Sevil
Güngör - İslam Düşüncesinde Zaman Kavramı İbn Arabi
ve Muhammed İkbal Mukayesesi - Notlar
Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi,
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024
İlahi metinlerde ilk insanla şeytan arasındaki ilişki
sonsuzluk ağacı etrafında şekillenmektedir. Kur’an’da şeytanın, sonsuzluğu
kazandıracak ağacın varlığıyla Adem’e yaklaşması, insanoğlunun “zaman”
kavramıyla ne zaman tanıştığını göstermesi açısından önemlidir.
Tezimizde İlk önce bütün zaman düşünceleri ele alınmış
ardından İbn Arabi ve Muhammed İkbal’de zaman konusu çalışılmıştır. Son Bölümde
ise her iki düşünürün zaman düşüncesi mukayese edilmiştir.
Birinci Bölüm: Giriş
Zamanın tanımlanmasının zorluğu ve İslam düşünce tarihindeki
önemi…
İkinci Bölüm: Zaman Kavramının Tanımı, Tarihsel Geçmişi ve Farklı
Düşüncelerde Açıklaması
Zaman Nedir?
Birçoğu bu soruyu, değişimin ya da sürenin ölçümü diye
cevaplamıştır.
1) Zaman evrendeki anları işaretler.
2) Zaman onlar arasında geçen süreyi ölçer.
3) Zaman içinde hareket ettiğimiz ortamdır.
Eski Mısır’da zaman kavramı daireseldir.
Onların anlayışına göre zaman kendiliğinden ortaya çıkan bir
şey değil insani çaba sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Brahmanizm ve Hinduizm’de sonsuz zaman anlayışı söz
konusudur. Samsara Çarkı denilen yaşam ile ölüm arasında döngüsel bir geçiş
vardır.
Eski Çin / Zamanı tıpkı mekân gibi bölümlere ayırmışlardır.
Hatta zaman ve mekânın farklı şeyler olmayıp aynı şeyler olduğuna inanırlar.
Eski Türklere geldiğimizde onlar için zaman kavramı 'öd'
kelimesine yani sonsuzluk ve sınırsızlık anlamına gelmektedir.
İlkçağ Filozoflarında Zaman
Khoronos; hareket ve değişim anlamına gelir. / niceliksel zamanı ifade eder.
Kainos [Kairos]; bir şeyin tam vaktinde olması demektir. / niteliksel
zamanı ifade eder.
Ainon [Aion]; sonsuz zaman döngüsünü ifade eder.
Aziz Augustinus / Tanrı evreni yaratmadan önce zaman yoktur
Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman ontolojik olarak gerçeklik
taşımaz. Bunlar zihnin ürünü ve ruhta mevcuttur.
Platon / Zamanı ebediyetin sayıya göre hareket eden
ezeli-ebedi bir imgesi olarak tanımlar.
Batı Düşüncesinde Zaman Kavramı
Batı düşüncesindeki zaman algısı tarihsel süreçte üç ana
kırılma dönemi üzerinden şekillenmiştir. Bu süreç; zamanın değişime ve harekete
bağlı olduğunu savunan Aristoteles, zamanı mutlak ve bağımsız bir varlık olarak
konumlandıran Newton ve zamanın deney öncesi zihinsel bir form (sezgi) olduğunu
ileri süren Kant ekseninde gelişmiştir.
Aristoteles zamanı fiziksel dünyanın ve doğa felsefesinin
bir parçası olarak, doğrudan "hareket" ve "değişim"
kavramlarıyla ilişkili biçimde ele alır.
Aristoteles'e göre zamanın varlığı "şu an" (şimdi)
kavramının kabulüne bağlıdır ve zaman, ruhun birbirini takip eden iki şimdiki
anı idrak etmesiyle anlam kazanır.
Zaman, önce ve sonra bakımından hareketin sayısıdır.
Spinoza’daki zaman tanrının bir sıfatıdır.
Newton’a göre zaman; dışsal hiçbir nesneye, harekete, olaya
veya algılayıcıya bağlı olmaksızın, evrenin her yerinde sabit ve eşit bir
hızla, adeta bir ok gibi tek yönde akan bağımsız bir yapıdır. Her şey yok olsa
bile uzay ve zaman var olmaya devam eder.
Hume zamanın parçalardan oluştuğunu ve nesnelerin
ardışıklığından türetilmesi gerektiğini savunur.
Kant, zaman ve mekânın dış dünyada nesnel bir gerçekliği
olmadığını, bunların zihnin a priori (deney öncesi) ideal araçları/formları
olduğunu savunur.
Zaman zihne ait öznel bir form olmasına rağmen, tüm nesnel
deneyimlerimizi mümkün kılan tek referans noktasıdır.
Hegel zamanı mutlak tinin kendini gerçekleştirdiği bir
"kesin varoluş" olarak görür.
Bergson, Muhammed İkbal üzerinde de etkili olan
felsefesinde, mekanik/matematiksel zaman ile gerçek/yaşanılan zamanı (Süre -
Duree) kesin bir biçimde ayırır. Saatin ölçtüğü zaman, yapay ve mekânlaşmış bir
zamandır. Gerçek zaman ("Duree") ise bölünemez, ölçülemez,
kesintisiz, dinamik ve sürekli bir yaratmadan (yaratıcı evrim/tekâmül)
ibarettir.
Bergson zamanı "ben" ve "şuur" ile
özdeşleştirir. Belleği, anı biriktirdikçe büyüyen bir kartopuna benzetir.
Einstein, Newton'un mutlak uzay ve zaman fikrini yıkarak
"Özel ve Genel Görelilik" teorilerini ortaya koymuştur. Bu teoriye
göre uzay, zaman ve hareket birbirinden bağımsız değildir; aksine hepsi
birbirine bağlı ve görelidir.
Işık hızına yaklaşıldıkça zaman yavaşlar, ışık hızında ise
zaman durur.
Heidegger, zamanı ontolojik (varlıksal) bir boyutta ele
alarak "varlık zamandır" fikrini savunmuştur.
Zamansallık varlığın kendi hakikatidir
Whitehead, nesnelerin ve algıların uzamsal-zamansal
ilişkilerinden doğan bir "zamandaş dünya" kavramı öne sürer.
Whitehead geçmişi edimsellikler topluluğu, geleceği ise reel
bir süreç olarak görür ve evrendeki bu akışı hareket etmeyen nihai bir ilkeden
(Tanrı'dan) türetir.
Kur’ân-ı Kerim’de Zaman
Kur’ân-ı Kerim’de "zaman" kavramı kelime olarak
geçmemektedir. Bunun yerine an, dehr, vakit, saat, sermed gibi ifadeler
kullanılır.
"O her an yaratma halindedir"
Allah’ın her an yaratmaya devam ettiği vurgulanır.
Dehr: Çok uzun ve sürekli
zaman anlamına gelir. İnsan Suresi'nde insanın yaratılışından önceki uzun
süreci anlatırken kullanılır.
İslam Düşüncesinde Zaman
Kindi / Zamanı âlemin varoluş süreci ve hareketin sayısı
olarak tanımlar.
Zaman, cisim ve hareketten bağımsız var olamaz.
Farabi / Âlemin varoluşunu sudûr (taşma) nazariyesiyle
açıklar. Tanrı ezelî olduğu için O’ndan varlığın taşması da ezelîdir.
Zamanı harekete bağlı ve ona arız olan bir şey olarak görür.
İbn Sînâ / Zaman akışkandır, değişiklik (hareket) olmasa
zaman olamaz. Zamanı anlamanın yolu mekânı anlamaktan geçer.
An, zamanın bir parçası değil, onu birbirine bağlayan
sınırıdır. An olmazsa zaman, zaman olmazsa an olmaz.
Gazzâlî / Meşşai filozofların "zaman yokluktan
yaratılmamıştır, ezelidir" fikrine ve evrenin zamansal bir başlangıcı
olmadığı (kıdem) tezine şiddetle karşı çıkar. Evren kadim olsaydı, gök
kürelerinin (feleklerin) devirlerinin sonsuz olması gerekirdi; oysa sonsuz şey
sayıyla sınırlandırılamaz.
Ebu’l-Berakât el-Bağdâdî
Aristotelesçi ve İbn Sînâcı "hareket yoksa zaman
yoktur" (zamanın hareketin bir arazı/ölçüsü olması) fikrini tamamen
reddeder.
İnsandaki zaman şuuru, hareket şuurundan öncedir.
Hareket zamanı var etmez, aksine hareket zaman ile ölçülür.
Mîr Dâmâd
Gerçekliği üç zamansal/ontolojik boyuta ayırır.
Sermed: Mutlak ezelilik boyutudur. Tamamen sabit olanı
(Tanrı'nın zatını) ilgilendirir. Her şeyin yegâne sebebidir.
Dehr: Zaman-üstü, maddi olmayan metafizik boyuttur. Sabit
olan (ilahî sıfatlar/ideler) ile değişen varlıklar arasındaki ilişki alanıdır.
Sermed, Dehr'in sebebidir.
Zaman: Bizim algıladığımız fiziksel dünyadır. Değişken
varlıkların kendi aralarındaki etkileşim çizgisidir. Dehr, Zamanın sebebidir.
Molla Sadrâ
Zaman, yenilenen ve tekâmül eden maddi varlığın bir
boyutudur.
İbn Sînâ'dan ilhamla zamanı kesintisiz, akışkan bir nehir
(seyyâl an) olarak görür.
İbn Rüşd / Hareket ve zaman ezeli olduğu için evrenin de
ezeli olduğunu savunur. Zamanın ezeliliği, harekete bağlı olan kesintisiz bir
sürekliliktir.
Üçüncü Bölüm: İbn Arabi’de Zaman Kavramı
İbn Arabi için zaman aslında bir hayalden ibarettir; zihnin
olayları sıralamak için kullandığı bir araçtır.
Hakiki bir varlığı olmamasına rağmen, zaman tüm
yaratılmışlar (mümkün varlıklar) üzerinde mutlak bir hükme ve güce sahiptir. Bu
yönüyle "bütün isimlerin sultanı" olarak nitelendirilir.
Bölünmeyen Zaman (Mutlak Zaman / Dehr): Zamanın bütünü,
bölünmeyen tek bir "an"dır.
Bölümlenebilen Zaman: Bizim algıladığımız; günlere, aylara,
mevsimlere ve yıllara bölünen zamandır.
Tabi Zaman (Fiziksel Zaman): Maddi tabiatın ve göksel
cisimlerin (feleklerin) hareketini anlamak için akıl tarafından kullanılan,
tekdüze akan zaman türüdür. Küllî Nefs'ten meydana gelir ve Atlas feleğinin
dönmesiyle (ilk kozmolojik gün olan Pazar günü) başlar.
Fevki Tabi Zaman (Mutlak Zaman): Manevi hallerdeki değişimi
algılamaya yarar ve fiziksel zamanı önceler.
Psikolojik Zaman: Zamanın geçişine dair hissimizdir.
Fiziksel zaman tekdüze akarken, psikolojik zaman tamamen insanın o anki ruh
haline (nefsin durumuna) bağlıdır. Örneğin, uyku halinde hareket algısı durduğu
için zaman algısı da kesintiye uğrar.
Vakit: Zamanın genel akışından ziyade, kulun üzerinde bir
vazife, amel veya manevi hal bulunan "belirli dilimi"dir.
Allah her an yeni bir tecellide bulunur (tecdid-i emsal).
Zaman, bu varlık ve yokluk anlarının peş peşe dizilmesidir.
Bir durumun iki zamanda (anda) kalması imkânsızdır. Allah,
evrenin parçalanmış halinin adedince (her bir atom/cevher-i ferd düzeyinde) her
an yeni bir yaratış (Şe'n) gerçekleştirir. Evren her an yok olur ve bir sonraki
an bir öncekine benzer bir surette yeniden yaratılır (Tecdid-i Halk).
Zamanın oluşumu feleklerin hareketiyle başlar. Pazar
yaratılışın başlangıcı, Cumartesi ise "ebediyet günü" olarak
nitelenir.
Günlerin İlahi Sıfatlar ve Esma ile Bölüşümü
|
Gün |
Sıfat |
İsim |
Olay |
|
Pazar |
Semi |
El-Ehad |
İlk yaratılış günü, "Kün" emri, Hz. İdris |
|
Pazartesi |
Hayat |
El-Mübin |
Ay feleği, yönlerin işareti, Hz. Âdem |
|
Salı |
Basar |
El-Kahir |
Hareket ve değişim |
|
Çarşamba |
İrade |
El-Mübin |
Hareket ve değişim |
|
Perşembe |
Kudret |
El-Hami |
Hareket ve değişim |
|
Cuma |
İlim |
El-Musavvir |
En yetkin gün, süslenme, yaratılışın tamamlanması, kıyamet
anı |
|
Cumartesi |
Kelam |
Er-Rab |
Sebt (Dinlenme) günü, Ebediyet Günü |
İbn Arabi, evrendeki dörtlü makro-mikro uyumunu zaman
dilimlerine de uygular. Dört temel ilahi sıfat (Hayat, İlim, Kudret, İrade) ile
dört unsur (Hava, Su, Toprak, Ateş) zamandaki karşılıklarını Gün, Hafta, Ay ve
Yıl olarak bulur.
Dördüncü Bölüm: Muhammed İkbal’de Zaman Kavramı
İkbal’in zaman düşüncesi, onun "Benlik" (Ego)
teorisi ve dinamik evren anlayışı etrafında şekillenir.
İkbal, hesaplanabilen "seri zaman" ile ruhsal
hayatın özü olan "gerçek zamanı" (saf süre) birbirinden ayırır.
Kader
Kaderi önceden yazılmış bir plan değil, "açık
imkanlar" olarak görür. İnsan kendi kaderini yaratma gücüne sahiptir.
Einstein’ın zamanı uzaylaştırmasını eleştirir ve Bergson’un
süre kavramını benlik temelinde yeniden yorumlar.
Kader, imkanları henüz belli olmayan zamandan ibarettir.
Başka bir ifadeyle kader, sebep sonuç ilişkisi içinde gerçekleşmeyen zamandır.
O’nun zaman anlayışında temelde iki tür zamandan
bahsedilebilir: Bunlardan ilki yaratılışla birlikte dünyada başlayan 'dünyevi
zaman', diğeri ise 'sonsuz ve sınırsız (ilahi) zaman'dır.
İkbal’in zaman felsefesi, İslam düşünce geleneğindeki kelam
(Eş'ârilik) ve tasavvuf kökleriyle derin bir bağ kurar.
Müslüman düşünürlerin bir kısmının Aristoteles etkisiyle
yanlış ve statik bir zaman algısı geliştirdiğini iddia etmiş; Bergson,
Whitehead, Nietzsche ve Einstein gibi modern isimlerin zaman yaklaşımlarını
İslam’ın dinamik teolojik potasında eriterek yeniden yorumlamıştır.
Beşinci Bölüm: İbn Arabi ve Muhammed İkbal’in Zaman Karşılaştırması
İbn Arabi / Varlıklar aslında Allah’ın ilmindeki sabit
hakikatlerin (Âyân-ı Sâbite) dış dünyaya yansıyan gölgeleridir. Dolayısıyla
zaman, bu gölge sahnesindeki ardışıklığı (kronolojiyi) algılamamızı sağlayan,
temelde zihni/hayalî bir kurgudur. Zamanın kaderle bağı kopmaz; çünkü her an,
zaten ilahî ilimde takdir edilmiş olanın açığa çıkmasından (tecellî) ibarettir.
İkbal, evreni durağan bir gölge oyunu olarak değil, sürekli
genişleyen, canlı ve dinamik bir "Egolar bütünü" olarak görür. Zaman,
İbn Arabî’de olduğu gibi önceden yazılmış bir senaryonun perdede akması
değildir; bizzat her an yeniden yaratılan ve ucu açık olan bir süreçtir.
İbn Arabî’de zaman "olmuş ve olanın"
tecellisiyken; İkbal’de zaman, insanın iradesi ve ameliyle "aktif olarak
inşa edilen" imkânlar bütünüdür.
İbn Arabi zamanı kutsal ve ilahi bir sıfat olarak görürken,
İkbal ona bu tür bir kutsiyet atfetmez ve daha çok değişim üzerinden tanımlar.
Sonuç
İbn Arabi zamanı ilahi tecellilerin bir perdesi olarak
görürken, Muhammed İkbal onu insan benliğinin yaratıcı faaliyetlerini
gerçekleştirdiği dinamik bir süreç olarak tanımlar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder