Marksist
Klasikleri Okuma Kılavuzu - Notlar
Yordam Kitap, 2011
Marksizmin Klasiklerini Okumak...
Taner Timur
Marx ve Engels'in eserleri başlangıçta egemen sınıflar
tarafından görmezden gelindi.
Hatta bu sessizlik Kapital gibi bir başyapıtın yayınlanmasından
sonra da devam etti.
1871 Paris Komünü ile birlikte burjuvazi "yok
sayma" politikasını terk edip saldırıya geçti
"Emek değer" kuramına karşı "faydacı"
(marjinalist) kuramın geliştirilmesi bu döneme rastlar.
Marksizmin bütüncül yapısı, modern üniversitelerdeki
"uzmanlaşma" maskesi altında felsefe, ekonomi ve sosyoloji gibi
dallara ayrılarak etkisizleştirilmeye çalışıldı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında Marksizm okumaları iki ana
kampa ayrıldı: Marx'ın gençlik eserlerine odaklanan "Hümanistler"
(Sartre, Garaudy) ve buna karşı çıkan "Yapısalcılar" (Althusser).
Marksizmin Üç Temel Alanı
Felsefi Alan (Diyalektik Materyalizm): Maddeyi çelişkiler
içinde dönüşen bir oluşum olarak ele alır.
Toplumsal Alan (Tarihi Maddecilik): Toplumsal evrimi
"üretim biçimleri" temelinde açıklayan genel bir teoridir.
Ekonomik Alan (Kapitalist Analiz): Kapital eserinde
somutlaşan, sistemin iç çelişkilerinin analizidir.
Friedrich Engels, İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu
Neil Faulkner
1844 Londra'sındaki terzi kızların çalışma koşulları ile
günümüz Çin'indeki köylü işçilerin (nongmin gong) kaderi birbirine eşittir.
Engels, Manchester'ın plansız bir kaos gibi görünen
yapısının aslında bilinçli bir "sınıf coğrafyası" olduğunu
keşfetmiştir. Burjuvazi, kentin ana caddelerinden geçerken sefaleti görmeyecek
şekilde izole edilmiştir.
İşçi, bu azami tekdüzelik içinde beden ve zihin güçlerinin
çürümesine mahkum edilmiştir; onun misyonu, sekiz yaşından itibaren her gün,
sabahtan akşama kadar posasının çıkmasıdır.
Küçük burjuvazinin aksine, modern proletarya ancak üretim
araçlarını kolektif denetim altına alarak özgürleşebilir.
Engels'in Manchester'da gözlemlediği şeyler, şimdi dünyanın
dört bir yanındaki sanayi şehirlerinde yeniden ortaya çıkıyor.
Karl Marx - Friedrich Engels, Alman İdeolojisi
Haluk Yurtsever
Marx ve Engels, bu metni kendi felsefi geçmişleriyle (Hegel
ve ardıllarıyla) hesaplaşmak için yazdılar.
Marx ve Engels hayattayken basılmadığı için bitmiş bir eser
değil, bir tartışma ve hazırlık notudur.
Metin, Almanya'nın siyasi olarak parçalanmış, ekonomik
olarak geri kaldığı bir dönemde yazılmıştır.
O dönem Alman aydınları dünyayı "düşünceler"
üzerinden değiştirebileceklerine inanıyordu. Marx ve Engels ise bu
"idealist" bakış açısını tersine çevirerek Tarihsel Materyalizm'in
temellerini attılar.
Bruno Bauer, Max Stirner ve Ludwig Feuerbach gibi isimlerle
sert tartışmalara girerek, kurtuluşun felsefede değil, maddi yaşamın ve üretim
ilişkilerinin değiştirilmesinde olduğunu savundular.
Ünlü 11. Tez'de belirtildiği üzere: "Filozoflar dünyayı
yalnızca yorumladılar; oysa önemli olan onu değiştirmektir."
İdeoloji, gerçeğin "tersyüz edilmiş" bir algısı
(yanlış bilinç) olarak ele alınır. Egemen sınıf, kendi çıkarlarını toplumun
ortak çıkarıymış gibi sunarak zihinsel üretim araçlarını da kontrol eder.
Komünizmin ancak dünya çapında, gelişmiş üretici güçler
temelinde gerçekleşebileceği savunulur. Yerel bir komünizmin kıtlık nedeniyle
yaşayamayacağı vurgulanır.
Karl Marx, Felsefenin Sefaleti
David McNally
Proudhon, ünlü "Mülkiyet hırsızlıktır" ifadesiyle
genç Marx'ı etkilemişti.
Sadece bankacıları veya mülk sahiplerini suçlamak yetmez;
bizzat emeğin yabancılaşmış biçimi (ücretli emek) değişmelidir.
Marx, bu eserde ilk kez İngiliz iktisatçı David Ricardo'nun
"emek değer teorisini" eleştirel bir süzgeçten geçirir.
Proudhon değerin ücrete eşit olması gerektiğini savunurken,
Marx sömürünün tam da bu "eşitlik" görüntüsü altında gerçekleştiğini
(artı-değerin tohumları) fark etmiştir.
Proudhon, sorunu büyük bankaların tekelinde görüyor ve
çözümü bir "Halk Bankası" kurarak herkese ucuz kredi sağlamakta
buluyordu.
Bu yaklaşım, kapitalist üretim tarzının özüne dokunmaz;
sadece küçük üreticilerin (zanaatkarların) piyasa içindeki ömrünü uzatmaya
çalışır. Marx'a göre çözüm, piyasayı "iyileştirmek" değil,
üreticilerin üretimi planlı ve ortaklaşa kontrol etmesidir.
Marx'a göre toplumsal ilişkiler tıpkı kumaş veya keten gibi
insanlar tarafından üretilir ve bu yüzden değiştirilebilirler. Kapitalizm
tarihin sonu değil, sadece bir aşamasıdır.
İşçiler sadece ekonomik haklar için değil, mücadele içinde
birleşerek toplumu dönüştürecek siyasi bir güç (kendisi için sınıf) haline
gelirler.
Marx, sınıfsız topluma geçildiğinde, sınıfsal çatışmaların
resmi ifadesi olan "siyasi iktidarın" (devletin) da
gereksizleşeceğini ilk kez bu metinde güçlü bir şekilde dile getirir.
Karl Marx - Friedrich Engels, Komünist Manifesto
Ellen Meiksins Wood
1848 devrimleri yaşandığında, Avrupa'nın çoğunda (İngiltere
hariç) kapitalizm henüz tam gelişmemişti. Devrimleri yapanlar "modern
proletarya"dan ziyade zanaatçılar, köylüler ve küçük dükkan sahipleriydi.
Burjuvazi, eski feodal dünyayı yıkan, "katı olan her
şeyi buharlaştıran" dinamik bir güçtür. Ancak Marx, bu gücün eninde
sonunda kendi yarattığı "cehennem kuvvetlerine" (ekonomik krizler ve
işçi sınıfı) söz geçiremeyeceğini savunur.
Manifesto, kapitalizmin sürekli devrimci doğasını dünyada
ilk kavrayan metindir.
Diğer üretim tarzları statükoyu korumaya çalışırken,
kapitalizm ayakta kalmak için üretimi sürekli altüst etmek, yeni pazarlar
bulmak ve teknolojiyi ilerletmek zorundadır.
İnsan ilişkilerinin "nakit ödeme"ye indirgenmesi,
doğanın ve emeğin birer ticari mal haline gelmesi, Marx tarafından henüz bu
süreç tam tamamlanmadan öngörülmüştür.
Kapitalizm devasa bir üretim gücü yaratmıştır (herkese refah
sağlayabilecek bir potansiyel), ancak sistemin doğası (kar maksimizasyonu) bu
refahın halka yayılmasını engeller.
Marx için sosyalizm, kapitalizmin en ileri aşamasından
(bolluktan) doğmalıdır.
Az gelişmiş bir ülkede (Rusya) hızlı birikim sağlamaya
çalışmak, Stalinizm gibi baskıcı rejimlerin ortaya çıkmasına zemin
hazırlamıştır.
Bugün "küreselleşme" dediğimiz olgu, Manifesto'nun
"burjuvazi tüm ulusları kendi üretim tarzını benimsemeye zorlar"
cümlesinin tam karşılığıdır.
Karl Marx, Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i
Cem Eroğul
Marx, olayları incelenirken tek bir düzlemde kalmaz.
Temel (Altyapı): İnsanların yaşam koşulları, mülkiyet
biçimleri (Sermaye vs. Toprak).
Sınıf Mücadelesi: Bu mülkiyet biçimleri arasındaki
çatışmanın yarattığı siyasal gerilim.
Üstyapı (İdeoloji ve Siyaset): Partilerin sloganları,
anayasalar, devlet kurumları ve "şanlı geçmiş" taklitleri.
Marx 1848-1851 dönemini üç ana evreye ayırır. Bu evreler,
devrimci gücün kademeli olarak nasıl "budandığını" gösterir.
I. Dönem (Şubat - Haziran 1848) Cumhuriyetin İlanı
II. Dönem (Haziran 1848 - Haziran 1849) Anayasanın Yapımı
III. Dönem (Haziran 1849 - Aralık 1851) Parlamenter Düzenin
Çöküşü
İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar.
İnsanlar aktördür ancak sahne (ekonomik ve tarihsel
koşullar) onlara miras kalmıştır. Marx, Louis Bonaparte gibi "gülünç bir
kişiliğin" nasıl kahraman rolüne soyunabildiğini, onun dehasıyla değil,
sınıf mücadelelerinin yarattığı çıkmaz sokaklarla açıklar.
Burjuvazi, halkın desteğini almak için Genel Oy’u kabul
eder.
Ancak halk (özellikle köylüler), bu hakkı burjuvazinin
istemediği biri (Bonaparte) için kullanınca, burjuvazi kendi yaptığı anayasayı
ve genel oyu imha etmeye başlar.
Sonuçta, yürütme (Bonaparte) ve yasama (Meclis) arasındaki
kavgada, ordunun desteğini alan yürütme galip gelir.
Devlet, toplumun kendi işlerini kendi yapma yetisini elinden
alarak var olur. Bu nedenle Marx'a göre devletin ortadan kalkması, bu işlerin
yeniden "ilgililerin ortak çabasına" (özyönetime) dönmesiyle
mümkündür.
Köylüler
Yaşam biçimleri ve iktisadi koşulları onları diğer
sınıflardan ayırdığı için bir sınıftırlar.
Aralarında ulusal bir bağ veya siyasal örgütlenme olmadığı
için bir sınıf oluşturamazlar.
Köylüler kendilerini temsil edemezler; temsil edilmek
zorundadırlar. Onlara yukarıdan "yağmur ve güneş ışığı" (lütuf)
gönderecek sınırsız bir otorite ararlar. Louis Bonaparte, amcası Napolyon'un
ismini kullanarak bu otorite boşluğunu doldurmuştur.
Sıkıştığınız her an askere başvurursanız, sonunda askere
iktidar tadını vermiş olursunuz.
Haziran 1848'de işçilere karşı burjuvaziyle birleşen esnaf,
aslında kendi celladını güçlendirmiştir.
İşçiler ezilince, burjuvazi esnafın borç senedi vadelerini
uzatmayı reddederek onları "sermayenin mutlak kölesi" haline
getirmiştir.
Yazılar imzasızken, basın "isimsiz kamuoyunun
organı" ve devlet içindeki üçüncü bir güçtü.
Yazılara imza zorunluluğu gelince, basın kişisel reklamların
ve bireysel görüşlerin derlemesi düzeyine düşürülmüştür. Bu, düşüncenin
nesnelliğinin yitirilmesidir.
Marx, Louis Bonaparte için "Tam da hiçbir şey
olmadığından, kendisi dışında her anlama gelebiliyordu" der. Köylü için
"İmparator", küçük burjuvazi için "borçların silinmesi",
ordu için "şan ve savaş" anlamına geliyordu.
Karl Marx, Grundrisse
E. Ahmet Tonak
1857 krizinin kapitalizmi yıkacak o beklenen
"tufan" olduğunu düşünen Marx, olaylar sıcaklığını korurken teorisini
netleştirmek için "geceleri deliler gibi" çalışmıştır.
Grundrisse, yayınlanmak için değil, Marx'ın kendi zihnini
berraklaştırması için yazılmıştır.
Marx, Grundrisse'de kavramların hangi sırayla ele alınması
gerektiğini titizlikle belirler.
Para
Değer
Emek
Sermaye
Karl Marx, Ücret, Fiyat ve Kâr
Prabhat Patnaik
"Ücret, Fiyat ve Kar" adeta bir "mini-Kapital"
niteliğindedir.
Ücret artışı sonrası işçilerin tükettiği malların (ücret
malları) fiyatı artsa bile, bu o sektörde kâr oranını yükseltir. Lüks tüketim
sektöründe ise kâr oranı düşer.
Sermaye, kârın düştüğü lüks sektörden kârın arttığı ücret
malları sektörüne akar.
Üretim arttıkça fiyatlar tekrar düşer. Sonuçta; reel
ücretler eskisinden yüksek, genel kâr oranı ise eskisinden düşük bir seviyede
dengelenir.
Parasal ücretler arttığında fiyatların da aynı oranda
artmamasının sebebi, paranın metalar dünyası karşısındaki değerinin (emek-değer
teorisine göre) sabit bir çıpa görevi görmesidir.
Eğer kapitalistler her ücret artışını doğrudan fiyatlara
yansıtabilseydi, para bir servet biçimi olma vasfını yitirirdi. Bu yüzden ücret
artışı fiyatları değil, doğrudan artık-değeri (kârı) vurur.
Emek Değerleri: Üretim alanında yaratılan, toplumsal gerekli
emek-zaman.
Üretim Fiyatları: Kâr oranlarının sektörler arasında
eşitlendiği "doğal" denge fiyatları.
Piyasa Fiyatları: Arz-talep dalgalanmalarıyla oluşan anlık
fiyatlar.
Karl Marx, Kapital
Sungur Savran
Birinci cilt Marx hayattayken yayınlansa da, ikinci ve
üçüncü ciltler Engels'in devasa emeğiyle, Marx'ın "okunması imkansız"
el yazılarından derlenmiştir.
Marx, teorisinin radikal yeniliği nedeniyle işçilerin de
anlayabileceği bir sunuş tarzı bulmak için defalarca bölümleri yeniden
yazmıştır.
Burjuva iktisatçıları kapitalizmi "ebedi" ve
"doğa yasası" gibi görürken, Marx onu tarihin belirli bir aşamasında
ortaya çıkan ve sonu gelecek olan geçici bir üretim tarzı olarak ele alır.
Marx için bilim, hakikati eğip bükmek değil, sistemin
işleyiş yasalarını (kârın kaynağının işçinin karşılıksız emeği olduğunu) tam da
olduğu gibi göstererek işçi sınıfını bilinçlendirmektir.
Meta, kendi içinde "kullanım değeri" ve
"değer" çelişkisini taşır.
"Piyasalar şunu emrediyor" dediğimizde, aslında
kendi yarattığımız ürünlerin üzerimizde kurduğu hakimiyeti (fetişizmi) dile
getiririz.
Kapitalizm, komünizmin maddi temellerini (küresel üretim
ağları, teknoloji) kendi içinde hazırlamaktadır.
Komünizme geçiş, kapitalizmin yarattığı yabancılaşmayı aşmak
ama insanlığın ulaştığı üretim kapasitesini muhafaza ederek yeni bir toplumsal
biçime varmaktır.
Mevcut Kapital ciltleri ağırlıklı olarak ekonomiye
odaklanmış görünse de, Marx’ın asıl planı devleti ve uluslararası sistemi de
içeren altı ciltlik bir devasa projeydi.
Kapital, sadece bugünü değil, geleceği de anlatır.
Kapitalizmin kendi içindeki çelişkilerin (toplumsallaşan üretim ile özel
mülkiyet arasındaki çatışma) nasıl yeni bir toplumun ("özgürce birleşmiş
üreticiler") zeminini hazırladığını gösterir.
Marx’a göre, "Eğer her şey göründüğü gibi olsaydı,
bilime gerek kalmazdı." 1. Ciltte görülen "Değer", 3. Ciltte
piyasa rekabetiyle "Fiyat"a dönüşür. Bu bir çelişki değil, özün
geçirdiği bir başkalaşımdır (metamorfoz).
Kapital'de Komünizm Tasarımları
Nail Satlıgan
Marx ve Engels için komünizm kapitalist üretim tarzının
didik didik edilmesiyle ortaya çıkan, sistemin içindeki "olumsuzlama"
potansiyelidir.
Marx, metayı tahlil ederken onun tarihsel kabuğunu (değer
biçimi) soyar ve altındaki maddi içeriği (kullanım değeri) serbest bırakır. Bu
yöntem, gelecekteki toplumun işleyişini anlamamızı sağlar.
Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet kalkınca, emek
toplumsal karakterini doğrudan kazanır. Para ortadan kalkar; yerini, bireyin
toplam emeğe katkısını ve tüketim payını gösteren (ama dolaşıma girmeyen)
"emek vesikaları" alır.
İlk evrede (sosyalizm) emeğin süresine göre bir bölüşüm
varken; üst evrede "herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı
kadar" ilkesi geçerli olur.
Büyük sanayinin yarattığı teknolojik zemin, "çok yönlü
gelişmiş bireylerin" yetişmesini sağlar.
Zenginliğin ölçüsü artık biriktirilen sermaye değil,
bireylerin sanatsal, bilimsel ve entelektüel gelişimi için kalan serbest zamandır.
Karl Marx, Fransa'da İç Savaş
August H. Nimtz
Marx, 1848’de devletin ele geçirilmesini yeterli görüyordu.
Ancak Komün ona şunu öğretti: İşçi sınıfı, mevcut bürokratik-askeri devlet
mekanizmasını olduğu gibi devralıp kendi amaçları için kullanamaz; onu
parçalamalıdır.
Düzenli ordunun yerine silahlı halkın (Ulusal Muhafızlar)
geçmesi, bu "kırma" eyleminin en somut örneğidir.
Napoléon’un baskıcı rejimi, devlet gücünü öylesine
merkezileştirmiş ve "mükemmel" hale getirmiştir ki, devrim için hedef
artık çok daha belirgin hale gelmiştir.
Marx için Komün, sadece bir ayaklanma değil, emeğin ekonomik
kurtuluşunu sağlayacak siyasal biçimin keşfidir.
Karl Marx, Gotha Programının Eleştirisi
Michael A. Lebowitz
Gotha Programı, aslında birbirine zıt iki işçi hareketi
geleneğinin "zoraki" birlikteliğidir.
Marx, bir sosyalist toplumda bile üretimden bazı kesintiler
yapılmasının zorunlu olduğunu savunur:
Üretim Araçlarının Yenilenmesi: Eskiyen makinelerin yerine
yenisi.
Genişleme Fonu: Üretimi büyütmek için gereken pay.
Yedek Fon: Doğal afetler veya kazalar için sigorta.
Ortak İhtiyaçlar: Okullar, hastaneler, altyapı.
Çalışamayanlar İçin Fon: Yaşlılar, hastalar, çocuklar.
Bir kuramı anlamak için onun "belirlenmiş tarihsel
sınırlarını" bilmek gerekir.
Bismarck Despotizmi: Marx, programın talep ettiği
"demokratik hakların" (basın özgürlüğü, sendika hakkı vb.) ancak bir
burjuva cumhuriyetinde anlamlı olacağını, Bismarck’ın "askeri
despotizm"i altında bu taleplerin havada kaldığını savunur.
Ferdinand Lassalle'ın yanılgısı: Ücretlerin her zaman
"en az geçim düzeyi"nde (fizyolojik sınırda) kalacağını savunuyordu.
Bu Malthusçu bir nüfus teorisidir ve yanlıştır. Marx için
ücretli emek sistemi, işçinin ne kadar maaş aldığından bağımsız olarak bir
kölelik sistemidir.
Köleliğe, "köleler az beslendiği için" karşı
çıkmak, köleliğin özündeki sömürüyü gözden kaçırmaktır. Marx, meselenin karın
tokluğu değil, üretim ilişkisi olduğunu vurgular.
Marx, sosyalizmin ilk aşamasında geçerli olan "katkıda
bulunduğu kadar geri alma" ilkesini (eşit mülkiyet/eş değerlerin
mübadelesi) bir "burjuva hakkı" ve "kusur" olarak tanımlar.
Çünkü bireylerin yetenekleri (emek güçleri) eşit değildir.
Biri daha güçlüdür, diğeri daha zayıftır; birinin çocuğu vardır, diğerinin
yoktur.
Aynı miktar emek karşılığında aynı payı alsalar bile, biri
aslında diğerinden daha fazla zenginleşmiş olur. Bu yüzden "hak",
eşit olmak yerine aslında eşitsiz olmalıdır.
Fabrikalar "toplumun" olsa bile, işçi hala kendi
emek gücünün sahibi olarak hareket ediyorsa, topluma karşı "ne kadar
verirsem o kadar alırım" (quid pro quo) pazarlığına girer.
Bu durum, bireyi topluma yabancılaştırır; emeği hala bir
"araç" olarak görmesine neden olur.
İşçi, emeğini bir meta gibi gördüğü sürece, toplumsal
üretimin bütününe ve üretim araçlarının korunmasına (israf edilmemesine)
kayıtsız kalır.
Bölüşümün "katkıya göre" değil, "ihtiyaca
göre" yapılması, bireyi "sadece bir işçi" kategorisinden
kurtarıp onu bir "insan" olarak görmektir.
Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm
Aijaz Ahmad
Engels burada sadece sosyalizmi anlatmaz; doğa bilimlerinden
felsefeye, askeri stratejiden antropolojiye kadar "ansiklopedik" bir
sistem kurar.
Kapital’i okumak ve anlamak için bile Anti-Dühring bir
rehber (Kautsky’nin ifadesiyle bir "süzgeç") görevi görmüştür. Bu,
karmaşık bir teorinin kitlelere ulaşırken geçirdiği yapısal dönüşümü göstermesi
açısından çok değerlidir.
Engels, gençlik yıllarındaki (Komünist Manifesto dönemi)
sert reddiyesinin aksine, olgunluk döneminde Ütopik Sosyalistlere (Fourier,
Owen, Saint-Simon) karşı daha "hoşgörülü" ve tarihselci bir tutum
takındı
Onları "yanlış" oldukları için değil, sınıfsal
praksisin henüz mümkün olmadığı bir çağda "akıl ve ahlak" üzerinden
çözüm aradıkları için takdir eder.
Engels’e göre ütopyacılar, toplumun "iç
yasalarını" (değer yasası gibi) henüz göremiyorlardı, ancak ahlaki
öfkeleriyle geleceğin tohumlarını atmışlardı.
İşsizlik tesadüfi bir hata değil, ücretleri baskılamak için
sistemin yapısal bir ihtiyacıdır.
Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni
Heather A. Brown
Barbarlıktan uygarlığa geçiş, komünal (ortaklaşa) mekânın
yerini, mülkiyetin korunduğu ve statünün sergilendiği ayrışmış mekânlara
bırakmasıdır. Klanda "herkesin olan" ev,
yerini "erkeğin ve mirasçısının" olan özel mülke bırakır.
Üretim fazlası "hiç emek harcamadan geçinen bir
sınıfın" (din adamları, bürokrasi) doğmasına ve dolayısıyla kentsel
sınıflaşmaya yol açar.
Kadının üretimden çekilip "özel alana" (ev içi emeğe)
hapsedilmesi, onun toplumsal değerini yitirmesine neden olmuştur.
Engels mülkiyete o kadar odaklanır ki, "üreme"
(reproduction) alanındaki tahakküm ilişkilerini bazen mülkiyetin basit bir
sonucu gibi görür. Oysa modern sosyalist-feminist literatür (Eisenstein,
Hartmann), ataerkilliğin kapitalizmle etkileşime giren "özerk" bir
sistem olduğunu savunur.
Engels, mülkiyetin gelişimini daha düz çizgisel (tek
doğrultulu) bir ilerleme olarak sunarken; Marx, komünal toplumların içindeki
çelişkilerin (baskı unsurlarının) mülkiyet henüz tam oturmadan bile gelişmeye
başladığını fark etmiştir.
Engels için devlet, sınıflar arası çatışmanın
"arabulucusu" gibi görünse de aslında egemen sınıfın baskı aracıdır.
Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu
Taner Timur
Hegel / "Var olan her şey rasyoneldir" diyerek
Prusya devletini ve mevcut düzeni kutsallaştıran, tarihi "Mutlak
Ruh"un (Geist) varış noktasına ulaştığı durağan bir yapı olarak gören
kısımdır.
Genç Hegelciler ve ardından Marx/Engels, diyalektik yöntemi
alıp mistik kabuğundan (idealizmden) soyarak "ayakları üzerine"
oturtmuşlardır.
Feuerbach’ın önemi, Marx ve Engels için Hegel’in idealist
hapishanesinden çıkışı sağlayan kapı olmasıdır.
Feuerbach, insanın Tanrı’yı kendi öz niteliklerini (akıl,
sevgi, irade) gökyüzüne yansıtarak yarattığını savunur. Yani "İnsan
Tanrı’yı değil, Tanrı insanı yaratmıştır" (antropolojik materyalizm).
Engels’e göre Feuerbach, materyalizmin kapısına kadar gelmiş
ama içeri girmemiştir. İnsanı toplumsal ilişkileri ve tarihi içinde değil,
soyut bir "insan cinsi" (Gattungswesen) olarak ele almış ve dini
yıkmak yerine "aşk dini" adıyla yeni bir din kurmaya çalışmıştır. Bu
noktada Marx, ünlü Feuerbach Üzerine Tezler’i ile (özellikle 11. tez:
"Filozoflar dünyayı sadece yorumladılar, oysa sorun onu
değiştirmektir") bu soyutluğu aşar.
Engels, dinin özerk bir düşünce olmadığını, maddi koşulların
(sınıf mücadelelerinin) bir yansıması olduğunu savunur. Örneğin Kalvincilik,
yükselen burjuvazinin ihtiyaçlarına (disiplin, birikim, demokrasi) uygun düşen
dini bir kılıftır.
Vladimir İlyiç Lenin, Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi
Erkin Özalp
Lenin, bu çalışmasında Marx’ın Kapital’de Batı Avrupa
(özellikle İngiltere) örneği üzerinden çizdiği teorik çerçeveyi, "geç
kapitalistleşen" bir ülkenin somut verilerine uygular.
Lenin, kapitalizmin gelişmesi için gerekli olan "iç
pazarın" nasıl oluştuğunu inceler. Bu, sadece bir iktisat sorusu değil,
aynı zamanda nüfusun yer değiştirmesi, kentleşme ve kırsal alanın çözülmesidir.
Lenin, Narodniklerin (Halkçıların) "Rusya özgündür,
kapitalizm burada kök salmaz" iddialarını, yüzlerce istatistiksel veri ve
raporla çürütür.
Narodnikler, Rusya'nın köylü komünleri (obşçina) sayesinde
kapitalist aşamayı atlayıp doğrudan sosyalizme geçebileceğini savunuyorlardı.
Kapitalizmi "ithal" ve "suni" bir yıkım olarak
görüyorlardı.
Lenin, Rusya'nın çoktan kapitalistleşme yoluna girdiğini,
köylülüğün homojen bir kitle olmadığını, "zengin köylü" (kır
burjuvazisi) ve "yoksul köylü" (kır proletaryası) olarak ayrıştığını
kanıtlar.
Plehanov, Önce burjuva devrimi olmalı, işçi sınıfı
burjuvaziyi desteklemeli, sosyalizm sonraki aşamadır" diyerek daha
evrimci/kademeli bir yol çizer.
Lenin, burjuvazinin devrimci yeteneğini çoktan kaybettiğini,
burjuva devrimine dahi işçi sınıfının önderlik etmesi gerektiğini ve köylülüğün
yoksul kesimleriyle ittifak kurulması gerektiğini savunur.
Sınai gelişme, "dünyaya kapalı, yalıtık toplumsal
biçimleri" (geleneksel köy yaşamı, ataerkil yapılar) ortadan kaldırır.
Göç ve kentleşme, emekçilerin kültürel düzeyini ve
kadınların toplumsal hayata katılımını artırır. Bu, mekanın (kentin) insanı
dönüştürme gücünün Marksist bir okumasıdır.
Vladimir İlyiç Lenin, Ne Yapmalı?
Metin Çulhaoğlu
Bilinç, işçi ile işveren arasındaki dar ekonomik alanın
(fabrika duvarlarının) içinden değil; tüm sınıfların devletle ve birbirleriyle
olan ilişkilerinden, yani toplumsal formasyonun bütününden gelir.
Diyakronik (Zamana Yayılan): Güncel somut durum ile nihai
hedef arasındaki bağ.
Senkronik (Anlık Yapısal): Devletin, hukukun, dinin ve
ekonomisinin aynı andaki kesişimi. Lenin, işçinin sadece kendi maaşıyla değil,
örneğin "öğrencilerin askere alınmasıyla" veya "etnik
baskılarla" da ilgilenmesini bu yüzden şart koşar.
Marx'ta Sınıf: Maddi gerçeklik (Varlık), bilinci doğrudan
belirler.
Lenin'de İdeoloji: İşçi sınıfı kendiliğinden hareketle ancak
"sendikal bilince" ulaşabilir; sosyalist ideoloji ise teorik bir
üretimdir.
Vladimir İlyiç Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı
Vijay Prashad
Tartışmanın kalbinde "ulus" kavramına yüklenen
anlam yatar:
Luxemburg, ulus kavramını, burjuvazinin sınıfsal çelişkileri
gizlemek için kullandığı bir "ideolojik sis perdesi" olarak görür.
Ona göre hak sahibi olan ulus değil, işçi sınıfıdır. Ayrılma hakkı,
proletaryayı bölen bir burjuva tuzağıdır.
Lenin, Luxemburg'un ekonomik analizine katılır
(milliyetçilik burjuvaziye yarar) ama siyasal olanı ıskaladığını söyler. Lenin
için UKTH, demokratik bir haktır ve emperyalizm çağında "ezen ulus
milliyetçiliği" ile "ezilen ulus milliyetçiliği" arasında
diyalektik bir ayrım yapılmalıdır.
"Ayrılma özgürlüğü olmadan özgür birleşme bir
yalandır." Lenin, küçük devletçiklerin hayranı değildir; aksine büyük ve
merkezi devletlerin ekonomik avantajlarını savunur. Ancak bu birliğin
"baskı" ile değil, "ayrılma hakkının tanınmasıyla oluşan
güven" üzerine kurulmasını ister.
1918 ve 1924 Sovyet Anayasaları, kağıt üzerinde "özgür
ulusların özgür birliği" ilkesini getirmiştir.
Lenin, Stalin’in "özerkleştirme" (merkeze tam
bağlılık) planına karşı çıkmış, Ukrayna ve Gürcistan gibi cumhuriyetlerin Rusya
ile eşit haklara sahip bir federasyonda birleşmesini savunmuştur.
Vladimir İlyiç Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması
Korkut Boratav
Lenin finans kapitali banka ve sanayi sermayesinin bütünleşmesi
olarak tanımlar.
Lenin'in 1916'da fark ettiği hükümet-finans ilişkisi bugün
"Wall Street ile Washington" arasındaki kesintisiz geçişe dönüşmüştür.
Bu, siyasal iktidarın mekânsal ve kurumsal olarak sermaye tarafından
"işgal edilmesi" sürecidir.
Dünya sistemi iki ana kutba ayrılır: Net sermaye ihraç
edenler (Metropol) ve net sermaye ithal edenler (Çevre).
Çevre ülkeler önce borçlandırılır (faiz sömürüsü), sonra bu
borçla metropolden mal almaya zorlanır.
1980 sonrasında görülen neoliberalizm, Lenin'in tasvir
ettiği "çatışmacı ve vahşi" emperyalizmdir.
Yeni kapitalizmin en büyük trajedisi üretimden kopuş.
Girişimci ruhun yerini, sadece para sermayesinden gelir elde
eden, hiçbir şey inşa etmeyen "parazit" bir tabaka almıştır.
Lenin’in en ilginç iddialarından biri, tekelci aşamaya gelen
kapitalizmin artık "teknolojik ilerlemeyi bilinçli olarak
yavaşlatabileceği"dir.
Rekabet öldüğünde, daha iyi olanı yapma dürtüsü biter.
Kaynaklar yeni bir bina inşa etmeye veya yeni bir fikir
geliştirmeye değil, "finansal manipülasyona" gider.
Metropoldeki işçilere, çevre ülkelerden elde edilen
"süper karlar"dan küçük paylar verilerek bir nevi "rüşvet"
ödenir. Bu durum, sömürünün sadece sınıflar arası değil, artık uluslararası bir
hiyerarşiye dönüştüğünü gösterir.
Lenin Türkiye gibi ülkeleri "yarı-sömürge" veya
"yarı-bağımsız" olarak sınıflandırır.
Bu ülkeler biçimsel olarak bağımsızdır ancak finansal ve
diplomatik bir "bağımlılık ağına" batmışlardır.
Vladimir İlyiç Lenin, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi
Haluk Gerger
Lenin, kendi eski formülü olan "İşçi ve Köylülerin
Devrimci Demokratik Diktatörlüğü"ne saplanıp kalanları, hayatın
canlılığını görmemekle eleştiriyor.
Burada Lenin, dogmatik bir Marksizm yerine, fenomenolojik
bir yaklaşımla "anda olanı" okuyor. Formülün (teori), Sovyetler
(pratik/yaşam) aracılığıyla ete kemiğe büründüğünü, dolayısıyla eski formülde
direnmenin gericilik olduğunu savunuyor.
Bir yanda meşruiyetini yitirmiş ama resmi mühre sahip Geçici
Hükümet, diğer yanda halkın doğrudan iradesini temsil eden Sovyetler.
Lenin, Nisan Tezleri ile bu "iki başlılığın"
sürdürülemez olduğunu ve iktidarın bir aşamadan diğerine (burjuvaziden
proletaryaya) devredilmesi gerektiğini söyler. Bu, sadece bir hükümet değişimi
değil, devletin tüm aygıtlarının (asker, polis, bürokrasi) sovyet tipi bir
yapılanmaya dönüşmesi talebidir.
1905 yenilgisinden ders çıkaran Lenin, barışçıl grevlerin
bir noktada yetersiz kalacağını ve askeri/silahlı bir örgütlenmenin (yığınların
silahlandırılması) zorunluluğunu kavrar.
Eski Bolşevikler "koşulların olgunlaşmasını"
(kronolojik zaman) beklerken, Lenin kitlelerin isyan çığlığında o
"an"ı (kairos) yakalıyor.
Vladimir İlyiç Lenin, Devlet ve Devrim
Sungur Savran
Lenin için teori, sığınılan bir "fildişi kule"
değil, kitlelerin elinde patlamaya hazır bir zihinsel mühimmattır.
Lenin’in burjuva devlet mekanizmasına (polis, bürokrasi,
dikey hiyerarşi) yönelik eleştirisiyle rezonans halindedir. Lenin, iktidarı
"binaların ve büroların" içinden çıkarıp sokağa ve konseylere
(sovyetlere) dağıtmayı amaçlar.
Lenin’in 1914’te yaptığı "devasa sıçrama" ve
emperyalizm analizi, zamanın doğrusal akışına (kronos) yapılan iradi bir
müdahaledir.
Vladimir İlyiç Lenin, •sol' Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı
Yeşim Dinçer
Devletin sönümlenmesi" ve "insanların yönetiminin
yerini şeylerin yönetiminin alması" fikri…
Lenin, devrimi "seçkin bürolardan" çıkarıp
"fabrika örgütlerine" ve "sovyetlere" (konseylere) yaymayı
amaçlar. Bu, mekânın hiyerarşik kullanımından yatay ve katılımcı bir kullanıma
geçişin siyasal tasarımıdır.
Lenin'in Tavrı / 'Sol' Eleştirisi
Sendikalar / "Gerici" de olsa kitlelerin olduğu
her yerde çalışılmalı.
Parlamento / Tarihsel olarak miadı dolsa da, ajitasyon için
kullanılmalı.
Uzlaşma / Zorunlu geri çekilmeler (Brest-Litovsk gibi) ihanet
değildir.
İttifaklar / Köylülükle (küçük üreticiyle) yaşamak ve onları
eğitmek zorunludur.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder