Mehmet
Sadık Gür - İbn Arabi'de Harf ve Sayı Sembolizmi
(İlm-i Huruf) - Notlar
Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü,
2024
Önsöz
Haberin anlamları ve felsefi bağlam ve boyutları açısından
nitelikli tasavvufi bir bakış açısının yanı sıra hüsnü hat yazılarını
anlam/derinlik bakımından tefekkür edebilme imkânı yanında, klasik Arap
kozmolojisiyle yakından irtibatı sebebiyle ebced ve cifir gibi ilimlerin
bilinmesi o döneme ait metinlerin doğru anlaşılması açısından araçsal olarak
zorunludur.
Giriş
İbn Arabî, düşüncelerini yazılı hale dönüştürdüğünde remiz
ve temsil yolunu tercih ederek dile getirdiğinden sembolizmi kullanmayı tercih
etmiş bir müelliftir. Bu yöntemi tercih etmesinin sebebi ispat odaklı salt akli
yolu benimseyenlerin yönteminden uzaklaşma isteğidir.
Bu üslubun en temel amaçlarından biri Özel bilgiyi yalnızca
ona ihtiyacı olana, onu anlayan ve kavrayana, bir başka ifadeyle 'hak eden
ihtiyaç sahibine' mahsus kılmaktır.
Birinci Bölüm: İbn Arabî’nin sembolizm serüveni, harf ve
sayı sembolizminin teorik çerçevesi, dil-varlık ilişkisi ve ebced, vefk, simya
gibi temel kavramların anlam dünyası ele alınacaktır.
İkinci Bölüm: Sayı sembolizminin pratik uygulamaları
incelenecektir. Özellikle varlık mertebeleri ile "Hilal"in dünyadan
gözlenen 28 menzili ve haberin 28 olan sayısı eşleştirilecek; Futûhât-ı
Mekkiyye ve Fusûsu’l-Hikem üzerinden harflere sayısal değerler verilmesinin
keyfiyeti tablolarla ortaya konacaktır.
Araştırmanın temel amacı, yoruma oldukça açık olan tasavvuf
ilminin ve İbn Arabî'nin sağlıklı bir zeminde incelenmesi, anlamın
buharlaşmasını önleyecek dilsel sınırların çizilmesidir.
Futûhât-ı Mekkiyye'de 1428 parça (7102 beyit) şiir bulunur.
İbn Arabî’ye göre şiir; bir icmal, remiz, lugaz ve tevriye sanatıdır.
İbn Arabi harfleri, feleklerin sayısına göre tasnif
etmiştir: Elif, Zâ, Lâm (Ezel) yedi felek mertebesinin harfleridir; Nûn, Sâd ve
Dâd sekiz felek mertebesinin harfleridir. Ayn, Gayn, Sin ve Şın dokuz felek
mertebesinin harfleridir. Alfabenin geriye kalan on sekiz harfi ise on felek
mertebesinin harflerini teşkil etmektedir.
Bu harflerin her birinin dört aslî tabiatı (sıcaklık,
soğukluk, kuruluk, nemlilik) ve unsurları (ateş, hava, su, toprak) bulunur. Bu
felekler dört ayrı varlık mertebesine denk gelir: 7 felek (Elif, Zâ, Lâm) İlâhî
hazrete; 8 felek (Nûn, Sâd, Dâd) insan âlemine; 9 felek (Ayn, Gayn, Sin, Şın)
cinler âlemine; kalan 18 harf ise melekler âlemine tekabül eder.
Birinci Bölüm: İbnü’l-Arabi ve Sembolizm
Ekberiyye / İbnu’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd,
merâtibü’l-vücûd, hakîkat-i Muhammediyye, velâyet ve tecelli gibi temel
nazariyelerini kalben kabul eden herkes bu yolun mensubu sayılır.
Sadruddîn Konevî, Müeyyiduddin Cendî ve Dâvûd-i Kayserî ile
başlayan bu irfan zinciri; Osmanlı muhitinde Molla Fenârî, Niyâzî-i Mısrî ve
İsmail Hakkı Bursevî gibi zatlarla neşvesini (tarz ve coşku) sürdürmüştür.
İbnu’l-Arabî’yi anlamadaki güçlük, onun görüşlerini uzun
külliyatının satır aralarına ima, işaret ve sembollerle serpiştirmiş olmasından
kaynaklanır. Tasavvufi ıstılahlar formal bir eğitim olmadan, kalbin
samimiyetiyle Allah katından verilebilse de, vahdet-i vücûd düşüncesinin düz
bir dille anlatılması teolojik (kelamî) açıdan büyük problemler doğurmaktadır.
Sembolizmin kâmil manada felsefi bir araca dönüşmesi
Gazâlî’nin Mişkâtu’l-envâr eseriyle başlar. Aynadaki sûret hem aynanın
kendisidir hem de ondan başkadır.
İbn Arabî’de Bakan kişi Allah, ayna mümkün varlıklar, sûret
ise hissedilir âlemdir.
Âlemin yaratılışı bitmiş bir eylem değil, sürekli bir
akıştır. İbn Arabî bu akışı insanın akciğerinden çıkan nefesin ağız
boşluğundaki harf mahreçlerine (çıkış noktalarına) çarpmasına benzetir. Nefes,
küllî vücûdu (arkeyi); mahreçlerden çıkan harfler ise âlemdeki tikel (tekil)
varlıkları temsil eder.
Sufiler tarafından kullanılan sembolik anlatım normatif
gelenek âlimlerinin temsil ettiği otoritelerle çekişmelere girmemek ve takibata
uğramamak amacıyla bilinçli olarak geliştirilmiştir.
Eserlerinde Kur’an ve hadislere yapılan atıfların
sıklığından da anlaşılacağı gibi, irfânî meselelerin naslardaki kaynaklarını
göstermeyi ihmal etmeme ve sünnete sıkı sıkıya bağlılık düşüncesi, şeyhte hat
safhadadır.
İbn Arabi’ye göre tek ve ulaşılamaz olan İlahî Zât,
varlıkları metafizik bir buluttan (amâ) yaratmıştır ve bu düzeydeki varlıklar
a’yân-ı sâbite (sâbit/değişmez özler) olarak mutlak imkân mertebesindedir.
Onları zuhur mertebesine çıkartan ise "İlâhî Kelime"dir. Zuhur eden
varlıklar "İlâhî isimler" vasıtasıyla tanzîm edilir. Burada İlahî
İsimler, spesifik terim anlamında değil, "esmâü’l-esmâ" yani bu
isimlerin de ismidir.
Bu dünyadaki her bir gerçekliğe tekabül eden bir İlâhî İsim
vardır ki bu İsim, o varlığa özgüdür ve onun Rabb’idir.
Her varlık büyük kozmik söylemin bir harfidir. Harflerin
potansiyel alandan görünür aleme geçişi feleklerin dönmesiyle olur. Allah
yaratma eylemini "nefesu'r-Rahman (Rahman'ın Nefesi)" ile
gerçekleştirir.
İlâhî kelimeleri oluşturan özlerin sayısı yirmi sekizdir.
Varlığın boşlukta (halâ) zuhuru, insanın göğsünden çıkıp
ağzıyla yayılan nefesine benzer.
Harf kelimesi sözlükte
"bir tarafa meyletmek, sapmak" anlamına gelen harf masdarından
türemiş olup yan, yön, kelime gibi anlamlara gelir ve seslerin yazılı
sembolleridir.
Kur'an'da harf kelimesi "yön", hadislerde ise
"kıraat/lehçe" manasında kullanılmıştır.
Araplar, Nabat alfabesinden aldıkları 22 harfe, Arapçaya has
sesleri belirten ve "revâdif" denilen altı harfi ekleyerek 28 harfli
özgün alfabelerini oluşturmuşlardır; Lâmelif ile bu sayı 29’a çıkar.
Önceleri noktasız ve harekesiz olan Arap harfleri, fetihler
sonucu Arap olmayan unsurların (Ucmet/Acem) topluma dahil olması ve Kur'an
kıraatinde hatalar yapılması üzerine, Ebu’l-Esved ed-Düelî (ö. 688) tarafından
baştan sona harekelenmiştir. Noktalama ise Haccâc b. Yûsuf'un emriyle Nasr b.
Âsım ve Yahyâ b. Ya’mer tarafından İbrânîce ve Süryânîce esas alınarak
yapılmıştır.
Arap harflerinin hicri I. yüzyılın sonlarına kadar
kullanılan yerleşik düzeni, yirmi iki harfi formüle eden "ebced, hevvez,
huttî, kelemen, sa’fes, karaşet" tertibidir.
Arapçaya intikalden sonra bu düzene "sehaz, dazağ"
eklenmiştir.
Harfler; asıl-ziyade, sıhhat-illet (hurûf-ı sahîha / hurûf-ı
mu'telle), noktalı-noktasız (mu’ceme / mühmele), ayrı-bitişik (munfasıla /
muttasıla), sesli-sessiz, melfûza-mesrûre gibi çok çeşitli yönlerden tasnif
edilmiştir. Tecvid ilminde ise telaffuzu kolay olanlara hurûf-ı izlâk, zor
olanlara hurûf-ı ısmât denmiştir.
Baskı altındaki bazı gnostik gruplar gizli bilgileri
şifrelemek için harflerin esrarına başvurmuş, Hurûfîliği doğurmuşlardır.
Gnostik literatür Grek harflerine sayısal değerler
yüklemiştir. Yahudi geleneğinde bu harfî anlayışa "gematria" denir
Yahudi geleneğinde harflere sayısal değer verme veya
harflerin yerini değiştirme (Temurrah) yöntemleri kullanılır. Örneğin, Hz.
İbrahim’e yardım eden 318 kişi aslında hizmetçisi Eliezer’dir, çünkü Eliezer’in
sayısal değeri 318'dir.
Zohar'a göre hikmeti İbrahim, aklı İshak, ilmi ise Yakub
temsil eder.
Harf ve rakamların gelecekteki olayları sembolize ettiği
inancı, İslam literatüründe Şiî-Bâtınî kökenli cefr geleneğini doğurmuştur.
Harfler kozmolojik şifrelerdir ve çözüldüklerinde kozmik
düzene tasarruf etmek mümkündür. Bu noktada Pisagorcu telakkiler devreye girer;
harfler, sayılar, unsurlar ve gök cisimleri birbirine tekabül ettirilerek
tablolar (ebced ve vefk) oluşturulur.
Hurûf ilmine dair meşhur bir diğer eser de İbnu’l-Hâc
el-Abderî et-Tilimsânî el-Mağribî’nin Şumûsu’l-Envâr ve Kunûzu’l-Esrâri’l-Kubrâ
adlı kitabıdır. Müellif; her harfin belli zamanlarda bazı tekniklerle çeşitli
yerlere yazılıp belirli sayılarda okunması sonucunda bu harflerle bağlantılı
görevleri olan ruhanî varlıklarla temasa geçilebileceğini, istenen konuda
onlardan bilgi alınabileceğini, yine onlar sayesinde yararlar sağlayıp
zararlardan korunmanın mümkün olduğunu belirtmektedir.
Taşköprizâde’ye göre gizli ilimleri elde etmede etkili olan
unsurlar; nefsin gücü (sihr), feleklerin yardımı/yıldız çağırma (da’vet-i
kevâkib), semavî kuvvetlerle yeryüzü kuvvetlerinin birleştirilmesi (tılsım) ve
nesnelerin gizli/tabii özelliklerinden yararlanma şeklinde dört kısımdır.
Taşköprizâde, nesnelerin gizli özelliklerinden faydalanılarak elde edilen sır
ilimlerini; okumakla (ilm-i havâs), yazmakla (nîrâncât), uygulamakla (rukye),
bedensiz ruhlardan yardım almakla (azâim) ve bedenlenmiş ruhların desteği ile
(ilmu’l-istihzâr) gerçekleştirilenler şeklinde kısımlara ayırır.
Hermes
Mısırlılar için Thot, Grekler için Hermes Trismegistos,
İbrânîler için Enoh (Uhnûh), İranlılar için Hûşeng olan bu figür, İslam
geleneğinde Hz. İdrîs (Hermesu’l-Herâmise) ile özdeşleştirilmiştir.
Arap harflerinin seslendirilmesi 29 aslî, 5 fer’î harf ile
yapılır. Harflerin çıktığı 5 ana ses bölgesi (boğaz, ağız boşluğu, dudaklar,
geniz ve dil) mevcuttur.
Hemze dışındaki aslî harflerin kendine has ismi, resmi
(sembolü) ve müsemmâsı (sesi) vardır.
emzenin kendine has bir resmi olmayıp yerine göre elif, vâv
veya yâ ile temsil edilir ya da sadece telaffuz edilir.
Fer'î Harfler: Mütevâtir kıraatlerde ve fasih Arapçada
kullanılan, resimleri olmayan ara seslerdir. Bunlar:
Hemze-i müsehhele: Telaffuzu zor olan hemzenin yumuşatılarak
veya başka harfe benzetilerek okunmasıdır.
Lâm-ı müfahhame: Lâm harfinin belirli kalın harflerden (ص, ط, ظ)
sonra kalın sesle okunmasıdır.
Elif-i mümâle: Yâ sesine meyleden ara bir ses olup Hafs
rivayetinde sadece "مجريهما"
kelimesinde râ'dan sonraki elifin imâle ile ince okunması şeklinde uygulanır.
Sâd-ı müşemme: Sâd harfinin koklatma/işmam ile zây sesine
yaklaştırılarak okunmasıdır (Örn: "فاصدع").
Nûn-ı muhfât: Tenvin veya sakin nûn harfinin gunne (geniz
sesi) ile gizlenerek okunmasıdır (İhfâ).
Sayı Sembolizmi
"Allah tektir (vitr) tek olanı sever" hadisinden
hareketle tek sayılara dinsel bir ehemmiyet atfedilmiştir.
Sayı ilmine (ilmu’l-aded)
İbnu’l-Arabî’ye göre sayı, ilahî hazrette (Tanrısal boyutta)
henüz açığa çıkmamış potansiyel bir sır, yani bilkuvve bir varlıktır. Sayının
âlemde (kâinatta) tezahür etmesi ise bilfiil (eylemsel) gerçekleşir.
Sayılar, ilahî hazret ile âlem arasında bir bağ kuran köprü,
yani berzah hükmündedir. Allah'ın kâinatı inşa ederken sayı ölçülerini
kullanması, sayıları "âlemin kozmik jargonu ve dili" haline getirir.
Bu kozmik dil çözüldüğünde, mevcudatın (varlığın) gizli sırlarına muttali olmak
mümkün kılınır.
Yaratılmış her şey, bu dünyada var olmadan önce
"ademde" (görünmezlik boyutunda) potansiyel ilk numuneler halinde
sâbittir ki buna tasavvufta a’yân-ı sâbite denir. Dünyada var olmak (vücûd), bu
sâbitelerin zuhur sahnesine çıkmasıdır.
"1" (Vahid)
İbnu’l-Arabî’ye göre 1 (vahid), diğer sayılar gibi saymakla
meydana gelen bir sayı değildir. Tıpkı Euclid’in de belirttiği gibi 1, sayının
kendisi değil; tüm sayıların başlangıcı, temeli ve mucididir.
Sayı alemindeki 1, ilahî isimler arasında Allah isminin
mazharıdır (zuhur yeridir). Allah ismi nasıl "cem" (toplayıcılık)
makamına sahip olup tüm isim ve sıfatları kendisinde topluyorsa, 1 de tüm
sayıları kendi zatında toplar.
Kayyûmiyet, Allah'ın kendi zatı ile kaim olması, hiçbir şeye
muhtaç olmaması fakat her şeyin varlığı için O'na muhtaç olması demektir.
Sayılar aleminde 1, bu kayyûmiyet sıfatına mazhardır.
İki (2) Sayısı: Zıtlık, Zevciyyet ve Maddî Âlem
İbnu’l-Arabî’ye göre iki sayısı, çokluğun ve zıtlığın ilk
adımı olup tamamen mülk ve şehâdet (maddî/görünen) âlemini temsil eder.
Tıpkı "Be" harfinin bu iki dudak sırası olmadan
var olamayışı gibi, maddî âlemdeki hiçbir şey de zıtlık ve zevciyyet (çift
oluş) olmadan zuhur edemez.
Maddî dünya oluş ve bozuluş (kevn u fesâd) ile suret-mana
ikiliğinden ibarettir.
İki ve onun katı olan dört (Mîm ve Vav harflerinin işaret
ettiği 4, 40, 60 sayıları) tamamen maddî dünyanın sembolleridir. Anasır-ı erbaa
(toprak, su, ateş, hava), 4 yön, 4 mevsim ve varlıkların 4'lü tasnifi (mineral,
bitki, hayvan, insan) buna örnektir.
Üç (3) Sayısı: Kesretin (Çokluğun) Zuhuru ve Tekvîn (Yaratılış)
Kesretin (çokluğun) ve yaratılışın fiilen başladığı yer 3
sayısıdır.
İnsanoğlu dünyayı hep üçlü koordinatlar içinde algılar. Uzam
(uzunluk, yükseklik, genişlik), zaman (geçmiş, şimdi, gelecek), maddenin
halleri (katı, sıvı, gaz) hep bu üçlü yapının yansımasıdır.
İbnu’l-Arabî’ye göre evrende bir şeyin icat edilmesi için
hem Hak hem de halk cihetinden üçlü bir birliğin (ferdiyyet-i selâsiyye)
kurulması şarttır.
Hak Ciheti: Yaratıcı olan Zat, O'nun var etmeyi dilediği
İrade ve yaratılacak şeye yönelen "Kun" (Ol) Kelâmı. Bu üçü olmadan
yaratma gerçekleşmez.
Halk Ciheti: Yaratılan şeyin ilm-i ilahideki özü (şeyiyyet /
ayn-ı sâbite), bu var oluş hitabını işitmesi ve Yaratan'ın emrine itaat ederek
varlık alanına çıkması.
Bir kıyas; iki öncül ve bir sonuçtan (toplam 3 önerme) ve
büyük, küçük, orta terim olmak üzere 3 terimden oluşur. İki önermeyi birbirine
bağlayan "orta terim", yeni bir anlamın doğmasını sağlayan bir
râbıttır.
Yedi (7) Sayısı
Yedi sayısı kozmolojik ve mistik olarak ruhanî (kutsal/3)
ile cismanî (maddî/4) unsurları birleştiren en önemli sayı kabul edilir.
Kırk (40) Sayısı ve "Mîm" Harfi
İbnu’l-Arabî, Ehad ismi ile Ahmed ismi arasındaki farkı
oluşturan ve sayısal değeri 40 olan Mîm (م)
harfi üzerinden bir kemal okuması yapar:
Mülk Âleminin Harfi: Mîm harfi dudaktan telaffuz edildiği
için ikiliği ve zıtlığı, dolayısıyla zıtlıkların hüküm sürdüğü mülk ve şehâdet
âlemini temsil eder.
Mîm harfinin diğer bir vasfı "hazırlanma, tamamlama ve
erişme" anlamına gelen bir gaye harfi olmasıdır. Bu yüzden 40 sayısı
tasavvufta ve dinî gelenekte bir tekâmül sürecinin nihayetini ve kemâli işaret
eder. Hz. Musa'nın 40 günlük Tur hazırlığı, peygamberliğin 40 yaşında
verilmesi, çile/halvet süresinin 40 gün olması bu tekâmülün örnekleridir.
Remiz, bir kelimenin
yakın anlamı yerine herkesçe bilinmeyen uzak anlamının çağrıştırılmasıyla gizli
bir dil oluşturma sanatıdır.
"Âdem" kelimesindeki elif harfinin düz çizgisi
kıyamı, dal harfi rükûu, mîm harfi ise secdeyi simgeler. Bu remizle, âdem
(insan) olabilmek için namazın şart olduğuna işaret edilir.
İbnu’l-Arabî, var olan her şeyi ilahî isimlerin tecellisiyle
zuhur eden birer ilahî remiz olarak müşahede eder.
Sıradan insan için Kur'an; beşerin mâlûl (kusurlu)
olmasından ve uzaklığından ötürü işaretler, remizler ve misaller bütünüdür.
Ancak illetlerden uzaklaşan ve Allah’a yakınlaşan keşf ehli (ricâl-i rumûz)
için Kur'an bir remizler yığını değil, bütün mâna imkânlarını doğrudan sunan
bir ibaredir.
Nurlar ve Sembolik Renkler: Saf nur Allah’tır ve ilâhî
isimler bu saf nurdan ortaya çıkan 7 asıl renkle eşleştirilmiştir:
Mavi: Kelime-i tevhidin nuruna,
Kırmızı (Celâliye): “Allah” ism-i celâlinin nuruna,
Beyaz: İsm-i câmi olan “hû” zamirinin nuruna,
Sarı: “Hak” isminin nuruna,
Yeşil: “Hay” isminin nuruna,
Siyah: “Kayyûm” isminin nuruna,
Renksizlik: “Kahhâr” isminin nuruna işaret eder.
Ebced, Arap alfabesinin
harflerinin sayısal değerler taşıdığı geleneksel tertibini (Ebced, hevvez,
huttî, kelemen, sa’fes, karaşet, sehaz, dazağ) ifade eder.
Harfler sayısal değerlerine göre 3 ana basamakta
gruplandırılır:
Birler (Âhâd: 1-10): Ebced (ابجد),
hevvez (هوز)
kelimeleri ile huttî (حطي)
kelimesinin sonuna kadar olan harfler.
Onlar (Aşerât: 20-90): Kelemen (كلمن), sa'fes kelimeleri.
Yüzler (Miât: 100-1000): Karaşet (قرشت), sehaz (ثخذ),
dazağ (ضظغ)
kelimeleri.
İstiare (Alegori) ve Mecaz (Metafor)
Kur'an'da sembolik ve alegorik bir dil kullanılmıştır.
Kur'an tefsirlerinde iman "nûr" (ışık/hidayet), inkâr ve şirk ise
"zulumât" (karanlıklar) simgesiyle verilir.
Mecaz (Metafor): Grekçe
"durum veya şekil değiştirerek öteye taşımak/nakletmek" anlamına
gelen metapherein kökünden türemiştir. Sözlük anlamıyla bir şeyi bir yere
nakletmeyi (feribot gibi bir taşıma aracını bile) ifade edebilir. Eğretileme,
alegori, temsil ve teşbih gibi kavramlar teknik olarak farklı tanımlansa da
günlük dilde birbirlerinin yerine sıkça mecaz/metafor olarak kullanılır
Simya
Grekçe "kalıba dökmek" anlamındaki khymeia
kelimesinden Arapçaya el-kîmiyâ ve es-sîmyâ olarak geçmiş, oradan Batı
dillerine alchemy ve chemistry (kimya) şeklinde aktarılmıştır. Demir, kurşun
gibi değersiz metalleri değerli metallere dönüştürerek zenginlik elde etmeyi ve
"iksîr" denilen sihirli maddeyle ölümsüzlüğe ulaşmayı vaat eder.
Taşköprizâde, kelimenin İbrânîce kökenli olduğunu ve
"Allah'ın ismi" manasına gelen Sîm-Yeh'ten türediğini savunur.
Câbir b. Hayyân
İbnü’n-Nedîm, Ebû Mûsâ künyesini kullanan Câbir, İslâm
simyasını doruk noktasına çıkaran isimdir.
200 (815) yılında Tûs’ta vefat etmiştir.
Tabiatın toprak, su, hava ve ateşten (anasır-ı erbaa)
oluştuğunu; bunların sıcak, soğuk, kuru ve nemli nitelikleriyle birleştiğini
savunur. Ayrıca "hebâ" (cirmu’l-felek) adını verdiği beşinci bir
tabiatı da kabul eder.
Hararet, burûdet, yubuset ve rutubet nitelikleri
elementlerde 1, 3, 5, 8 sayısal oranlarıyla bulunur ve bunların değişmez
toplamı 17'dir. Ayrıca 28 sayısını (Arap alfabesindeki harf sayısı ve
elementlerdeki güç-yoğunluk çarpımı) mükemmel sayı kabul eder.
İbnü’n-Nedîm’e göre 1300 risale kaleme almıştır.
…
Ca'fer es-Sâdık'ın kimya alanında geniş çalışmaları olduğu,
altın eritmeye mahsus kuvvetli bir asit karışımı olan "aqua regia"yı
(kral suyu) keşfettiği ve bu bilgileri öğrencisi Câbir b. Hayyân'a öğrettiği
yaygın olarak rivayet edilir.
Cefr (veya cifr), çeşitli
metotlarla gelecekten haber verildiği iddia edilen bir ilimdir.
İsrâil oğulları peygamberlerinden Dânyâl’a nisbet edilen ve
dünya saltanatının geleceğine dair kaleme alınmış olan bir Kitâbu'l-Cefr
nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde (Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 234)
bulunmaktadır.
İbn Haldûn'un aktardığına göre Kindî, Kitâbu'l-Cefr adlı
eserinde Abbâsî hilâfetinin geleceğini astrolojik (ilm-i ahkâm-ı nücûm)
hesaplamalarla ele almıştır. Moğol istilasında kaybolan bu eserin fragmanlarına
Kuzey Afrika'da el-Cefru's-Sagîr adıyla rastlanmıştır.
Bedûh
Türkçe'de "bedûh", Arapça ve Farsça'da
"budûh" olarak okunan bu terimin kökeni tartışmalıdır. Eski Arapça
sözlüklerde yer almazken, sonrakilerde "nazikçe yürüyüş" masdarı
olarak geçmektedir.
Hristiyanlıkta kullanılan "abracadabra" veya
"abraxas" terimlerine benzer şekilde anlamı belirsiz gizemli bir
kelimedir.
Halk arasında mektupların güvenle ve hızlı ulaşması için
üzerine "bedûh" veya "2468" yazılması yaygın bir
gelenektir.
İnanışa göre bu vefk ile Hz. Âdem arasında sayısal bir bağ
vardır: Vefkteki tüm sayıların toplamı (45), "Âdem" (آدم) kelimesinin ebced
değerine eşittir. Aynı zamanda vefcin her bir satır, sütun veya köşegen toplamı
(15), Hz. Âdem'in bir parçası sayılan "Havvâ" adının ebced değerine
eşittir. Ayrıca bu vefk, "Zühal" (Satürn) gezegeninin ebced değerine
de (45) eşittir.
İbnu’l-Arabî, tasavvuf anlayışını "keşf yoluyla elde edilen bilgi" anlamına
gelen mârifet üzerine temellendirmiştir.
Aklî Keşf (Nazarî Keşf): Akledilenler üzerindeki perde
kalkar ve mümkin varlıkların sırları ortaya çıkar.
Kalbî Keşf: Müşâhedeye has çeşitli nurların üzerindeki
perdeler kalkar.
Sırrî Keşf (İlham): Yaratıklardaki sırlar ve varlıkların
yaratılış hikmetleri ortaya çıkar.
Ruhî Keşf: Cennet ve cehennemin görüntüsü ile melekler
görülür. Ruh tam olarak saf hale gelip zaman ve mekân perdesi kalkınca, geçmiş
ve gelecekle ilgili olayların bilgisine ulaşılır.
Hafî Keşf (Sıfatî Keşf): Bulunulan makam ve hallere göre
Allah’ın celâl veya cemâl sıfatlarının tecellileri görülür.
İlim sıfatıyla tecelli: Dinî bilgiler ortaya çıkar.
İşitme sıfatıyla tecelli: Allah'ın kelâmı ve hitabı duyulur.
Görme sıfatıyla tecelli: Temaşa ve müşâhede hali ortaya
çıkar.
Celâl sıfatının tecellisi: Sâlikte fenâ haline sebep olur.
Cemâl sıfatının tecellisi: Sâlikte şevk haline sebep olur.
Kayyûmiyet sıfatının tecellisi: Beka haline sebep olur.
Vâhidiyet sıfatının tecellisi: Vahdet haline sebep olur.
Hebâ (Heyula)
Sözlükte zerre ve toz gibi anlamlara gelen hebâ kelimesi,
tasavvufta Allah-âlem, zâhir-bâtın ve madde-sûret ilişkilerini açıklamak için
kullanılmıştır. Allah, hebâ adı verilen şekilsiz maddenin içine âlemin
sûretlerini (suveru’l-âlem) açmıştır.
Tabiat ile hebâ birbirini tamamlayan unsurlardır. Tabiat
etkileyen (baba), hebâ ise etkilenen (anne) konumundadır ve bu ikisinin
etkileşiminden küllî cismin sûreti doğar.
Lekeli bir aynada cam görünürken, ayna parlatıldığında cam
görünmez olur ve sadece izleyicinin görüntüsü yansır. Mutasavvıflar bu durumu
özne ve nesne, benlik ve öteki arasındaki ayrımın ötesine geçmenin; düaliteden
(ikilikten) gerçek dışılığa geçiş tecrübesinin bir sembolü olarak kullanırlar.
Elif Harfi (Zât ve
Tevhit): Elif harfi Tevhidi ve Allah'ın Zât'ını sembolize eder. Bütün harfler
konuşmada ortaya çıkabilmek için gerekli olan nefes-i rahmânîyi temsil eden
eliften oluşur ve dönüşerek elife inkılap eder.
Hemze ve Hurûf-ı Mukatta
(Elif-Lâm-Mîm): Harfler aleminde "İlk
Akıl"ın karşılığı hemzedir. Bakara Sûresi’nin başındaki elif-lâm-mîm
terkibinde; Elif tevhide, Mîm yok olmayan mülke (insanın ahsen-i takvimden
esfel-i sâfilîne inen sürecine) işaret eder. Ortadaki Lâm ise Hakk ile halkı
(yaratılanı) birleştiren berzahtır (vasıtadır).
Vâv ve Yâ Harfleri (İllet
Harfleri): Vâv ve yâ harfleri eliften bağımsız iki ayrı zât değil,
Zât'ın (elifin) farklı tezahürleri olan illet harfleridir.
Vâv (merfûluk alameti) Allah ile melek arasında; Yâ
(mecrûrluk/hafd alameti) melek ile insan arasında aracılık işlevini üstlenir.
Bu harflerin sahih harfler gibi hareke alması, bu aracılık vasıflarını ve Zât
ile olan doğrudan ilişkilerini kaybetmeleri anlamına gelir.
Bizzat İbnu’l-Arabî özel bir ıstılah olarak
'vahdetu’l-vücûd' ifadesini kullanmaz. ... Vahdet-i
vücûdu, İbnu’l-Arabî’nin doktrinini ifade etmek üzere teknik anlamda ilk
kullanan kişi İbn Teymiyye’dir.
Ahmed b. Ali el-Bûnî’nin eserleri, İslâm âleminde halk
arasında en çok bilinen sihir, havas ve muskacılık konusunda en çok başvurulan
/ kaynaklardır.
Şemsu’l-Maârif'in Doğu’da ve Batı’da havas ilimlerine dair
yazılan eserler üzerinde önemli etkileri olmuştur.
Abdurrahman b. Ali el-Bistâmî’nin / Menâhicü’t-Tevessül fî
Mebâhici’t-Teressül'ü harflerin sihrî fonksiyonlarına dair olup hurûf ilminin
önemli kaynaklarındandır.
İkinci Bolum: Harflerin Sayı (Aded) Sembolizmi
İbnu'l-ArabîArap alfabesindeki 28 harfin fonetik döngüsü ile
feleki/kameri menziller arasında doğrudan bir bağ kurar.
Besmele 19 harften meydana gelir. Tekrarlar kaldırıldığında
geriye 10 harf kalır. Bu 10 harfin toplam sayısal değeri de maşrık-ı kebir
hesabına göre 406’dır.
"Elif"in etimolojik kökeni
Kelimenin aslı, ilk piktografik (resim- yazı) sistemde bir
“öküz başı” işaretiyle gösterilen ve Akkadca’da öküz anlamı taşıyan alpu
kelimesidir.
He (ه)
Harfi “el-Bâis” 2. Menzil
Şın (ض)
Harfi “el-Mukaddir” 10. Menzil
Fenike, İbrânî ve Ârâmî alfabelerinde şîn “diş” anlamına
gelir ve yan yana iki dişi simgeler.
Ya (ى)
Harfi “er-Rab” 11. Menzil
Harfin Fenike alfabesindeki adı “el” anlamına gelen ve
Arâmîce ile İbrânîce’de de aynı şekilde muhafaza edilen yod, Arapçada yed,
Grekçe’de ise “iota” biçimini almıştır.
Dat (ض)
Harfi “el-Alîm” 12. Menzil
Dâd, Arapçanın dışında hemen hiçbir dilde bulunmamaktadır...
Rihvet, cehr, ıtbâk ve isti’lâ sıfatları yanında okunuşu sırasında mahreci
genişletilerek sesin uzatılması sebebiyle istitâle vasfını da taşıyan tek
harftir.
Sin (س)
Harfi “el-Muhyî” 20. Menzil
Arap alfabesindeki sîn (Samî ve Ârâmî kökü semkes) hiçbir
şekil değişikliğine uğramadan günümüze intikal eden yegâne Ârâmî harftir.
Sad (ص)
Harfi “el-Mumît” 21. Menzil
İbrânîce sade, Habeşçe sadai ve Arapça sâd olarak
isimlendirilen harfin “olta” anlamına geldiği kaydedilir.
Arap dilinde sâd 'toprakta eşelenerek dişisini isteyen
horoz, kuş yavrusu, susuz kimse, bakır kap' gibi mânalara gelir.
Ayn (ع)
Harfi “el-Mukaddim” 5. Mertebe / 10. Menzil
Arapçada “göz” anlamında
Ha (ح)
Harfi “el-Ahir” 4. Menzil
Fenikece ismi het, Akkadca’da hetu, Arâmîce ve İbrânîce’de
de het olup Mısır hiyeroglifindeki bir resimden doğduğu düşünülen harf çit veya
avlu duvarı anlamına gelir.
Gayn (غ)
Harfi “ez-Zahir” 5. Menzil
Sözlükte “gökyüzünü tamamen örten/kaplayan bulut” demek olan
gayn kelimesi tasavvufta, “kalp ile Hak veya gayb âlemi arasına çekilen ve
müminin Hak’tan ayrı kalmasına sebep olan en hafif ve en saydam perde”
anlamında kullanılmaktadır.
Lam (ل)
Harfi “el-Kahhar” 13. Menzil
Fenikece ismi lamd olup çift sürerken öküzleri dürtmek
üzere, uç tarafına sivri bir demir çakılmış değnek anlamına gelen Grekçe
“öğendire/üvendire/övendire”dir.
Nun (ن)
Harfi “en-Nur” 14. Menzil
Fenikece, Arâmîce, İbrânîce ve Arapçada balık anlamına gelir.
Zı (ظ)
Harfi “el-Azîz” 22. Menzil
Se (ث)
Harfi “er-Rezzak” 23. Menzil
Hı (خ)
Harfi “el-Hakîm” 6. Menzil
Kaf (ق)
Harfi “el-Muhît” 7. Menzil
Harfin Fenike, Arâmî ve İbrânî dillerindeki ismi “iğne
deliği veya maymun” anlamındaki kof (qoph)’tur. Arapça kaf, Grekçe koppa
şeklinde kullanılır ve Mısır hiyeroglifindeki maymun başı resminden harfin
şeklinin geliştiği düşünülmektedir.
Ra (ر)
Harfi “el-Musavvir” 15. Menzil
Fenikeceki ismi ros/res olup, “baş” anlamında Arapça re’s,
Arâmîce ve İbrânîce’ye reş, Grekçe’ye rho olarak geçmiştir; insan başını
resimleyen bir Mısır hiyeroglifinden şeklinin alındığı düşünülmektedir.
Tı (ط)
Harfi “el-Muhsî” 16. Menzil
Fenikeceki ismi “işaret” demek olan tavdır.
Zel (ذ)
Harfi “el-Muzill” 24. Menzil
Fe (ف)
Harfi “el-Kavî” 25. Menzil
Fenikece ismi “ağız” anlamına gelen pe’dir.
Be (ب)
Harfi “el-Latîf” 26. Menzil
Fenikece ev, çadır demek olan bettir. Akkadca bitu/betu,
Arâmîce ve İbrânîce’de bet aynen korunmuş, Grekçe’ye beta olarak geçmiştir.
Kef (ك)
Harfi “eş-Şekûr” 8. Menzil
Harfin Fenikece’deki adı kaf, Arapçada ise kef olup avuç içi
demektir. Ârâmîce’de aynı isim korunmuş, İbrânîce haf, Grekçe kappa’ya
dönüşmüştür. Mısır hiyeroglif yazısındaki parmakları açık el şeklinden
gelişmiştir.
Cim (ج)
Harfi “el-Ganî” Menzil
Fenikece ismi olan gaml /gimel (deve) anlamına gelir.
Ârâmîce (Süryânîce) ve İbrânîce’ye gimel (deve), Arapçaya cîm (cemel/deve)
olarak, Grekçe’ye gamma olarak geçmiştir. Hiyerogliflerde deve hörgücü şeklinde
gösterilir.
Dâl (د)
Harfi “el-Mubîn” 17. Menzil
Fenikece ismi delt olup kapı kanadı veya çadır girişinde
kanat görevi gören üçgen şeklindeki deri parçası demektir. Ârâmîce ve İbrânîce
dalet, Grekçe delta, Arapça dâl şeklinde geçmiştir. Mısır hiyerogliflerinde,
Fenike, Grekçe ve Arapçada üçgen plan hâkimdir.
Te (ت)
Harfi “el-Kabid” 18. Menzil
Fenike dilinde adı tavdır ve “işaret” anlamına gelir... Haç
işareti biçimindeki hiyeroglif şeklinden gelişmiş olup zamanla artı işareti (+)
biçiminde kesişen iki çizgi şeklini, daha sonra üst uzantısını kaybederek
bugünkü biçimini (T) almış olmalıdır.
Zay (ز)
Harfi “el-Hay” 19. Menzil
Harfin ismi Fenikece ve Arâmîce’de “silâh” anlamına gelen
zai olup, İbrânîce’de zayin, Arapçada zây, Grekçe’de zetadır (dzeta).
Mîm (م)
Harfi “el-Cami” 27. Menzil
Fenikeceki adı olan mem “su” anlamına gelir. Arâmîce ve
İbrânîce’de muhtemelen su çoğul kabul edilerek mayim, Arapçada mîm, Grekçe’de
mü şeklini almıştır. Harfin biçimi, suyun sembolü olan dalgalı çizgiden meydana
gelerek, rumuzun istikameti ile dalganın durumları çeşitli alfabelerde
değişiklikler göstermiştir.
Vav (و)
Harfi “Refiu’d-Derecat” 28. Menzil
Harfin Arâmîce, İbrânîce ve Arapçada adı vavdır. Fenike
dilinde vav çivi, kama gibi anlamları vardır.
Arapçada vav hörgüçlü deve ve zayıf adam gibi anlamlar
taşımaktadır.
…
İnsan ile Âlem Arasındaki Mertebe ve Hakikat
|
|
Peygamber |
Âlem |
Hakikat |
|
1 |
Âdem |
Muhammedi Hakikat |
Letâfet, Kutsî Ruh ve Akıl |
|
2 |
Şit |
Levh-i Mahfuz |
İnsan Nefsi |
|
3 |
Nuh |
Küllî Tabiat |
İnsan Tabiatı |
|
4 |
İdris |
Hebâ (Heyûlâ) |
İnsanın Küllî Kabiliyeti |
|
5 |
İbrahim |
Küllî Cisim |
İnsan Cisminin Maddesi |
|
6 |
İshak |
Küllî Şekil |
İnsan Şekli |
|
7 |
İsmail |
Her Şeyi Kuşatan Arş |
İnsan Cismi |
|
8 |
Yakub |
Kürsü |
Nefis ve İnsa |
|
9 |
Yusuf |
Atlas Burçlar Feleği |
Görüş ve Tenzih Kuvveti |
|
10 |
Hûd |
Yıldızlı Felek |
İdrak, Teşbih Kuvveti ve Kalp |
|
11 |
Salih |
7. Gök (Zuhal) |
İlim Kuvveti |
|
12 |
Şuayb |
6. Gök (Müşteri) |
Hafıza Kuvveti |
|
13 |
Lût |
5. Gök (Merih) |
Akıl Kuvveti |
|
14 |
Üzeyir |
4. Gök (Güneş) |
Düşünce Kuvveti |
|
15 |
İsa |
3. Gök (Zühre) |
Vehim Kuvveti ve Hayvânî Ruh |
|
16 |
Süleyman |
2. Gök (Utarit) |
Hayal Kuvveti |
|
17 |
Davud |
1. Gök (Kamer) |
His Kuvveti ve Duyu |
|
18 |
Yunus |
Ateş Küresi |
Safra ve Ruhu |
|
19 |
Eyyûb |
Hava Küresi |
Kan ve Ruhu |
|
20 |
Yahya |
Su Küresi |
Balgam ve Ruhu |
|
21 |
Zekeriyya |
Toprak Küresi |
Sevda ve Ruhu |
|
22 |
İlyas |
Cansızlar ve Madenler |
Hissedilmeyen / Araz Yapılar |
|
23 |
Lokman |
Bitkiler |
Neşv ü Nemâ |
|
24 |
Harun |
Hayvanlar |
Hisseden/Hareket Eden Yapılar |
|
25 |
Musa |
Melekler |
Ruhlar ve Manevi Kuvvetler |
|
26 |
Halid |
Cinler |
Düşünceler ve Vesveseler |
|
27 |
Muhammed |
İnsanlar |
Kâmil İnsan |
|
28 |
Hâtem (Son) |
Mertebelerin Taayyünü |
İnsanda Mertebelerin Taayyünü |
Gece Tecellileri
Pazar Gecesi (el-Ahad): Yakub (Peygamber)
Pazartesi Gecesi (el-Kâhir / el-Kâdir): L (Lam Harfi) — Lût
(Peygamber)
Salı Gecesi (el-Aliyy): Yusuf (Peygamber)
Çarşamba Gecesi (en-Nûr): Üzeyir (Peygamber)
Perşembe Gecesi (el-Âhir): İdris (Peygamber)
Gündüz Tecellileri
|
Günler |
İlahî İsim |
Peygamberler |
|
Pazar |
el-Bedî, el-Mübdi, el-Hâlık |
Âdem, Yahya, Yunus |
|
Pazartesi |
el-Latîf, el-Bâtın, er-Rezzâk |
Halid, Nuh, Lokman |
|
Salı |
el-Kavî, el-Hakîm, el-Mübîn |
Musa, İshak, Davud |
|
Çarşamba |
el-Müzill, el-Mümît |
Harun, Zekeriyya |
|
Perşembe |
ed-Dârr, el-Muhyî, el-Kâbıd |
… |
|
Cuma |
el-Câmi, Refîu'd-Deracât, Allah, el-Musavvir, el-Azîz |
Muhammed, İsa, el-Hâtem |
|
Cumartesi |
el-Hayy, el-Mukaddir, ez-Zâhir |
Eyyûb, Hûd, İbrahim |
İlahî isimlerin tasavvufi tasnifi
Zat İsimleri (Esmâü'z-Zât): Allah, el-Hayy, el-Kuddûs,
es-Selâm, el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Aliyy,
el-Azîm, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Kebîr, el-Celîl, el-Mecîd, el-Hakk, el-Metîn,
el-Vâhid, el-Mâcid, el-Evvel, el-Âhir, el-Müteâlî, el-Ganî, en-Nûr, el-Vâris,
Zü'l-Celâl, er-Rakîb.
Sıfat İsimleri (Esmâü's-Sıfat): el-Hayy, eş-Şekûr,
el-Kahhâr, el-Kâhir, el-Muktedir, el-Kavî, el-Kâdir, er-Rahmân, er-Rahîm,
el-Kerîm, el-Gaffâr, el-Gafûr, el-Vedûd, er-Raûf, el-Halîm, el-Berr, es-Sabûr,
el-Alîm, el-Habîr, el-Muhsî, el-Hakîm, eş-Şehîd, es-Semî, el-Basîr.
Fiil İsimleri (Esmâü'l-Ef'âl): el-Mübdi, el-Vekîl, er-Rabb,
el-Melik, el-Bâis, el-Muhyî, el-Vâsi, el-Hasîb, el-Hâfız, el-Hâlık, el-Bârî,
el-Musavvir, er-Rezzâk, el-Vehhâb, el-Fettâh, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd,
er-Râfi, el-Muizz, el-Müzill, el-Hakem, el-Adl, el-Latîf, el-Muîd, el-Mümît,
el-Velî, et-Tevvâb, el-Müntakım, el-Muksıt, el-Câmi, el-Muğnî, el-Mâni,
ed-Dârr, en-Nâfi, el-Hâdî, el-Bedî, er-Reşîd.
Sonuç
Çalışmanın amacı; harflerin kelimelerden bağımsız olarak
dilsel veya sembolik anlam alanlarını ve sayılar dünyasıyla olan ilişkilerini
İbnu’l-Arabî öğretisi çerçevesinde incelemektir.
İbnu’l-Arabî’nin eşyayı isimlendirmedeki bu çabası, yeni bir
dilin doğuşuna (Mevlidu Luga Cedide) vesile olur.
Şeyhü’l-Ekber, günümüzde bulanık mantık (fuzzy logic)
dediğimiz alana tekabül eden paradoksal ifadeleri kendi söyleminin organik bir
parçası olarak kullanmıştır.
Âlemi ilahî sıfat ve isimlerin, esmâyı da Zat’a delalet eden
câmi’ isim olan Allah isminin tafsili (açılımı) olarak kabul eden İbnu’l-Arabî,
sayıyı da 'Bir'in (Vâhid) tafsili sayar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder