18 Temmuz 2016 Pazartesi

Medya Sosyolojisi: Kitle İletişiminde Üretim, Dağıtım, Tüketim, Kontrol ve Yaklaşımlar

Kitle İletişiminde Üretim,
Dağıtım, Tüketim, Kontrol ve Yaklaşımlar
Kitle üretiminin yapılabilmesi için, o toplumun veya dünyadaki bir toplumun, kitle iletişimini üretecek bilgi ve araç üretimi seviyesinde olması gerekir.
Teknolojik araçlar, bu araçları üretebilecek bilgi, üretimi gerçekleştirecek insan kaynağı, kaynakların yönetimi üretim başlıca aşamalarıdır.

Kitle İletişimi Ürünleri, biçim ve içerik bakımından ayrıca incelenmelidir: gazete, dergi, video klip vs. üretimi biçim olarak belli kategorilerde incelebilir ancak bir de bu araçlar/ürünler aracılığıyla üretilen ideolojiler vardır. Kitle iletişimi direkt olarak üretilen bu bilgi akışıyla/ideolojilerle mümkündür. Kitle iletişiminin amacı insan bilişlerini, davranışlarını ve faaliyetlerini sürekli olarak işlemek ve yeniden üretmektir.

Kitle iletişiminde, örneğin bir televizyon haberi yapmak için gerekli tüm ilişki ve faaliyetlerin nasıl yapıldığı (bir haberin nasıl üretildiği) profesyonel pratiktir. Bu pratiğin düşünsel karakteri de profesyonel ideolojidir.

Kitle iletişiminde tüketiciler “izleyici, dinleyici, okuyucu” gibi isimlerle üretilir. İzleyicinin üretimi tüketimden geçerek sağlanır. İzleyici tüketmeyle (izleyerek, okuyarak, dinleyerek) sadece kendini yeniden üretmez, aynı zamanda tüm diğer ilgili üretimleri de yeniden üretir.

Kitle iletişiminin üretimi profesyonel iletişimcileri gerektirir. Üretim aşamalarının tümünde güç ilişkileri belirleyicidir. Güç odaklarının egemenliği altındaki medyalarda çalışan profesyoneller, egemenlere verdikleri hizmet nispetinde başarılı addedilirler.

Kitle iletişiminde nesnellik mümkün değildir.
Medya ticari (veya siyasi veya dinî) bir örgüttür ve sorumluluğu bu ticari (siyasi veya dinî) örgütün çıkarıyla belirlenir, genel halkın çıkarıyla değil.

Medya halkın gözünü, kulağını ve dilini belli endüstriyel ve siyasal yapıların çıkar bilinci yönünde biçimlendirmeye çalışır (isteyerek veya zaruretten).
Profesyonellik sistemin genel amacını, politikasını, hoşgörü çerçevesini, kontrollü alternatiflerini, dostunu ve düşmanını bilerek üretimde bulunmaktır.

Türkiye’de gazetecilerin ekonomik ve sosyal haklarını düzenleyen biri özel, diğeri genel üç yasa bulunmaktadır: Basın İş Yasası olarak bilinen 212 sayılı Yasa, Sendikalar Yasası ile Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası’dır. 212 sayılı Yasa gazetecileri geniş ölçüde koruyan içeriğe sahiptir.

İşini kaybetme korkusuyla yaşayan bir gazeteciden onurlu ve dürüst bir iş yapması beklenemez.

İçeriğin Biçimlendirilmesi demek, örneğin, bir haberin içeriğinin “uygun” bir şekilde doldurulması (mesajın uygun bir şekilde paketlenmesi) demektir.
İçerik için “uygunluk” paketlemeyi yapan profesyonelin karar vermesine” bağlıdır.

Medya ile temsilde gerçek ve yaşam yeniden kurgulanır.
Medya demek, “kurgulayan ve öyküleyen temsil sistemi” demektir.

Medyada Temsilin Karakteri
Temsil öznel çıkarlar çerçevesinden yapıldığı ve aynı zamanda genel ve öznel çıkarlarla ilgili olduğu için, daima “temsil sorunu” tartışmaları ortaya çıkar.

En gözde “doğru temsil” suya sabuna dokunmayan, eğlencenin tüketimi teşvik eden ideolojisiyle, bir şeylerin satışını yapan, bireyselleştirilmiş temsildir.
Doğruyu abartarak temsil: En çok abartılan cinayetler, şiddet ve trafik kazalarıdır.
Abartarak yanlış temsil: Burada içerik hem yanlıştır hem de bu yanlış abartılmıştır.
Abartma yerine azaltılmış temsil: Gündemi meşgul etmek, dikkat dağıtmak, kanuni zorunluluk gibi nedenlerle yayınlanan içeriklerdir.
Yer vermeme, yok sayma: Halkın genelinin yararına olan konular/içerikler yaygın medyada yer bulamaz (eğitim, hukuk, ekonomi ve güvenlik konularındaki aksaklıklar gibi).
Temsil doğrudur, ama sunulan nedenler ve çözümler yanlıştır

Hiçbir şey okumayan bir insan, gazeteden başka bir şey okumayandan daha iyi eğitimlidir.

Medya, pratiklerinde klişe kavramlar kullanır.

Profesyonel pratikler ve ideolojiler toplumda belli “statüye” sahiptir. Bazı gazeteler, televizyonlar, bazı profesyoneller “güvenilir” ve “değerli” olarak nitelenirken bazıları da değersizleştirilirler (aynı haberi Hürriyet gazetesi ve Sabah gazetesinden okumak arasındaki fark buna örnektir).

Medya ve Sosyal Sorumluluk
Kitleleri ilgilendiren konularda sosyal sorumluluk beklentisi içinde olmak makuldür. Sosyal sorumluluk toplum çıkarını gözetmektir. Medyaya baktığımızda endüstriyel tüketimin çıkarlarını gözettiğini görürüz.
Sosyal sorumluluk konusu kitle iletişiminde çözülmesi oldukça güç bir sorundur. Bu zorluk:
a) özel çıkar ile genel çıkarın örtüşmemesinden,
b) özel çıkar ile genel çıkar arasındaki uyumsuzluktan,
c) özel çıkarın, güç ve çıkar uygulaması nedeniyle medyada yaygın temsilinden ve bundan ilgili insanların rahatsızlık duymasından,
d) özel çıkarların genel çıkarı ancak özel çıkarla uyumlu olduğu durumda temsilinden kaynaklanmaktadır.

Kitle İletişiminde Denetim
Tarih boyu, enformasyon, denetlenen ve sansüre tabi olan ticari emtia olmuştur.
Kitle iletişimiyle ilgili kontrol ve gelişmenin temelinde, ekonomik pazar ve siyasal kontrolü sağlama yatar.

Kitle iletişimiyle ilgili en önde gelen iki kontrol yoğun tartışma konusudur: Birincisi devlet kontrolüyle gelen sansürdür; ikincisi de şirket sahipliğiyle gelen ve şirketin çıkarını gerçekleştirmeyi garantileme yönünde çalışan örgütsel kontroldür.

Devlet sosyal sorumluluğu çoğu kez “devletin çıkarına, siyasal ve ekonomik yapısına aykırı olan şeyler” olarak tanımladı. Sansür mekanizmasını da bu doğrultuda çalıştırdı.
Devletlerin bu tür kontrol mekanizması kurması ve uygulamasında, birbiriyle bağıntılı iki konu ön plana çıktı. Birincisi “düşüncenin” cezalandırılması ve ikincisi de “düşünceyi ifadenin” cezalandırılması.
Asıl sansür, tarih boyu giderek yoğunlaşan ve çeşitlenen “örgütsel yapılarla ve ilişkilerle” gelen engellemeler, yönlendirmeler ve biçimlendirmelerdir.

Medya özgürlükleriyle ilgili olarak basın yasası, kitle iletişim yasası ve diğer bazı yasalar içine özgürlüklerden bahseden kurallar/maddeler konmuştur.
Yasalar güç yapıları tarafından çiğnenmek ve güçsüz olanlar veya güçsüzleştirilmişler üzerinde uygulanmak veya daha güçlülerin yok etmek istedikleri bir güçlüyü ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır.
Basın/medya özgürlüğü sanki basında/medyada çalışanların özgürlüğü gibi sunulur. Medya profesyonellerinin özgürlüğünü devletten çok daha fazla, öncelikle medya örgütlerinin baskıcı çıkar yapıları ve egemen iş pratikleri ortadan kaldırmaktadır.
Basın/medya özgürlüğünü kısıtlama sanki “halkın bilme hakkı” ortadan kaldırma olarak sunulur. Basının maddi ve düşünsel çıkarı basın sermayesinin ve bu sermayenin hizmetinde çalışan profesyonellerin maddi ve düşünsel çıkarları temeline dayanır.
Uğur Mumcu tarzı bir meslek özgürlüğü arttıkça, siyasal ve ekonomik alanda birilerinin pervasızca vurgunlar, soygunlar ve rüşvetler ile işlerini yürütme özgürlükleri azalır. Uğur Mumcuların ender olduğu bir medyada özgürlüğün artması demek, halkın doğru bilme özgürlüğünün yok edilmesi demektir.

Özdenetim daima vardı ve var olacaktır. Önemli ona bu denetimin hangi değerleri dayanak edindiğidir.
Yaygınlaşan profesyonellikte “işini kaybetmeme ve yükselme” gibi kaygılara dayanan sürekli özdenetim vardır.

Özdenetim sisteminin gözde biçimi gönüllülüğe dayanan ve devlet kurumu ve yasal baskısı dışında olandır. Gönüllü kuruluşlar, medya profesyonellerinin bir araya gelerek kendi aralarında kurdukları özdenetim kuruluşlarıdır. Ne yazık ki, çoğu kez, örneğin “basın ahlakıyla ilgili” göstermelik ve ender uyulan ilkeler koyarak, var olan bir sistemi meşrulaştırma işini görürler.

KİTLE İLETİŞİMİ ÜRÜNLERİNİN DAĞITIMI
Altyapı Araçlarının Dağıtımı
Altyapı araçlarının çoğunun üreticileri Batı ve Japonya gibi yerlerdeki sermaye ve bu sermayenin diğer ülkelerdeki hissedarlarıdır.
Ürün Dağıtımı
Dağıtım, televizyonda dağıtım, televizyon şirketinden sinyalin çıkmasıyla başlayan ve içeriği almak için gerekli televizyon alıcıyla biten teknolojik ve örgütlü yapıları içerir.

KİTLE İLETİŞİMİNDE TÜKETİM
Kitle iletişiminin her aşamasında farklı tüketimler vardır:
Üretim ve dağıtım aşamalarında emeğin kullanıldığı her yerde olduğu gibi, tüketim söz konusudur.
Kitle iletişim ürününün arzıyla birlikte asıl tüketim süreci başlamış olur. İzleyen izlemeyen herkes bu tüketim sürecinin elemanıdır.
İkincil ürünün (izleyicinin) tüketimi: Bu konu önemli, burada tüketim, medya ve reklam endüstrileri arasındaki ilişkiyle şekillenir. Tüketimin pazarlanması kitle iletişiminin en önemli alametifarikasıdır.
Tüketimin doğası kapitalist endüstriler tarafından biçimlendirilir/yönlendirilir.
Tüketim üretimi iki şekilde üretir:
a) Bir ürün ancak tüketimden geçerek gerçek ürün olur.
b) Tüketim yeni ürün için gereksinim, dolayısıyla neden yaratır.
İzleyiciler medya tüketimlerinden geçerek kitle iletişiminin doğasını ve aynı zamanda doğrudan veya dolaylı çıkar sağlayan bütün örgütlü yapıları da yeniden üretirler.

Kitle iletişimini açıklayan yaklaşımlar
Kitle iletişimiyle ilgili açıklamalar 17. yüzyıldan beri artarak gelişmiştir.
Bazı isimler gazetelerin insanları maniple etmekte olduğuna dikkat çekerken bazı kesimler gazetecilere özgürlük sloganlarını dillerine dolamışlardı.

Hümanist Gelenek
Bu geleneğin başlangıcını Dewey, Park, Cooley, Blumer ve Mead gibi önemli insanlar oluşturur. Bunlar radikal medya eleştirisi sunarlar. Öte yandan iletişim kurumlarının vazgeçilmezliğine atıf yaparlar (hülasa, bir şey söylemezler).

Çatışma Yaklaşımları
Çatışma teorisi sosyoloğu Simmel’in görüşünü yansıtan Park’a göre, iletişim hem rekabet hem de çatışmayı besler. 1960’lara kadar gözden düşen çatışma teorileri 60’lardan sonra yeniden popüler oldu. Bu dönemde Simmel’in görüşleri öne çıktı. Diyalektik ve sınıf mücadelesi reddedilip “çatışma” kavramı değiştirilerek kabul edildi.
Coser, çatışmanın birleştirici ve düzenlenebilir fonksiyonları üzerinde durdu. Buradan kitle iletişimi sosyolojisiyle bağlı olarak, çatışma çözümü ve barış iletişimi görüşleri beslendi.

1980 ve sonrasında medya sosyolojisindeki yaklaşımlarda sosyo-psikolojik eğilim devam ederken, Yeni-Durkeimci ve Yeni-Weberci sosyolojik akımlar gelişti. Yeni-Durkeimciler iletişimde kültürün alınışı (ritüeller, kültür) üzerinde durdular.
Yeni-Weberciler örgüt, meslek, üretim ve pazar kavramlarına yöneldiler ve kültürü üretenlerin bürokrasi olarak örgütlenmesi ve kültürü yaratmalarını görevselci açıdan incelediler.

Pozitivist Gelenek
Deneyselcilik, Avrupa ve ABD’de 1920’lerde benimsenmeye ve Rockefeller, Ford gibilerinin desteğiyle 1930’larda ivme kazanarak gelişmeye başladı. 1940’tan itibaren özellikle propaganda ve ikna üzerine deneysel araştırmalar yapıldı.

Paul Lazarsfeld’in önderliğinde niceliksel alan araştırmalarına ilgi arttı. Saha araştırmaları daha çok şirketler ve kurumlar için veri topladı, yarar sağladı. Araştırmalarda izleyicilerin algı, tutum, tercih ve davranışları incelendi.
Talcott Parsons kitle iletişim sisteminin, farklılaşmış toplumsal sistem olduğunu belirtir. Bu sistem, izleyiciye dört seçme özgürlüğü sunar:
a) Gazete, dergi, kitap, radyo ve televizyon istasyonları ve programları arasında seçim yapma;
b) içerik şekilleri ve kalite çeşitleri arasında seçim yapma;
c) tercihinde harcadığı para ve
ç) izlemeyi zaman içinde saptayıp, ona göre izleyip izlememe, şimdi okuma ya da bir yana koyup sonra okuma.

Post-Modern Yaklaşımlar
1990’lardan sonra medya örgütleri, özerklik kazanmış örgütsel sistemler olarak düşünülmeye başlandı. Medya kuruluşlarıyla izleyiciler arasında simetrik bir ilişki olduğu varsayıldı: İzleyiciler medyayı kendi arzu ve tutumlarına göre manipüle edebilirler. Bu görüşün klasik savunucularının (McQuail, Blumler ve Halloran) geleneği, liberal-çoğulcular içine bütünleşmiş olarak devam etmektedir.

Türkiye
Matbaa ancak 1727’de kurulmuş, ama hiçbir zaman bilginin yayılma aracı olamamıştır. İlk gazeteler 1795 yılından itibaren Fransızlar tarafından Fransızca olarak yayınlanmış, 19. yüzyıldan itibaren halka ulaşmada büyük umut bağlanan gazetecilik, devletin sıkı denetimi altında gelişememiştir.

Türkiye’de iletişim alanına ilişkin ilk çalışma bir gazeteci tarafından (Ahmet Emin Yalman) ABD’nin Columbia Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılmıştır: The Development of Modern Turkey as Measured by Its Press, (1914).
1965 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nun kurulmasıyla iletişimde akademik araştırma yapma olasılığı ortaya çıktı. Okul, basit bir sömürge olarak kullanıldı; ne meslek okulu olarak ne de SBF bünyesi içinde bir sosyal bilim dalı olarak gelişebildi.

 ---
Medya Sosyolojisi
Prof. Dr. İrfan Erdoğan
Anadolu Üniversitesi Yayın no: 2832
Eskişehir, Ocak 2013

1 yorum: