22 Temmuz 2024 Pazartesi

Michel De Certeau - Gündelik Hayatın Keşfi II - Notlar

Michel De Certeau - Gündelik Hayatın Keşfi II - Notlar

Konut, Mutfak İşleri

Mütercim: Çağrı Eroğlu, Erkan Ataçay, Dost Kitabevi, 2009


 

Giriş

Anlar ve Mekanlar Üzerine

Certeau, bilimin sadece belirli akademik alanlara hapsolmasını reddetmiş, tarihin sosyal bilimlerle daha zengin bir etkileşime girmesini sağlamıştır.

Bir kuramın her şeye cevap vermesi değil, yanlışlanabilir olması Certeau için bir güvenilirlik kriteriydi.

Certeau için bilimsel bir iddia, ancak çürütülebilme riskini göze aldığı ölçüde değerliydi.

 

1970'lerden 1990'lara / 70'lerin müreffeh Fransa'sı yerini işsizliğe ve toplumsal bağların zayıfladığı bir döneme bıraktı.

Mikrodalga fırınlar, dondurulmuş gıdalar ve araba kullanımının artışı "mekân ve zaman" algısını kökten değiştirdi.

 

Gündelik hayat, bizi içeriden yöneten gizli bir otoritedir.

Kokular, çocukluk mekânları ve bedensel alışkanlıklar, resmî tarih kitaplarında yer almayan ama asıl hayatı kuran "tarih-olmayan" tarihtir.

Tarihçiyi asıl ilgilendirmesi gereken şey, büyük olaylar değil; o gizli, örtük ve neredeyse "köşeye çekilmiş" olan hayat parçalarıdır.

Luce Giard

 

1.  Kısım

Konut

Mahalle

Mahalle, kişinin evinden dışarı attığı ilk adımdır. Kişi sokağa çıktığında yabancı bir yere değil, kendi özel uzamının bir uzantısına adım atar.

Mahallede yaşamak, bir "toplum sözleşmesi"ne dahil olmaktır. İnsanlar bireysel itkilerinden vazgeçip "saygı" ve "takdir" gibi simgesel kazançlar için nezaket kurallarına uyarlar. Bu, hayatı "mümkün kılan" örtük bir anlaşmadır.

Mahalle; sadece bir barınma yeri değil, dinsel, siyasal ve dinsel unsurların her gün yeniden güncellendiği bir "kültürel pratik" alanıdır.

 

Uygunluk

Mahallede yaşamak, yazısız bir toplumsal sözleşmeye uymayı gerektirir.

Uygunluk sokağa çıktığımız andan itibaren hepimizin kamusal yüzünün simgesel yönetimidir.

 

Mahalledeki iletişim, küçük jestler ve klişeler üzerinden yürür

Uygunluk, bireyin kendi dürtülerinden vazgeçerek toplumsal bir vasatlığa (mediocritas) razı olmasıdır. Ancak bu vazgeçiş karşılıksız değildir.

Birey, "kendini fark ettirmeyerek" ve aşırılıklardan kaçınarak mahallede saygı kazanır.

Mahalle, her şeyin "saydam" ve "okunabilir" olmasını ister. Bu nedenle yabancılık ve gizem mahalle pratiği için birer tehdittir.

 

Mahalledeki mekânlar cinsiyetlere göre ayrılır; kahve "erkekler evi", dükkânlar ise "kadınlar evi" rolü görür.

 

Cinsellik mahallede doğrudan değil, "ima" ve kelime oyunları üzerinden konuşulur.

 

Edep, cinsel söylemi toplumsallaştırarak onun sarsıcı olmadan dile getirilmesini sağlar.

"Edebe aykırı" bir anlam, saygın bir cümlenin altına gizlenir. Bu, dilin "ironik" bir pratiğidir.

 

Erotik nükte, mahallenin ciddi ve "uygun" düzenini geçici olarak bozar. Kralın zırhını kaldırıp çıplaklığına gülmek gibidir.

 

Croix, Rousse

Lyon’un ipek dokuma işçileri (canuts) mahallesi olan Croix-Rousse’un 19. yüzyıldaki başkaldırıları ve mimari yapısı (yüksek tavanlı işçi evleri) anlatılıyor

 

Sokağın Dükkânları

Sokağın sol tarafı soğuk taraftır. Dükkânların olmadığı, karanlık duvarların ve paslanmış garaj kapılarının bulunduğu bu bölüm, sadece geçiş için kullanılır. Burası mahalle hayatının bittiği, "çölleşmiş" simgesel bir alandır.

Sağ taraf sıcak taraftır. Işıklar, renkli vitrinler ve kahveler bu taraftadır.

 

Mahallelinin esnafla kurduğu ilişki, ekonomik bir rasyonaliteden ziyade ahlaki bir sözleşmeye dayanır.

 

Bakkalda sırlar "doğrudan" söylenmez. Zaman dardır, diğer müşteriler (kamusal göz) her an oradadır. Bu yüzden mahrem bilgi, günlük alışveriş dilinin altına saklanır. Dertler "elma, portakal, peynir" konuşmalarının altına gizlenir.

 

Ekmek ve Şarap

Ekmek, sofranın "sessiz ve ciddi" hükümdarıdır.

Ekmek, geçmişteki açlıkların (savaş yılları, kıtlık) hafızasını taşır.

Ekmekle dalga geçilmez.

 

Ekmek dram ve çalışmaysa, şarap neşe ve alkoldür.

Mahalle kültürü şarabı yasaklamaz ancak "içmeyi bilmeyi" emreder.

Şarap "sunulur", ekmek ise "paylaştırılır".

 

Hafta Sonu

Haftalık tatilin iki güne çıkmasıyla birlikte bireyin kentle kurduğu ilişkinin radikal dönüşümü incelenir.

 

"Peki ya Alışveriş İçin Robert mi Var?"

Yaşlılar anılarını kaydederler çünkü bu onlar için bir "yaşama tutunma" biçimidir.

 

İki Arada

Kentin Hortlakları

Kentteki eski binalar, modernizmin içine sızan "hortlaklar" gibidir.

Bir gökdelenin yanındaki yıkık fabrika veya lüks bir caddedeki paslı bir kuyu, kentin "modern" anlatısını bozan birer pürüzdür.

Eskiyi korurken onu "medenileştirir", yani soylulaştırırız.

 

Kentteki nesneler (ağaçlar, kuyular, eski dükkânlar) yerin ruhunu oluşturur.

Bazı ruhlar müzelerde "ölür" etiketlenip vitrine konunca ruhlarını kaybederler.

 

Bir yeri yaşanılır kılan, o yer hakkında anlatılan hikayelerdir.

 

Kent, sadece bir coğrafya değil, içinde binlerce poetikanın ürediği devasa bir bellek deposudur. Italo Calvino’nun "Görünmeyen Kentler"i gibi, anlatılar görünen kentin altına derinlik katar.

 

Özel Uzamlar

Ev, içinde oturanın kişiliğini yansıtan bir sahnedir; "bir hayat anlatısı" oluşturur.

 

Işık kaynakları, mobilya düzeni, masanın üzerindeki açık kitap veya yerdeki gazete; tüm bunlar birer "aile romanı" kırıntısıdır.

 

Eve izinsiz girilmesi (soyguna uğramak), sadece mal kaybı değil, mahremiyetin ihlali nedeniyle bir "tecavüz" hissi yaratır.

 

Misafirlik kuralları, bu özel uzamın sınırlarını korumak içindir. "Bıktırıcılar", bu görünmez sınırları aşan ve ev sahibinin mahrem alanını istila eden kişilerdir.

 

Özel uzam küçüldükçe, insanlar orayı aletler ve eşyalarla doldurarak "yoğunlaştırırlar".

 

Evlerin kalbinde genellikle mutfak bulunur. Burası "sıcak oda"dır; ailenin birleştiği, yemeğin şiirselleştirildiği ana sahnedir.

Sadece ölü diller ve terk edilmiş evler değişmez. Yaşayan bir ev sürekli tüketilir, kırılır, düzeltilir ve yeniden yaratılır.

 

2.  Kısım

Mutfak İşleri

Beslenme Sanatları

Kadınların işi, başarılı olduğunda anında tüketilen (yenilen) ve izi silinen bir iştir.

 

Günün Yemeği

Yiyeceği bozulmadan saklama mücadelesi… Derin kuyulara gömülen tohumlar, tuzlanmış etler, yağ içinde saklanan meyveler.

 

16. yüzyıl Polonyalıları lahanayı tuzlarken, 1800'lerde Nivernais köylüleri (Nivernais, bugünkü Fransa sınırları içinde Burgonya’da bir bölge) henüz yaz ürünlerini kışa saklamayı bilmiyordu. Bu teknik farkı, hayatta kalma şansını doğrudan etkiliyordu.

 

Şehirler tarih boyunca köy üzerinde besinsel bir üstünlük kurmuştur.

Köylü, ürettiği en iyi peyniri ve tereyağını kente satıp, kendisine kaymağı alınmış sütü veya yayık ayranını bırakmıştır.

 

19. yüzyıl Paris'inde zengin masaların artıkları ("bijoux" denilen ciciler) pazarlarda fakirlere satılırdı. Yoksulun bedeni, sağlığını tehlikeye atma pahasına bu bozulmuş rızkı kabul etmek zorundaydı.

 

18. yüzyılda bir köylünün tüm mutfağı ocağa asılı tek bir "çömlek"ten ibarettir.

 

Batı, dünyanın dört bir yanından gelen "tipik yemekleri" (kuzu eti, mango, yumuşak patates) yerel bağlamından kopararak mideye indirir. Bu, kökenini kaybetmiş bir "silik kopyalar" mutfağıdır.

 

Eskiden anneden kıza geçen yemek tarifi defterleri, yerini medyadaki anlık tariflere bıraktı. Bu durum, kadının eski toplumsal konumuna bağlı "yavaş ve sabırlı" pişirme tekniklerinin reddedilmesine yol açtı.

 

"Ne yeriz?" sorusunun cevabı, market raflarından ziyade çocukluk anılarında ve kültürel kimlikte gizlidir.

Yemek sadece yutulmaz, üzerine konuşulur.

 

Sağlık tasavvurları sınıfsaldır.

Besleyici ve ekonomik olana yönelmesi bir seçim değil, en düşük maliyetle iş gücü üretme zorunluluğudur.

 

Huzurevinde yaşayan yaşlılar için yemekten bahsetmek, aslında sevdikleri yüzleri ve kaybolan mutlulukları hatırlamanın tek yoludur.

 

Yemek yediğimiz organ (dudaklar, dil, dişler), aynı zamanda aşkın ve dokunmanın baş aktörüdür.

Partnerimize "tatlım", "fıstığım" veya "bir içim su" diyerek onu lezzetli bir besine dönüştürürüz. Sevgi, ötekini "yutma" ve kendi içinde eritme arzusudur.

 

Eylem Kesitleri

Yemek yapmak; bütçeyi yönetmek, aile bireylerinin zevklerini uzlaştırmak ve zamanla yarışmak demektir.

Misafir geldiğinde yemeği "çoğaltmak", kesilen sütü kurtarmak veya eksik malzemeyle mucize yaratmak, pratik bir zekâ ve taktiksel bir beceri gerektirir.

Elektrikli aletlerin girişiyle, bedenin ritmine dayalı pek çok "usta dokunuş" yerini mekanik bir hıza bıraktı.

 

Meyvelere dokunarak olgunluğunu anlamak, kavunları koklamak gibi eski alışveriş alışkanlıklarının yerini etiketleri ve tarihleri çözmeye bırakmıştır.

 

Sanayileşmenin getirdiği konforun ağır bir bedeli vardır: Hızlı ve pratik çözümler, "gri ve tekdüze" bir zaman yaratmış; el becerisini hayata geçirmenin ve bir "eser" ortaya koymanın hazzını çalmıştır.

Sanayileşme, mutfak eylemlerini standartlaştırmış ve kadını kendi el becerisini kullanan bir zanaatçıdan, makinenin çalışmasını izleyen "niteliksiz bir izleyiciye" dönüştürmüştür.

 

Sanatın Kuralları

Erkeklerin yazdığı yemek kitapları "büyük şeflerin" yaratıcılığını ve mülkiyetini sergilerken, kadınlarınki anonim ve ailevi bir içtenlik taşır.

Gastronomi, tarihsel olarak kadınların dışlandığı "eril bir belâgat" (güzel konuşma/yazma) alanı olarak inşa edilmiştir.

 

Modern mutfak aletlerinin kullanım kılavuzları, bir aşçıya değil bir teknisyene hitap eder.

Eski tariflerdeki "göz kararı" veya "kıvamını bulana kadar" gibi esneklikler yerini gramlara ve derecelere bırakmıştır.

 

Evdeki yemek isimleri analitik ve mütevazıdır. Restoranlarda isimler şaşırtma ve teatral hale getirme amacı güder.

 

“Aslında, Yemek Yapmak Beni Endişelendiriyor...”

Luce Giard’ın mutfak kültürü üzerine söyleşisi…

 

Michel de Certeau ve Luce Giard’ın Sonsözü

Tekilin Pratik Bilimi

Sözellik / Çocuk, okumayı öğrenmeden önce seslerin müziğiyle dünyayı anlamlandırır. Dilin zengin olduğu bir ortamda büyüyen çocuk, metnin derinliğine daha kolay ulaşır.

Telefon ve radyo gibi teknolojiler, sesi bedenden ayırarak onu saf bir "tını" haline getirir.

 

Kültür, hazır ürünlerden ziyade o ürünler üzerinde gerçekleştirilen işlemlerdir.

 

Kültür, bir müzede saklanan nesneler toplamı değil, sıradan insanın dayatılan düzene karşı kendi "kullanım teknikleri" ile verdiği o sessiz ama inatçı mücadeledir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder