12 Şubat 2026 Perşembe

Muhyyiddin İbnü'l-Arâbî'de Hayal Kavramının Ontolojik Mertebesi - Notlar

Selim Öncü - Muhyyiddin İbnü'l-Arâbî'de Hayal Kavramının Ontolojik Mertebesi - Notlar

Yüksek Lisans Tezi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019

 

İbnü’l-Arabî’ye göre hayal duyular ile akıl arasında bir idrak ve metafizik âleme açılan bir kapıdır. Bu, hayalin insani olan yönüdür. Öte yandan hayal, Hakkın ilk zuhur ettiği mertebe ile bütün âlem (mâsivâ) arasında kendine özgü işleyiş şekli olan bir ara âlem özelliğini taşımaktadır.

 

İbnü’l-Arabî, maddi âlem ile metafizik âlem arasındaki karşıtlık sorununu üçüncü ve bir ara âlem gördüğü hayal âlemi ile çözmeye çalışır.

Hayal sayesinde soyut şeyler somut şekillere bürünür.

 

Önsöz

İnsanlığın varoluş, köken ve yaratıcıyla ilişki arayışı felsefenin temelidir. İslam düşüncesinde Tanrı’yı anlamanın yolu, bir muamma olan "insan"ı çözmekten ve onun yaratıcıyla olan ontolojik bağını kurmaktan geçer.

 

Ruhlar âlemi lâtiftir burada görüntü yoktur. Şühûd âlemi ise kesiftir ve varlıklar burada görünür olurlar. Ancak burada görünür olmazdan önce misal (hayal) âlemine görüntüye çıkarlar. İşte bu kesif ve latif iki âlem arasında geçişkenlik özelliğine sahip olan ara âlem “hayal”dir ve bu âlemin yaratıcı özelliği vardır.

 

Birinci bölümde hayal kavramının genel çerçevesi, ikinci bölümde varlık mertebeleriyle ilişkisi, üçüncü bölümde ise İbnü’l-Arabî felsefesindeki ontolojik boyutu incelenmiştir.

 

Giriş

İbnü'l-Arabî için hayal, mistik tecrübenin ve esas gerçekliğin mekânıdır.

Sistemin merkezinde Allah’ın tek hakiki varlık olduğu (lâ mevcuda illa Allah) fikri yatar; diğer varlıklar geçici olmaları hasebiyle hayalden ibarettir.

 

Bütün varlık âlemi, Hakk’ın, kurduğu ve ol diyerek görünür hale getirdiği hayallerinden ibarettir. Yani Tanrı’nın varlığı dışındaki her şey bir hayalden başka bir şey değildir.

 

Mütehayyile, sadece fiziki âlemden değil, bunlardan daha önemli olarak metafizik âlemden de, mânevi etkilenmeler, şâirane ve sanatsal ilhamlar şeklinde yansımalar alır.

 

İbnü’l-Arabî hayali dört bölüme ayırır; mutlak hayal, gerçekleşmiş hayal, ayrık hayal ve bitişik hayal.

Hayalin ontolojik mertebesini bilmeyen, hiçbir bilgiye sahip değildir.

Hayalin en aşikâr fonksiyonu, cisimsiz olan şeyleri cisim formuna, cismani olanları da ruhani bir forma sokmasıdır.

 

1. Hayal Kavramına Felsefi Yaklaşımlar

Hayâl ve hayâlet, uyku yahut uyanıklık halinde insana gerçekmiş gibi görünen surettir.

Kur’an-ı Kerim’de hayal kelimesi sadece bir defa geçer.

 

Aristoteles hayali, duyu ile düşünce arasında konumlandırır ve ona "ışık" (phantasia) kökenli bir adlandırma yapar.

ahayyül, duyu ile düşünce arasında yer alır. Düşünmekten farklı olmakla birlikte tahayyül olmadan düşünülemez.

 

İslam felsefesinde (Meşşâî ekolünde) hayal, sadece pasif bir saklama aracı değil, aynı zamanda yaratıcı bir meleke olarak iki farklı işlevle (musavvira ve mütehayyile) ele alınmıştır.

Musavvira: Duyumlarla akıl arasında aracı olan hayal yetisi (musavvira) duyumlardan kaynaklanan imajları saklar.

Mütehayyile: İmajları birleştirip, ayırmak suretiyle üretir. Mütehayyile, sadece fiziki âlemden değil, bunlardan daha önemli olarak metafizik âlemden de manevi etkilenmeler, şairane ilhamlar şeklinde etkiler alır.

 

Sûfi düşüncede hayal, sadece nesneleri zihnimizde canlandırmaya, resmetmeye imkân veren bir meleke değil, aynı zamanda madde ile mana arasında geçişkenlik sağlayan ontolojik bir varlık boyutudur.

 

İbnü’l-Arabî hayalin, Allah’tan başka her şeyi tayin ettiğini düşünerek bu kavramı yaratıcı bir özelliğe büründürmüştür.

 

2. İbnü’l-Arabi’nin Hayatı ve Hayal Meselesi

Endülüs'te doğan ve Doğu'ya hicret eden düşünür, tasavvuf düşüncesine yeni bir ontolojik dil kazandırmıştır.

Eserlerinde (Fütûhât ve Füsûs) keşfettiği hakikatleri rasyonel bir bakışla temellendirir.

 

İbnü’l-Arabî hayali, var olan ile yok olan (adem) arasında bir berzah (ara bölge) olarak tanımlar. Bunu meşhur ayna örneğiyle açıklar: Aynaya bakan bir insan oradaki görüntünün hem kendisi olduğunu bilir hem de boyutsal farklılıklardan dolayı kendisi olmadığını bilir. İşte Allah dışındaki tüm alem (masivâ), O'nun mutlak varlığının hayal ve gölgeler aynasındaki yansımasından ibarettir.

 

Nefs, bir yönü ruha bir yönü bedene bakan iki yönlü bir ayna gibi hayalin konumlandığı berzah alanıdır.

 

3. İbnü’l-Arabî’de Varlık Mertebeleri ve Hayal İle İlişkisi

İbnü’l-Arabî’ye göre hakiki anlamda varlık tektir, hiçbir zaman çoğalmaz ve değişmez. Bizim çevremizde gördüğümüz çokluk (kesret) ise mutlak olan tek varlığın mertebe mertebe aşağıya doğru inmesinden (tenezzülat/nüzul) ibarettir.

 

Varlığın Beş Mertebesi (Hazerat-ı Hamse)

Zât Mertebesi (Gayb-ı Mutlak / Sırrü’l-Esrar): Tecellinin olmadığı, bilinemeyen mutlak gaip alan.

 

Sıfatlar ve Esmâ Mertebesi (Ulûhiyyet Makamı): İlahi isim ve sıfatların, A'yân-ı Sâbite'nin (ezeli hakikatlerin) bulunduğu ilk taayyün alanı.

 

Efâl Mertebesi (Rubûbiyyet Makamı / Âlem-i Ervah): Ruhlar alemi.

 

Emsâl ve Hayâl Mertebesi (Âlem-i Misâl): Ruhlar ile cisimler arasındaki geçişken ara bölge.

 

Hisler ve Müşahede Mertebesi (Âlem-i Şuhûd / Şehadet Âlemi): İçinde yaşadığımız fiziki, duyusal dünya.

 

Buhar: Son derece latiftir, gözle görülmez (Zat mertebesi gibidir).

Bulut (Âma): Buhar biraz yoğunlaşır ama hala tam seçilmez. (Hadisteki mahlukat yaratılmadan önceki 'Âma' bulutudur ve İbnü'l-Arabî buna Mutlak Hayal der).

Su: Biraz daha katılaşır, dokunulabilir ama muayyen bir şekli yoktur.

Buz: Tamamen katılaşır, üç boyutlu hale gelir ve elle tutulur (Şehadet/Madde alemi).

Nasıl ki buz aslında özünde buhardan başka bir şey değilse ve buhar buzun içinde mündemiç (saklı) ise; bu madde dünyasındaki her şey de özünde Hakk'ın varlığından başka bir şey değildir.

 

4. İbnü’l-Arabi’de Hayal Kavramının Ontolojik Mertebesi

Hayal ne mevcut, ne de ma’dum olandır; ne bilinen ne de bilinmeyen, ne tasdik ne de inkâr edilebilen bir şeydir.

 

Bitişik Hayal (Muttasıl): İnsandaki hayal gücüdür; insanın ölümüyle yok olan psikolojik bir melekedir.

 

Ayrık Hayal (Munfasıl): İnsanın idrakinden bağımsız, manaları ve ruhları kabul eden nesnel bir varlık mertebesidir (Örn: Cebrail'in bir insan suretinde görünmesi).

 

Mutlak Hayal: Tanrı dışındaki tüm varlık alanını kapsayan, yaratıcı muhayyile düzeyidir.

Vücûdun küllisi, hayal içinde hayaldir.

 

Hayâl Âlemi (Âlem-i Misal/Berzah): Ruhlar ile cisimler arasında her iki âlemin de özelliğini taşıyan geçiş bölgesidir.

 

Berzah ne budur, ne de ötekidir. Hem iki şeyi birbirinden ayıran (fasl) hem de onları birbirine bağlayan (vasl) bir "ara yer" ve "tampon bölge" hükmündedir.

 

İbnü’l-Arabî kozmolojisinde âlem iki ana düzeye ayrılır: Maddi/fiziki âlem (şehadet) ve manevi/metafizik âlem (gayb). Misal âlemi ise bu ikisinin tam ortasında yer alır.

Ruhlar âlemindeki her soyut hakikatin, cisimler âleminde alacağı şekle benzer nurani birer sureti (prototipi) bu âlemde bulunur. Bu yüzden buraya "Misal Âlemi" denir.

 

İnsanın dünyada yaptığı iyi veya kötü tüm ameller, berzah aleminde birer şekle ve hacme bürünerek (cisimleşerek) kişinin karşısına çıkar.

Kabirdeki deneyimleri ve azabı da bu hayali bedenler yaşar.

 

İbnü’l-Arabî, gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin ve velilerin hayali bedenleriyle bu berzah âleminde bulunduğunu; keşif ehli ariflerin manevi yöntemlerle (seyr-u süluk) bu ruhlarla ve bedenlerle uyanıkken veya uykuda iletişim kurabileceğini bizzat kendi deneyimlerinden de hareketle ileri sürer.

 

İçinde yaşadığımız fiziki dünya aslında bir rüya ve hayalden ibarettir. Bu dünyada gördüğümüz varlıklar, bizi daha ötedeki bir hakikate taşımaya yarayan birer sembol veya simgedir.

 

Sözlük anlamı "bir yerden başka bir yere geçmek" olan tabir, bu dünyadaki rüya sembollerinin ötesine geçerek ilahi mesajı doğru okumayı ifade eder. İbnü’l-Arabî’ye göre ölüm, bu dünya rüyasının en kaçınılmaz ve nihai tabiridir (Kaf Suresi'nde belirtilen gaflet perdesinin kalkması halidir).

 

Sonuç

Yaratılış, Tanrı'nın bilinme sevgisiyle "Amâ" (bulut/latif kütle) üzerinde suretleri her an yeniden var etmesi (teceddüd-i emsâl) sürecidir.

 

Hayal, yaratılıştaki tüm çokluk boyutlarını bütünleştirme (vasl) özelliğine sahiptir. Hayal olmasaydı, yaratılanların çeşitliliği felsefi olarak "ikiliğe" (düalizm) düşme riski doğururdu.

 

İslam'ın özündeki "Vahdet" (birlik) ilkesine ne sadece Tanrı'yı dünyadan tamamen uzak tutan tenzih ile ne de O'nu yaratılmışlara benzeten teşbih ile ulaşılabilir. Hayal (Berzah) rolü sayesinde "tenzihte teşbihi, teşbihte tenzihi" görerek ikisi birleştirilir ve hakiki tevhide ulaşılır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder