19 Ekim 2014 Pazar

Ed. Philip Gourevitch – Yazarın Odası

Ed. Philip Gourevitch – Yazarın Odası
Ustalar Yazma Sanatını Tartışıyor


Truman Capote & Pati Hill, 1957 (s. 15-34)

…yazmaya ne zaman başladınız?
On-on bir yaşındaydım.

Kısa öykü en zor ve en çok disiplin gerektiren düzyazı türüdür.

Öykü, sadece kendi doğallığında anlatılırsa doğru biçime ulaşır.

Yazdıkları arasında beğendikleri;
Başka Sesle Başka Odalar, Çimen Türküsü, Miriam, Doğumgünü Çocukları, Son Kapıyı da Kapa, Gece Ağacı, Acıyı Öğren…

Her şeyi okurum.
Haftada ortalama beş kitap okuyorum.

Sizi en çok etkileyen yazarlar…
Faulkner, Welty ve McCullers
Gençlik heveslerim: Poe, Dickens, Stevenson…
Hep aynı kalan meraklar: Flaubert, Turgenyev, Çehov, Austen, Forster, Maupassant…

Austen, Forster, Maupassant…

Yazma alışkanlıkları…
Elimin altında sigarayla kahve, yatakta uzanmadan veya bir koltukta gevşemeden düşünemiyorum.

Yazmaya başlamadan önce bir kitabın son hali kafanızda tamamen şekillenir mi?
Her defasında bir öykünün bütün akışı gözümün önünden film şeridi gibi geçer.
Ne var ki yazma aşaması her an sürprizlerle dolu.

Eserlerinizin ne kadarı otobiyografik?
Pek azı gerçek olay ve kişilerden esinlenilerek yazılmıştır.
Çimen Türküsü yazdığım tek gerçek şeydir.

Eleştiri…
Bir eser yayınlanmadan önce fikirlerine güvendiğiniz birisinden aldığınız eleştirinin tabii ki yapıcı etkisi olur. Ama yayınlanmasından sonra eser hakkında sadece övgüleri duymayı ya da okumayı isterim.
…asla ama asla bir eleştirmene cevap vererek kendinizi küçük düşürmeyin.

Batıl inançlarla bağlılık bana garip bir huzur veriyor.

Ernest Hemingway & George Plimpton, 1958 (s. 35-64)
Kitap yazma sürecini biraz anlatır mısınız?
Sabahın ilk ışıklarıyla çalışmaya başlarım.
Bir sonraki sahne kafanızda canlanınca ara vermek en iyisi.

Silahlara Veda’yı bitirirken son bölümünü tekrar tekrar yazmıştım. Son sayfası bir türlü olmadı, otuz dokuz defa tekrar yazmam gerekti.

Nerede takıldınız?
Sözcükleri doğru seçmede.

En iyi âşıkken yazılır.

Yazar adaylarına önerileriniz…
İyi yazmayı güç bulduğu için gitsin kendini tavana assın derim. Sonra da hiç acımadan ipi kesip kendini yazmaya zorlamalı. Bu durumda yazmaya başlarken elinde en azından ipe çekilme hikâyesi olur.

Hangi yazarlardan en çok öğrendiniz?
Twain, Flaubert, Stendhal, Bach, Turgenyev, Tolstoy, Dostoyevski, Çehov…

Amatörlerin tarz diye adlandırdıkları şey, genelde daha önceden zaten yapılmış bir şeyi ilk defa yapmayı denerken meydana gelen kaçınılmaz sakarlıklardır.

İyi bir yazar için en esaslı hüner; bedeninde şoka dayanıklı, saçmalık algılama cihazına sahip olmaktır. Buna yazar radarı da denir ve bütün büyük yazarlarda vardır.

T. S. Eliot & Donald Hall, 1959 (65-89)

Şiir yazmaya başladığımda on dört yaşındaydım. Fitzgerald’ın Ömer Hayyam isimli eserinden esinlenerek aynı türde birkaç kasvetli, tanrıtanımaz ve umarsız dörtlük yazmıştım.
Baudelaire ve Laforgue’un etkisiyle daha üretken oldum.

İnsan bir şeyi söyleyip rahatlamak ister, söyleyip rahatlayana kadar da neyi söyleyeceğini pek bilemez.

İçeriğin ne olacağını tam bilmeden önce şekil mi seçmiş oluyorsunuz?
Evet, bir bakıma öyle. (…) Şekil içeriğe bir enerji getirdi.

Tamamlanmamış bir şiir benim için silinip atılabilir.
Katedralde Cinayet’i yazarken şiirsellik adına güzel mısralar yazmanın şiirin dinamiğini sürdürmediği sürece hiçbir işe yaramadığını anlamıştım.

Dört Kuartet’in en iyi eseriniz olduğuna inanıyor musunuz?
Evet, her birinin bir öncekinden  daha iyi olduğunu düşünüyorum.

Jorge Luis Borges & Ronald Christ, 1967 (91-134)
New York’a gittim, çok hoşuma gitti. Kendi kendime dedim ki ben yaptım bu şehri. Bu benim eserim.

Epik şiirler bana lirik ya da ağıt türlerinden daha çok hitap ediyor.
Asker kökenli bir aileden geldiğim için olabilir.

1936’da bir kitabım yayınlanmıştı (Sonsuzluğun Tarihi). O yılın sonunda toplam otuz yedi tane satılmıştı.
Otuz yedi… İnsanın hayal gücüne sığar.

Çok fazla batıl inancım vardır.

Bir şey göstermek gibi bir niyetim hiç yok.

Tarif ediyorum, yazıyorum.

Sarı, renkler içinde en canlı olanıdır.

Gri bir dünyada yaşıyorum. Ama sarı parıldıyor.

Gençken hep metaforlar arardım. Sonradan fark ettim ki gerçekten güzel metaforlar hep aynı. Yani zamanı yolla karşılaştırıyorsunuz, ölümü uykuyla…
Metafor üretirseniz bile bir saniyelik bir şaşırtıcılık taşıyabilir ama herhangi derin bir duygu yaratmaz.
…daha önce aralarında bir ilgi kurulmamış şeylerin arasında bir ilgi kurmak daha iyidir çünkü aralarında gerçek bir ilgi yoktur.

Bir kitaba adayabilirsiniz kendinizi, her sözcüğüyle oynayıp her sıfatı daha iyisiyle değiştirebilirsiniz, ancak değişiklikleri yapmadan bıraktığınızda daha iyi bir kitap çıkar ortaya.
Bir yazar eğer kendi yazdıklarına inanmıyorsa okurlarının inanmasını nasıl bekler?

Kitap, kendini yazdırır.

(Bir yazar) Yazdıklarının okura verdiği keyif oranında ve uyandırdığı hislere göre değerlendirilmeli…

Johnson, Shakespeare’den daha İngiliz bir yazar.
Shakespeare ıstırapları abartıyor.
Shakespeare’de her zaman bir İtalyan taraf ya da Yahudi bir özellik hissettim ve belki de kendilerinden farklı olduğu için İngilizlerde bir hayranlık uyandırdı.

...bir insan sadece kendi yazdıklarıyla bir şey olur ya da olmaz, başkalarının söyledikleri hiçbir şeyi değiştirmez.

Kısa öykü ve deneme türlerini birbirine karıştırdığınızı söyleyebilir misiniz?
Evet, ama bilerek yaptım.

Rebecca West & Marina Warner, 1891 (s. 135-178)
Eserlerinde işlemediği tek bir acı dolu insan hikâyesi kalmamıştır.
Dilindeki hırs ve keskinlik okurları şaşkına çevirdi.
1892’de Londra’da doğdu.
H. G. Wells’ten olan tek çocuğu Anthony Panther’i tek başına büyüttü…

Gençken Twain kadar güzel yazmak için çıldırırdım.

İnsanlık ısmarlama bir şey değil, sürekli mücadele…

G. H. Wells’le çok mutsuz günler geçirdim. Bir tür sadistliğe kurban gittim.

Sadece elimde bir kurşun kalem varken ve yazıyorsam ya da kalemle oynuyorsam bir şeyleri hatırlayabiliyorum.
Sanıyorum elleriniz sizin yerinize odaklanıyor. Niye böyle bilmiyorum.

Gabriel Garcia Marquez & Peter H. Stone, 1981 (s. 179-207)
Her zaman asıl işimin gazetecilik olduğuna inanmışımdır.

Gazetecilikte tek bir yanlış bütün işi hükümsüz kılar. Romanda ise tam tersi, bir tek gerçek bütün işi meşru kılar.
Bir romancı, insanları inandırdığı sürece her istediğini yapabilir.

Yaprak Fırtınası’nı yazdığımda yazar olmayı istediğimi, kimsenin beni durduramayacağını ve tek yapmam gereken şeyin dünyadaki en iyi yazar olmaya çalışmak olduğunu anladım.

Yazdıklarımda gerçekle ilgisi olmayan bir tek satır bile olmamasına rağmen, kitaplarıma en büyük övgünün hayal gücüyle ilgili yapılması beni çok güldürüyor. Sorun Karayipler gerçeğinin hayal bile edilemeyecek bir düşe benzemesi.

Hayali olayları ince detaylarına kadar anlatıyorsunuz ki bu, olaylara bir gerçeklik kazandırıyor.

…gökyüzünde filler uçuyor diyecek olursanız, insanlar inanmayacaktır. Ancak dört yüz elli fil şu anda gökyüzünde uçuyor derseniz, inanma olasılıkları artar.

Asıl sorun birçok kimsenin benim hayali romanlar yazdığıma inanması. Hâlbuki ben çok gerçekçi bir insanım…

Gücünüz arttıkça kimin yalan kimin doğru söylediğini anlamak zorlaşır.

İyi bir yazar olmak için yazdığınız her an zihninizin tamamıyla açık ve sağlığınızın yerinde olması gerekir. O romantik edebiyat kavramına karşıyım.

En güç şeylerden biri ilk paragraftır. Bir ilk paragrafta aylar harcarım, bir kere onu halledince gerisi kolayca geliyor. Kitabınızdaki birçok sorunu ilk paragrafta çözüyorsunuz zaten. Teması, tarzı, dili ortaya çıkmış oluyor.

Yüzyıllık Yalnızlık niçin bu kadar tuttu sizce?
En küçük bir fikrim yok.

Film yönetmeni olmak istediğim bir dönem oldu.
Sinemayı, her şeyi mümkün kılan bir iletişim aracı olarak düşünmüştüm.

William Faulkner & Jean Stein, 1956 (s. 209-233)
Eğer ben olmasaydım biri benim yazdıklarımı yazacaktı.
Sanatçının hiçbir önemi yoktur. Yazdığı önemlidir.

Yazdıklarımı tekrar yazsam eminim daha iyi yazardım.

Bir yazar nasıl iyi bir romancı olur?
Yetenek
Disiplin
Çalışmak
Yaptığıyla hiç yetinmemeli.

Yazarın tek sorumluluğu sanatına karşıdır. İyi bir yazarsa tamamen acımasız olur. Bir hayali vardır. Hayal öyle bir acı verir ki ondan kurtulmak zorundadır.

…işim için ihtiyacım olan şeyler kâğıt, tütün, yiyecek ve biraz viski.

Yazarın ekonomik özgürlüğe ihtiyacı yoktur.
Para karşılı yazılmış iyi bir şeye rastlamadım hiç.
Hiçbir şey iyi bir yazarı yok edemez.
İyi yazarların başarıyla veya zengin olmakla uğraşacak zamanları yoktur. Başarı kadınsıdır ve kadına benzer, önünde eğilirseniz, üzerinizden geçer. O yüzden kadınlara elinizin tersini göstermelisiniz. O zaman belki önünüzde sürünürler.

Yazma işinde mekanik bir yöntem veya kestirme bir yol yoktur.

Ses ve Öfke
Beynimde bir resim olarak başladı.
Resim, küçük bir kızın armut ağacında oturduğu çamurlu bir ağaç eviydi, orada bir pencereden büyükannesinin cenazesini görebiliyor ve aşağıda bekleyen erkek kardeşlerine neler olduğunu anlatıyordu.

Kendimi en yakın hissettiğim kitaptır.

Hikâye genellikle bir tek fikirden veya beynimde bir resimden doğar. Bir hikâye yazmak basit olarak o anı yaşatmak, niçin meydana geldiğini veya sonradan olanlara neyin yol açtığını açıklamaktır.

En üzücü şeylerden biri bir insanın tek yapabileceği şeyin günde sekiz saat, her Allah’ın günü çalışmak…
Bundan dolayı insan kendini ve herkesi mutsuz ve bedbaht eder.

Graham Greene & Martin Shuttleworth, Simon Raven, 1953 (s. 235-251)

Stephen King & Christopher Lehmann-Haupt, Nathaniel Rich (s. 253-294)
Beş-altı yaşımdaydım, çizgi romanlardan resim kopyalayıp kendi öykülerimi yazardım.
Yazmaya başladığımda görüntüleri yazma eğilimim vardı.

Bazen filmler sin olabiliyor. Wolves of Cella’da Kurosowa’nın Seven Samurai filmini anlatmaya çalıştım.

Her zaman kitapların bir tür kişisel saldırı gibi olması gerektiğini düşündüm.

Biz insanlar nelerden korkarız, cevap kaos, yabancılar. Sonra değişikliklerden korkarız. Beklenmedik aksaklıklardan korkuyoruz ve bu da benim ilgimi çeken şey.

Anlattığım şey sıradışı olanın yaşama tecavüzü ve bunun üstesinden nasıl geldiğimiz.

…yüz yıl sonra insanların hangi kitaplarımı okuyacağı konusunda bir tahmin yapmam gerekirse Mahşer ve Medyum’u koyarım.

The Paris Review Interview
Türkçeleştiren: Öznur Ayman
Timaş Yayınları

 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder