25 Haziran 2013 Salı

Stefan Zweig – Rotterdamlı Erasmus


Stefan Zweig – Rotterdamlı Erasmus
Zaferi ve Trajedisi

Erasmus biyografisinde Zweig
On beşinci yüzyıldan on altıncı yüzyıla geçiş dönemi ile kendi yaşadığı dönem arasında koşutluk kurmuş, insanlık idealleri açısından da kendisini bir anlamda Erasmus’la özdeşleştirmiştir.

(Erasmus) bütün Avrupa uluslarını bilimlerin ve sanatların çatısı altında birleştiren tek bir toplum olarak görmeyi en yüce ideal bilmişti. (s. 11)

Erasmus hümanist idealin en güçlü savunucusuydu.
Reddettiği tek şey bağnazlık oldu.

Erasmus’un misyonu
Karşıtlıkların hümanizmin anlayışı içerisinde bağdaştırılmasıydı. (s. 19)

…toplumun esenliğini amaç edinen bir ideal, geniş halk kitleleri için hiçbir zaman tümüyle yeterli olamaz. (s. 23)

Somut olan
Her zaman kitleye soyut olandan daha kolaylıkla nüfuz eder. (s. 24)

1466 yılında doğdu.
Evlilikdışı dünyaya geldiğinden, üstelik bir din adamının oğlu olduğundan, geçmişinden söz etmeyi sevmezdi. (s. 37)

Küçük desiderius gerçekte istenmeyen bir çocuktu.
1487 yılında Steyn’deki Augustin Manastırı’na girdi.
Rahiplik yeminini 1488 yılında burada etti.

Akıllı bir taktik adamı olarak, yeryüzündeki güçlere ve güçlülere karşı
Anlaşma yolunu yeğler
Üstündeki rahip cüppesini
Gerekli izni aldıktan sonra sessizce bırakır. (s. 39)

Erasmus hangi alanda etkili olabileceğini ilk kez otuz yaşındayken İngiltere’de anladı.
İlk kez yalnızca düşünce ve bilginin güç kaynağı sayıldığı bir ülkeye adımını atmıştı. (s. 46)

Erasmus’a ününü kazandıran ilk yazısı
Yıllar boyu topladığı Latince özdeyişlerdir.
Bunları (özdeyişleri) “Adagia” (Collectanea Adagiorum) adı altında bastırdı.
Snobların sayısı her çağda kabarık olduğundan, kitap çabuk tanındı. (s. 55)

Deliliğe Övgü
Erasmus bu eşsiz taşlamayı yedi gün gibi kısa bir sürede ve gerçekte yalnızca içini dökmek için kaleme almıştır.

İngiltere’ye ayak basar basmaz Thomas Morus’un kent dışındaki aydınlık villasında o kısa taşlamayı kaleme aldı (Latincesi, Laus Staltitiae).

Erasmus’un soylu bir hanımın kocasına uyarı olması için, onun dileği üzerine, yani bir rastlantı sonucu kaleme aldığı “Enchridon Militis Christiani” (Hıristiyan Savaşçısının Elkitabı) adlı kitap, halka yönelik bir Tanrıbilim’i konu alan el kitabı niteliği kazanır. (s. 83)

İsa’nın hayatı Latince bilenlerin bir ayrıcalığı olarak kalmamalıdır.

Bu yüzden Erasmus, Kutsal Kitap’ı bir kez daha Latince’ye çevirmek gibi bir çabaya girişir. (s. 85)

Kırkıncı ve ellinci yaşları arasındaki dönemde ününün doruğuna erişir.

11 Aralık 1516 tarihini taşıyan Spalatin’in yazmış olduğu bir mektup’ta,
Erasmus’a büyük hayranlık duyan genç bir Augustin rahibinin ilk günah konusunda kendisiyle aynı görüşte olmadığını da bildirir.
“Önce kişi değişmiş olmalıdır, eserler ancak ondan sonra gelir.” (s. 110)

Erasmus mektubu pek dikkat etmeksizin o saat hayatında ve dünyada bir dönüm noktasına gelindiğinin farkına varmaksızın okur. (s. 111)

Luther turp gibi sağlıklıdır, içinde birikmiş olan gücün neredeyse tehlikeli zorlaması altındadır ve bastığı yeri titretir. Alabildiğine canlıdır.

Lither’in dehasının kaynağı, entelektüel yapısından çok daha ileri ölçüde bu somut şiddetinden kaynaklanır. (s. 112)

Dünyaya gelmiş tüm dâhiler arasında Luther belki de en bağnaz, en boyun eğmez ve en savaşçı olanıydı.

Luther 28 Mart 1519 tarihinde ilk kez kişisel olarak Erasmus’a başvurdu.

Böyle bir savaşta Erasmus’un tinsel desteğini sağlamak, Luther’in davası için önemli, (s. 125)

(Erasmus) …bilim yaşamına gereğince destek olabilmek için, yapabildiğim ölçüde yansız kalıyorum. (s. 127)

Erasmus, hem yaradılışında var olan çekingenlikten, hem de o sarsılmaz bağımsızlık tutkusundan ötürü kimseyle ve dolayısıyla da Luther’le de ortak iş yapmamak konusunda kararlıdır. (s. 128)

Erasmus’la Luther’i ayıran yalnız yöntemleridir.

Almanya’daki reform hareketinin geleceği
Çok kısa bir zaman parçası için Erasmus’un eline geçer. İmparator Karl, Reichstag’ı Worms kentinde toplantıya çağırmıştır. Luther, son anda boyun eğmeyi kabul etmeyecek olursa, bu meclis tarafından yasadışı kılınacaktır. Luther’in yaşadığı eyaletin prensi olan Saksonyalı Friedrich de Reichstag’a davet edilenler arasındaydı. (s. 133)

Friedrich, Erasmus’un da aynı kentin konuğu olduğunu öğrenir öğrenmez sekreteri Spalatin aracılığıyla onu davet eder.
Prens, Erasmus’a açıkça Luther’in davasında haklı olup olmadığını sorar.

Dünyanın kaderi o anda bu evetle hayır arasındadır. (s. 135)

Erasmus
Bu nazik sorunun
Hoşgörü ve açık bir konsil aracılığıyla çözüme bağlanmasını öğütler. (s. 136)

Kaderin çanları Worms’ta çalmaya başladı.

Luther
“İşte önünüzdeyim ve başka türlü davranmam olanaksızdır.”

Erasmus
Dünya tarihinin dönüm noktalarından birini saptayacak olan o saatlerde ürkekçe çalışma odasına kapanmıştı.

Erasmus, o dönüm noktasında tüm varlığını ve gücünü inandığı şeye adamamıştı; davasını bundan ötürü yitirdi. Luther’e gelince; o alabildiğince yüreklilikle ve galebe çalma iradesinin sarsılmaz gücüyle kendini davasına adamıştı. Bundan ötürü de eyleme dönüşen, onun iradesi oldu. (s. 139)

Ulrich von Hutten
Kendini hümanizme tutkuyla veren bu gencin en büyük özlemi ve isteği “bu Sokrates’in Alkıbiades’i olabilmektir. (s. 149)

Almanya, bu haddini bilmez genci kovdu.
Roma onu yakmak istedi.
Avcıların kovaladığı ölesiye yaralı bir hayvan gibi Basel’e gelebilmişti.
Elini Erasmus’a uzattı.
Ersamus, yasadışı ilan edilmiş olan Hutten’i evine almadı.

Sonunda Hutten
Erasmus’u
Kıskançlığa kapılacak kadar şöhret düşkünü biri diye nitelendirdi, onu acınacak kadar güvenilmez biri olmakla suçladı, anlayış biçimini aşağıladığı ve Erasmus’un ulusal davaya, Luther’in davasına içinden inanmasına rağmen ihanet ettiğini bütün Almanya’ya haykırdı. (s. 154)

Worms’daki gibi, Augsburg’daki Reichstag’da da Erasmus yoktur.

Augsburg konsili birleştirme amacını güttüğü Hıristiyanlığı kesinlikle iki inanç kampına ayırır.

Yaratıcısı olduğu “Erasmus Anlayışı”nın son ve kesin biçimde yenilgiye uğradığı o günden sonra
Artık sadece yararsız bir varlıktır. (s. 184)

Freiburg’tan ayrılmak, Brabant’a gitmek amacındadır.

Erasmus, yaşamının son günlerinde
Katolikler onu artık arayıp sormamakta, Protestanlar ise onunla alay etmektedirler, artık kimse ona ihtiyaç duymamakta, (s. 187)

Türkçeleştiren: Ahmet Cemal
Can Yayınları
Mart, 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder