Michel De Certeau - Gündelik Hayatın Keşfi II - Notlar
Konut, Mutfak İşleri
Mütercim: Çağrı Eroğlu, Erkan Ataçay, Dost Kitabevi, 2009
Giriş
Anlar ve Mekanlar Üzerine
Certeau, bilimin sadece belirli akademik alanlara
hapsolmasını reddetmiş, tarihin sosyal bilimlerle daha zengin bir etkileşime
girmesini sağlamıştır.
Bir kuramın her şeye cevap vermesi değil, yanlışlanabilir
olması Certeau için bir güvenilirlik kriteriydi.
Certeau için bilimsel bir iddia, ancak çürütülebilme riskini
göze aldığı ölçüde değerliydi.
1970'lerden 1990'lara / 70'lerin müreffeh Fransa'sı yerini
işsizliğe ve toplumsal bağların zayıfladığı bir döneme bıraktı.
Mikrodalga fırınlar, dondurulmuş gıdalar ve araba
kullanımının artışı "mekân ve zaman" algısını kökten değiştirdi.
Gündelik hayat, bizi içeriden yöneten gizli bir otoritedir.
Kokular, çocukluk mekânları ve bedensel alışkanlıklar, resmî
tarih kitaplarında yer almayan ama asıl hayatı kuran "tarih-olmayan"
tarihtir.
Tarihçiyi asıl ilgilendirmesi gereken şey, büyük olaylar
değil; o gizli, örtük ve neredeyse "köşeye çekilmiş" olan hayat
parçalarıdır.
Luce Giard
1. Kısım
Konut
Mahalle
Mahalle, kişinin evinden dışarı attığı ilk adımdır. Kişi
sokağa çıktığında yabancı bir yere değil, kendi özel uzamının bir uzantısına
adım atar.
Mahallede yaşamak, bir "toplum sözleşmesi"ne dahil
olmaktır. İnsanlar bireysel itkilerinden vazgeçip "saygı" ve
"takdir" gibi simgesel kazançlar için nezaket kurallarına uyarlar.
Bu, hayatı "mümkün kılan" örtük bir anlaşmadır.
Mahalle; sadece bir barınma yeri değil, dinsel, siyasal ve
dinsel unsurların her gün yeniden güncellendiği bir "kültürel pratik"
alanıdır.
Uygunluk
Mahallede yaşamak, yazısız bir toplumsal sözleşmeye uymayı
gerektirir.
Uygunluk sokağa çıktığımız andan itibaren hepimizin kamusal
yüzünün simgesel yönetimidir.
Mahalledeki iletişim, küçük jestler ve klişeler üzerinden
yürür
Uygunluk, bireyin kendi dürtülerinden vazgeçerek toplumsal
bir vasatlığa (mediocritas) razı olmasıdır. Ancak bu vazgeçiş karşılıksız
değildir.
Birey, "kendini fark ettirmeyerek" ve
aşırılıklardan kaçınarak mahallede saygı kazanır.
Mahalle, her şeyin "saydam" ve
"okunabilir" olmasını ister. Bu nedenle yabancılık ve gizem mahalle
pratiği için birer tehdittir.
Mahalledeki mekânlar cinsiyetlere göre ayrılır; kahve
"erkekler evi", dükkânlar ise "kadınlar evi" rolü görür.
Cinsellik mahallede doğrudan değil, "ima" ve
kelime oyunları üzerinden konuşulur.
Edep, cinsel söylemi toplumsallaştırarak onun sarsıcı
olmadan dile getirilmesini sağlar.
"Edebe aykırı" bir anlam, saygın bir cümlenin
altına gizlenir. Bu, dilin "ironik" bir pratiğidir.
Erotik nükte, mahallenin ciddi ve "uygun" düzenini
geçici olarak bozar. Kralın zırhını kaldırıp çıplaklığına gülmek gibidir.
Croix, Rousse
Lyon’un ipek dokuma işçileri (canuts) mahallesi olan
Croix-Rousse’un 19. yüzyıldaki başkaldırıları ve mimari yapısı (yüksek tavanlı
işçi evleri) anlatılıyor
Sokağın Dükkânları
Sokağın sol tarafı soğuk taraftır. Dükkânların olmadığı,
karanlık duvarların ve paslanmış garaj kapılarının bulunduğu bu bölüm, sadece
geçiş için kullanılır. Burası mahalle hayatının bittiği, "çölleşmiş"
simgesel bir alandır.
Sağ taraf sıcak taraftır. Işıklar, renkli vitrinler ve
kahveler bu taraftadır.
Mahallelinin esnafla kurduğu ilişki, ekonomik bir
rasyonaliteden ziyade ahlaki bir sözleşmeye dayanır.
…
Bakkalda sırlar "doğrudan" söylenmez. Zaman
dardır, diğer müşteriler (kamusal göz) her an oradadır. Bu yüzden mahrem bilgi,
günlük alışveriş dilinin altına saklanır. Dertler "elma, portakal,
peynir" konuşmalarının altına gizlenir.
Ekmek ve Şarap
Ekmek, sofranın "sessiz ve ciddi" hükümdarıdır.
Ekmek, geçmişteki açlıkların (savaş yılları, kıtlık)
hafızasını taşır.
Ekmekle dalga geçilmez.
Ekmek dram ve çalışmaysa, şarap neşe ve alkoldür.
Mahalle kültürü şarabı yasaklamaz ancak "içmeyi
bilmeyi" emreder.
Şarap "sunulur", ekmek ise
"paylaştırılır".
Hafta Sonu
Haftalık tatilin iki güne çıkmasıyla birlikte bireyin kentle
kurduğu ilişkinin radikal dönüşümü incelenir.
"Peki ya Alışveriş İçin Robert mi Var?"
Yaşlılar anılarını kaydederler çünkü bu onlar için bir
"yaşama tutunma" biçimidir.
…
İki Arada
Kentin Hortlakları
Kentteki eski binalar, modernizmin içine sızan
"hortlaklar" gibidir.
Bir gökdelenin yanındaki yıkık fabrika veya lüks bir
caddedeki paslı bir kuyu, kentin "modern" anlatısını bozan birer
pürüzdür.
Eskiyi korurken onu "medenileştirir", yani
soylulaştırırız.
Kentteki nesneler (ağaçlar, kuyular, eski dükkânlar) yerin
ruhunu oluşturur.
Bazı ruhlar müzelerde "ölür" etiketlenip vitrine
konunca ruhlarını kaybederler.
Bir yeri yaşanılır kılan, o yer hakkında anlatılan
hikayelerdir.
Kent, sadece bir coğrafya değil, içinde binlerce poetikanın
ürediği devasa bir bellek deposudur. Italo Calvino’nun "Görünmeyen
Kentler"i gibi, anlatılar görünen kentin altına derinlik katar.
Özel Uzamlar
Ev, içinde oturanın kişiliğini yansıtan bir sahnedir;
"bir hayat anlatısı" oluşturur.
Işık kaynakları, mobilya düzeni, masanın üzerindeki açık
kitap veya yerdeki gazete; tüm bunlar birer "aile romanı"
kırıntısıdır.
Eve izinsiz girilmesi (soyguna uğramak), sadece mal kaybı
değil, mahremiyetin ihlali nedeniyle bir "tecavüz" hissi yaratır.
Misafirlik kuralları, bu özel uzamın sınırlarını korumak
içindir. "Bıktırıcılar", bu görünmez sınırları aşan ve ev sahibinin
mahrem alanını istila eden kişilerdir.
Özel uzam küçüldükçe, insanlar orayı aletler ve eşyalarla
doldurarak "yoğunlaştırırlar".
Evlerin kalbinde genellikle mutfak bulunur. Burası
"sıcak oda"dır; ailenin birleştiği, yemeğin şiirselleştirildiği ana
sahnedir.
Sadece ölü diller ve terk edilmiş evler değişmez. Yaşayan
bir ev sürekli tüketilir, kırılır, düzeltilir ve yeniden yaratılır.
2. Kısım
Mutfak İşleri
Beslenme Sanatları
Kadınların işi, başarılı olduğunda anında tüketilen
(yenilen) ve izi silinen bir iştir.
…
Günün Yemeği
Yiyeceği bozulmadan saklama mücadelesi… Derin kuyulara
gömülen tohumlar, tuzlanmış etler, yağ içinde saklanan meyveler.
16. yüzyıl Polonyalıları lahanayı tuzlarken, 1800'lerde
Nivernais köylüleri (Nivernais, bugünkü Fransa sınırları içinde Burgonya’da bir
bölge) henüz yaz ürünlerini kışa saklamayı bilmiyordu. Bu teknik farkı, hayatta
kalma şansını doğrudan etkiliyordu.
Şehirler tarih boyunca köy üzerinde besinsel bir üstünlük
kurmuştur.
Köylü, ürettiği en iyi peyniri ve tereyağını kente satıp,
kendisine kaymağı alınmış sütü veya yayık ayranını bırakmıştır.
19. yüzyıl Paris'inde zengin masaların artıkları
("bijoux" denilen ciciler) pazarlarda fakirlere satılırdı. Yoksulun
bedeni, sağlığını tehlikeye atma pahasına bu bozulmuş rızkı kabul etmek
zorundaydı.
18. yüzyılda bir köylünün tüm mutfağı ocağa asılı tek bir
"çömlek"ten ibarettir.
Batı, dünyanın dört bir yanından gelen "tipik
yemekleri" (kuzu eti, mango, yumuşak patates) yerel bağlamından kopararak
mideye indirir. Bu, kökenini kaybetmiş bir "silik kopyalar"
mutfağıdır.
Eskiden anneden kıza geçen yemek tarifi defterleri, yerini
medyadaki anlık tariflere bıraktı. Bu durum, kadının eski toplumsal konumuna
bağlı "yavaş ve sabırlı" pişirme tekniklerinin reddedilmesine yol açtı.
"Ne yeriz?" sorusunun cevabı, market raflarından
ziyade çocukluk anılarında ve kültürel kimlikte gizlidir.
Yemek sadece yutulmaz, üzerine konuşulur.
Sağlık tasavvurları sınıfsaldır.
Besleyici ve ekonomik olana yönelmesi bir seçim değil, en
düşük maliyetle iş gücü üretme zorunluluğudur.
Huzurevinde yaşayan yaşlılar için yemekten bahsetmek,
aslında sevdikleri yüzleri ve kaybolan mutlulukları hatırlamanın tek yoludur.
Yemek yediğimiz organ (dudaklar, dil, dişler), aynı zamanda
aşkın ve dokunmanın baş aktörüdür.
Partnerimize "tatlım", "fıstığım" veya
"bir içim su" diyerek onu lezzetli bir besine dönüştürürüz. Sevgi,
ötekini "yutma" ve kendi içinde eritme arzusudur.
Eylem Kesitleri
Yemek yapmak; bütçeyi yönetmek, aile bireylerinin zevklerini
uzlaştırmak ve zamanla yarışmak demektir.
Misafir geldiğinde yemeği "çoğaltmak", kesilen
sütü kurtarmak veya eksik malzemeyle mucize yaratmak, pratik bir zekâ ve
taktiksel bir beceri gerektirir.
Elektrikli aletlerin girişiyle, bedenin ritmine dayalı pek
çok "usta dokunuş" yerini mekanik bir hıza bıraktı.
Meyvelere dokunarak olgunluğunu anlamak, kavunları koklamak
gibi eski alışveriş alışkanlıklarının yerini etiketleri ve tarihleri çözmeye
bırakmıştır.
Sanayileşmenin getirdiği konforun ağır bir bedeli vardır:
Hızlı ve pratik çözümler, "gri ve tekdüze" bir zaman yaratmış; el
becerisini hayata geçirmenin ve bir "eser" ortaya koymanın hazzını
çalmıştır.
Sanayileşme, mutfak eylemlerini standartlaştırmış ve kadını
kendi el becerisini kullanan bir zanaatçıdan, makinenin çalışmasını izleyen
"niteliksiz bir izleyiciye" dönüştürmüştür.
Sanatın Kuralları
Erkeklerin yazdığı yemek kitapları "büyük
şeflerin" yaratıcılığını ve mülkiyetini sergilerken, kadınlarınki anonim
ve ailevi bir içtenlik taşır.
Gastronomi, tarihsel olarak kadınların dışlandığı "eril
bir belâgat" (güzel konuşma/yazma) alanı olarak inşa edilmiştir.
Modern mutfak aletlerinin kullanım kılavuzları, bir aşçıya
değil bir teknisyene hitap eder.
Eski tariflerdeki "göz kararı" veya "kıvamını
bulana kadar" gibi esneklikler yerini gramlara ve derecelere bırakmıştır.
Evdeki yemek isimleri analitik ve mütevazıdır. Restoranlarda
isimler şaşırtma ve teatral hale getirme amacı güder.
“Aslında, Yemek Yapmak Beni Endişelendiriyor...”
Luce Giard’ın mutfak kültürü üzerine söyleşisi…
Michel de Certeau ve Luce Giard’ın Sonsözü
Tekilin Pratik Bilimi
Sözellik / Çocuk, okumayı öğrenmeden önce seslerin müziğiyle
dünyayı anlamlandırır. Dilin zengin olduğu bir ortamda büyüyen çocuk, metnin
derinliğine daha kolay ulaşır.
Telefon ve radyo gibi teknolojiler, sesi bedenden ayırarak
onu saf bir "tını" haline getirir.
Kültür, hazır ürünlerden ziyade o
ürünler üzerinde gerçekleştirilen işlemlerdir.
Kültür, bir müzede saklanan nesneler toplamı değil, sıradan
insanın dayatılan düzene karşı kendi "kullanım teknikleri" ile
verdiği o sessiz ama inatçı mücadeledir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder