Abdullah
Eren - İbnü'l-A'râbî ve Mevlânâ Özelinde Tasavvufî
Metaforların Değerlendirilmesi - Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Sosyal
Bilimler Enstitüsü, 2022
Önsöz
Doğru temellendirilmeyen durumların yanlış sonuçlar
doğurabileceği, buna karşın sembol, teşbih ve metafor gibi yöntemlerin konuları
daha iyi anlaşılır kıldığı belirtilmektedir.
Giriş
Çalışmanın temel konusu, tasavvuf ilmi çerçevesinde
İbnü’l-Arâbî ve Mevlânâ özelinde kullanılan harf, söz, sayı, zaman-mekân ve aşk
gibi özel metaforların incelenmesidir.
Birinci bölümde sembolik anlatımın doğası ve somutlaştırma
gücü üzerinde durulurken; tezin ana temasını oluşturan ikinci bölümde ise
varlıkla doğrudan ilişkili metaforlar (aşk, dil, sayı, harf, zaman-mekân) ve
bunlarla bağlantılı olarak yokluk, ego, realizm, evrenin ilk sebebi ve
zihinsizlik gibi konular ele alınmaktadır.
Birinci Bölüm: Metaforik Anlatım
Hayatı, varlığı, doğayı ve insanın kendini
anlamlandırabilmesi için doğru ve tutarlı bir düşünce yapısı (mantık) elzemdir;
bu yüzden kullanılan kavramların mahiyetinin bilinmesi önem arz eder. Muhtevayı
anlatmanın gündelik dil, işaret dili veya şekilsel anlatım gibi yollarından
biri de somut verilerin dışına çıkan, sembolik ve dolaylı bir yapı barındıran
metaforik anlatımdır.
Metafor, Aristoteles döneminden bu yana lengüistik,
psikoloji, semiyotik ve felsefe gibi disiplinlerde kullanılan yabancı kökenli
bir kelimedir. Eski Yunancada "meta" (ötesi) ve "pherein"
(anlamı taşımak, farklı yöne çekmek) kelimelerinin birleşiminden oluşur ve bir
ifadeyi olduğundan ötelere taşımak anlamına gelir.
Tarih boyunca düşünürler, mesajlarını daha iyi aktarmak ve
soyut durumları somutlaştırarak muhatabın idrak seviyesine hitap etmek için
metaforlara başvurmuşlardır. Bu yöntemde temel yaklaşım, bilinen şeylerden yola
çıkarak bilinmeyene referans göstermektir. İnsanın duygusal, maddi ve ruhsal
yapısından kaynaklanan ön yargı, hatalı sınıflama ve konuyu aşırı basitleştirme
gibi informel mantık hataları yargıları saptırabileceği için anlatımda özenli
olmak gerekir.
Metaforik anlatım edebiyat, felsefe, psikoloji ve mistisizm
gibi pek çok alanda kendine yer bulur. İslam felsefesinde, rasyonel yapılı
Meşşâîliğe kıyasla mistik muhtevaya sahip olan İşrâkîlik ekolünde sembolizm çok
daha belirgindir. Ekolün kurucusu Sühreverdî, en önemli sembolizmi olan
"Nûr" (aydınlanma ve Allah Teâlâ) ve "Karanlık" ilişkisi
üzerinden hakikate yönelişi açıklar. Tasavvufun zirve isimlerinden İbnü’l-Arâbî
ise bilen ile bilinenin, gören ile görünenin birliğini açıklamak için
"Ayna" metaforunu kullanır.
İkinci Bölüm: İbnü’l-A‘Râbî ve Mevlânâ Ekseninde Tasavvufî Metaforların
Değerlendirilmesi
Harfler
Harfler, tasavvufta sadece birer iletişim aracı değil,
"velilerin ilmi" olarak kabul edilir.
Zihinsel Harfler: İnsanın hayalinde hazır tutulan harf
formlarıdır.
Yazılı Harfler: Göze hitap eden, şekil alan ve bir
"ruh" taşıyan harflerdir.
Sözlü Harfler: Havada şekil bulurlar ve "yüce makamlara
çıkarlar"; bu harfler için yok oluş (beka) söz konusu değildir.
Elif Harfi: Harflerden bir harf olmayıp, tüm harflerin
kendisinden çıktığı bir merkez ve toplama noktasıdır.
İbnü’l-Arâbî’nin düşünce sisteminde harfler; tabiatlara,
mertebelere ve feleklere sahiptir. Harflerin varoluşsal alemlerle olan ilişkisi
ile ağız içindeki çıkış yerleri (mahreçleri) arasındaki paralellik, içten
dışarıya doğru bir varoluşsal geçişi gösterir.
|
Âlem |
Nitelik |
Harfler |
Mahreci |
|
Azamet Âlemi |
En yüce / en içteki âlem |
He (ﻫ)
ve Hemze (ء) |
Göğüs (sadr) |
|
Melekût Âlemi |
Ruhsal / soyut âlem |
Ha (ح),
Hı (خ), Ayn (ع), Ğayn (غ) |
Boğaz merkezi |
|
Ceberut Âlemi |
Orta (vasat) âlem |
Te, Se, Cim, Dal, Zal, Ra, Za, Zı, Tı, Kef, Lam, Nun, Sad,
Dad, Kaf, Sin, Şin, Ya |
Ağız |
|
Mülk / Şehadet Âlemi |
En aşağı (esfel) / maddi âlem |
Ba (ب),
Vav (و), Mim (م) |
Dudaklar |
|
Geçiş Alanı |
Şehadet ve Ceberut arası |
Fe (ف) |
Ağız ve dudak kesişmesi |
Harflerin Tekil Özellikleri, Numerik (Ebced) Değerleri ve Tabiatları
Elif (ا):
Aslında harflerden bir harf değildir; cem edici (toplayıcı) niteliktedir. Has
esması "Allah"tır. Dairesel düzende hem çember hem merkezdir. Diğer
tüm harfler ondan türetilmiştir.
Hemze (ء):
Elif ile karıştırılsa da farklıdır. Unsuru ateştir, sayısal değeri yoktur.
Bitkiler, cansızlar ve cinlerde etkilidir.
He (ﻫ):
Sayı değeri 5’tir. Baskın unsuru topraktır; bitkilerde tesirlidir.
Ayn (ع):
Sayı değeri 70’tir. Tabiatı hararet ve nemliliktir; hayvanlar üzerinde
etkilidir.
Ha (ح):
Sayı değeri 8’dir. Unsuru sudur; halis ve katışıksızdır. Cansız maddelerde
tesir gösterir.
Ğayn (غ):
Sayı değeri 900’dür. Tabiatı soğukluk ve kuruluktur, unsuru sudur.
Hı (خ):
Sayı değeri 600’dür. Dört tabiatın (hararet, nem, kuruluk, soğukluk) hepsini
gövdesinde toplar. Saf değildir, imtizaç etmiştir.
Kaf (ق):
Sayı değeri 100’dür. Unsuru ateş ve sudur. Cinlerde etkilidir. İnsan ve Anka
kuşunun bu harften yaratıldığı rivayet edilir.
Kef (ك):
Sayı değeri 20’dir. Unsuru ateştir. Varoluş emri olan "Kün" (Ol)
kelimesinden dolayı makamı başlangıç makamıdır.
Dad (ض):
Sayı değeri 800’dür. Unsuru sudur, hayvanlarda zahir olur.
Cim (ج):
Sayı değeri 3’tür. En büyük unsuru toprak, en küçüğü ateştir. Cinlere tesir
eder.
Şin (ش):
Sayı değeri 300’dür. Unsuru sudur. Suyun sesinde bu harfin duyulması ve
Allah'ın "Şafi" esmasıyla ilişkisi sebebiyle şifahanelerde su sesiyle
yapılan terapilere kaynaklık eder.
Ya (ي):
Sayı değeri 10’dur. En büyük unsuru ateştir. Canlılar unsuru su olan bu harften
meydana gelir.
Lam (ل):
Sayı değeri 30’dur. En büyük unsuru ateştir, hayvanlarda tezahür eder.
Ra (ر):
Sayı değeri 200’dür. Unsuru ateştir, cansızlar üzerinde etkilidir.
Nun (n): Sayı değeri 50’dir. Tesiri İlahi
Hazrettedir. Tabiatı soğukluk ve kuruluktur.
Tı (ط):
Sayı değeri 9’dur. Unsuru sudur, cansız varlıklarda görülür.
Dal (د):
Sayı değeri 4’tür. Unsuru topraktır, hayvanlarda muayyen olur.
Te (ت):
Sayı değeri 400’dür. Unsuru topraktır, cansızlarda etkindir.
Sad (ص):
Sayı değeri 90’dır. Unsuru havadır. Doğruluk ve korunmuşluk harfidir; Sad
Suresi bu harfle başlar. Dairesel şeklinden ötürü başka şekillere dönüşebilir.
Za (ز):
Sayı değeri 7’dir. Unsuru ateştir, hayvanlara tesir eder.
Sin (س):
Sayı değeri 60’tır. Unsuru ateştir, hayvanlar üzerindedir.
Zı (ظ):
Sayı değeri 900’dür. En büyük unsuru su, en küçüğü havadır. Cansızlarda
etkindir.
Zal (ذ):
Sayı değeri 700’dür. Unsuru havadır, hayvanlarda açığa çıkar.
Se (ث):
Sayı değeri 500’dür. Unsuru topraktır, cansızlarda etkilidir.
Fa (ف):
Sayı değeri 80’dir. En büyük unsuru sudur. Bitkilerde etkindir.
Ba (ب):
Sayı değeri 2’dir. Unsuru ateştir, cansızlar üzerinde etkilidir.
Mim (م):
Sayı değeri 40’tır. Unsuru topraktır; otoritesi ve tesiri direkt insan üzerinde
ortaya çıkar.
Vav (و):
Sayı değeri 6’dır. Unsuru havadır, cinler üzerinde tezahür eder.
Dil bilgisinde sözcüklerin yapılarını bozan ve istisnalara
yol açan illet harfleri (Vav, Ya, Elif);
insanda bulunan vesvese, şüphe ve ümitsizlik gibi illetli hallere benzetilir.
Sayılar
Sayılar evrenin kozmik dili ve ilahî hazret ile şehadet
âlemi arasındaki bir berzah (ara geçiş) olarak görülür.
Sıfır (0): Sûfî ontolojisindeki "adem" (yokluk)
kavramıyla ilişkilidir.
Bir (1): Sayıların başlangıcıdır; 1 dairesel düzende hem
çember hem de dairenin merkezi mesabesindedir.
İki (2): Çokluğu ve zıttı ifade eder; mülk âleminde zıtlık
olmadan bir şey zuhur etmez.
Üç (3): Yaratılışın (tekvin) sayısıdır; Allah'ın
"Ol" emrindeki üçlü yapıya (Zât, İrade, Emir) işaret eder.
Zaman-Mekân
Zaman, sabit bir gerçeklikten ziyade hayalî bir sıfat taşır
ve kendi başına mevcut değildir.
Sûfîler için asıl olan "hâl"dir (şimdiki zaman).
Vakit, kişinin o an için istidadıdır.
İlâhî Günler: Yedi temel esmaya (Semi, Hayat, Basar, İrade,
Kudret, İlim, Kelam) göre pazar gününden cumartesiye kadar yaratılış
süreçlerini temsil eder.
Pazar Günü
Arapça karşılığı "el-Ahad" (Bir)
Allah'ın "Semi" (İşitme) sıfatından yaratılmıştır.
Yaratılışın ilk gününde "Nûr" isminin tecellisiyle
Güneş var kılınmıştır. Güneş, 4. gökte yer alır ve bu göğe denk gelen peygamber
Hz. İdris (a.s.)’dir; bu feleğin hareketiyle "Nun" harfi var
edilmiştir.
Pazartesi Günü
Allah Teâlâ’nın "Hayy" (Canlılık/Hayat) sıfatından
yaratılmıştır
Yaşam bu günle başlamıştır.
Göksel cismi Ay'dır.
Bu göğün hareketi sonucu "Dal" harfi meydana
gelmiştir.
En alçak seviyedeki bu sema, insanlığın atası ve ilk nebi
olan Hz. Âdem (a.s.) ile ilişkilidir.
Salı Günü
Allah’ın "Basar" (Görmek) sıfatından
yaratılmıştır.
Basar sıfatının yanında Allah’ın "Kahir" esması,
üçüncü göğün mevcudiyetini ve yıldızını (Mars) zahir kılmıştır.
Bu gök Hz. Harun (a.s.) ile ilişkilidir ve feleğin hareketi
sonucu "Lam" harfi meydana gelmiştir.
Çarşamba Günü
Allah’ın "İrade" sıfatının tecelli etmesi sonucu
var olmuştur.
Altıncı sırada olan bu gökte Merkür bulunur. Bu gök,
Allah’ın "Muhsi" (her şeyi hesap eden, sayan) isminin tecellisiyle;
yıldızı, feleği ve beşeri formuyla var olmuştur.
Altıncı gök Hz. İsa (a.s.) ile ilişkilidir ve feleğin
hareketiyle "Tı" harfi meydana gelmiştir.
Perşembe Günü
Allah’ın "Kudret" sıfatının bir sonucudur
Göksel cismi Jüpiter’dir ve bu küre Allah’ın
"Âlim" (her şeyi bilen) isminin tecellisiyle var olmuştur.
Beşinci gün, Jüpiter, "Dad" harfi ve bu semanın
peygamberi olan Hz. Musa (a.s.) birbiriyle bağlantılı olarak yaratılmıştır.
Cuma Günü
Allah Teâlâ’nın "İlim" sıfatından var kılınmıştır.
Cuma günü ile ilişkili gök cismi Venüs yıldızıdır (ikinci sema) ve Allah'ın
"Musavvir" (şekil veren) isminin tecellisiyle varlık kazanmıştır.
Bu sema "Ra" harfi ve Hz. Yusuf (a.s.) ile
ilişkilidir.
Cumartesi Günü
Allah Teâlâ’nın "Kelam" (Konuşma) sıfatından
varlık bulmuştur.
Cumartesi ile ilişkili yıldız Satürn (yedinci gök), ilişkili
peygamber ise Hz. İbrahim (a.s.)’dir.
Yedinci sema varlığını Allah’ın "Rabb" isminden
alır.
Dil, kalpteki hakikati
yansıtmada çoğu zaman yetersiz kalır.
Sükût (Sessizlik)
Kulağımız kalmadı, ama baştan aşağı kulağız. Ağzımız
söylemiyor... ama baştanbaşa sözüz.
Aşk
Halk arasında beşerî ilişkiler için kullanılan aşk ifadesi
mantıksal olarak sevginin zirvesi olamaz; gerçek aşk ancak ilahî olanda zirveye
ulaşır.
Sevgi, Allah'ın kendisini tavsif ettiği "Vedud"
isminden ötürü kutsal bir mahiyete sahiptir.
Tasavvufta sevgi üç sınıfa ayrılır.
İlâhî Sevgi
Allah’ın insana duyduğu karşılıksız sevgi ve insanın Allah’a
duyduğu aşkınlık hali.
İlahî sevginin iki boyutu vardır: Allah’ın kendisi için olan
sevgisi (Kenz-i Mahfi / Gizli Hazine) ve Allah’ın bizim için bize duyduğu
sevgidir.
İnsan için ilahî sevginin dört tecellisi bulunur:
Allah'ı kendisi için sevmek.
Allah'ı Allah için sevmek.
Hem kendisi hem Allah için sevmek.
Sayılanların hiçbiri olmadan, irade dışı ve idraksizce
sevmek (içsel aşkınlığın zirvesi).
Ruhanî Sevgi
Muhatap merkezli; sevenin sevileni hoşnut etmeye çalıştığı,
akıl ve ilmin birleştiği bilgece sevgi.
Ruhanî sevgide âşık; hem sevgilisi hem kendisi için sever.
Bu sevginin nihai gayesi vuslat, yani "bir
olmak"tır (Tanrı'nın insana hulul ettiğini iddia edenlerin idrak edemediği
asıl sır budur).
Tabii Sevgi
Ben merkezli; tamamen haz almaya, nefsanî arzuların
tatminine yönelik sevgi (Hayvanlarda sadece bu bulunur).
Bencil bir muhtevaya sahiptir. Bu sevgide aşık, sevgiliyi
sevgilinin kendisi için değil, kendi nefsindeki huzur, menfaat ve haz için
sever
Sevginin Makamları
1. el-Hubb (Tohum/Öz Sevgi): Kalpteki en saf, arınık ve duru
haldir. Seven, iradesini tamamen sevgilinin iradesine bağlar; arızi/geçici
sevgilerden azat olur. Bulanık suyun içindeki pislikler dibe çöksün ve su
berraklaşsın diye konulan kaba da "el-Hubb" denir.
2. el-Vedd (Süreğen Sevgi): Allah'ın "Vedud"
isminden türemiştir. Bu makam; hubb, ışk ve heva makamlarının kesintisiz ve
daimi olmasını sağlar. Dünyadaki vuslatlar (kavuşmalar) normalde sevgiyi
söndürürken, Vedd makamındaki sevgi vuslat gerçekleşse dahi asla sönmez,
sarsılmaz.
3. el-Işk (Aşırı Sevgi / Aşk): Muhabbetin aklın önüne
geçecek kadar aşırıya kaçan, insanı mecazen kör eden zirve halidir. Aşık,
baktığı her yerde ve duyduğu her seste sadece sevgiliyi duyumsar. Züleyha Yusuf
aşkından damarını kestiğinde kanıyla yere "Yusuf", Hallâc-ı Mansûr
ise "Allah" yazmıştır. Bu makamdakiler aşkta fena bulmayı (yok
olmayı) arzular.
4. el-Heva (Kalbe Düşen Sevgi): İradenin ilk an (ilk görüş,
bakış, tadış veya bir haber alış) itibariyle bütünüyle sevgiliye bağlanmasıdır.
Halk arasındaki "ilk görüşte aşk" budur. Sevginin gayb âleminden
şehadet âlemine inzal olup gönle "düşmesi" anlamına gelir. Meşru
dairede tutulmazsa harama meyledip dalalete götürebilir; bu yüzden iradeyle
aslına (Allah'a) rücu ettirilmelidir.
Heva makamını tetikleyen üç unsur vardır: Duymak, bakmak ve
ihsan. En tesirlisi bakmaktır (görmektir). Çünkü görülen suret hayaldeki formla
birebir uyuşur ve sevgi değişmez. Ancak duymakta, insan zihninde bir suret
hayal eder; sevgiliyi kanlı canlı gördüğünde o hayal kırılır ve sevgide bir
nebze azalma meydana gelebilir.
Âşığın Yedi Hali
1. Nühul (Erime): Duyuların sınırlarını kırma; serap gibi
olan nefsî arzulardan geçip dolaylı yoldan ilahi aşka ulaşma hali.
2. Zübu’l (Harap Olma): Yemeden içmeden kesilme, uykusuzluk
(bedensel) ve hakikat karşısında önceki beşerî bilgilerin boşa çıkması
(ruhsal).
3. Garam (Helak Olma): Sevgiliye borçlu gibi kopamaz bir
bağla sürekli bağlanarak onda yok (fena) olmayı talep etme durumu.
4. Şevk (Coşku): Vuslat anında yaşanan hem ruhani hem
cismani büyük bir haz; ardından gelen "sevgiliden ayrılma korkusu".
5. Hıyam (Çılgınlık): Ne yapacağını bilememe, kararsızlık.
Allah'a aşık olanların hıyamı sönmez; çünkü yöneldikleri her yerde Hakk tecelli
eder.
6. Zefrat (Derin İç Çekişler): Kalpteki yıkıcı bir ateş ve
nur sebebiyle, yanan odunun çıkardığı sese benzer inlemelerle derin iç çekme
hali.
7. Kemed (Sevda): Gözyaşı olmasa da kalbin derininde
duyulan, kalbi diğer her şeye kapatan en şiddetli hüzün ve bocalama hali.
Zihinsizlik
(Fena ve Egonun Sessizliği)
Tasavvuftaki "zihinsizlik" hali, zihnin içsel ve
dışsal tüm kayıtlardan, bireysel tercih ve isteklerden arınarak "kendi
boşluğunda yüzmesi" durumudur.
Kalp nefsin taklitçi sesinden arındığında, zâhiren çelişki
gibi görünen "sessizlikten gelen ses" işitilir ve kul Allah’ta yok
(fena) olur.
Hayattaki kavgalar, inatlaşmalar ve hatta bazen "din
adına" yapıldığı iddia edilen münakaşalar tamamen egodan (nefs)
kaynaklanır.
İnsan fıtrat üzere doğar; toplum ise ona yapay kimlikler ve
egolar yükler. Ego, etki-tepki mekanizmasıyla çalışır; ikilikten ve sürekli
"gelecek hedefleri" koyarak insanı "An"dan koparmaktan
beslenir.
Yokluk
Sûfiler için bu evren "hayal içinde bir hayalden"
ibarettir.
…mal mülk, rüyada bulunan bir hazine gibidir; uyanınca
(ölünce) hiçbir hükmü kalmaz. Eğer dünya bir rüyaysa, başımıza gelen olaylar
(hastalıklar, imtihanlar) da uyanmamız için birer "rüya tabiri"
niteliğindedir.
Evrenin Arkesi
Thales: Su
Anaksimenes: Hava
Herakleitos: Ateş
Anaksimandros: Apeiron (Sonsuzluk)
Modern Bilim / Kuantum: Titreşim / Frekans (Rezonans Kanunu)
Tasavvuf / İslam: İlâhî Ses ("Kün!" / Ol emri)
Modern bilimin maddeyi incelediğinde bulduğu en temel şey
"titreşim"dir (Rezonans Yasası). Her varlığın kendine has bir
frekansı vardır. Titreşim ise doğası gereği bir sesin sonucudur.
Sonuç
Mevlânâ ve İbnü’l-Arabî gibi sufiler dile ve doğrudan
anlatıma sığmayan ilâhî hakikatleri somutlaştırmak ve akıl sahasına çekebilmek
için metaforları sanatsal bir boyutta kullanmışlardır.
Harflerde: "Elif" olmadan diğer harfler var
olamaz.
Sayılarda: "1" sayısı olmadan diğer sayılar
meydana gelemez.
Zamanda: Zamanın aslı, bölünemez en küçük parça olan
"An"dır.
Varlıkta: Tüm kâinat, tek bir sesten (Allah'ın "Kün! /
Ol" emrinden) zuhur etmiştir.
Sevgide: Tüm muhabbetlerin aslı tek bir bağa, yani İlâhî
Aşk'a dayanır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder