusu değildir.

 

Elif Harfi: Harflerden bir harf olmayıp, tüm harflerin kendisinden çıktığı bir merkez ve toplama noktasıdır.

 

İbnü’l-Arâbî’nin düşünce sisteminde harfler; tabiatlara, mertebelere ve feleklere sahiptir. Harflerin varoluşsal alemlerle olan ilişkisi ile ağız içindeki çıkış yerleri (mahreçleri) arasındaki paralellik, içten dışarıya doğru bir varoluşsal geçişi gösterir.

 

Âlem

Nitelik

Harfler

Mahreci

Azamet Âlemi

En yüce / en içteki âlem

He () ve Hemze (ء)

 

Göğüs (sadr)

 

Melekût Âlemi

Ruhsal / soyut âlem

Ha (ح), Hı (خ), Ayn (ع), Ğayn (غ)

 

Boğaz merkezi

Ceberut Âlemi

Orta (vasat) âlem

 

Te, Se, Cim, Dal, Zal, Ra, Za, Zı, Tı, Kef, Lam, Nun, Sad, Dad, Kaf, Sin, Şin, Ya

Ağız

Mülk / Şehadet Âlemi

En aşağı (esfel) / maddi âlem

 

Ba (ب), Vav (و), Mim (م)

 

Dudaklar

Geçiş Alanı

Şehadet ve Ceberut arası

Fe (ف)

 

Ağız ve dudak kesişmesi

 

Harflerin Tekil Özellikleri, Numerik (Ebced) Değerleri ve Tabiatları

Elif (ا): Aslında harflerden bir harf değildir; cem edici (toplayıcı) niteliktedir. Has esması "Allah"tır. Dairesel düzende hem çember hem merkezdir. Diğer tüm harfler ondan türetilmiştir.

Hemze (ء): Elif ile karıştırılsa da farklıdır. Unsuru ateştir, sayısal değeri yoktur. Bitkiler, cansızlar ve cinlerde etkilidir.

He (): Sayı değeri 5’tir. Baskın unsuru topraktır; bitkilerde tesirlidir.

Ayn (ع): Sayı değeri 70’tir. Tabiatı hararet ve nemliliktir; hayvanlar üzerinde etkilidir.

Ha (ح): Sayı değeri 8’dir. Unsuru sudur; halis ve katışıksızdır. Cansız maddelerde tesir gösterir.

Ğayn (غ): Sayı değeri 900’dür. Tabiatı soğukluk ve kuruluktur, unsuru sudur.

Hı (خ): Sayı değeri 600’dür. Dört tabiatın (hararet, nem, kuruluk, soğukluk) hepsini gövdesinde toplar. Saf değildir, imtizaç etmiştir.

Kaf (ق): Sayı değeri 100’dür. Unsuru ateş ve sudur. Cinlerde etkilidir. İnsan ve Anka kuşunun bu harften yaratıldığı rivayet edilir.

Kef (ك): Sayı değeri 20’dir. Unsuru ateştir. Varoluş emri olan "Kün" (Ol) kelimesinden dolayı makamı başlangıç makamıdır.

Dad (ض): Sayı değeri 800’dür. Unsuru sudur, hayvanlarda zahir olur.

Cim (ج): Sayı değeri 3’tür. En büyük unsuru toprak, en küçüğü ateştir. Cinlere tesir eder.

Şin (ش): Sayı değeri 300’dür. Unsuru sudur. Suyun sesinde bu harfin duyulması ve Allah'ın "Şafi" esmasıyla ilişkisi sebebiyle şifahanelerde su sesiyle yapılan terapilere kaynaklık eder.

Ya (ي): Sayı değeri 10’dur. En büyük unsuru ateştir. Canlılar unsuru su olan bu harften meydana gelir.

Lam (ل): Sayı değeri 30’dur. En büyük unsuru ateştir, hayvanlarda tezahür eder.

Ra (ر): Sayı değeri 200’dür. Unsuru ateştir, cansızlar üzerinde etkilidir.

Nun (n): Sayı değeri 50’dir. Tesiri İlahi Hazrettedir. Tabiatı soğukluk ve kuruluktur.

Tı (ط): Sayı değeri 9’dur. Unsuru sudur, cansız varlıklarda görülür.

Dal (د): Sayı değeri 4’tür. Unsuru topraktır, hayvanlarda muayyen olur.

Te (ت): Sayı değeri 400’dür. Unsuru topraktır, cansızlarda etkindir.

Sad (ص): Sayı değeri 90’dır. Unsuru havadır. Doğruluk ve korunmuşluk harfidir; Sad Suresi bu harfle başlar. Dairesel şeklinden ötürü başka şekillere dönüşebilir.

Za (ز): Sayı değeri 7’dir. Unsuru ateştir, hayvanlara tesir eder.

Sin (س): Sayı değeri 60’tır. Unsuru ateştir, hayvanlar üzerindedir.

Zı (ظ): Sayı değeri 900’dür. En büyük unsuru su, en küçüğü havadır. Cansızlarda etkindir.

Zal (ذ): Sayı değeri 700’dür. Unsuru havadır, hayvanlarda açığa çıkar.

Se (ث): Sayı değeri 500’dür. Unsuru topraktır, cansızlarda etkilidir.

Fa (ف): Sayı değeri 80’dir. En büyük unsuru sudur. Bitkilerde etkindir.

Ba (ب): Sayı değeri 2’dir. Unsuru ateştir, cansızlar üzerinde etkilidir.

Mim (م): Sayı değeri 40’tır. Unsuru topraktır; otoritesi ve tesiri direkt insan üzerinde ortaya çıkar.

Vav (و): Sayı değeri 6’dır. Unsuru havadır, cinler üzerinde tezahür eder.

 

Dil bilgisinde sözcüklerin yapılarını bozan ve istisnalara yol açan illet harfleri (Vav, Ya, Elif); insanda bulunan vesvese, şüphe ve ümitsizlik gibi illetli hallere benzetilir.

 

Sayılar

Sayılar evrenin kozmik dili ve ilahî hazret ile şehadet âlemi arasındaki bir berzah (ara geçiş) olarak görülür.

 

Sıfır (0): Sûfî ontolojisindeki "adem" (yokluk) kavramıyla ilişkilidir.

 

Bir (1): Sayıların başlangıcıdır; 1 dairesel düzende hem çember hem de dairenin merkezi mesabesindedir.

 

İki (2): Çokluğu ve zıttı ifade eder; mülk âleminde zıtlık olmadan bir şey zuhur etmez.

 

Üç (3): Yaratılışın (tekvin) sayısıdır; Allah'ın "Ol" emrindeki üçlü yapıya (Zât, İrade, Emir) işaret eder.

 

Zaman-Mekân

Zaman, sabit bir gerçeklikten ziyade hayalî bir sıfat taşır ve kendi başına mevcut değildir.

 

Sûfîler için asıl olan "hâl"dir (şimdiki zaman).

Vakit, kişinin o an için istidadıdır.

 

İlâhî Günler: Yedi temel esmaya (Semi, Hayat, Basar, İrade, Kudret, İlim, Kelam) göre pazar gününden cumartesiye kadar yaratılış süreçlerini temsil eder.

 

Pazar Günü

Arapça karşılığı "el-Ahad" (Bir)

Allah'ın "Semi" (İşitme) sıfatından yaratılmıştır.

Yaratılışın ilk gününde "Nûr" isminin tecellisiyle Güneş var kılınmıştır. Güneş, 4. gökte yer alır ve bu göğe denk gelen peygamber Hz. İdris (a.s.)’dir; bu feleğin hareketiyle "Nun" harfi var edilmiştir.

 

Pazartesi Günü

Allah Teâlâ’nın "Hayy" (Canlılık/Hayat) sıfatından yaratılmıştır

Yaşam bu günle başlamıştır.

Göksel cismi Ay'dır.

Bu göğün hareketi sonucu "Dal" harfi meydana gelmiştir.

En alçak seviyedeki bu sema, insanlığın atası ve ilk nebi olan Hz. Âdem (a.s.) ile ilişkilidir.

 

Salı Günü

Allah’ın "Basar" (Görmek) sıfatından yaratılmıştır.

Basar sıfatının yanında Allah’ın "Kahir" esması, üçüncü göğün mevcudiyetini ve yıldızını (Mars) zahir kılmıştır.

Bu gök Hz. Harun (a.s.) ile ilişkilidir ve feleğin hareketi sonucu "Lam" harfi meydana gelmiştir.

 

Çarşamba Günü

Allah’ın "İrade" sıfatının tecelli etmesi sonucu var olmuştur.

Altıncı sırada olan bu gökte Merkür bulunur. Bu gök, Allah’ın "Muhsi" (her şeyi hesap eden, sayan) isminin tecellisiyle; yıldızı, feleği ve beşeri formuyla var olmuştur.

Altıncı gök Hz. İsa (a.s.) ile ilişkilidir ve feleğin hareketiyle "Tı" harfi meydana gelmiştir.

Perşembe Günü

Allah’ın "Kudret" sıfatının bir sonucudur

Göksel cismi Jüpiter’dir ve bu küre Allah’ın "Âlim" (her şeyi bilen) isminin tecellisiyle var olmuştur.

Beşinci gün, Jüpiter, "Dad" harfi ve bu semanın peygamberi olan Hz. Musa (a.s.) birbiriyle bağlantılı olarak yaratılmıştır.

 

Cuma Günü

Allah Teâlâ’nın "İlim" sıfatından var kılınmıştır. Cuma günü ile ilişkili gök cismi Venüs yıldızıdır (ikinci sema) ve Allah'ın "Musavvir" (şekil veren) isminin tecellisiyle varlık kazanmıştır.

Bu sema "Ra" harfi ve Hz. Yusuf (a.s.) ile ilişkilidir.

 

Cumartesi Günü

Allah Teâlâ’nın "Kelam" (Konuşma) sıfatından varlık bulmuştur.

Cumartesi ile ilişkili yıldız Satürn (yedinci gök), ilişkili peygamber ise Hz. İbrahim (a.s.)’dir.

Yedinci sema varlığını Allah’ın "Rabb" isminden alır.

 

Dil, kalpteki hakikati yansıtmada çoğu zaman yetersiz kalır.

 

Sükût (Sessizlik)

Kulağımız kalmadı, ama baştan aşağı kulağız. Ağzımız söylemiyor... ama baştanbaşa sözüz.

 

Aşk

Halk arasında beşerî ilişkiler için kullanılan aşk ifadesi mantıksal olarak sevginin zirvesi olamaz; gerçek aşk ancak ilahî olanda zirveye ulaşır.

Sevgi, Allah'ın kendisini tavsif ettiği "Vedud" isminden ötürü kutsal bir mahiyete sahiptir.

 

Tasavvufta sevgi üç sınıfa ayrılır.

İlâhî Sevgi

Allah’ın insana duyduğu karşılıksız sevgi ve insanın Allah’a duyduğu aşkınlık hali.

İlahî sevginin iki boyutu vardır: Allah’ın kendisi için olan sevgisi (Kenz-i Mahfi / Gizli Hazine) ve Allah’ın bizim için bize duyduğu sevgidir.

 

İnsan için ilahî sevginin dört tecellisi bulunur:

Allah'ı kendisi için sevmek.

Allah'ı Allah için sevmek.

Hem kendisi hem Allah için sevmek.

Sayılanların hiçbiri olmadan, irade dışı ve idraksizce sevmek (içsel aşkınlığın zirvesi).

 

Ruhanî Sevgi

Muhatap merkezli; sevenin sevileni hoşnut etmeye çalıştığı, akıl ve ilmin birleştiği bilgece sevgi.

Ruhanî sevgide âşık; hem sevgilisi hem kendisi için sever.

Bu sevginin nihai gayesi vuslat, yani "bir olmak"tır (Tanrı'nın insana hulul ettiğini iddia edenlerin idrak edemediği asıl sır budur).

 

Tabii Sevgi

Ben merkezli; tamamen haz almaya, nefsanî arzuların tatminine yönelik sevgi (Hayvanlarda sadece bu bulunur).

Bencil bir muhtevaya sahiptir. Bu sevgide aşık, sevgiliyi sevgilinin kendisi için değil, kendi nefsindeki huzur, menfaat ve haz için sever

 

Sevginin Makamları

1. el-Hubb (Tohum/Öz Sevgi): Kalpteki en saf, arınık ve duru haldir. Seven, iradesini tamamen sevgilinin iradesine bağlar; arızi/geçici sevgilerden azat olur. Bulanık suyun içindeki pislikler dibe çöksün ve su berraklaşsın diye konulan kaba da "el-Hubb" denir.

 

2. el-Vedd (Süreğen Sevgi): Allah'ın "Vedud" isminden türemiştir. Bu makam; hubb, ışk ve heva makamlarının kesintisiz ve daimi olmasını sağlar. Dünyadaki vuslatlar (kavuşmalar) normalde sevgiyi söndürürken, Vedd makamındaki sevgi vuslat gerçekleşse dahi asla sönmez, sarsılmaz.

 

3. el-Işk (Aşırı Sevgi / Aşk): Muhabbetin aklın önüne geçecek kadar aşırıya kaçan, insanı mecazen kör eden zirve halidir. Aşık, baktığı her yerde ve duyduğu her seste sadece sevgiliyi duyumsar. Züleyha Yusuf aşkından damarını kestiğinde kanıyla yere "Yusuf", Hallâc-ı Mansûr ise "Allah" yazmıştır. Bu makamdakiler aşkta fena bulmayı (yok olmayı) arzular.

 

4. el-Heva (Kalbe Düşen Sevgi): İradenin ilk an (ilk görüş, bakış, tadış veya bir haber alış) itibariyle bütünüyle sevgiliye bağlanmasıdır. Halk arasındaki "ilk görüşte aşk" budur. Sevginin gayb âleminden şehadet âlemine inzal olup gönle "düşmesi" anlamına gelir. Meşru dairede tutulmazsa harama meyledip dalalete götürebilir; bu yüzden iradeyle aslına (Allah'a) rücu ettirilmelidir.

 

Heva makamını tetikleyen üç unsur vardır: Duymak, bakmak ve ihsan. En tesirlisi bakmaktır (görmektir). Çünkü görülen suret hayaldeki formla birebir uyuşur ve sevgi değişmez. Ancak duymakta, insan zihninde bir suret hayal eder; sevgiliyi kanlı canlı gördüğünde o hayal kırılır ve sevgide bir nebze azalma meydana gelebilir.

 

Âşığın Yedi Hali

1. Nühul (Erime): Duyuların sınırlarını kırma; serap gibi olan nefsî arzulardan geçip dolaylı yoldan ilahi aşka ulaşma hali.

2. Zübu’l (Harap Olma): Yemeden içmeden kesilme, uykusuzluk (bedensel) ve hakikat karşısında önceki beşerî bilgilerin boşa çıkması (ruhsal).

3. Garam (Helak Olma): Sevgiliye borçlu gibi kopamaz bir bağla sürekli bağlanarak onda yok (fena) olmayı talep etme durumu.

4. Şevk (Coşku): Vuslat anında yaşanan hem ruhani hem cismani büyük bir haz; ardından gelen "sevgiliden ayrılma korkusu".

5. Hıyam (Çılgınlık): Ne yapacağını bilememe, kararsızlık. Allah'a aşık olanların hıyamı sönmez; çünkü yöneldikleri her yerde Hakk tecelli eder.

6. Zefrat (Derin İç Çekişler): Kalpteki yıkıcı bir ateş ve nur sebebiyle, yanan odunun çıkardığı sese benzer inlemelerle derin iç çekme hali.

7. Kemed (Sevda): Gözyaşı olmasa da kalbin derininde duyulan, kalbi diğer her şeye kapatan en şiddetli hüzün ve bocalama hali.

 

Zihinsizlik

(Fena ve Egonun Sessizliği)

Tasavvuftaki "zihinsizlik" hali, zihnin içsel ve dışsal tüm kayıtlardan, bireysel tercih ve isteklerden arınarak "kendi boşluğunda yüzmesi" durumudur.

Kalp nefsin taklitçi sesinden arındığında, zâhiren çelişki gibi görünen "sessizlikten gelen ses" işitilir ve kul Allah’ta yok (fena) olur.

Hayattaki kavgalar, inatlaşmalar ve hatta bazen "din adına" yapıldığı iddia edilen münakaşalar tamamen egodan (nefs) kaynaklanır.

 

İnsan fıtrat üzere doğar; toplum ise ona yapay kimlikler ve egolar yükler. Ego, etki-tepki mekanizmasıyla çalışır; ikilikten ve sürekli "gelecek hedefleri" koyarak insanı "An"dan koparmaktan beslenir.

 

Yokluk

Sûfiler için bu evren "hayal içinde bir hayalden" ibarettir.

…mal mülk, rüyada bulunan bir hazine gibidir; uyanınca (ölünce) hiçbir hükmü kalmaz. Eğer dünya bir rüyaysa, başımıza gelen olaylar (hastalıklar, imtihanlar) da uyanmamız için birer "rüya tabiri" niteliğindedir.

 

Evrenin Arkesi

Thales: Su

Anaksimenes: Hava

Herakleitos: Ateş

Anaksimandros: Apeiron (Sonsuzluk)

Modern Bilim / Kuantum: Titreşim / Frekans (Rezonans Kanunu)

Tasavvuf / İslam: İlâhî Ses ("Kün!" / Ol emri)

 

Modern bilimin maddeyi incelediğinde bulduğu en temel şey "titreşim"dir (Rezonans Yasası). Her varlığın kendine has bir frekansı vardır. Titreşim ise doğası gereği bir sesin sonucudur.

 

Sonuç

Mevlânâ ve İbnü’l-Arabî gibi sufiler dile ve doğrudan anlatıma sığmayan ilâhî hakikatleri somutlaştırmak ve akıl sahasına çekebilmek için metaforları sanatsal bir boyutta kullanmışlardır.

 

Harflerde: "Elif" olmadan diğer harfler var olamaz.

Sayılarda: "1" sayısı olmadan diğer sayılar meydana gelemez.

Zamanda: Zamanın aslı, bölünemez en küçük parça olan "An"dır.

Varlıkta: Tüm kâinat, tek bir sesten (Allah'ın "Kün! / Ol" emrinden) zuhur etmiştir.

Sevgide: Tüm muhabbetlerin aslı tek bir bağa, yani İlâhî Aşk'a dayanır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder