2 Kasım 2021 Salı

Samuel Beckett - Üçleme

Samuel Beckett - Üçleme

Molloy, Malone Ölüyor, Adlandırılamayan

 


Molloy (s. 7-182)

1

Annemin odasındayım. Şimdi burada yaşayan benim. Buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum. Belki cankurtaranla…

…artık çalışmasını bilmiyorum. Bunun önemi yok galiba. Ben şimdi, elimde kalan şeylerden söz etmeyi, vedalaşmayı, ölümümü tamamlamayı yeğlerdim. Bunu istemiyorlar.

 

Şu karanlık şeyler nasıl da bir büyü taşıyor. Çünkü elveda demek zorunludur, zamanı geldiğinde elveda dememek budalalıktır.

 

Gün gelir dayanamaz, size kucak açmayan şu dünyada uyuz köpeklere kucak açar, onların sizi sevmelerine, sizin de onları sevmenize yetecek kadar kollarınızda taşır, sonra fırlatır atarsınız.

 

Kendimden söz etmemek için elimden geleni yaptığımı anlıyorsunuz işte. Biraz sonra ineklerden, gökyüzünden söz edeceğim, göreceksiniz.

 

Odayı betimleyecek miyim? Hayır. Buna ileride fırsatım olacak belki. Kim bilir ne zaman dünyaya yenik düşmüş, utanacak yüzü kalmamış, kuyruğu kıstırmış bir halde bu odaya sığınacağım. Evet, şu anda nereye gittiğimizi bildiğimize göre, gidelim bakalım. İlk zamanlarda nereye gittiğinizi bilmeniz ne güzeldir.

 

Birden anımsadım adımı, Molloy’du. Adım Molloy, diye haykırdım aniden, şimdi aklıma geldi.

 

(Bisikletle dolaşırken tutuklanıyor)

Gelecekte davranışlarıma daha bir çekidüzen vermemi öğütlediler.

 

Kimliksiz dolaşmam yasalara aykırıysa, kimlik edinmem için neden diretmediler?

 

Az öne adımı anımsayışım gibi tuhaf bir biçimde, bitmekte olan bugünün başında, annemi görmek için yola çıkışım geldi aklıma. Nedenlerim? Unutmuştum onları. Ama biliyordum, bildiğimi sanıyordum, annemin yanına, zorunluluğun itkisiyle bir an önce gidebilmem için, yalnızca yeniden bulmam gerekiyordu onları. Evet, nedenini bildiğinizde her şey kolaylaşıverir, sanki sihirli bir değnek değmiştir. Bütün iş, kendinizi adayacağınız azizi bulmakta; adamak, aptal bile olsa herkesin yapabileceği bir şey.

 

…kararlarımın ilginç bir özelliği vardı; tam bunları gerçekleştirmeyi düşünürken hep bir şeyler olur ve yaşama geçirilmeleri engellenirdi.

 

…uslu uslu sahibesinin ardında sürüklenen bir köpeği ezdim bisikletimle, bunu daha sonra anladım ve yere kapaklandım. Önlemleri de kararlar gibi özenle almak gerekiyor.

(bir köpeği eziyor, köpek çok yaşlıymış ve sahibi ona teşekkür ediyor)

Köpeğinizi hep bir ağacın altına gömersiniz, nedenini bilmiyorum.

 

Bazı insanlara göre değildir deniz; dağları ya da ovaları yeğler onlar. Ben kendimi başka yerlerden daha kötü hissetmem orada. Yaşamımın büyük kısmı, fırtına ve dinginliğin içindeki denizin gürültüsünü, kıyıya vurup kırılan dalgaların seslerini dinleyerek geçti, bu ürperen enginliğin önünde. Önünde mi, hayır, iç içeydim…

 

Nedendir bilmiyorum ama orman bir çukurla sona eriyordu, işte bu çukurun içinde ayırdına vardım başıma gelenlerin. Kuşkusuz oraya düşünce açmıştım gözlerimi, yoksa neden açacaktım ki?

 

2

Gece yarısı. Yağmur camları dövüyor. Sakinim. Her şey uyuyor.

Oğlum uyuyor. Uyusun. Bir gece gelecek, o da uyuyamayıp kalkacak ve çalışma masasına oturacak. Ben unutulmuş olacağım.

Adım Jacques Moran. Bu adla tanırlar beni.

 

Molloy ile ilgilenme emrini aldığım günü anımsıyorum. Bir pazar günüydü, yazdı.

 

En ağır, en koyu renkli pazarlıklarını giymişti; ne kadar keyfim kaçtı anlatamam. Ruh, paçavraları içinde sevince boğulurken dış görünüşün böylesine tumturaklı oluşu, oldum olası tiksindirin iştir beni.

 

Yaşamım bir yerlere akıp gidiyordu ama nereye gittiğini bilmiyordum ben. Yine de uyumayı başardım, acılar sınırsız olduğunda kolay şey değildir bu.

 

Malone Ölüyor (s. 185-298)

Yine de bir süre sonra büsbütün öleceğim sonunda. Gelecek ay belki.

 

Seksen yaş biçiyorum kendime ama kanıtlayamam bunu.

Bedenim insanların düşüncesizce kötürüm diye adlandırdıkları türden. Görünürde artık bir işlevi kalmamış gibi. Bazen artık sürünemiyorum diye hüzünleniyorum.

 

Yaşamak ve yaratmak. Çabaladım. Çabalamış olmalıyım. Yaratmak doğru bir sözcük değil belki. Yaşamak da öyle. Önemi yok bunun. Çabaladım. Ben çabaladıkça içimdeki ciddiyet canavarı homurdanıyor, kükrüyor, parçalıyordu beni.

Hastalığımdı bu benim. Başkaları nasıl frengili doğuyorsa ben de ciddi doğmuştum.

 

Adlandırılamayan (s. 301-

Neredeyim şimdi? Kimim şimdi? Ne zaman şimdi? Sormuyorum bunları kendime. Ben diyorum, ben. Ama inanmıyorum buna.

 

Tüm bu Murphy, Molloy ve Malone’lar kandıramaz beni. Zamanımı yitirdim onların yüzünden, boş yere acı çektim, onları anlattım durdum, oysa susabilmem için kendimden, yalnızca kendimden söz etmem gerekiyordu.

 

Türkçeleştiren: Uğur Ün

Ayrıntı Yayınları, 2. Basım, 2011


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder