17 Haziran 2025 Salı

Yalçın Küçük - Çıkış 1. cilt - Notlar

Yalçın Küçük - Çıkış 1. cilt - Notlar

Tekin Yayınları, 6. Basım, 2015

 


Önsöz

Türkiye'deki mevcut siyasi durum bir "Karşı-Devrim" sürecidir.

Bu süreç Kemalizm'i, laikliği ve cumhuriyet düzenini hedef almıştır.

 

(1980 darbesinden sonra) ABD'li ajanların (G. Fuller) yönlendirmesiyle İslam bir araç haline getirildi

'Komünistlere karşı islamı biz getirdik' diyen, G. Fuller idi, bizler 'komünist' idik ve onlar islamdılar.

Cumhuriyetin kendi sonunu hazırlayan bir yapıya dönüştü

Cumhuriyet, ileriye gitmemek için, bir silah olarak, islamcı parti yaratmış ve kurucu partisini deforme etmiştir.

 

Demokrasi, seçim sistemi

Şimdi 'seçim' yoktur, Recep, Devlet ve Kemal’in tayin ettikleri var; seçimlerin sonudur.

 

En dindar adamımız Recep Erdoğan mı... ne görüyoruz, gördüğümüz, devamlı korumasını artırmak istediğidir. Saray diyorlar, büyük evler peşinde; bunların içine tüneller ve gizli yollar kazdırdığını duyuyoruz.

Erdoğan yaratmadı, yaratıldı. Almadı, verildi. Oturmadı, oturtuldu... diploması yoktur

 

"Sure" kelimesi Arapça kökenli değil; İbrani (Shura), Süryani (Surta) ve Arami dillerinden ödünç alınmış bir kavram

 

Birinci Sure - Çıkış

Birinci Bölüm - 10 Mart 2014 Çıkış

Silivri Cezaevi'nden tahliye olduğu gün yaptığı "tarihi" savunma

Zindandan virana dönüyoruz.

 

İkinci Bölüm - Am I a Marxist aynı anlama gelmek üzere Am I a Materialist

Marx ve Engels'in "Kutsal Aile" eserinden yola çıkarak, materyalizmin pratik sonucunun komünizm olduğunu savunuyor.

 

Çerkez Ethem’in tasfiyesi ve Mustafa Suphi’nin öldürülmesinin yarattığı moral boşluğu hayali bir zaferle dolduruldu / Birinci İnönü Zaferi!

 

Rıza Nur... 'Türkiye Cumhuriyeti' adının mucididir.

 

II. Abdülhamid ile Kemalizm arasında şaşırtıcı bir süreklilik ve benzerlik

 

Marx ve Engels’in "kapalı" ve mükemmel modeli / gerçek hayatta işleyebilmesi için dışarıdan müdahaleye ihtiyaç duydu / bunu da Lenin ve Rosa Luxemburg’un başardı

 

Rosa Luxemburg Kapitalizmin sadece kendi içinde (meta değişimiyle) hayatta kalamayacağını, sürekli "kapitalist olmayan" alanları (sömürgeleri) yutmak zorunda olduğunu göstererek sistemi küreselleştirdi

 

Türkiye tarihini üç ana "iç savaş" dönemi

1806-1826, 1906-1926 ve 1966-1996.

 

Üçüncü İç Savaş (1966-1996): 1966'da gazeteci İlhami Soysal’ın kaçırılmasıyla başladı

Devletin içinde iki farklı güç (yargı-ordu-hükümet) çatıştı

 

1961-1971 (Harika On Yıl): Planlı kalkınmanın, yüksek ücretlerin ve işçi sınıfının güçlendiği dönemdir.

 

15-16 Haziran Olayları: Sosyalist bir partinin eksikliği, bu işçi hareketinin faşist bir darbeyle (12 Mart/12 Eylül) sonuçlanmasına yol açmıştır.

 

12 Eylül müdahalesi "tekeliyet" düzenini kurmak ve toplumun belleğini silerek dinsel bir düzen inşa etmek için yapıldı

 

Roma’nın ikinci kralı Numa Pompilius "vahşi" halkı disipline etmek ve barış içinde yönetmek için dini bir araç olarak kullandı

 

Berdiaev’e göre Batı uygarlığı ve parlamenter sistem çökmektedir. İnsanlar artık mekanik değil, "organik" ve korporatif bir düzene (Orta Çağ benzeri) ihtiyaç duymaktadır.

 

Menasseh Ben Israel: Yahudilerin İngiltere’ye dönüşü için çalışan ve Amerika’daki yerlilerin (Kızılderililer) kayıp Yahudi kabileleri olduğunu iddia eden hahamdır.

 

Spinoza: Menasseh’in öğrencisidir. Doğa yasaları ile Tanrı yasalarını bir tutarak modern rasyonalizmin kapısını açmış ancak "sapkınlık" gerekçesiyle cemaatten atılmıştır.

 

Üçüncü Bölüm - 10 Ağustos/12 Eylül 2014 Tezleri

2014 yılı itibarıyla "Medine İslamı" olarak tanımladığı iktidar anlayışı Batı için bir "kâbus" haline geldi

 

AK Parti'nin yükselişi 12 Eylül darbesinin ve ordunun 35 yıllık bir planının sonucu

 

MHP / bir "MİT partisi"

Bahçeli görevli olarak AK Parti’nin önünü açtı (erken seçimler, türban krizi vb.)

 

Kılıçdaroğlu / etnik/dini köken olarak "Karay" / CHP'yi tasfiye etmekle görevli bir "misyoner"

 

Erdoğan’ın dört yıllık fakülte diploması yok / bu nedenle hem başbakanlığının hem de cumhurbaşkanlığının "kanunsuz"

 

İkinci Sure - Devrimci Durum

Birinci Bölüm - Revolüsyon/Restorasyon

Mehmet Ali Aybar liderliğindeki TİP'in "devrim" sözcüğüne karşı mesafeli duruşu

 

Revolution kelimesi astronomide "dönüş" (yörüngede tam bir tur) anlamına geliyor

Bruno "dönmediği" için yakılmış, Galileo ise kurnazca "dönmüştür".

 

Revolution / kelimesi / Orta Çağ'da "bir zamanın sonu" anlamına geldi / ancak zamanla "isyan" (révolte) ve "şiddet içeren köklü değişiklik" anlamına evrildi

 

İkinci Bölüm - Bir Restoratör: İsmet Paşa

Restorasyon / Türkiye'nin 1945 sonrası dönemi

Çetin Yetkin, Attila İlhan ve Doğan Avcıoğlu gibi isimler bu dönemi Atatürk devrimlerine bir "ihanet" veya "felaket" olarak görür

 

Karşı devrim yeni düzenin dayanaklarını ortadan kaldırmayı hedef alırken, restorasyon tam tersine, yeni düzeni oturtmayı gözetiyor

 

Restorasyon süreçleri dünyada olduğu gibi Türkiye'de de iki ana sütun üzerine kuruldu: Dışa bağımlılık ve dini muhafazakarlık.

 

4 Aralık 1945’te Tan Gazetesi ve Görüşler dergisinin tahrip edilmesi, restorasyonun "terörleşme" evresinin başlangıcı

Mehmet Ali Aybar, Behice Boran ve Sabahattin Ali gibi isimlerin yaşadığı baskılar, halkın kendine güvenini kırmayı amaçlayan bir "korku üretme" stratejisi

 

1956 Ekonomik Krizi

Demokrat Parti iktidarı ekonomik krizle birlikte "restorasyon sözleşmesinden" saptı ve otoriterleşti

Adnan Menderes bu krizden çıkış için dini siyasete daha fazla alet etmeye başladı (Menderes’in Said-i Nursi’yi meydanlara çıkarması, aşiret liderlerini (Abdülmelik Fırat) meclise taşıması)

 

(27 Mayıs’tan sonra) MHP ve CHP İlişkisi: CHP’nin varlığını sürdürmek ve solu kontrol altında tutmak için bir "düşman kardeşe" (MHP) ihtiyaç duydu

 

Üçüncü Bölüm - Bir Restorasyon Yazısı: The End Of The Armed Forces

2014 sonrası süreçte ABD bölgede yeni stratejik ortaklar (Kürtler) aradı Türk ordusu bu planlar karşısında sessiz kaldı

Ergenekon ve Balyoz süreçleri cumhuriyete sadık subayların tasfiyesi için kurgulandı.

 

İlker Başbuğ gibi isimlerin ABD raporlarında "Amerika'nın dostu" (friend of America) olarak tanımlanması, tahliyelerin arkasındaki asıl motivasyon oldu

 

İsmail Hakkı Karadayı İsrail ziyareti sonrası 28 Şubat bildirisini yayınladı

Hüseyin Kıvrıkoğlu 2002 erken seçim sürecinde "ordu seçimden yana" imajı vererek AKP'nin iktidara gelişine zemin hazırladı

Hilmi Özkök 3 Kasım 2002 seçim günü Washington'da

Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ askeri yargı kapısını kapatarak subayları sivil mahkemelere (Silivri) teslim ettiler

Kanunen zorunlu olan askeri yargı kapısını kapatmak, akepe iktidarına ortak olmaktır. Orduda tasfiye kapısını açmaktır ve açtılar.

 

Bizleri çıkaran Fethullah ve Amerika değil, güçsüzlükleridir ve tersinden söyleyecek olursak, biz kendi gücümüzle çıktık.

 

Dördüncü Bölüm - Sarı Kızı Verenler'e: İnek & Cow & Bakara Suresi

İslam’ı, başlangıçta Yahudi dininin reformu olarak yorumluyor.

 

İstiklal marşı ve ordusu olmayan bir milletiz.

 

Beşinci Bölüm - The End Of Elections: Devrimci Durumdayız

Sovyetlerin çöküşü, Washington’ın rakibini tamamen ortadan kaldırdı

 

Batılı liberal demokrasi, tek yönetim olarak kalmıştır; ve ‘tarihin sonu’ ile anlatmak istedikleri işte budur. Yazılacak savaş kalmamışsa, tarih sona ermiş olmaktadır.

 

Partilerin benzeşmesi, aynılaşması demektir ve bire iniyorlar, de facto ‘tek parti’ halidir. Tek parti halinde, tabiatıyla seçim olmamaktadır.

 

İstiklal Marşının kaynağı: kod adları "A.B." (Yahudi devlet yanlısı, laik) ve "Y.O." (Müslüman devlet yanlısı, yobaz) olan iki ayrı figür tarafından derlendi

Akif’in böyle bir manzume yazdığına dair hiçbir iddiası olmamıştır. Mehmet Akif, ayrıca, bütün eserlerini Safahat’ta toplamıştı ve bu manzumeyi buraya, ölünceye kadar almamıştı.

 

1-5. Kıtalar / Yazar, A.B. / Temel Kavramlar: Sancak, Şafak, Ocak, Hak

6-10. Kıtalar / Yazar, Y.O. / Temel Kavramlar: Hilal, Vatan, Şüheda, Huda, Irk

 

12 Eylül darbesinin stratejisi 1979 yazında İstanbul'da bir Boğaz lokantasında, ABD'li stratejist Albert Wohlstetter ve ekibi (Wolfowitz, Bartley) tarafından çizildi

 

12 Eylül 1980, 1993 (Tansu Çiller'in gelişi), 3 Kasım 2002 birbirinin devamı olan birer darbedir.

 

Üçüncü Sure - Kürtler: Quo Vadis?

Birinci Bölüm - Apo’nun Yakından Tarihi I: Evvelen Patlama Ahiren Kollama

27 Mayıs 1978 PKK Lice'de bir evde kuruldu

12 Eylül hapishanelerindeki ağır işkenceler PKK'nın kitleselleşmesini sağladı.

 

Uğur Mumcu cinayeti, Eşref Bitlis'in ölümü ve Özal'ın vefatı Kürt meselesinde bir çözüm ihtimalinin tasfiyesidir.

Öcalan, 4 Temmuz 1979'da Türkiye'den ayrıldı.

 

Eskiden "solcu ve Kemalist" bir çizgide olan Öcalan AK Parti ile girdiği müzakere sürecinde "aşırı Müslüman" bir dil benimsemeye başladı

 

İkinci Bölüm - The End Of Games Oyunların Sonu Mu

Margaret Macmillan, Paris 1919

Self-Determination / Orta Doğu’da "yaşayamaz"

Bölge halkları devlet yönetme tecrübesinden yoksun "çocuklar" olarak görüldü ve başlarına "mürebbiye" (manda) dikildi

 

Üçüncü Bölüm - Türk Savaşlarında Kürtler

PKK savaşı "Türklükten çıkarma" savaşıdır / sürecin sonunda Kürtler / laik cumhuriyetten kopup "İslamizasyon" ve "Amerika taşeronluğu"na itildi

 

Sevr Antlaşması Türkler için bir "ölüm fermanı" olarak sunulmasına karşın, aslında Kürtler için çok daha büyük bir tehdit (ateşten gömlek) yarattı

Sevr, Ermenilere tam bağımsızlık ve geniş topraklar (Wilson İlkeleri ile Erzurum, Van, Bitlis, Trabzon) vaat ederken, Kürtlere sadece sınırlı bir özerklik öngörüyordu.

Kürt şefleri, 1915 sürecinde el koydukları Ermeni mülklerini ve "yataklarındaki Ermeni kızlarını" kaybetme korkusuyla, Kâzım Karabekir ve Mustafa Kemal Paşa’nın safına, yani Ankara’ya sığındılar.

 

1833 Hünkâr İskelesi: Bu antlaşmayı tampon olma sürecinin dönüm noktasıdır.

 

Rus işgali sonrası Müslüman nüfusun (Türk ve Kürt) %75'i göç ettirildi yerlerine Rus, Grek, Yezidi ve Estonların yerleştirildi

 

Kürt aşiretleri Osmanlı’ya ihanet edip Ruslarla işbirliği yaptı

1828 ve 1854 savaşlarında İbrahim Ağa ve Zilanlı Kasım Han gibi liderler, Rus albayı rütbesi ve maaş karşılığında Osmanlı’dan ayrılıp Rus hizmetine girdi.

Reşit Mehmet Paşa ve İsmail Hakkı Paşa Kürt isyanlarını "kılıçtan geçirerek" bastırması Kürtlerde Türk devletine karşı kalıcı bir nefret yarattı

 

Rus ordusu Anadolu içlerine sızmak için Kürt aşiretlerini "tampon" ve "yardımcı kuvvet" olarak kullandı

 

İsrail, Türkiye'de İsrail'den daha güçlüdür

 

Dördüncü Sure - Sabetayist Aydınlanmalar

Birinci Bölüm - Onomastique ve Sabetayizm Araştırmalarım: Kısa Rapor ve Küçük Polemikler

Ruhi Su Türkiye’nin sol-entelektüel uyanışının "uvertürü" (başlangıcı)

"Musa" ismi Mısır kökenli "Suda/Sudan" anlamına gelir.

 

Selanik’ten gelen mübadiller giden Rumların mülklerine (Trabzon, Antalya, Kayseri) yerleşerek büyük zenginlikler kazandı

İnsan en ilkel hallerinde (savaş ve cinsellik) kendini buldu

 

İkinci Bölüm - L’Alliance Israelite & El Tiempo: Osmanlı-Türk Aydınlanması

1860’tan itibaren Osmanlı topraklarında açılan Alyans Okulları, sadece Yahudi cemaati için değil, Osmanlı modernleşmesi için de bir "aydınlanma" (Haskala/Lumière) merkezi olmuştur.

 

Beşinci Sure - Türkiye’de Aydınlar Var

Birinci Bolum - Fakültede ve İsyanda: Devrimci Filozof Taner Timur

Zindanda Yaşamak…

 

SBF Dekanı Turhan Feyzioğlu'nun hükümet tarafından görevden alınması ve öğrenci isyanı.

 

Fikir Kulübü / Taner Timur'un başkan, Yalçın Küçük'ün sekreter olduğu kulübün kuruluşu.

 

İkinci Bölüm - Sol’un Çocuğu Korkut İşte Aydın İşte İktisat

Pertev Naili Boratav: Korkut Boratav, 1948 yılında üniversiteden tasfiye edilen ünlü halk bilimci Pertev Naili Boratav’ın oğludur.

Boratav’ın akademik kariyeri de babası gibi engellerle doludur.

1980 sonrası Türkiye ekonomisi dünya sistemiyle düşük ücret üzerinden bütünleşen bir yapı

 

Üçüncü Bölüm Nam-ı Diğer "Prof" Hepimizin Acımasız Eleştirmeni: Ergun Türkcan

Kadıköy ve Bahariye / Rum ve Ermeni komşularla (Maria Luiza, Onnik, Velikof) geçen çocukluk anıları

6-7 Eylül 1955 olayları / Ramazan iftariyelikleri ile Paskalya yumurtalarının karıştığı bu dönem çöktü

Bunun yerini Türk-Kürt köylü kültürsüzlüğü ile küreselleşme soysuzluğunun bir karışımı aldı.

 

"Sakıncalı" görülen aydınların askerde veya operasyonlarda tasfiye edilme geleneği

 

Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in baş aktör olduğu ünlü Mobilya Yolsuzluğu

 

Dördüncü Bölüm - “Caligula” Tarifinde Bir Yaratık

Türkiye’de gerçek anlamda serbest seçimler 1970'lerin başında sona erdi

TÜSİAD’ın kuruluşu ve 1961 Anayasası'nın "lüks" ilan edilmesiyle parlamento bir "dekor" haline geldi.

İktidarın sermaye tarafından parsellendiği bu düzen / "tekeliyet"

 

Caligula / Erdoğan

 

"Proto-Caligula" (Caligula taslağı) / Çiller

 

Saralı (epileptik) tipler iktidara eriştiğinde tanrılaşma" sanrısına ve tutarsız eylemlere savrulur.

 

İsyan yoksa mizah yoktur, mizah yoksa aydın yoktur


Yalçın Küçük - Çıkış 2. Cilt - Notlar

Yalçın Küçük - Çıkış 2. Cilt - Notlar

Tekin Yayınları, 2015

 


Önsöz

Osmanlı / kurucu isim Osman değil, Türkçe ve Moğolca kökenli olan Ataman'dır.

 

Zafer Toprak: Cumhuriyet'in kuruluşunu, Jön Türk Devrimi'nin bir devamı olarak laik ve bilimsel bir temelde anlattı

 

Kuzguncuk: "Kudüscük"

 

Türkiye'nin Musul ve Suriye ile birleşerek büyümesi gerekir aksi halde parçalanır.

 

Birinci Sure - Gizli Tarih Kuzguncuk

Kuzguncuk'ta 6/7 Eylül Yangından ve Soygundan Yahudilerimizi Koruma

Kuzguncuk sadece bir semt değil, bir model (rüşeym)

İzmir Yangını'nda (1922) olduğu gibi, 6-7 Eylül'de de Yahudi evleri önceden belirlendi ve korundu

 

6-7 Eylül olayları bir "çapulcu işi" değil, Türkiye'yi Hristiyanlardan (Rum ve Ermeni) arındırma ve yobazlaştırma operasyonudur.

 

Varlık Vergisi ve Holocaust İlişkisi

Hitler'in Balkanlar'a indiği dönemde, Yahudi vatandaşların Batı sınırından (İstanbul/Trakya) alınıp Doğu sınırına (Erzurum/Aşkale) taşınmasını, olası bir Nazi işgalinde onları Sovyetler Birliği'ne geçirmek için yapılan bir hayat kurtarma operasyonu

 

İkinci Sure - Ancien Regime

Erdoğanlar: Korktular Hemen İdam Edemediler ve Kaybettiler

Türkiye tarihinde her büyük ekonomik kriz (1946, 1958, 1970, 1980) bir rejim değişikliği veya darbeyle sonuçlandı

2001 krizi de AK Parti iktidarının önünü açtı.

 

(Ergenekon, Balyoz)

Sanıklar, "Eski Rejim"in (Kemalist Cumhuriyet) memurları, askerleri ve aydınlarıdır. Yeni rejim, eski rejimin yasal olan fiillerini (gazetecilik, askerlik vb.) suç sayarak tasfiye etmektedir.

 

1748 / Kanunların Ruhu’nun yayımlanmasıyla "Filozoflar Partisi" doğdu

Aydınlanma’nın ana damarı Spinoza’nın dine ve Tevrat’a yönelik rasyonalist eleştirileri

 

Alman hukukçu Günther Jakobs’un teorize ettiği "Düşman Ceza Hukuku" (Feindstrafrecht) kavramı Silivri yargılamalarının (Ergenekon/Balyoz) temel işletim sistemi

 

Üçüncü Sure - Ahlak Teorisine Dönüş

Artık Demokrat ve Ahlaksız Adamlarız

Montesquieu ve Rousseau, demokrasinin ancak "tanrılara ve meleklere" uygun, kusursuz bir rejim olduğunu savunurken; Robespierre bu "bozulmazlık" (in-corruptible) sıfatını yeryüzünde, siyasi gücü özel çıkarı için kullanmayarak somutlaştırmıştır.

 

Demek ahlak deyince keskinlik ve bozulmazlık arıyoruz... Ahlak tutarlılık istiyor; bozulma başlayınca yayılarak, hızlanarak ilerlemesi çok kolaydır.

Devrimdeki şiddetin kaynağı Aydınlanma teorisi değil, egemen sınıfların ayrıcalıklarını bırakmamak için gösterdiği dirençtir.

Robespierre, özel çıkar ile kamu çıkarı arasında bir seçim yapmış, ancak "kamu çıkarını inadı ve bozulmaz kişiliği ile koruyabileceği" yanılgısına düşmüştür.

Bilgi, özgürlüğün ve dolayısıyla ahlakın anahtarıdır.

 

Machiavelli ve Hobbes, demokrasinin kısa sürede demagoglar eliyle oligarşiye veya kaosa döneceğini savunarak merkezi otoriteyi (mutlak krallık) tercih etmişlerdir.

 

Rameau’nun Yeğeni: Bu eser, 18. yüzyıl Fransa’sının çürümüşlüğünü bir "hiçkimse" olan yeğen Rameau üzerinden anlatır. Rameau, ahlaksızlığını son derece normal gören, dalkavuklukla geçinen bir figürdür.

Yoksulluk, insanı hayatta kalmak için onurundan vazgeçmeye, "pandomim" yapmaya zorlar.

Yoksul adam başkaları gibi yürümez: Sıçrar, yaltaklanır, kıvranır, sürüklenir, ömrünü çeşitli pozlara girmekle geçirir.

 

Rousseau'ya göre insanların özgür olmaları başka yollarının olmadığı bir düzende ahlaka varılabilirdi. Rousseau ve Robespierre, insanlığa özgürlüğe mahkum etmek istediler.

İngiliz halkı kendini özgür sanıyorsa da aldanıyor, hem de pek çok; o ancak parlamento üyelerini seçerken özgürdür: Bu üyeler seçilir seçilmez, İngiliz halkı köle olur, bir hiç derekesine iner.

 

Tehlike, hükümdarın kendi yetki ve ayrıcalıklarını unutmasında değil, tebaasının kendi haklarını unutmasında yatar.

Pislik İçindeki insan bir süre sonra pis'i gıda biliyor.

 

Alain Touraine Robespierre'i ve cumhuriyetçi düşünceyi "terörün kaynağı" olarak sunar. Kamu çıkarını gözeten "genel irade" kavramını, azınlığın çoğunluk üzerindeki baskısı olarak niteler.

Touraine'e göre Cumhuriyet "devletçi ve baskıcı" iken, Demokrasi "sivil ve özgürlükçü"dür. Ancak metin, buradaki "sivil" kavramı aslında "özel çıkar ve tekelleşme" anlamına gelir.

 

'İnsan', yalnızca, özel çıkara Başkaldıran İnsan’dır.

 

Dördüncü Sure - Yazarlarımız Var

Birinci Bölüm - Zafer Hoca: Cumhuriyette Doktriner Zafer

Cumhuriyet fikren ve kurumsal olarak 1908 İkinci Meşrutiyet ile doğmuştur. Bu dönem, sadece siyasi değil, sosyal (feminizm, popülizm) ve ekonomik (milli iktisat) dönüşümlerin de tohumlandığı yerdir.

 

Türkiye'nin 1930'lardaki devletçiliği ve planlı ekonomisi; ABD’nin New Deal'ı, Sovyetler’in Planirovaniya'sı ve Almanya’nın otoban/inşaat hamleleriyle aynı "küresizleşme" dalgasının bir parçasıdır.

 

Cumhuriyet, 1923'te gökten inmemiş; Balkan Harbi (1912), Cihan Harbi ve Milli Mücadele'den oluşan kesintisiz bir on yıllık kavgada yoğrulmuştur.

 

Atatürk döneminde ortaokul ve lise kitaplarında insanın kökeni Darwinist bir evrim kuramı (Hayat Zinciri) ışığında anlatılıyordu.

Atatürk’ün ölümünden hemen sonra (İnönü döneminde), Şemsettin Günaltay gibi figürlerin etkisiyle bu bilgiler müfredattan silinmiştir.

 

12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin ardından ordu Kemalizm'den koptu / 12 Eylül sonrası ordu Türk-İslam Sentezi"ne eklemlendi

 

İkinci Bölüm - Güngörmüş Yoksul Düş-Müş & Prens Olmuş

Güngör Uras

 

Güngör Uras, TÜSİAD'da genel sekreterlik yaparak Türk sermaye sınıfını (Vehbi Koç, Vitali Hakko) bir "kurum" haline getirmiş, onlara bir nevi "mürebbiye"lik yapmıştır. Bu dönem, sermayenin siyaseti doğrudan belirlemeye başladığı bir dönüm noktasıdır.

 

Türkiye ekonomisinin bugün dayandığı üç ayağı (Turizm, İnşaat, Tekstil) "katma değeri düşük, ahlakı bozucu ve çocuk işçiliğine dayalı" sektörler

 

Beşinci Sure - Bir Pagan Kuruluş

Okan İrtem Bizans kaynaklarında kurucunun isminin "Osman" değil, Türkçe olan Atman/Ataman olarak geçtiğini vurgular. Bu, beyliğin başlangıçta İslami bir karakterden ziyade, saf bir Türkmen karakteri taşıdığının en büyük kanıtıdır.

Dönemin Bizans tarihçilerinin (Pahimeres, Kantakuzenos) "kutsal bir savaştan" hiç bahsetmemesi, "Gaza" ideolojisinin aslında Osmanlı güçlendikten sonra, 15. yüzyılda geçmişi meşrulaştırmak için uydurulmuş bir kurgu olduğunu düşündürür.

 

Halil İnalcık: 1940'ların Soğuk Savaş ikliminde yetişmiş, Osmanlı'yı bir "İslam Savaşçısı" (Gazi) olarak dünya sahnesine oturtan "Türk-İslam Sentezi"ne yakın bir tarih projesi inşa etmiştir. Bu proje, İrtem'e göre Bemard Lewis gibi isimlerin de (Türkiye'yi İslam coğrafyasına hapsetme arzusuyla) desteğini almıştır.

 

Selçuklu sarayının Farsça hayranlığına (Keyhüsrevler, Keykubatlar) karşı, Moğol istilasının Anadolu'ya saf bir Türklüğü ve Türkçe isimleri geri getirdi

 

Spandounes’in aktardığına göre Ataman, ilahi bir atanmışlıkla değil, bölgedeki "çete reislerinin" Bizans’a karşı birleşme zorunluluğuyla, ortak onayla seçtiği bir başbuğdur.

 

Fatih'in şehrin ismini değiştirmemesi ve "Kayzer-i Rum" unvanını alması, bir modelin (Roma) yıkılması değil, el değiştirmesidir.

 

Moğolların 1258'de Bağdat'ı yerle bir edip halifeyi öldürmesiyle, İslam dünyası siyasi ve ruhani bir "model" olma vasfını yitirmiştir.

Türkler İslam'ı Araplardan değil, İranlılardan (Fars kültürü) öğrendi.

Türkmen boylarının Müslümanlığı "İslam cilası altındaki Şamanizm"dir. Bu yapı, Sünni dogmadan ziyade, Budizm, Maniheizm ve Hıristiyanlık unsurlarını harmanlayan "bağdaştırmacı" (senkreti) bir sufi İslam’ıdır.

 

Osmanlı’nın toprak düzeninin (Tımar) aslında Bizans’ın Pronoia sisteminin bir kopyasıdır.

 

Bir Moğol hanının sırasıyla Hıristiyan, Budist ve Müslüman olması, dinin göçebe dünyasında "çıkarılabilir bir kılıf" gibi görüldüğünü simgeler (Olcaytu Han).

II. Kılıç Arslan’ın Haçlı ordusuyla (Friedrich Barbarossa) anlaşması, dönemin Sünni dünyasında Selçukluların "laçka Müslüman" olarak anılmasına neden olmuştur.

Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu Bitinya bölgesi, 1240’taki büyük Babai İsyanı’ndan sağ kurtulan heteredoks Türkmenlerin sığındığı bir "uç" bölgesidir.

Abdalân-ı Rum: Osmanlı’nın ilk fetihlerine eşlik eden bu dervişler, aslında Babai kadrolarının ikinci kuşağıdır.

 

Kuruluş yıllarında Osmanlı, Aydınoğulları veya Germiyanoğulları kadar zengin, güçlü veya "prestijli" bir beylik değildir.

Osmanlı’nın arkasında, Türkmenlerle arası bozuk olan güçlü Germiyan Beyliği bir duvar gibi durmaktadır. Bu durum, Osmanlı’yı mecburen Bizans içlerine ve yerel Hıristiyan unsurlarla işbirliğine itmiştir.

Germiyan, Karaman ve Aydınoğulları gibi beylikler; hem daha zengin, hem de deniz gücü ve ticari yollar üzerindeki hakimiyetleri nedeniyle "sergüzeştçi" (maceracı) savaşçıları kendilerine daha kolay çekiyordu.

Osmanlı’nın ilk yüzyılında şehirli Sünni ulemanın ve tarikatların (Mevlevilik gibi) bölgede esamesi okunmaz.

 

Atlı göçebe kuvvetlerin kale kuşatmalarındaki başarısızlığı, Orhan Bey’i düzenli bir "Yaya" (piyade) ordusu kurmaya itmiştir.

Bu piyade gücü ve bürokrasinin ihtiyaç duyduğu insan malzemesi, Anadolu’dan gelmeyen Türkmenler yerine, yerli Rum ve Slav nüfustan devşirilmiştir.

 

Altıncı Sure - İlk Hedefimiz: İkinci Cumhuriyet

Devrimci Durumdayız: Çözüm Yine Cumhuriyet Daha Laik & Daha Halkçı & Daha Eşit

Türk-İslam Sentezi / azılı cehalet

İmam-Hatipler / cahil atölyeleri

 

Yedinci Sure - Elveda Ertuğrul

Birinci Bölüm - Ertuğrul’un İhaneti

Ertuğrul Özkök

 

Yuri Gagarin’in uzaya çıkışı, Che Guevara’nın dağlardaki savaşı, Sartre’ın Nobel’i reddedişi

 

İkinci Bölüm - Harbiye'nin Zaptı

 

Üçüncü Bölüm - Aydınların Başkaldırısı: 1984

Diktatörlük döneminde tarafsızlık, akıl yitimine varan bir geri çekilmedir.

 

Sekizinci Sure - Ağam Kemal

Yaşar Kemal “Okur-Yazar” Mı, Hayır ve Sadece “Yazar”

Kemal Sadık Göğceli’den Yaşar Kemal’e

Dünyanın yoksul ve küçük insanlardan kahramanlar beklediği bir dönemde İnce Memed'in çıkışı, Yaşar Kemal’i evrensel bir simge haline getirdi.

 

Türk edebiyatının altın çağı / 1935-1950 arası

 

Dokuzuncu Sure - Üç Kitap İle Üç Üniversite

Sabetayizm & Judaism & Yobazizm: Davıd Bayar & Ezra Oz & Mim Özyürek

Din, "kendini bulamamış insanın öz-bilincidir.

 

Nilüfer Göle ve "Modern Mahrem" eleştirisi

 

İsim Bilimi (Onomastique) ve kimlik analizi

 

Sabetayist topluluklarda evlilik, cemaatin bekası için kritik bir ritüeldir

 

Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya / Huxley’de "Epsilonlar", laboratuvarda oksijeni az verilerek zekası geriletilmiş, sadece en alt işleri yapmak için "şartlandırılmış" varlıklardır.

Kılıçdaroğlu / siyasi bir "Epsilon"

 

16 Haziran 2025 Pazartesi

Yalçın Küçük - Bilim ve Edebiyat - Notlar

Yalçın Küçük - Bilim ve Edebiyat - Notlar

Tekin Yayınları, 1985

 

Önsöz

 

Mayıs 1982 tarihinden sonraki çalışmalarımdan gerekli gördüklerimi buraya aldım.

 

Birinci Kitap

Edebiyat ile Bilim

Nesiller ve Edebiyat

Türkiye'nin tarihinde üç nesil var.

Nesillerin ilki 1830 ile 1840 arasında doğdu. Onaltıncı yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar Türkiye tarihinde güzel ve değerli ne varsa, bu neslin omuzlarına düştü. İlk romanı, bunlar yazdı, ilk şiiri de yazdılar. İlk tiyatroyu bu nesil oynadı, ilk ciddi gazeteyi bu nesil çıkardı.

Türkiye tarihinin ikinci güçlü nesli. İlk neslin nadaslı toprağına düştü. 1880 ile 1900 yılları arasında dünyaya geldi. Bu nesil Cumhuriyeti kurdu.

Bu İkinci nesil. Türkiye tarihinin en becerikli ihtilâlcilerini çıkardı.

Türkiye'de İkinci nesil «illegal» olarak Namık Kemal'i okuyarak birbirini tanıdı. Türkiye'de üçüncü nesil yine «İllegal» olarak Nazım'ı okuyarak birbirini tanıdı.

Türkiye tarihinin üçüncü nesil, Nazım İle aşırı yüklü olarak büyüdü. Üçüncü nesil. 1930 ile 1950 arasında doğdu.

 

Türkiye'de Ahmet Mithat Efendi geleneği devam ediyor. Bilgi, tarih, ideoloji ve teori gene nesillere basitleştirilerek. çiğnenerek edebiyat olarak veriliyor.

 

Edebiyat İle Bilim Yapmak

Robinson Crusoe'nun yazarı bir iktisatçı.

Doğu'da yeni ticaret imkânları aranırken, yanlışlıkla Amerika bulunuyor. Amerika'nın temelinde yanlışlık var.

Bilimi toplumdan ve sınıflardan soyutlama, Robinson Crusoe örneği ile doğuyor.

 

Yeşil Gece

Her şeyi zamanında öğrenmek gerekiyor.

 

İnkılâp denilen şey bir günde olmuyor

Yeşil Gece'nin sondan bir önceki paragrafında Reşit Nuri böyle yazdı.

Yeşil Gece'yi yalnızca softalığa karşı bir mücadelenin romanı olarak anlamının eksikliği, herhalde belli olmaya başlıyor. Yeşil Gece uyarıyor.

 

1920 yılında Serbest Fırka görülmemiş bir İlgi gördü. Düzen, yerleşmemişliğini anladı. Düzen yerleşmek için çare aradı. Türkiye, Osmanlı’dan bu on yılda koptu. Bütünüyle «Türkiye Düzeni» ve yaygın deyimiyle Kemalizm. 1930 yıllarında doğdu. Ve 1930 yılından İki yıl önce Yeşil Gece. İki yıl sonra da Yaban yazıldı. Yeşil Gece uyardı. Yaban yol gösterdi.

 

Yakup Kadri'nin Yaban'ı İle başlayan ve 1960 ve 70 yıllarının «köy romanı» İle süren komalist gerçekçilik kemalist tarih tezinin edebiyata yansıması oluyor. İkincisi, kemalist gerçekçilik gerçeğin çarpıtılması anlamına geliyor. Gerçeğe sınıftan ve sınıf kavgasından yoksun olarak bakma anlamına gelir.

 

Yakup Kadri. Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’in İstanbul’daki adamıdır. Haber verenidir veya verenlerden birisidir.

 

Yaban kemalist iktidarın kendi düzenini oturtmak için ve halkçılık adına köylülüğü dayanmayı bir politika olarak seçtiği bir zamanda bu politikanın en önemli araçlarından birisi oldu.

 

Derime Bakmak • Derimi Vermek

19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi / Fethi Naci'nin. On Türk Romanı

Türkiye edebiyat tarihinin vazgeçilmez kaynaklarından

 

Derine bakmak gerek. Derini vermek gerek. Asıl yaratıcılık burada. Gözleme dayalı edebiyat işin kolayında.

 

Çerkez Etem Oyunu

Kemalistlerin Etem'den «çekinmesi gerekecekti.» Neden?

 

Bir Öykünün Ekonomi-Politiği

Aziz Nesin'in «Büyük Grev» adlı öyküsü

Bir gazete sayfasına sığdırılmış bir büyük ekonomi politik dersi.

 

Kapitalizmin bunalımı işliyor, stoklar birikiyor.

İşadamlarının yakınları çare oldular. Çare oldular. «Büyük Grev» boşladı.

 

«Büyük Grev» dolayısıyla birikmiş stoklar yüksek fiyatla satıldı. Stoklar tümden erimeye başladı.

Büyük İşadamı, borçlu kalmak istemiyor. Kendi yardımına koşan sendikadan yardımını esirgemiyor.

 

Selâmet, Edebiyat ve İktisat

Abartma ve küçültme. Bir ve aynı şey. Bir şeyi abartmak için mutlaka başka birini küçültmek gerekli. Eğer Türkiye'de ekonomik gelişme ve çelişkileri abartıyorsanız örneğin dinsel Öğeleri küçültürsünüz. Eğer bürokrasiyi abartıyorsanız, ekonomik gelişme ve çelişkileri ihmal edersiniz.

 

Düğün Sıcağında Ölmeye Yatmak

Gorki

 

Adalet Ağaoğlu. Aysel'e profesörlük sınavının tedirginliğini yüklüyor. Türkiye'de profesör olmak İçin sınav gerekmiyor.

 

Eleştirmen, toplumu, eseri ve yaratıcısını bir bütün içinde ve gelişme halinde görebilendir. Bu yüzden eleştirmen, okuyucuya olduğu kadar sanat eserinin yaratıcısına da yardımcı olabilen kim-sedir.

 

40 yaşına yaklaşmışken bir gün İntihara kalkıyor, 'ölmeye yatıyor'. Görünüşte Aysel'i 'ölmeye yatmak’a götürecek bir bunalım söz konusu değil: Mutlu bir evlilik yapmış, topluluğa saygın bir yeri var.

 

Gelişme ve Estetik

Kafka. 1920 yıllarının ilk yarısında öldü. Kapitalizmin gelişme hızının kesildiği, gazdan ayağın çekildiği dönemde yaşadı.

Gelişmesi durmuş kapitalizm, boş kaldıramayan bireyleri, yaratıcı olamayanları, hareket edemeyenleri, ya da hareketlerinin önünü açamayanları hamam böceğine dönüştürüyor.

 

İngiliz Endüstri Devrimi Öncesinde Avrupa’da Yünlü Dokuma Sanayii

a) Her devrim kendisinden önceki birikimi küçümsemiştir. Kendisini ise abartmıştır. Sanayi devrimi, örnek olsun, yünlü dokuma tezgâhlarındaki birikimi küçümsemiş: pamuklu dokuma teknolojisindeki gelişmeleri abartmıştır.

 

b) Her sistem yeni bir mal ile ortaya çıkmak zorundadır. Sanayi Devrim), bir başka açıdan bakıldığında, Hollanda'ya dayalı dünya sistemini yıkıp İngiltere'ye bağlı yeni bir sistem kurma çabasıdır. İngiltere bunu yünlü dokuma İle denemiş, başaramamıştır. Sonuca pamuklu dokuma ile ulaşmıştır.

 

Endüstri devriminden hemen önce Batı Avrupa’nın ve tüm dünyanın en sanayileşmiş ülkesi İngiltere değil. Hollanda. İngiltere, bugünün az gelişmiş kapitalist ülkelerinin Birleşik Amerika'yı model alması gibi, Hollanda'yı örnek alıyor. İngiltere'nin en acık biçimde formüle edilmiş hedefi Hollanda'ya benzemek. Ancak benzemek rekabeti gerektiriyor. Rekabet ise yünlü dokuma üzerinde.

 

Adam Smith, tüccarın enternasyonalist kişiliğini vurguluyor. Bu cümleden hemen sonra da şunları yazıyor: «Ticaretini hangi ülkeden yaptığı, onun için, hiç de önemli değildir

 

Tüccarın toplumun en kültürlü kimseleri arasında yer alması sadece Batı'da değil ve özellikle Doğu'da görülüyor

 

Para kaybetmenin üç yolu vardır. Kadın, kumar ve mühendislik. İlk İki yolla para kaybetmek, en azından, hoştur: üçüncü yol ise en kesindir

 

Sekizinci yüzyıldan sonra ve Arap uygarlığının parlak dönemlerinin de sonunun yaklaşmasıyla birlikte en güzel yünlü dokumaların dokunması Batıya sıçrıyor.

 

Bir sanayi, ne kadar enternasyonel olursa olsun, uluslararası ticaretin dalgalanmalarından bağımsız bir asgari iç pazara sahip olmadıkça varlığını sürdüremez.

 

Haçlı Seferleri, Akdeniz'in bir Arap denizi olmasıyla tüm Akdeniz ve özellikle çok zengin Doğu Akdeniz ticaretinden yoksun kalan ve bu yüzden «boğulma» belirtileri gösteren Hıristiyan Avrupa'nın müslüman Araplara karşı gösterdiği tepki oluyor. Haçlı Seferleri. Doğu Akdeniz'de, bugünkü Suriye ve Antakya gibi yerlerde Hıristiyan Krallıklar kurarak sona eriyor. Bunlar Doğu Akdeniz ticaretinin, Hıristiyan Batı Avrupa İçin güvenliğini sağlayan ileri karakol işlevini görüyorlar. Bu toprakların tekrar Araplara kazandırılması Selçuklu ve Osmanlı müslüman Türklerine düşüyor.

 

İngiltere, bütün merkantilist dönemde hiç bir zaman Batı Avrupa'nın an çok sanayileşmiş ülkesi durumuna gelemedi.

 

Orta cağda dokuma sanayiinde dört süreç var. Yapağı tarama, carding ve combing, eğirme, spinning. dokuma. meaving vo on sonunda kassar işlemi, fulling. Bunların İlk üçü, on sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda mekanizasyon aşamasına ulaştı ve bu endüstri devriminin başlangıcı sayıldı.

 

Misafir

Bilgesu Erenus

 

Anı Okuyucuları İçin Yanlış Doğru Cedveli

Zekeriya Bey in anılarının bu bolümü, beni ve bu arada bir çoğumuzu, uzunca bir zaman yanılttı.

 

Nazım Resimli Ay'da doğdu. Resimli Ay da Nazım ile doğdu.

Nazım Hikmet Türk entellektüel hayatında çok büyük ve çok kısa bir fırtınadır. Nazım'ın Türkiye'de etkinlik dönemi Resimli Ay ile başlar ve Resimli Ay ile birlikte ve çok büyük ölçüde kapanır. Nazım bir büyük fırtınadır ve bütün kapılar kapanır.

 

Ben kartlarla çalışıyorum. Okumak, benim İçin, kartlara geçirmek demek. Romanları da öyle okuyorum. Kartlara geçirmek sadece bir teknik işlem değil. Benim için kartlara geçirmek, aynı zamanda, somutu veya aynı anlama gelmek üzere gerçeği, mümkün alan en küçük parçalara ayırmak demek oluyor. Gerçeği yeniden yaratabilmek için önce mümkün olan en küçük parçalara ayırmak gerekiyor. Çünkü gerçekçilik, gerçeği yansıtmak demek değil. Gerçeği yansıtmak yeteneksizlerin işidir.

 

İkinci Kitap

Aydınlar - Aydıncıklar

Aydın Üzerine Tezler

Tazminat Fermanı'nı okuyan Koca Reşit Paşa hâlâ «büyüktür.» Önemli işler yapmıştır, Tanzimat ve Tanzimat Aydını çok önemlidir. Namık Kemal önemlidir. Ziya Paşa önemlidir. Şinasi çok önemlidir.

Ahmet Mithat Efendi, hem bir Tanzimat Aydını'dır, hem de Meşrutiyet. Mithat Paşa. Koca Reşit Paşa'nın yetiştirmesidir. Ahmet Mithat Efendi. Mithat Paşa'nın yetiştirmesidir.

Kendisi cok çalışkan Ahmet Mithat. Türkiye aydınının tembellik mikrobudur. Türkiye aydınındaki kolaycılığın, ciddi kitap okumama alışkanlığının babası Ahmet Mithat'tır. Türkiye aydınını tembelliğe Ahmet Mithat alıştırdı. Kıvırtmaya da. Bu çalışkan adam, bu «yazı makinası», koruyucusu ve hamisi Mithat Paşa’nın boğulmasını onayladı, savundu.

 

Ziya Gökalp İse alabildiğine ciddi. Türkiye’nin ilk büyük düşünürü sayılıyor. En büyük özelliği çok az konuşması.

Zira Gökalp, her zaman, konuşmadan önce sıkıntıdan terlermiş.

 

Türkiye'de Çağdaş Aydın

Tercüme Odası’nda Doğdu

Türkiye'de çağdaş aydın Tanzimat İle birlikte doğdu. Tanzimat'ta aydın, Tercüme Odası'nda doğdu.

 

Tercüme Odası, bugünkü Dışişleri Bakanlığının nüvesi de oluyor.

 

Özetle şu oldu: Tercüme Odası’nda doğan aydın, ihtilâlci, sanat adamı ve siyasal düşünür olarak ortaya çıktı.

Edebiyat adamının, siyasal düşünürlüğe; gazetecinin İhtilâlciliğe özenmesinin geleneğinde bu başlangıç olmalı.

 

Tercüme Odası’na doğan aydın, dış faktör ile aşırı olarak yüklü büyüyor.

 

…bilim evrenseldir. Hiçbir toplum buna kapılarını kapatamaz. Kapattığı takdirde «köylü aydını» ortaya çıkar. Ya da «kendine özgü model» arayışları ile bilim dışı akımlar başlar.

 

Türk Aydını Mazoşisttir.

 

Cumhurbaşkanlığı. Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı, hole hele Dışişleri Bakanlığı arşivleri hâlâ Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı araştırıcılara kapalı. Kullanamıyorlar. Utanç verici yanı burası değil. Şurası: Türkiye aydını, sömürgeleştirilmiş kafalar gibi, bunları İstemenin hakkı olduğunu düşünemiyor.

 

Türkiye aydını kısırlığını, kısırlığını gizlemek için bir sömürü halinde işlediği Nazım Hikmette de gösteriyor Nazım ile ilgili olarak Türkiye aydınının bir numaralı sorunu «Nazım'ın Kadınları» oluyor.

 

…sözü uzatmaya gerek yok. Sözün kısası şu: Kemal Tahir, bir çarıklı erkânı harptır. Bir yarı-cahil ve bir yarı-aydındır.

 

Kemal Tahir'de bir keramet veya bir «düşünür» bulanlar tüm cahildir. Kemal Tahir bugün okuyucusunu buluyor. Sağ okuyucunun malı oluyor.

 

Türkiye'de Yeni Düşünce Dergilerde Oluştu ve Yayıldı

Türkiye aydını pek kitap okumayı sevmiyor. Ahmet Mithat Efendi’nin alıştırdığı gibi, basitleştirilmiş veya ağız da çiğnenip «roman» haline getirilmiş kitapları okuyor.

Türkiye'nin son seksen yıllık tarihine bakıldığı zaman hatta bu geçmiş yüzyıla çıkarıldığı zaman, en alkili aracın dergi olduğu ortaya çıkıyor.

 

Türkiye Komünist Partisi’nin Aydınlık Dergisi önemli bir dergi olamadı.

Şevket Süreyya'nın Kadro Dergisi çok önemli bir dergi oldu.

 

1920 Devrimi. İttihat ve Terakki Dergilerini kaynak saydı. 27 Mayıs için sadece Forum ve Akis Dergileri vardı.

Doğan Avcıoğlu'nun etkisinde ve Avcıoğlu'nun ismine bağlı olarak çıkan Yön Dergisi, son yirmi yılın en etkin dergisi olma Özelliğini hâlâ koruyor.

 

12 Mart'a Türkiye, Türkiye kapitalizminin ekonomik ve Türkiye toplumunun politik sorunları yüzünden girdi.

1968 ve 1969 yılından itibaren Türkiye, buzdolabı, çamaşır makinası, televizyon, elektrik süpürgesi, otomobilin yapım ve satımında bir sıçrama aşamasına girdi. Yapacak ve kapalı bir ekonomi gibi, yalnızca ic pazarda satacak. Geniş ve bugün de yaşanan 12 Mart, böyle bir sorun ile başladı.

Marx İse Kapital’de böyle bir sorunun ne demek olduğunu yazdı. Tüketim malları departmanında üretim artacak olursa ve dış ticaret imkânları olmadığı için kapalı bir ekonomi zorunlu oluyorsa, ücret ve maaşları artırmaktan başka çare yok.

 

Nurullah Ataç, bir Türk aydını idi. Ataç, büyük bir kavga-cı aydın idi. Ataç, küçük sorunlar üzerinde büyük ve güzel kavgalar veren bir aydındı. Küçük davaların büyük savaşçısı.

 

«Yenilgi» Öğretmen

 

Ahir Zaman Peygamberi Bu Cehil Kemal Tahir

Ebu Cehil / Asıl adı Ebul-Hakem' Amr b. el-Mugire olup, kendisine, anasına nispetle, İbn el-Hanzele de denir; Mekkelidir ve Küreyşin meşhur Mahzun ailesine mensuptur. Bir rivayete göre, Peygamber ile hemen aynı yaşta idi.

 

Ebu Cehil Kemal Tahir bir gericidir. Bir Osmanlı sevdalısı, bir Osmanlıcıdır.

Ebu Cehil Kemal Tahir, çok roman yazdı. Romanları çok tartışıldı. Dünyada ve Türkiye'de çok roman yazan, romanları çok tartışılan fakat hiç bir romanı roman olarak tartışılmayan sui generis, kendine özgü, bir yazar oldu. Peygamberliği işte burada doğdu. Roman yazıp bilim saçan bir adam oldu.

 

Kemal Tahir, rastgele eline geçirdiği tarih kitaplarıyla anılardan roman yazıyor. Tembel okuyucu da bunları roman değil bir tarih kitabı olarak okuyor.

 

Yorgun Savaşçı. Ebu Cehil Kemal Tahir’in on Önemli romanıdır. Fakat roman değildir.

Yorgun Savaşçı, bir roman değil bir telefon rehberidir.

Mütareke'den başlayıp Kurtuluş Savaşı'nın ilk dönemine kadar uzanan bir zaman kesitinde ve tercihli olarak telefon alabilecek herkesin ismi yazılıdır.

Ancak telefon rehberinin sayfaları arasında reklâm kuşakları yerine seks hikâyeleri var.

 

Ebu Cehil tam bir köylü. Köylü mantığıyla köylü tartışma yöntemine sahip.

Köy camii ya da kasaba kahvesindeki tartışmana amacı, ortak doğruyu bulmak değil. Karşısındakini «taka bastırmak» veya «tongaya düşürmek». Tartışmada başarının ölçüsü de seyircileri güldürmek veya seyircilerden alkış almak.

 

Ebu Cehil Kemal Tahir. Yorgun Savaşçı'da yazıyor: «Bir şeyin tabu olması için anlaşılması değil, anlaşılmaması şarttır.»

 

Asya üretim biçimi üzerine tartışmalar, Türkiye'de doğmadı. Batı Avrupa'da fışkırdı. 1960 yıllarının ortasına doğru. İbn Haldun, bu dönemde ve Avrupa'da moda oldu

 

Kemal Tahir, çok basit doğrulardan çok büyük yanlışlar çıkarabilen bir yazardır, özelliği buradan geliyor.

 

Kemal Tahir, Kurtuluş Savaşı'nın yorgun bir kurmay takımının komutasında yorgun savaşçılardan oluşan bir orduyla yapıldığını görüyor. Bu gözlem, doğrudur. Kemal Tahir, Kurtuluş Savaşı'nın kurmay takımının İttihat ve Terakki'den kaynaklandığını do görüyor. Bu gözlem de doğrudur.

Bu basit ve doğru gözlemlerden çok büyük yanlışlar çıkarıyor.

 

Ebu Cehil. Yorgun Savaşçı ile roman yazmadı. Tarih yazdığı düşüncesinde. Okuyucu da Yorgun Savaşçı’yı bir tarih olarak okudu.

 

Kurt Kanunu. İzmir Suikastı ve dolayısıyla ittihatçıların İstiklâl Mahkemesi eliyle temizlenmesinin «romanı» olarak yazılıyor.

 

Kara Kemal’in İzmit'te Mustafa Kemal ile ne konuştuğu bilinmiyor. Ancak Karo Kemal'in, gençler arasındaki deyimle, «hava basmış» olduğu anlaşılıyor. Mustafa Kemal'in Kara Kemal'i İzmit'e çağırdığını herkes biliyor. Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kurulmasından hemen önce. Bu da gösteriyor: Mustafa Kemal, kendisini İyice sağlam hissedinceye kadar İttihatçılar İle çatışmaktan kaçınıyor.

 

Mustafa Kemal bir «Osmanlı Aydını» olarak doğdu ve bir Osmanlı aydını olarak öldü. Kişisel olarak hep Osmanlı kaldı. Ancak her devrim lideri gibi yaptığı devrimi abartmak zorundaydı.

 

Can almak, Osmanlı politikacısında. Kızılderilinin duman göndermesi gibidir.

 

Mustafa Kemal'in büyük yetkilerle Samsun'a nasıl çıktığı bilinmiyor. Mustafa Kemal de. Kemalist tarihçiler de bu noktayı karanlık tutmayı seviyorlar.

 

Kolay Okuyucuyu Aşmak Ya Da Aydıncıklar

Makar Devuşkin. Dostoyevskiy'in ilk kahramanı. «İnsancıklar» da İlk romanı.

 

Makar'ın aşkında şiddet, İlgisinde tenkit bulunmuyor. Sevgisinde şiddet ve İlgisinde tenkit olmayanlara. her zaman ve her yerde, hüsran düşüyor. Arabanın arkasından koşmak düşüyor.

 

…ruhban sınıfı… / din esnafı…

 

Sabahattin Ali ve Ölümü

Türkiye'nin «solcu aydınları», ölümü pek severiz. Ama normal ölümü değil. Poliste ölmeyi severiz. Hem de çok. MİT'te ölmeyi ise daha çok severiz.

Türkiye'nin solcu aydınları ölümü çok seviyor. Ölümle kendisini ispat etmek istiyor. Ölümle ispat, kendini İspat etmenin on kolay yöntemlerinden birisidir. Boş gecen bir yaşamı ölümle taçlandırmak çok kolay olmalı.

 

Kemal Bayram. Filiz Ali. Atillâ özkırımlı ve Asım Bezirci'nin imzasını taşıyan üç Sabahattin Ali kitabının ortak özelliği, içlerinde pek az emek bulunması. Yaratıcı emek İse hiç yok. Bu yüzden kitapları, aydınlıktan cok daha alaca karanlık veriyor.

Bu kitapları incelerken, kendimi bir parçası saydığım Türk aydınlan adına utandığımı söylemeliyim. Bu kadar az araştırma ile bu kadar az düşünerek neden ve nasıl kitap yazılır, anlamakta güçlük çekiyorum.

 

Sabahattin Ali'ye Kırklareli'nde bir hafta aralıksız işkence yapılmıştır. Bu işkence sırasında dozaj fazla kaçırılmış ve Sabahattin Ali öldürülmüştür.” (Kemal Bayram. Sabahattin Ali Olayı, önsöz). Kemal Bayram bunları yazıyor. Daha doğrusu uyduruyor Kahrolası bir köylü dünya görüşü ile uyduruyor.

 

Sabahattin Ali, yaşadığı sürece dostlarına «korku salan» ilişkiler içinde bir kimse.

Bundan kuşku duyulmaması gerekiyor.

 

Her aydın ve hiç kuşku yok her yazar derinliklerinde belli bir dengesizliği korumak zorundadır. Kendisiyle ve İçinde yaşadığı dünya ile dengeye ulaşmış bir kimsenin aydın, solcu ve giderek yazar olmasına imkân yok. Çünkü denge ölüm demektir. Uyuşmak demektir Gelişmenin durması demektir. Çünkü gelişme dengesizliktedir. Çünkü gelişmenin tohumları uyuşmamakta yatar.

 

Sabahattin Ali'nin öldürülmesi olayında polis «Bulgaristan’a adam kaçıran bir şebeke» arıyor. Sabahattin Ali'nin öldürülmesinin düğümü burada yatıyor.

 

Benim yaptığım araştırmadan çıkan sonucu şöyle özetleyebilirim: Sabahattin Ali, polisin, Bulgaristan'a sürekli olarak adam kaçıran bir şebekeyi yakalama çabalarında bir «yem» olarak kullanılmıştır. Sabahattin Ali böyle bir «operasyon» içinde bir «yem» olarak kullanılırken öldürülmüştür.

 

Ali Ertekin. Bulgaristan'a adam kaçıran şebekedendir,. Yakalanmıştır. Polis. Ali Ertekin'e. büyük bir ihtimalle. «Ölümlerden ölüm beğen» demiştir. Ali Ertekin, Sabahattin Ali'yi Öldürdüğünü kabullenirse daha hafif bir ceza ile kurtulacağına inandırılmıştır.

 

Dünyanın En Borçlu İnsanı (Aziz Nesin)

Okurlarımın utanacağı bir kitap yazmak İstemem. Bugüne dek her ne yazdımsa, iyi yazdım, kötü yazdım, ama her yazıma nice varsa bütün soluğumu koydum.

 

Kendimi dünyanın en borçlu İnsanı saydığım İçin, Sabahattin Ali'yi de, Nazım Hikmet'i de yaşadığım olayları da yazmak boynumun borcudur. Ben yaşamayı dünya nimetlerinden nasiplenmek için değil, borçlarını ödemek için istiyorum.

 

Bir Ahlâk Dersi

Aysel Özakın'ın, ilk romanı Gurbet Yavrum

 

Kadının özgürleşmesi süreci, antik çağdan kalma bu mesleğin ortadan kalkması anlamına gelmiyor Bu nedenle ister özgür veya isterse özgürleşme süreci içinde bir kadın bir takım maddi olanaklar için bir evlilik kuruyorsa veya maddi konfordan ayrılamadığı İçin evliliğini bozamıyorsa «gizli orospu» tanımı ortaya çıkıyor, demektir.

 

Yabancı'da Önemli olan insanın kendisine, kandı varlığına ve yaşamına yabancı olmasıdır. Camus, Yabancı'da ve Veba'da varolmanın güçlüğü kadar varolmaktan vazgeçmenin kolaylığını ön plana çıkartıyor.

 

Türk aydınına ve eleştirmenine şaşıyorum? Sabiha Sertel, «bunu yayınlarsan başına iş açılır» dediği için Sabahattin Ali'nin İlkel öyküsü Sırca Köşk bir harika olur, Nihal Adsız «beni yazıyor» dediği İçin İçimizdeki Şeytan kırk yıl anti-faşist sayılır, salt Nazım'ın kaleminden çıktığı İçin Romantika roman kabul edilir. Bütün bunlarla Türkiye'de yalnızca bir «estetik boşluk» yaratılmış olduğu bile fark edilmez. Sonunda belki de farkedilen kendi boşlukları olur…

 

Üç İstanbul'da, bütün eleştirmenler. .Adnan üzerinde duruyor, halbuki önemli olan Belkıs'tır. Neden?

Belkıs, harika bir kadındır, bir güçtür. Osmanlı ile birlikte çökmüştür

 

Feodal erkek, evlilik dışı ilişkisini ayağa düşürmez, metresi ile karısını yüz yüze getirmez. İkisini de ve kendi ölçülerinde korur.

…feodal erkek meyhaneye gitmez. Meyhane, lümpenlerin, artizanların, kulakların, küçük burjuvazinin ve sanatçıların yeridir.

 

Bir Estetik Kuramı

Falih Rıfkı Roman'ına neden «roman» adını koydu, bir türlü anlayamıyorum. Güzel ama roman değil. Ancak «roman» kelimesinin çok çekici olduğunu biliyorum, insanlar güzel bir yüzün güzelliğini anlatmakta güçlük çekince «resim gibi» diyorlar. «İyi» ve anlamlı geçtiğine inanılan bir ömür için de «roman gibi» deyimi kullanılıyor.

 

Engels. 1845 tarihli İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu'nda, sanayi devriminden Öncesi emekçilere «gerçekte insan değillerdi» diyor. Engels «entellektüel acıdan ölü» bu yığınları «insana lâyık» görmüyor. Fiziksel anlamda değil, tarihsel anlamda İnsan ve roman aynı zamanda tarih sahnesine çıkıyor. Roman burjuva devrimiyle birlikte yazılmaya başlanıyor. Roman ve insan aynı tarihte doğuyorlar.

 

İçimizdeki Şeytan, Türkcede Dostoyevskiy'e en çok yaklaşan romandır.

 

Bir Gün Tek Başına. Bu roman, 27 Mayıs öncesinin gençlik eylemlerini konu alıyor.

 

Türkiye Düşün İhraç Edebilir Mi?

Türkiye, kendine özgü ürünlerle evrenseli aşmadığı sürece dışarıya açılamaz Bu tarihin çözümlemesinden ortaya çıkan bilimsel bir yasa. İngiltere, pamuklu dokuma ile evrensel yünlü dokumayı aştığı için dış dünyaya acildi. Sonra yerleşti. Pamukta görülen, daha önce ve daha sonra, her türlü düşün alanında yaşandı.

Kendine özgü ürün, özgün urun demek, özgün urun kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Bir birikimi gerektiriyor. Birikim ise tarih demek. Tarih yoksa, ürün de yok.

 

Türkiye sadece 1930 yıllarında özgün olabildi.

Türkiye'nin en Özgün düşünürleri bu dönemde çıktı. Rastlantı değil.

 

Kemalizm, Türkiye'nin ürettiği buzdolabından farksız bir sistem oldu. Avrupa'ya gönderilemiyor. Fakat Afrika'da va Arap ülkelerinde yer yer alıcı bulabiliyor. Arçelik buzdolapları gibi.

 

Kemalist Estetik veya Rabia İle Peregrini’nin Evliliği

Fransız romanı. Büyük Fransız Devrimi, birlikte doğduğu için güzel ve evrensel.

Fransız romanında Jülien Sorel var. Kırmızı ve Siyah'ta. Jülien Sorel kapitalizm içinde kapitalizme başkaldırıdır.

 

Sinekti Bakkal, Palyaço'nun kızı Rabia ve daha doğrusu Rabia'nın yükselişi üzerinedir

 

Fuad Köprülü / Başkaları yazdı, ben tekrarlıyorum: Şımarık, egoist, yüreksiz ve güvenilmez.

 

Yunus Emre / Türk derviş geleneğinde olduğu gibi, bir inanç uğruna kırk yıl odun taşımıştır.

 

Cumhuriyet Döneminde Türk Aydını

Aydın, aklını kullanarak mücadele eden insandır.

Arapça ‘münevver’ kelimesinin doğrudan çevrisi olan ‘aydın'. Batı dillerindeki entellektüel kelimesine göre çok daha fazla onur yüklüdür. Ancak entellektüel kelimesindeki akıl unsurundan yoksundur.

 

Kadro Hareketi ile birlikte Türk aydını «yaban» oldu.

Markopaşa, Türk basın hayatında, mücadeleci Türk aydın tarihinde, bir gizdir ve hâlâ çözülmemiş bir mucizedir.

 

Çubuğu Tersine Bükme Sürecinde Bir Halka

1820 yıllarında Türkiye'den Yunanistan bir bağımsız devlet olarak çıktı. Bu bir eylemdir ve sanıldığından çok önemlidir.

 

Batan bir İmparatorlukta dış İlişki Önemlidir ve yabancı dil bilmeyi gerektiriyor. Yunan'ın bağımsızlığına kadar bu işi Fenerli rumlar yapıyor. Artık yapamazlar. 1840 yıllarında Tercüme Odası kuruluyor. Türkiye'nin İlk büyük aydınları. Namık Kemal, Şinasi ve diğerleri hep tercüme odasından yetişiyor.

 

Tercüme Odası, dışişleri bakanlığının nüvesidir. Yüz yıl sonra İsmet Paşa, «yeni aydın» yetiştirmek İçin Tercüme Bürosu kurmuştur.

Tercüme Odası'nda doğan Türk aydını İçin Türkiye'yi yabancılardan Öğrenmek bir alışkanlık olmuştur.

 

Bilmeyi Bilmek veya Limancı Ahmet Hamdi

Tanpınar bir estet ya da bir düşünür değildir. Bilgi birikimi, dünya görüşü, kişiliği buna elverişli olmaktan çok uzak.

 

«Baş ucu» kitabı ne demek? Baş ucu kitabı, baş ucunda duran kitap demektir. Dünyada insanların bir bolümü yatarken baş uçlarında birer kitap bulundururlar. Bu Tevrat'tır, İncil'dir, Kur'an'dır.

 

Limancı Ahmet Hamdi / Ahmet Hamdi Başa

Lider, adam kullanmasını bilen adamdır. Mustafa Kemal bir liderdir ve adam kullanmasını hep bilmiştir.

 

Klasik iktisat, yönetmek için değil iktidar içindir. Ekonomi Politik, burjuvazinin iktidarı alma bilimi olmuştur. Ekonomi Politik İle burjuvazi ekonomiyi yönetmedi: klasik kapitalist dönemde ekonomi, İktidardaki burjuvazinin kendi bilimine ters düşen kurallarla yönetildi. Bu, Ekonomi Politik'in sonu demekti.

 

İşlevsel olarak şimdiye kadar dünyaya iki harika iktisatçı kümesi geldi. Biri, on yedinci yüzyılda: Merkantilistler. Diğeri yirminci yüzyılda Plancılar. Aslında plancılar yirminci yüzyıldaki merkantilistlerdir.

 

Ahmet Hamdi, bilmeyi bilmiyor.

 

Yeni bilgi üretebilmek için neyin bilindiğinin bilinmesi İlk şarttır. Gerekli koşuldur. Ahmet Hamdi bu gerekli koşuldan çok uzak.

 

Türk Aydınının Çocukluk Hastalığı: Evrensel Ün

 

Evrensel Ün ve Lobbying

 

Üçüncü Kitap

Aşılan Üniversite

Türkiye'nin Kültür Devrimi ve Bizim Üniversitelerimiz

 

Halkçı Eğitim ve Öğrenci Eylemleri

Genellikle Türkiye'deki eğitim Türkiye ihtiyaçlarına göre bir lüks sayılacak kadar uzun. Teknoloji yaratmayan, fakat tokno1a|l uygulayan ve do bunu ancak ekonominin oldukça küçük bir kesiminde yapan bir düzen do eğitimin bu kadar uzun olmasının hiç bir gerekçesi, olamaz. Söyleşme uzun bir eğitim ancak atıl kapasite yaratmaya yol acar.

Türkiye'de eğilimdeki israfı görmek için bir iki -sadece göze batıcı- örnek: Eczacılığı alınız. Bugün bir kimsenin eczacı olabilmesi için liseden sonra dört yıl daha okuması lâzım. Okuduktan sonra yapacağı iş, aşağı yukarı yüzde doksanı standartlaştırılmış, paketlenmiş ilâçlarla birlikte diş macunu, fırçası ve benzerlerini satmaktan başka hiçbir şey değil. Ve bunu da çokça zaman ortaokul mezunu kalfalar yapmaktadır.

 

Eğer bir ekonomi ürettiği becerileri kullanamıyorsa, bir İsraf söz konusudur.

 

Bulgaristan’daki Stamboliskiy Hareketinin Türkiye’de Köy Enstitüleri Üzerindeki Etkileri

Köy Enstitüleri, 1930 yıllarında Türkiye köylerine öğretmen yetiştirmek için kurulmuş kurumlar olarak biliniyor

 

Mahmul Makal, kendisi gibi ünlü bir diğer Köy Enstitüsü mezunu Fakir Baykurt gibi kısa bir zaman sonra Türk köyünü bırakıp kente geldi ve simdi de Türk kentini bırakıp Batı Almanya ya yerlermiş bulunuyor.

 

Kemalist sistem 1930 yıllarında belirlendi ve 1930 yıllarında şekillenen politikaların tümüne «Düzenin Oturması» adını verdim'. Biliniyor, işçi örgütlerinin çökertilmesi, faşist İtalya'dan alınan ceza kanunu maddeleri ile düşünce özgürlüğünün kısıtlanması, grev hakkının ortadan kaldırılması hep bu zamanda oldu. Ve yine bu zamanda köycülük akımı. Köy Enstitüleri'nden önce başladı.

İlk İşareti Kemalizm'in büyük romancısı ve Mustafa Kemal’in kişisel yakını. Kadro Dergisi'nin sahibi Yakup Kadri «Yaban Romanı» ile verdi.

 

(Tonguç) Bulgaristan'da doğup iki yıl köy öğretmenliği yaptıktan sonra Türkiye'ye kaçan ve Türkiye’de Köy Enstitülerinde öğretmen ve müdürlük yapan bir yazar.

 

Stamboliyskiy

Stambollyskiy'e göre yaşanan kötülükler İçin iki neden vardır: «Kötü yönetim ve suçlu halk aldırmazlığı»

 

Stamboliyskiy aydınlık işareti olarak bir ilk başlangıç koşulu gözetiyordu İnsanda. Savaşçı ruh. Ona göre aydın kişi haksızlığa, haksızlık getirenlere karşı umursamaz olamazdı

 

Bulgaristan'da Stamboliyskiy'in aydına bakışı ile Türkiye'de ve daha dar bir çerçeve içinde Tonguç'un Köy Enstitülerimden bekledikleri arasında fazla bir fark olduğu söylenemez.

 

Ahmet Cemil'den Halikarnas Balıkçısına

Romantizm, bir tarihe dönmek, bir de kahramanca davranmak demek. Romantik, toplumsal gerçekleri ihmal ederek, bireysel gücü abartan, büyük özveriler karşısında aklın sınırlarını zorlayan eylemleri başaran kişidir.

 

Mai va Siyah bir kaçışın romanıdır; Ahmet Cemil, yeni bir tip'in habercisi. Ahmet Cemil, bir sanat eseri yaratarak kendisini yaratmak peşinde olan bir Osmanlı aydınıdır.

 

Köycülük, halkçılık, Türkçülük bir çaresizliktir. Bütün çarelerin tükenildiğine inanıldığı zaman baş vurulan bir çaredir.

 

Cevat Şakir'in Bodrum'u bir yaşam biçimi olarak seçmesi bir politik olay değil. Şu nedenle değil: Resimli Ay'da çıkan bir yazıdan dolayı Zekeriya Sertel İle birlikte Ankara İstiklâl Mahkemesinde yargılandığı ve mahkûm olarak Bodrum'a sürüldüğü doğru. Ancak Cevat Şakir'in politikayla pek ilgisi yok.

 

Cevat Şakir bir tembeldir.

Cevat Şakir'in yaptığı on ciddi iş de turist rehberliği oldu.

Cevat Şakir, tanıtma İşine soğuk savaş döneminde Türkiye’nin Ege sahillerini Amerikan filosuna tanıtarak başlıyor.

 

Aydın Sorumsuzluğu veya Sorumsuz Aydınlar

Thomas More’un Utopya'sı

 

Çevirmek çeviri kokusu vermemektir. Çevirmek için en azından iki dili iyi bilmek gerekiyor.

 

Çeviri, imece yoluyla yapılmaz. İmece ile yapılan işin her bir bölümü ayrı bir beceri düzeyini yansıtır, farklı ustalıktadır, çeviride bu olmaz.

 

Gelişme ve Eşitsiz Gelişme Yasası

Türkiye, bir tarih koymak gerekirse Ücüncü Selim'den beri, nerede ise İki yüzyıldır. Batıdan çare almaya çalışıyor. Alamıyor. Alamaz. Çünkü Türkiye çareyi Batı’ya yetişmekte buluyor. Çare. Batı'ya yetişmekte geçmiyor. Çare Batı'yı aşmada yatıyor.

 

…merkantilist doktrinin özü, kalkınmak İçin savaş yapmak gerektiğidir.

Dünyada sınırlı miktarda ekonomik kaynak olduğu ve bunun bir ülkede ancak diğer bir ülke pahasına artırılabileceği görüşü. Bu yüzden bir ülkenin kendi gayretiyle ekonomik kalkınmaya girişmesi, diğer ülkelerin varlıklarından bir bölümü çalınmadıkça beyhude bir çabadır.

 

Antik Yunan'da özel ev mimarisinden söz edilemiyor. Yunan'dan sonra mimarinin geriliği Roma'da ise kamusal yapılar yerine özel villâlar ön plana çıkıyor.

 

Bilimde Yöntem

Bilim, önemli ölçüde, yöntemdir.

 

Kepler, evrenin ahengini, Tanrı'nın varlığım gösterecek yasaları arıyor. Kepler'den çok daha az yetenekli, Glasgow'da «Ahlâk» okutan Adam Smith, ekonomik dünyanın ahengini ve yasasını arıyor.

 

Kuhn'un Paradigması

Çırak, kalfa veya usta, bir üniversite öğretim üyesi bir kitaptan söz etti mi, en azından sözünü ettiği kitabı okumalıdır. Bu kural olmalıdır.

 

Sakal Yazısı