11 Ağustos 2020 Salı

Türk Boğazları

 Ali Kandilli - Türk Boğazları - YLT

 

Boğazlar gerek coğrafi ve gerekse siyasi konumları sebebiyle birtakım ayırımlara tabi tutulmuşlardır;

…"bir içdeniz ile açıkdenizi birleştiren Boğazlar" ve "iki açıkdenizi birleştiren Boğazlar" olmak üzere ikiye ayrılırlar. Devletler hukuku bakımından önemli olan

Boğazlar, iki açıkdenizi birleştiren Boğazlardır.

 

Boğazların genişliği, karasularının iki katından çoksa, Boğazın arasında açıkdeniz kalacağından bu tür Boğazlarda "açıkdeniz rejimi" uygulanır.

Boğazların genişliği, karasularından azsa Boğazın suları "Karasuları rejimi"ne tabiidir.

 

1982 tarihli "Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi / "Karasuları genişliğinin en çok 12 deniz mili olabileceği" hükmü karşısında (bu kapsamdaki boğazlar) "Uluslararası ulaşıma açık Boğazlar" (olarak nitelenmiş) geçiş rejimi de "Transit geçiş" hakkı ve "Zararsız geçiş" hakkı olarak düzenlenmiştir.

(Geçiş rejimi özel antlaşmalarla belirlenmiş boğazlar, bu hükümlerin dışındadır)

 

Cebelitarık Boğazı

…en geniş yeri 24 mil, en dar olduğu yerdeki genişliği 10 mil kadardır. Cebelitarık Boğazı gerek ticaret ve gerekse savaş gemilerinin geçişine tamamen açıktır.

8 Nisan 1904 tarihinde İngiltere ile Fransa arasında imzalanan "Londra Bildirisi" ile iki akit taraf, Cebelitarık Boğazı’ndan serbest geçişi sağlamak üzere gerekli önlemleri almayı yükümlenmişlerdir.

 

Magellan Boğazı

…genişliği, en geniş yerinde 22 mil, en dar yerinde 11 mildir.

1881 tarihli Buenos Aires Andlaşması ile Boğazın daimi olarak tarafsız halde bulundurulması, bütün Devletlerin gemilerinin Boğazdan serbest olarak geçebilmesi, Boğaza kıyıdaş Devletlerin kıyılarda tahkimat yapmayacağı kabul edilmiştir.

 

Kuzey Denizi ile Baltık Denizi’ni birleştiren Danimarka Boğazları

14 Mart 1857 tarihli Sözleşme ile Danimarka, boğazdan geçen gemilerden vergi almaya son verdi.

 

Stratejik ve ekonomik açılardan çok önemli iki Boğazın arasında yer alan Marmara denizi tümüyle bir "İçdeniz" olup, gerek tarihi ve gerekse coğrafi nedenlerle "İçsular rejim ine tabidir.

 

Boğazların siyasi ve hukuki iki yönü vardır. Boğazların hukuki yönü ile, Boğazların milletlerarası ulaşıma açık veya kapalı oluşunu, açık ise hangi şartlarda açık olduğunu, kapalı ise hangi nedenler ve koşullar altında kapalı olduğunu anlamak gerekir. Boğazların siyasi yönü ile de, genel ve yaygın anlamı ile Balkanlar’ı ve Karadeniz’i çevreleyen Devletlerin güvenliğini, özel ve daha belirgin anlamı ile, Türkiye’nin hayat ve candamarı olması bakımından Boğazlar üzerindeki hayati haklarını anlamak gerekir (s. 7).

 

BİRİNCİ BÖLÜM

OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE BOĞAZLAR

İstanbul’un 1453 yılında fethedilmesi ile birlikte, Boğazların hakimiyeti de Osmanlı İmparatorluğunun eline geçmiştir.

Kapitülasyon andlaşmaları ile verilen ticari imtiyazların dışında, Boğazların ve Karadeniz’in bütün Devletlerin gemilerine kapalılığı "İmparatorluğun Kadim Kaidesi" olarak 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması’na kadar devam etmiştir.

Küçük Kaynarca Andlaşması ile Rus ticaret gemilerine Boğazlarda serbest geçiş hakkı verilirken / Boğazların kapalılığı, "İmparatorluğun Kadim Kaidesi" olarak devam etmektedir.

Rusya, 23 Aralık 1798 tarihli İstanbul Andlaşması ile, bir savaş sırasında Osmanlı İmparatorluğu’na yapacağı yardıma karşılık savaş gemilerini Boğazlardan geçirme hakkını elde etmiştir. Yine Rusya ile yapılan 24 Eylül 1805 tarihli İttifak Andlaşması ile bu hak teyit edildiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu, yabancı Devletlerin savaş gemilerini Boğazlardan geçirmeme yükümlülüğü altına sokulmuştur.

 

Kale-i Sultaniye Andlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Boğazlardaki mutlak hâkimiyet dönemi sona erdi.

Fransa ile Rusya arasında, 12 Ekim 1808 tarihinde Erfurt’ta yapılan görüşmeler sırasında İstanbul ve Boğazlar üzerindeki Rus istekleri ve bu konunun iki taraf arasında pazarlık konusu yapıldığının duyulması üzerine, Osmanlı İmparatorluğu ve İngiltere arasında 5 Ocak 1809 tarihinde "Kale-i Sultaniye Andlaşması" imzalanmıştır (s. 11).

 

Kale-i Sultaniye Andlaşmasına gelinceye kadar, "Boğazların bütün yabancı Devletlerin savaş gemilerine kapalılığı", İmparatorluğun bir "iç hukuk" kaidesi olarak uygulanırken, bu andlaşmanın imzalanması ile birlikte bu kaide milletlerarası bir yükümlülük haline getirilmiştir.

 

İngiltere, Fransa ve Rusya arasında 6 Temmuz 1827 tarihli Londra Andlaşması ile, Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı özerk bir Yunanistan kurulmasına karar verilmiştir. Osmanlı, bu oldu-bittiye ayak direyince Rusların saldırısına uğradı ve işin sonunda 14 Eylül 1829 tarihinde Edirne Andlaşması imzalandı.

Edirne Andlaşması’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu ile barış halinde bulunan bütün Devletlerin ticaret gemileri Boğazlardan serbestçe geçebilme imkânını elde etti.

 

8 Temmuz 1833 tarihinde Rusya ile yapılan Hünkâr İskelesi Andlaşmasıyla Rusya, dolaylı bir yoldan kendi savaş gemilerini Boğazlardan geçirme hakkını elde etmiştir.

 

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanı sonrasında Mısır’da yaşanan gelişmeler Boğazlar meselesinin alevlenmesine neden oldu.

…gelişmeler sonucunda, Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya ve Rusya arasında 15 Temmuz 1840 tarihinde "Mısır Meselesi Hakkında Londra Andlaşması" imzalanmıştır. Andlaşmaya göre Boğazlardan savaş gemilerinin geçemeyeceği karara bağlandı.

Avrupa Devletleri için asıl önemli konu, Boğazlar rejiminin Osmanlı-Rus ikili anlaşmalarından kurtarmak ve bu rejimi milletlerarası bir statüye bağlamaktı. Bu amaçla 13 Temmuz 1841 tarihli Akdeniz ve Karadeniz Boğazları Hakkında Londra Andlaşması imzalandı.

…bu Sözleşme ile, Osmanlı İmparatorluğu barış zamanında Boğazları hiçbir yabancı Devletin savaş gemisine açmamayı kabul etmiştir.

Londra Boğazlar Sözleşmesi ile kabul edilen "Türk Boğazlarının barış zamanında bütün Devletlerin ticaret gemilerine açık, savaş gemilerine kapalı olması" durumu 1. Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir.

Kırım Savaşı sonunda imzalanan Paris Boğazlar Sözleşmesi ile Karadeniz tarafsız bir deniz haline geldi.

Paris Andlaşmasından zararlı çıkan Ruslar 13 Mart 1871’de imzalanan Karadeniz Hakkında Londra Andlaşması ile Karadeniz’in tarafsızlığını iptal ettirmiştir.

93 Harbi’ndan sonra Boğazlara sokulmaya çalışan Ruslara karşı yeniden bir konferans toplandı. 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlin Andlaşması imzalandı. Andlaşmayla Boğazların barış zamanında bütün yabancı Devletlerin savaş gemilerine kapalı olması ilkesi bir kere daha tekrarlandı.

 

İKİNCİ BÖLÜM

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİNDE BOĞAZLAR

Lozan Boğazlar Sözleşmesi, 1841 yılından beri devam eden Boğazlar rejimi için çok taraflı andlaşmalardan biridir.

 

İngiltere, bu görüşmeler sırasında, daha önce savunduğu, "Boğazların savaş gemilerine kapalı tutulması" görüşünü terk ederek, Boğazlar Bölgesi olarak tanımlanan İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’ndan barış ve savaş zamanında geçerli olmak üzere "bütün devletlerin ticaret ve savaş gemilerine tam serbestlik" görüşünü ısrarla savunmuştur.

İngiltere tarafından savunulan görüşler, daha sonra önce Sevr ile getirilmek istenen düzenden pek farklı değildir.

Sovyetler Birliği, bu görüşmeler sırasında; Boğazların, Türkiye’nin "mutlak hakimiyeti altına" sokulması yönünde bir görüş savunmuştur.

 

1 Şubat 1923 tarihli oturumda Lord Curzon Boğazlar rejimine ilişkin sözleşmeyi taraflara sundu.

22 Ocak 1923 tarihli bu tasarı metni, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Sözleşmenin henüz onaylanmamış şeklidir.

 

Bu rejim; Türk Boğazları olarak tanımlanan İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı üzerinde barış ve savaş zamanında geçerli olmak üzere, bütün Devletlerin ticaret ve savaş gemilerine tam serbestlik tanıyordu. Bu serbestlik adı geçen bölgedeki hava sahasına da geçerlidir.

 

MONTREUX BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ

9 Kasım 1936 günü yürürlüğe girmiştir.

Türkiye onay işleminden önce Sözleşmeye Ek Protokol’ün 2. maddesi uyarınca 15 Ağustos 1936’dan itibaren Boğazlardan yeni geçiş rejimini uygulamaya başlamıştı.

…bu yeni Sözleşme, 1923 tarihli "Lozan Boğazlar Sözleşmesi"nin yerine geçmiştir.

Sözleşmenin 20. ve 21. maddeleri ile ortaya konmuş "Yakın bir tehlike" olasılığına ilişkin getirilmiş bulunan hükümler ile Türkiye’ye ek bir güvence sağlanmıştır.

 

Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin 1. maddesi ile Boğazlardan geçiş ve ulaşım serbestisi yalnız deniz yolu için tanınmıştır. Boğazlar Bölgesi hava sahasından geçecek uçaklar ile ilgili düzenleme Sözleşmenin III. Kesiminde ve 23. madde ile sadece sivil uçaklar için düzenlenmiştir. Ayrıca Boğazlardan transit olarak geçiş yapan savaş gemilerinin de taşımakta oldukları uçakları -bu bölge içinde- kullanamayacakları Sözleşmenin 15. maddesi ile hükme bağlanmıştır.

 

Potsdam Konferansı 17 Temmuz - 2 Ağustos 1945 tarihinde toplanmıştır.

Sovyet gemilerinin Boğazlardan geçişi konusunda Konferansta geniş görüş ayrılığı çıkmadığı halde, Sovyetler Birliği’nin Boğazlar konusunda olaya yalnız kendisi ile Türkiye arasında bir sorun olarak bakması ve Boğazlardan deniz ve kara üssü istemesi geniş tartışmalara yol açmıştır.

 

Potsdam Konferansı’nın ertesinde, Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi yolundaki ilk nota 2 Kasım 1945 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri tarafından verilmiştir.

Bundan sonra Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Sovyetler Birliği arasında karşılıklı notalar gönderilmek suretiyle bir diplomatik yazışma ve tartışma dönemi başlamıştır.

 

Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nde geçiş serbestisi ilkesini güçlendirmek için ortaya konulan; "Bayrak ve yükü ne olursa olsun", "Gündüz ve gece", "Sağlık denetimi ile ilgili 3. maddenin dışında hiçbir işleme tabii olmadan", "Kılavuz ve remorkajın isteğe bağlı olması" koşulları Boğazlar üzerindeki uygulamada Türkiye aleyhine zaman zaman çok büyük problemler yaratmaktadır.

 

1977 yılındaki olayda "Vasaula" adlı Kıbrıs Rum Bandıralı bir gemi Bulgaristan’ın Burgaz Limanı’ndan yüklediği çok sayıda silahla İstanbul Boğazı’nda yakalanmıştı. / gemideki bu silahlara Etiyopya Hükümeti sahip çıkmış ve Montreux Sözleşmesi’ne göre: Türkiye’nin ticaret gemileri içindeki yüke karışamayacağını ileri sürerek söz konusu geminin serbest bırakılması gerektiğini savunmuştu.

Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin bu hükümleri bu haliyle kaldığı sürece, Türk Devleti şu anda kendisine karşı silahlı mücadele açmış yasadışı bir terör örgütüne aynı yoldan gidebilecek olan silahlara bile hiçbir hukuki önlem uygulayamaz. Çünkü önlem uygulama hakkı Türkiye’nin "Savaşan Devlet" olması halinde doğmaktadır (s. 94-95).

 

SONUÇ

1453 yılında İstanbul’un fethi ve / 1809 yılına kadarki süre içinde Osmanlı Devleti, Boğazlar hakkındaki tüm kararları tek taraflı iradesi ile almıştır.

1809-1841 yılına kadar Boğazların rejimi, Osmanlı Devleti’nin taraf olduğu ikili andlaşmalar ile düzenlenmeye başlamıştır.

13 Temmuz 1841 tarihli "Akdeniz ve Karadeniz Boğazları Hakkında Londra Andlaşması" ile birlikte Boğazlar rejiminin belirlenmesinde çok taraflı andlaşmalar dönemi başlamıştır.

(Türk Boğazları, Sevr’de olduğu gibi) "Lozan Boğazlar Sözleşmesi" de, Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya atılan ve yaygın anlamı ile "serbest geçiş prensibi ve milletlerarası kontrol"ün etkisinden kurtulamamıştır.

 

(Beynelmilel sözleşmeleri imzalandıkları dönemdeki koşullara göre değerlendirmek gerekir)

 

Uluslararası andlaşmaların hiçe sayıldığı bir dönemde,. Türkiye’nin uluslararası hukuk kurallarına uygun isteği / olumlu karşılanınca, yeni Boğazlar rejimini düzenlemek üzere İsviçre’nin Montreux kentinde dokuz Devletin katılımı ile yeni bir Konferans toplandı.

 

Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul - 1992

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder