9 Temmuz 2016 Cumartesi

Patrick White - Voss

Patrick White - Voss

Johann Ulrich Voss, Avustralya’da yaşayan bir Alman göçmen.
Edmund Bonner, Avustralya’da yaşayan varlıklı bir girişimci (manifaturacı).
Roman, kıta boyunca yapılması planlanan bir keşif gezisini anlatıyor. 
Voss, geziyi gerçekleştirecek olan ekibin lideri; Bonner ise finansör.
Voss, Bonner’ın evinde Laura ile karşılaşıyor, Laura, Bayan Bonner’ın yeğenidir.
Geziye çıkmadan önce düzenlenen veda yemeğinde, Laura ile Voss, konağın bahçesinde baş başa kalıyorlar. İlişkileri gezi başladıktan sonra mektuplaşmalarla devam ediyor.

Olaylar 1845 yılına tarihleniyor. Kitabın son bölümü, bu tarihten muhtemelen 14-15 yıl sonrasına ait bir sahne içeriyor.

Geziye kimler katılıyor; Harry Robarts, Voss’a hayran genç bir eleman
Palfreyman, botaniğe ve de kuşlara meraklı bir eleman
Frank Le Mesurier girişimci/tüccar bir eleman
Turner alkolik
Judd eski bir mahkûm, güçlü kuvvetli biri.
Angus, toprak sahibi, hırslı bir eleman, kıtanın keşfine meraklı.
Bir de Jackie adında yerli bir çocuk var, diğerlerine rehberlik ve tercümanlık yapıyor… 

Keşif gezisi günler ilerledikçe dayanılmaz bir hal alır. Çöl, hava şartları, aksilikler ve yerlilerle yaşanan çatışmalar planlarını alt-üst eder. Ekibin bir kısmı geri dönmek ister, tartışmalar çıkar ve ekip ikiye bölünür. Judd’un başını çektiği bir gurup yola devam etmeyip ve geri dönmeye karar verir. Yolları ayrılsa da her iki ekibin de akıbeti aynı olur; çöl herkesi yutar.

Judd bir şekilde hayatta kalmayı başarıyor, aklı/belleği çorba olmuş bir halde romanın son bölümünde Laura ile iki laf ediyor. 

Notlar
“Kapıda bir adam var; eniştenizi istiyor,” dedi Rose.

Laura Trevelyan, “Koloniye geleli çok oluyor mu?
Voss, “İki yıl, dört ay,” dedi.

Voss, “Bir güç beni bu ülkenin içlerine doğru çekiyor” dedi.

Uzaklıklar gibi ölçülmez olan sessizlikte bulurdu en büyük mutluluğu.

Toplumda belirli bir yere ulaşmış olan pek az kişi kendi kendilerini geliştirmek amacıyla kurdukları planı rahatlıkla uygulayabilir.
Yalnızca birkaç inatçı kişi acı çekmeyi göze alıp kendi kendilerini aldatmanın lüksünden vazgeçerek eziyetler ve zaferlerle dolu olan o çöllere açılabilirler. (s. 88)
Laura Travelyan işte bu guruptandı.

(Veda yemeğinde bahçede baş başa kalır Laura ve Voss)
(Voss) Siz de biraz hava almaya çıkmış olsanız gerek.
(Laura) Ben mi? Evet, içerisi havasızdı.
Yaşayışınızı gözümün önünde canlandırmaya çalışıyorum.
Pasta pişirir misiniz?
Zavallı, evcil kadınların yaşayışını gözünde canlandırmak bir erkek için böylesi güç demek…
Başka erkeklerin kafalarının içine hiç girmediğimden kesin bir şey söyleyemem.
Bense çoğu erkeklerin kafalarının içine girebildiğimi sanıyorum. Biz kadınların sizden üstün bir yönümüz vardır. Evin içinde dönüp dolanırken düş kurma gücümüzü çalıştırmak için sonsuz fırsatlar buluruz.
Peki benim konumda neler söylüyor, şu sizin düş kurma gücünüz? (…) Biraz yürüyelim mi?

(Laura) Öyle uçsuz bucaksız ve çirkinsiniz ki… bir çöl görür gibi oluyorum…

Herkes öyle eğleniyorlar ki, bizi unutmuşlardır.
İçimden geçenleri anlatmaya çalışmaktan çoktan vazgeçtim.

Newcastle’a yelken açacakları günün sabahında (…) hatırı sayılır bir kalabalık Yuvarlak Rıhtım’a doluşmaya başlamıştı. (s. 111)

(Palfreyman) “Söyle bana Frank, ne yaptın bugüne dek, ne başardın?”
(Frank Le Mesurier) Güttüğü bir amaç var var olmasına da, bulup çıkarabilsem! Gelgelelim bütün yaşamım yollar aramakla geçmiştir. (…) sonunda anlatılmaz güzellikte bir eylem yaratacakmışım gibime geliyor ara sıra. Bu inancıma da, istiridye avuntusu diye ad taktım.”

En alçak yerler bile yücelerde kurulu duran o tahta doğru tırmanıyor.

İnsanın kendi kendine görüp anladığı bir gerçeğin başka birince (hele bu birisi insanın saygı duyduğu birisi olursa) doğrulanması hiç de hoş olmuyor.

Yazılı sözlerin buzunu çözmeye zaman ister.
Murada ermek başlı başına bir amaç değildir.

Tartışmalar çay masalarının başına yaraşırmış gibi geliyor ban. Oysa burada arkasına sığınabileceğim böyle bir eşya yok. Doğruyu isterseniz burada, elimizde sonsuzluktan başka bir şey kalmadı.

Konuşabilecek miyiz dersiniz, anlatılmaz düşünceleri basit sözcüklerle dile getirerek…

Judd herkesin iyi insan dediği adamlardan. Bay Palfreyman gibi bu işin profesyoneli değil.

Duygularımın kaleme alınmaya değer nitelikte olmasını isterdim… (kaleme alabilme yeteneğini de…)

Rose (hizmetçi kız) bir çocuk dünyaya getirdi.
Doğumdan birkaç gün sonra öldü.
Çocuğu Laura sahiplendi. Ona kendi çocuğu gibi bakmaya devam etti.

Hiçbir ülke birkaç toprak sahibinin, birkaç tüccarın zengin olmasıyla gelişmez; yoksulların, ezilmişlerin çektiği çileler sayesinde gelişir.

Palfreyman yerlilere doğru yürümeye başladı.
(yerlilerden) biri mızrağını fırlattı. Mızrak beyaz adamın döşüne saplandı.
“Tanrım, daha güçlü olabilseydim.” (s. 421)

(Voss) kamp yerine yüz metre kala gözüne yerde ışıldayan bir şey çarptı. Baktı, cammış; içinde de çalınan pusulanın iğnesi.

(Judd)
Bana öyle geliyor ki Tanrı bizim bundan öteye gitmemizi istemiyor.
Benim gibi düşünenler de benimle birlikte gelebilirler.
Turner yerinden fırladı.
Ralph’da gelir.

Gerçek acınasılar geriye kalan birkaç atla katırlardı, çünkü onların kendilerini kandırabilecekleri düşleri yoktu.

(Frank)
Bu deftere bakmazdı artık. Oysa yaşamı şu birkaç sayfanın içindeydi.
Güneşten ağarmış bir ağaç iskeleti gördü.
Ağacın dibinde bir süre oturduktan sonra…
Düşünmesiyle yapması bir oldu.
Sırtını ağaca dayayarak elindeki bıçakla boğazını kesmeye girişti.
Bu onun şiir yolundaki son çabasıydı. (s. 468)

Yaşadıkça çürüyoruz diye iç geçirdi Voss

Jackie Bay Voss’un başucunda diz çöktü.
Bıçağıyla beyaz adamın boğazın kesti.
Kelleyi gövdeden ayırdı
Kabile büyüklerinin ayaklarının dibine fırlattı. (s. 484)

Turner kayalıklarda düşüp öldü.
Ralph bir yamaçta düştü kaldı/öldü.

Çölün içinde yalnızca Judd vardı, çöl onundu.

Jackie fırtına sırasında bir bataklığa saplanıp kaldı.

Voss bu ülkeye damgasını vurdu.
Bir insan bir yerde yeterince yaşayıp acı çekerse, oradan temelli kopamaz. Ruhu oralarda oyalanıp kalır.

(Laura)
Voss ölmedi ki,
Hâlâ orada, ülkenin içlerinde dolaştığı, sonsuzluğa dek ayrılmayacağı söyleniyor…

---
Türkçeleştire: Nihal Yeğinobalı
Cem Yayınevi

1990

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder