12 Şubat 2026 Perşembe

İslam Düşüncesinde Zaman Kavramı İbn Arabi ve Muhammed İkbal Mukayesesi - Notlar

Sevil Güngör - İslam Düşüncesinde Zaman Kavramı İbn Arabi ve Muhammed İkbal Mukayesesi - Notlar

Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024

 

İlahi metinlerde ilk insanla şeytan arasındaki ilişki sonsuzluk ağacı etrafında şekillenmektedir. Kur’an’da şeytanın, sonsuzluğu kazandıracak ağacın varlığıyla Adem’e yaklaşması, insanoğlunun “zaman” kavramıyla ne zaman tanıştığını göstermesi açısından önemlidir.

Tezimizde İlk önce bütün zaman düşünceleri ele alınmış ardından İbn Arabi ve Muhammed İkbal’de zaman konusu çalışılmıştır. Son Bölümde ise her iki düşünürün zaman düşüncesi mukayese edilmiştir.

 

Birinci Bölüm: Giriş

Zamanın tanımlanmasının zorluğu ve İslam düşünce tarihindeki önemi…

 

İkinci Bölüm: Zaman Kavramının Tanımı, Tarihsel Geçmişi ve Farklı Düşüncelerde Açıklaması

Zaman Nedir?

Birçoğu bu soruyu, değişimin ya da sürenin ölçümü diye cevaplamıştır.

 

1) Zaman evrendeki anları işaretler.

2) Zaman onlar arasında geçen süreyi ölçer.

3) Zaman içinde hareket ettiğimiz ortamdır.

 

Eski Mısır’da zaman kavramı daireseldir.

Onların anlayışına göre zaman kendiliğinden ortaya çıkan bir şey değil insani çaba sonucunda ortaya çıkmaktadır.

 

Brahmanizm ve Hinduizm’de sonsuz zaman anlayışı söz konusudur. Samsara Çarkı denilen yaşam ile ölüm arasında döngüsel bir geçiş vardır.

 

Eski Çin / Zamanı tıpkı mekân gibi bölümlere ayırmışlardır. Hatta zaman ve mekânın farklı şeyler olmayıp aynı şeyler olduğuna inanırlar.

 

Eski Türklere geldiğimizde onlar için zaman kavramı 'öd' kelimesine yani sonsuzluk ve sınırsızlık anlamına gelmektedir.

 

İlkçağ Filozoflarında Zaman

Khoronos; hareket ve değişim anlamına gelir.  / niceliksel zamanı ifade eder.

Kainos [Kairos]; bir şeyin tam vaktinde olması demektir. / niteliksel zamanı ifade eder.

Ainon [Aion]; sonsuz zaman döngüsünü ifade eder.

 

Aziz Augustinus / Tanrı evreni yaratmadan önce zaman yoktur

Geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman ontolojik olarak gerçeklik taşımaz. Bunlar zihnin ürünü ve ruhta mevcuttur.

 

Platon / Zamanı ebediyetin sayıya göre hareket eden ezeli-ebedi bir imgesi olarak tanımlar.

 

Batı Düşüncesinde Zaman Kavramı

Batı düşüncesindeki zaman algısı tarihsel süreçte üç ana kırılma dönemi üzerinden şekillenmiştir. Bu süreç; zamanın değişime ve harekete bağlı olduğunu savunan Aristoteles, zamanı mutlak ve bağımsız bir varlık olarak konumlandıran Newton ve zamanın deney öncesi zihinsel bir form (sezgi) olduğunu ileri süren Kant ekseninde gelişmiştir.

 

Aristoteles zamanı fiziksel dünyanın ve doğa felsefesinin bir parçası olarak, doğrudan "hareket" ve "değişim" kavramlarıyla ilişkili biçimde ele alır.

Aristoteles'e göre zamanın varlığı "şu an" (şimdi) kavramının kabulüne bağlıdır ve zaman, ruhun birbirini takip eden iki şimdiki anı idrak etmesiyle anlam kazanır.

Zaman, önce ve sonra bakımından hareketin sayısıdır.

 

Spinoza’daki zaman tanrının bir sıfatıdır.

 

Newton’a göre zaman; dışsal hiçbir nesneye, harekete, olaya veya algılayıcıya bağlı olmaksızın, evrenin her yerinde sabit ve eşit bir hızla, adeta bir ok gibi tek yönde akan bağımsız bir yapıdır. Her şey yok olsa bile uzay ve zaman var olmaya devam eder.

 

Hume zamanın parçalardan oluştuğunu ve nesnelerin ardışıklığından türetilmesi gerektiğini savunur.

 

Kant, zaman ve mekânın dış dünyada nesnel bir gerçekliği olmadığını, bunların zihnin a priori (deney öncesi) ideal araçları/formları olduğunu savunur.

Zaman zihne ait öznel bir form olmasına rağmen, tüm nesnel deneyimlerimizi mümkün kılan tek referans noktasıdır.

 

Hegel zamanı mutlak tinin kendini gerçekleştirdiği bir "kesin varoluş" olarak görür.

 

Bergson, Muhammed İkbal üzerinde de etkili olan felsefesinde, mekanik/matematiksel zaman ile gerçek/yaşanılan zamanı (Süre - Duree) kesin bir biçimde ayırır. Saatin ölçtüğü zaman, yapay ve mekânlaşmış bir zamandır. Gerçek zaman ("Duree") ise bölünemez, ölçülemez, kesintisiz, dinamik ve sürekli bir yaratmadan (yaratıcı evrim/tekâmül) ibarettir.

Bergson zamanı "ben" ve "şuur" ile özdeşleştirir. Belleği, anı biriktirdikçe büyüyen bir kartopuna benzetir.

 

Einstein, Newton'un mutlak uzay ve zaman fikrini yıkarak "Özel ve Genel Görelilik" teorilerini ortaya koymuştur. Bu teoriye göre uzay, zaman ve hareket birbirinden bağımsız değildir; aksine hepsi birbirine bağlı ve görelidir.

Işık hızına yaklaşıldıkça zaman yavaşlar, ışık hızında ise zaman durur.

 

Heidegger, zamanı ontolojik (varlıksal) bir boyutta ele alarak "varlık zamandır" fikrini savunmuştur.

Zamansallık varlığın kendi hakikatidir

 

Whitehead, nesnelerin ve algıların uzamsal-zamansal ilişkilerinden doğan bir "zamandaş dünya" kavramı öne sürer.

Whitehead geçmişi edimsellikler topluluğu, geleceği ise reel bir süreç olarak görür ve evrendeki bu akışı hareket etmeyen nihai bir ilkeden (Tanrı'dan) türetir.

 

Kur’ân-ı Kerim’de Zaman

Kur’ân-ı Kerim’de "zaman" kavramı kelime olarak geçmemektedir. Bunun yerine an, dehr, vakit, saat, sermed gibi ifadeler kullanılır.

 

"O her an yaratma halindedir"

Allah’ın her an yaratmaya devam ettiği vurgulanır.

 

Dehr: Çok uzun ve sürekli zaman anlamına gelir. İnsan Suresi'nde insanın yaratılışından önceki uzun süreci anlatırken kullanılır.

 

İslam Düşüncesinde Zaman

Kindi / Zamanı âlemin varoluş süreci ve hareketin sayısı olarak tanımlar.

Zaman, cisim ve hareketten bağımsız var olamaz.

 

Farabi / Âlemin varoluşunu sudûr (taşma) nazariyesiyle açıklar. Tanrı ezelî olduğu için O’ndan varlığın taşması da ezelîdir.

Zamanı harekete bağlı ve ona arız olan bir şey olarak görür.

 

İbn Sînâ / Zaman akışkandır, değişiklik (hareket) olmasa zaman olamaz. Zamanı anlamanın yolu mekânı anlamaktan geçer.

An, zamanın bir parçası değil, onu birbirine bağlayan sınırıdır. An olmazsa zaman, zaman olmazsa an olmaz.

 

Gazzâlî / Meşşai filozofların "zaman yokluktan yaratılmamıştır, ezelidir" fikrine ve evrenin zamansal bir başlangıcı olmadığı (kıdem) tezine şiddetle karşı çıkar. Evren kadim olsaydı, gök kürelerinin (feleklerin) devirlerinin sonsuz olması gerekirdi; oysa sonsuz şey sayıyla sınırlandırılamaz.

 

Ebu’l-Berakât el-Bağdâdî

Aristotelesçi ve İbn Sînâcı "hareket yoksa zaman yoktur" (zamanın hareketin bir arazı/ölçüsü olması) fikrini tamamen reddeder.

İnsandaki zaman şuuru, hareket şuurundan öncedir.

Hareket zamanı var etmez, aksine hareket zaman ile ölçülür.

 

Mîr Dâmâd

Gerçekliği üç zamansal/ontolojik boyuta ayırır.

Sermed: Mutlak ezelilik boyutudur. Tamamen sabit olanı (Tanrı'nın zatını) ilgilendirir. Her şeyin yegâne sebebidir.

Dehr: Zaman-üstü, maddi olmayan metafizik boyuttur. Sabit olan (ilahî sıfatlar/ideler) ile değişen varlıklar arasındaki ilişki alanıdır. Sermed, Dehr'in sebebidir.

Zaman: Bizim algıladığımız fiziksel dünyadır. Değişken varlıkların kendi aralarındaki etkileşim çizgisidir. Dehr, Zamanın sebebidir.

 

Molla Sadrâ

Zaman, yenilenen ve tekâmül eden maddi varlığın bir boyutudur.

İbn Sînâ'dan ilhamla zamanı kesintisiz, akışkan bir nehir (seyyâl an) olarak görür.

 

İbn Rüşd / Hareket ve zaman ezeli olduğu için evrenin de ezeli olduğunu savunur. Zamanın ezeliliği, harekete bağlı olan kesintisiz bir sürekliliktir.

 

Üçüncü Bölüm: İbn Arabi’de Zaman Kavramı

İbn Arabi için zaman aslında bir hayalden ibarettir; zihnin olayları sıralamak için kullandığı bir araçtır.

Hakiki bir varlığı olmamasına rağmen, zaman tüm yaratılmışlar (mümkün varlıklar) üzerinde mutlak bir hükme ve güce sahiptir. Bu yönüyle "bütün isimlerin sultanı" olarak nitelendirilir.

 

Bölünmeyen Zaman (Mutlak Zaman / Dehr): Zamanın bütünü, bölünmeyen tek bir "an"dır.

 

Bölümlenebilen Zaman: Bizim algıladığımız; günlere, aylara, mevsimlere ve yıllara bölünen zamandır.

 

Tabi Zaman (Fiziksel Zaman): Maddi tabiatın ve göksel cisimlerin (feleklerin) hareketini anlamak için akıl tarafından kullanılan, tekdüze akan zaman türüdür. Küllî Nefs'ten meydana gelir ve Atlas feleğinin dönmesiyle (ilk kozmolojik gün olan Pazar günü) başlar.

 

Fevki Tabi Zaman (Mutlak Zaman): Manevi hallerdeki değişimi algılamaya yarar ve fiziksel zamanı önceler.

 

Psikolojik Zaman: Zamanın geçişine dair hissimizdir. Fiziksel zaman tekdüze akarken, psikolojik zaman tamamen insanın o anki ruh haline (nefsin durumuna) bağlıdır. Örneğin, uyku halinde hareket algısı durduğu için zaman algısı da kesintiye uğrar.

 

Vakit: Zamanın genel akışından ziyade, kulun üzerinde bir vazife, amel veya manevi hal bulunan "belirli dilimi"dir.

 

Allah her an yeni bir tecellide bulunur (tecdid-i emsal). Zaman, bu varlık ve yokluk anlarının peş peşe dizilmesidir.

Bir durumun iki zamanda (anda) kalması imkânsızdır. Allah, evrenin parçalanmış halinin adedince (her bir atom/cevher-i ferd düzeyinde) her an yeni bir yaratış (Şe'n) gerçekleştirir. Evren her an yok olur ve bir sonraki an bir öncekine benzer bir surette yeniden yaratılır (Tecdid-i Halk).

 

Zamanın oluşumu feleklerin hareketiyle başlar. Pazar yaratılışın başlangıcı, Cumartesi ise "ebediyet günü" olarak nitelenir.

 

Günlerin İlahi Sıfatlar ve Esma ile Bölüşümü

Gün

Sıfat

İsim

Olay

Pazar

Semi

El-Ehad

İlk yaratılış günü, "Kün" emri, Hz. İdris

Pazartesi

Hayat

El-Mübin

Ay feleği, yönlerin işareti, Hz. Âdem

Salı

Basar

El-Kahir

Hareket ve değişim

Çarşamba

İrade

El-Mübin

Hareket ve değişim

Perşembe

Kudret

El-Hami

Hareket ve değişim

Cuma

İlim

El-Musavvir

En yetkin gün, süslenme, yaratılışın tamamlanması, kıyamet anı

Cumartesi

Kelam

Er-Rab

Sebt (Dinlenme) günü, Ebediyet Günü

 

İbn Arabi, evrendeki dörtlü makro-mikro uyumunu zaman dilimlerine de uygular. Dört temel ilahi sıfat (Hayat, İlim, Kudret, İrade) ile dört unsur (Hava, Su, Toprak, Ateş) zamandaki karşılıklarını Gün, Hafta, Ay ve Yıl olarak bulur.

 

Dördüncü Bölüm: Muhammed İkbal’de Zaman Kavramı

İkbal’in zaman düşüncesi, onun "Benlik" (Ego) teorisi ve dinamik evren anlayışı etrafında şekillenir.

 

İkbal, hesaplanabilen "seri zaman" ile ruhsal hayatın özü olan "gerçek zamanı" (saf süre) birbirinden ayırır.

 

Kader

Kaderi önceden yazılmış bir plan değil, "açık imkanlar" olarak görür. İnsan kendi kaderini yaratma gücüne sahiptir.

 

Einstein’ın zamanı uzaylaştırmasını eleştirir ve Bergson’un süre kavramını benlik temelinde yeniden yorumlar.

Kader, imkanları henüz belli olmayan zamandan ibarettir. Başka bir ifadeyle kader, sebep sonuç ilişkisi içinde gerçekleşmeyen zamandır.

 

O’nun zaman anlayışında temelde iki tür zamandan bahsedilebilir: Bunlardan ilki yaratılışla birlikte dünyada başlayan 'dünyevi zaman', diğeri ise 'sonsuz ve sınırsız (ilahi) zaman'dır.

İkbal’in zaman felsefesi, İslam düşünce geleneğindeki kelam (Eş'ârilik) ve tasavvuf kökleriyle derin bir bağ kurar.

 

Müslüman düşünürlerin bir kısmının Aristoteles etkisiyle yanlış ve statik bir zaman algısı geliştirdiğini iddia etmiş; Bergson, Whitehead, Nietzsche ve Einstein gibi modern isimlerin zaman yaklaşımlarını İslam’ın dinamik teolojik potasında eriterek yeniden yorumlamıştır.

 

Beşinci Bölüm: İbn Arabi ve Muhammed İkbal’in Zaman Karşılaştırması

İbn Arabi / Varlıklar aslında Allah’ın ilmindeki sabit hakikatlerin (Âyân-ı Sâbite) dış dünyaya yansıyan gölgeleridir. Dolayısıyla zaman, bu gölge sahnesindeki ardışıklığı (kronolojiyi) algılamamızı sağlayan, temelde zihni/hayalî bir kurgudur. Zamanın kaderle bağı kopmaz; çünkü her an, zaten ilahî ilimde takdir edilmiş olanın açığa çıkmasından (tecellî) ibarettir.

 

İkbal, evreni durağan bir gölge oyunu olarak değil, sürekli genişleyen, canlı ve dinamik bir "Egolar bütünü" olarak görür. Zaman, İbn Arabî’de olduğu gibi önceden yazılmış bir senaryonun perdede akması değildir; bizzat her an yeniden yaratılan ve ucu açık olan bir süreçtir.

 

İbn Arabî’de zaman "olmuş ve olanın" tecellisiyken; İkbal’de zaman, insanın iradesi ve ameliyle "aktif olarak inşa edilen" imkânlar bütünüdür.

 

İbn Arabi zamanı kutsal ve ilahi bir sıfat olarak görürken, İkbal ona bu tür bir kutsiyet atfetmez ve daha çok değişim üzerinden tanımlar.

 

Sonuç

İbn Arabi zamanı ilahi tecellilerin bir perdesi olarak görürken, Muhammed İkbal onu insan benliğinin yaratıcı faaliyetlerini gerçekleştirdiği dinamik bir süreç olarak tanımlar.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder