7 Şubat 2026 Cumartesi

İbn Arabi - Risaleleri 2 - 3. Kitap: Risaletun Fi Suali İsmail B. Sevdekin

3. Kitap: Risaletun Fi Suali İsmail B. Sevdekin

İsmail B. Sevdeki’nin Sorusu İle İlgili Risale

İnsanlığın ulaşabileceği en yüksek ilahi mertebe nedir?

 

Mümkün varlıklar alemindeki her şey, bizzat Vacibü'l-Vücut'tan (Zorunlu Varlık) sadır olmuştur. Akılcılar buna Akl-ı Evvel (İlk Akıl) derler.

Muhakkik arifler, sebeplere takılmadan her mahlukta doğrudan Hakk'ın vechini (yüzünü) müşahede ederler. Filozofların aksine, sebeplerin varlık üzerinde hakiki bir illiyet (illet-malul) veya fâillik etkisi yoktur. Sebepler, sadece ariflerle avam ayırt edilsin, arifler arasında derece farkı doğsun diye birer imtihan aracı olarak halk edilmiştir.

Arif, eşyanın hakikatini Hakk'ın veçhi olarak görür.

Hak; hem Evvel hem Ahir, hem Zahir hem Batındır. Zatında ve Tekliğinde (Ehadiyet) çokluk barındırmaz. Alimlerin ilminin vardığı son nokta, Yaratıcının bilmemeyi barındırmayan ilmine karşı, kulun "bilme barındırmayan bir bilmeme (hayret)" makamına ermesidir.

 

Her şeyin biri dünyaya, diğeri gayba bakan iki huzuru (yüzü) vardır.

İnsan hangi halde olursa olsun, mutlaka ilahi isimlerden birinin hükmü ve egemenliği altındadır. İnsan üzerinde tasarruf eden, onu hareket ettiren veya durduran her isim kula batınen "Ben senin ilahınım" der. Kulun buna karşılık "Allahu Ekber" (Allah en büyüktür) demesi gerekir; çünkü o isim sadece bir sebepken, asıl ilahlık yüksekliği Allah'a aittir.

 

Tecelli daima bir sıfat veya isim perdesi (gerekçesi) arkasından vaki olur.

Kul, "Allah" isminin ve Zat'ın hakikatinin boyutlarını hiçbir zaman tam olarak kuşatamaz ve orada sükunete eremez.

Eğer bu ayırım olmasaydı, o zaman helak olan helak edene katılırdı.

 

…tükenmekte olan ömre üzülüyorum

Bir araya gelmek hususunda bir nasibimiz yok çünkü.

...

İbn Arabi - Risaleleri 2 - Notlar

Vahdettin İnce, Kitsan 

İbn Arabi - Risaleleri 2 - 2. Kitap: Kitabu'l İsra İla Makami'l Esra

2. Kitap: Kitabu'l İsra İla Makami'l Esra

En Gizli Makama Gece Yolculuğu Kitabı

Kulunu bir gece vakti Mescid-i haram'dan Mescid-i aksâ'ya, en kadim mekâna götüren Allah'a hamdolsun.

 

Bu kitapta, akli miraç, ruhani makamlar, ilahi sırlar, kutsal illî mertebelerin ehli sufiler topluluğunu ele almayı amaçladım.

Ruhların miracından söz ediyorum, şekillerin değil, sırların gece yürüyüşü (isra), cennetleri veya ayanları görme surları değil. Zevk ve tahkik marifetinin süluku, mesafe ve yol süluku değil.

 

Kalbin Yolculuğu

Salik (manevi yolcu), Endülüs'ten yola çıkarak Beytü'l-Makdis'e (Kutsal Huzur) doğru yürüdüğünü, İslam'ı at, mücadeleyi döşek ve tevekkülü azık edindiğini anlatır. Yolda coşkun bir pınarın başında, zatı ruhani sıfatları rabbani gizemli bir gençle (Küllî Ruh/İlk Akıl) karşılaşır.

 

Zatı ruhanî, sıfatları rabbani bir gençle karşılaştım... Dedi ki: Sen, kendi güneşinin yüzünü kapatmış bir bulutsun. Kendi hakikatini tanı.

Kur'an benim, benim tekrarlanan yedi (seb'ul-mesani) Ben rahmetin ruhuyum, zamanla mukayyet eşyanın ruhu değil... Ey sır peşinde olan! Sır senin içindedir, geriye dön.

 

Ayne'l Yakîn

Karşılaştığı "Ayn" (Göz/Pınar/Hakikat çeşmesi) salike seslenerek, asıl maksadı olan "Emir"e (Zat-ı İlahi) ulaşabilmesi için önce onun Kâtib'inin ve Vezir'inin (Küllî Ruh ve İlk Akıl mertebelerinin) huzuruna çıkması gerektiğini söyler. Bu makam, kulun tüm 'neredelik' (eyniyet), nedensellik (illiyet) ve güven giysilerinden soyunarak balçıklığa (aslına) döndüğü yerdir.

 

Küllî Ruhun Sıfatı

Onun niteliklerini bana anlat, ki gördüğümde Onu tanıyayım.

Dedi ki: ne yalındır, ne de mürekkep. Orta yolu izlemediği gibi sapmaz da. Yer kaplamaktan ve bölünmekten münezzehtir...

Aydınlatılmış bir aynadır O. Kendi hakikatini Onda tasvir edilmiş olarak görürsün.

 

Hakikat

Bana gel, Halife benim, ey arayış içindeki kişi! Vezir ve katip benim. Sıfatlar kürsüsünde fiilleri idare eden zatın halifesiyim ben.

Bir Kâtip ki, akıl kağıtlarının sayfasına yazarım, bütün nakli ve akli bilgileri.

Salik der ki: Şiirini tamamlayınca, dalları köklerine döndürünce, derhal önünde secdeye kapandım.

 

Akıl ve İsrâ'ya Hazırlık

Salikin manevi yükselişe hazırlanması için "sekine bıçağı" ile göğsü yarılır, kalbi çıkarılarak "rıza leğenine" konur. Şeytanın payı olan beşeri kirler dışarı atılır, kalp ihlas suyuyla yıkanıp tevhit ve imanla doldurulur. Göğsü "ünsiyet iğnesiyle" dikilen salik, "yakınlık burak'ına" binerek kevnler (varlıklar) hareminden cennetler kutsiyetine taşınır. Burada kendisine şarap ve süt sunulur.

Mukaddes vadide tıpkı Hz. Musa gibi nalınlarını (dünyevi/beşeri bağlarını) çıkararak yürür ve ilahi hitabı dinler. Benliği un ufak olur; ayrılık hali, ikilikten kurtulup teklik vadisinde birleşmeye dönüşür.

 

Mutmain Nefis / Coşkun Bir Deniz

Salik, rehberiyle birlikte en açık yola yükselerek coşkun dalgalarla dolu bir denizi müşahede eder. Bu deniz fikirler, rüzgârı zikirler, dalgaları ise manevi hâllerdir. Denizin üzerinde ariflerin ve varislerin yükseliş merdivenlerini barındıran "yalın âlemin gemisini" görür. Bu geminin başkanı ve önderi Akıl'dır; yelkeni şeriat, ipleri sebepler, limanı ve demir atma yeri ise yakindir (kesin inanç). Gemi, mücahede denizinde "Rabbinin adıyla oku" ayetinin nihayetine, yani müşahede sahiline doğru yol alır.

 

Vezirlik Seması / İlk Sema (Adem)

Salik için cisimler seması açılır ve orada Hz. Adem'in ruhaniyetinin sırrını müşahede eder. Künyesi Ebu’l Beşer (İnsanlığın Babası) olan bu parlak yüzlü ihtiyar, Ay mescidinde ders vermekte

Salik ona iki denizin birleştiği yerden geldiğini söyler ve marifet talep eder.

Hz. Adem, salike yaratılışın, ilk bölünmenin (bireyselleşmenin) ve ruh-beden ilişkisinin sırlarını açar. Kalemle öncesizlik levhine yazılan yazıların, Nuh'un nurundan feyz alan hakikatlerin sırrı ve varlığın gölge niteliği bu katta belirginleşir.

 

Yazı Seması / İkinci Sema (İsa)

Ruhlar seması açıldığında salik, Mesih (Hz. İsa) ile karşılaşır. Hz. İsa ona cömertlik hazinelerinin bekçisi ve ilk mevcuda bahşedilen olduğunu söyler.

Kâtip ise Muhammedi dönemin, adaletin ve ilahi emanetin sürekliliğini ilan eden celalli bir ferman yazar. Bu fermanda reayayı (halkı) adaletle yöneten yöneticilerin destekleneceği, muhalefet edenlerin ve sınırı aşanların ise geçmiş kavimler (Tubba ve İrem) gibi helak edileceği sert bir dille ihtar edilir.

 

Şehadet Seması / Üçüncü Sema (Yusuf)

Cemal seması ve celâl madeni olan bu katta Hz. Yusuf'un ruhaniyetine hoş kokulu övgüler sunar.

Kapıdaki hizmetçi dedi ki: Bu eminler eminidir, binanın taşıyıcısı, Zehra'nın kocasıdır. Lahutlar ona gösterildi, nasutlar onun için yakıldı... Ama o yüzünü çevirdi, sırtını döndü.

 

Emirlik Seması / Dördüncü Sema (İdris)

Yüceliş seması açıldığında salike "Merhaba ey velîlerin efendisi!" diye hitap edilir. Karşısındaki zat, güneşin, kuşluk vaktinin ve yüceliklerin babası olan Hz. İdris'tir.

Hz. İdris salike nurların nasıl söndüğünü, fikirlerin nasıl doğduğunu ve hakikatin nasıl ortaya çıktığını gösterir.

 

Muhafız Seması / Beşinci Sema (Harun)

Kızıl muhafızın arkadaşı" olan ulu halife saliki gülümseyerek karşılar ve vezirine, salikle doğruluk diliyle konuşmasını emreder. Güçlü vezir, Hz. Harun'un makamını, basiret gözünün eşyanın yokluğunu müşahede edişini anlatan sarsıcı bir şiir okur. Bu makamda rahmet ve celal nurları eşitlenmiştir

 

Kadılar Seması / Altıncı Sema (Musa)

Kelam seması açıldığında salik, Hz. Musa'nın ruhaniyetiyle karşılaşır. Burada "kadılar kadısı ve valiler valisi" olan bilge bir şeyh, Hz. Musa'ya şekil dururken ismin fani olup olamayacağını sorar. Hz. Musa, sınırlı varlıkların hakikati ihata edemeyeceğini, hakiki Muhammedi varisin nefsinden ve beşeri hislerinden silinerek (fena bularak) ilahi tecellilere gömüleceğini, bu makamda farz ve sünneti ikame etmenin zorunlu olduğunu anlatır.

 

Gaye Seması / Yedinci Sema (İbrahim)

Hz. İbrahim, varlığın ve sırların ortaya çıkış sebebinin cömertlik, kerem ve başkasını kendine tercih etme (îsâr) hakikati olduğunu söyler.

 

Salik, Hz. İbrahim'e şevk, vecd ve ciğerini eriten ilahi aşk üzerine kurulu coşkulu bir nazım okur. Hz. İbrahim, kul ile Hak arasındaki makam farklarını (Hz. İbrahim'in "hatalarımı bağışla" duasına karşılık Hz. Muhammed'e "senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandı" denmesi gibi) ayetlerle mukayese ederek açıklar.

 

Sidretül Münteha

Yedi gök tabakasının bittiği, mahlukatın ilminin ve işaretlerin son bulduğu nurani sınır olan Sidretü'l-Müntehâ'ya varılır.

Rehber elçi bu noktada durur ve öteye adım atamaz. Burası sözün, fesahetin ve hikmetin bittiği; idrakin acziyet içinde sükut ettiği makamdır. Kulun yeşil yastıklara yaslanarak en şerefli topluluğa dikey yükselişi seyretmesi ve kürsü huzurundaki edeb vasiyetine sarılması emredilir.

 

Kürsü Huzuru

Orada "şeriatın kutbu" olan iri ve kuvvetli bir şeyhle (Hz. Ali'nin ruhaniyetiyle) karşılaşır. Şeyh, kendisinin ilim şehrinin kapısı ve bekçisi olduğunu ilan eder; salike bu kapının anahtarını, Rahman'ın sağlamlaştırdığı "dört diş" ve "dört hareket" sırrıyla açıklar. Ardından salike münacat adabını öğretir; beden perdesinden silinip kalbiyle Hakka yönelmesini vasiyet eder.

 

Yücelerde Atlas Perdeler

Salik, irfan semasında kanatlanarak atlas perdeleri dürer ve karşısında dalgalanan bin adet nurani bayrak görür. Bu makam, tasavvufi hayretin, vecdin, ikizler ve Süha yıldızı gibi en yüce manevi mertebelerin müşahede edildiği yerdir.

 

Salik, bu atlas perdeleri tek tek yırtarak her bir zahir tecellinin altındaki batıni hakikati kavrar ve yönünü doğrudan Kâbe Kavseyn'e (en yakınlık makamına) çevirir.

 

Kâbe Kavseyn Münacatı

Salik burada kendinden, mekansızlıktan yükselen ilahi bir ses duyar. Bu kutlu münacat seslenişinde, ruhların ne şekilde Rahman'ın huzurunda fena bulduğu, Kur'an ve Hz. Peygamber’in mirasına nasıl varis olunduğu epik bir dille özetlenir. Gökyüzünün yirmi sekiz menzili, yedi halifenin feleklerdeki dönüşü, Hz. Adem'in celal ve cemal arasındaki hali, Hz. İsa'nın nefes üfürmesi, Hz. Yusuf'un cemali, Hz. İdris'in yüceliği, Hz. Harun'un ihsanı, Hz. Musa'nın kelam semasındaki şefkati ve Hz. İbrahim'in Beytü'l-Ma'mur'a dayanan dostluk sırrı tek bir vuslat noktasında birleşir. Sidre'de salike sunulan zahir iki nehir (Kitap ve Sünnet) ile batın iki nehir (Tevhit ve Minnet) birleşerek sülûkun özünü oluşturur. Nihayetinde salik, kulluk elbisesi içinde Hakta mahvolur; Hak ona hitap ederek konuşanın da konuşulanın da, sözün de bizzat Kendisi olduğunu ilan eder.

 

Ev Ednâ (Veya Daha Yakın) Münacatı

Hak, saliki bu makama has kılmak istediğini beyan eder

Zamandan ve beşeri kayıtlardan sıyrılmayı emreden Hak; Furkan’ın cevherlerini, meliklerin sülûkunu ve gaybın gizli sedeflerini tercüman diliyle salike aktarır.

 

İmam Ebu Hamid'in Münacatının Ayetleri

Fatihatu'l-Kitap (Fatiha suresi) hakkında ne düşünüyorsun? Dedim ki: Yüce yaratıcı onu iki kısma ayırmış, ki varlıkta iki ilâh olmasın.

 

En Yüce Levhin Münacatı

Merhamet ve neşe ehlinin makamlarının yazılı olduğu bu en yüce katmanda salik, perdeleri tek tek kaldırdıkça tevhidin çok katmanlı boyutlarına vasıl olur: Nimet perdesi kalkınca Rahmet tevhidi, ebedilikte Kayyumluk tevhidi, nurlarda İzhar tevhidi, nispette Yürüyüş tevhidi, ifadede Şehadet tevhidi, ikilikte Cem tevhidi, halkta Hakk tevhidi, emirde Sır tevhidi, terkte Mülk tevhidi, sahiplikte Kulluk tevhidi, dostlukta Tecelli tevhidi, verasette İhtiyarsızlık tevhidi, İslam'da Alametler tevhidi, kapının fer'inde Sebepler tevhidi, amellerde İnzal tevhidi, müsemmada İsimler tevhidi, denemede İhtiyar tevhidi, haberdar olmada Genişlik tevhidi, tabi olmada Dinleme tevhidi, şüphede Gayb tevhidi, öncesizlikte Kerem tevhidi, teslimiyette Tazim tevhidi, na'leynde İki kevn tevhidi, senada Yokluk tevhidi, minnette Güç tevhidi, arz etmede Huzur tevhidi, "affet" perdesinde Sarf tevhidi, divanda Son varılacak yer tevhidi, mülkte İfk tevhidi, kurtuluşta İhlas tevhidi, ibadette Sahiplik tevhidi, ateşte İstiğfar tevhidi, muttali olmada Vasıflar tevhidi, şirkte Mülk tevhidi, ihsanda İman tevhidi ve kefalette Vekalet tevhidi görünüverir.

 

Rüzgarların Münacatı, Çan Çıngırtısı ve Kanat Tüyü

Salik, hür soylu bir ata binerek sırlar, marifetler ve "dost" nidası eşliğinde çan huzuruna varır. İmtihan çıngırtısını duyunca her şey yok olur; Ad kavmine gönderilen kasıp kavuran Gayret rüzgârı şiddetle eser. Bu rüzgâr Hak ile beraber başka hiçbir şeyin kalmasına izin vermez.

İlahi inayet, bu makamın sahipleri için rüzgarlardan koruyucu bir "kanat" ve sığınak yaratmıştır. Vecd ve aşk okları bu kanadın tüylerine takılarak selamete erer.

Rüzgarlar dinince kalplere sekinet, lütuf ve huzur meltemi içirilir ve hakikat ehli buna "nefesler sahibi" der. Kul ile Hak arasındaki bu konuşmada kevnin her cüzünün bir perde, sıfatların ise sebep olduğu ikrar edilir. Hak, saliki hiçbir gözün görmediği, kimsenin ayak basmadığı mutlak gayb ufkuna taşır; ona "Kalem" ve "Nun" sırrını vererek tasarruf yetkisini vaat eder.

 

"Evhâ" (Vahyetti) Huzuru

Kendimden kapıp götürüldüm, kendimden yok edildim.

Makam ve hal yok oldu. Misal de zıt da kalmadı...

Soru ve cevap birleşti.

 

Salik, gaiblerin de ötesinde "sırların sırrının ruh özünü" idrak eder. Başına yücelik tacı takılır, hırka giydirilir ve rüzgarlar huzurundaki mutlak ahde bağlı olarak "aynı şekilde duyurması" için izin ve tasarruf bahşedilir. Kul artık mutlak bir aynadır.

 

Perdeleyenin Benim İçin Koyduğu Bazı Sınırları Haber Verme Babı

Benim için konulan sınır, 'evha' (vahyetti) huzurunda elde ettiğim şeyleri, bana soran iyilere açıklamamdır.

 

İzin Münacatı

Salike, makam-ı Muhammedî ve nebevi mirasın tebliğ makamı olan kürsü huzurunu aşmadan, insanlara Hak adına haber veren, emreden ve yasaklayan bir rehber olma izni verilir.

 

Gözyaşlarını, uykusuzluğunu ve şaşkınlığını şahit tutarak Hak'tan sadece "Kendisini dinlemesini" ve yola yeniden başlama izni vermesini diler.

Ey resul (elçi)! Sana indirileni tebliğ et

 

Teşrif, Tenzih, Tarif ve Uyarı Münacatı

Salik; Hakk’ın aynası, sıfatlarının tecelligahı, isimlerinin açıklayıcısı, göklerin yoktan varedicisi, beyaz inci, yeşil zebercet ve tüm mahlukata gönderilen bir halifedir.

Varlık ve sülûka dair her ne varsa (çan, at, kanat, rüzgar, miraç, mekan, harf, vahiy) ancak salikin varlığı ile düzen bulmuştur.

 

Takdis Münacatı

Sen ve ben harf ve mana gibiyiz.

Fert fertle çarpılınca Rab kalır kul yok olur.

 

Minnet Münacatı

Kulum! Bütün nimetler karşındadır. Tevhidin özü gözlerinin önündedir.

 

Talim Münacatı

Hakiki marifete ulaşmak isteyenlerin büyük Kur'an ve Seb'ul-Mesani (Fatiha) ile ahlaklanması gerektiği talim edilir.

Resule itaat eden Allah'a itaat etmiş olur.

 

Sure Başları Sırlarının Münacatı

Mukatta harflerinin (sure başlarının) sırları açıklanır. Bu harflerin geçtiği toplam 24 (metinde 26 olarak zikredilen suret kemali) surenin ayın menzillerine denk geldiği, harflerin toplam meblağının 78 olduğu ve bu hakikatlerin ezelî, Muhammedî ve ebedî denizlere (berzaha) işaret ettiği anlatılır.

 

Sure başlarındaki elif harfinin zata, geri kalanların ise sıfatlara teslim edilmesi istenir.

 

Kelimeleri Cem Edenin Münacatı / Karınca Münacatı

Bir karınca süslendi ve susuz kimse gibi dolandı durdu. Bildi ve kara sevdaya tutulmuş aşık gibi bir söz söyledi... Ona, bu özellik sana nereden geldi? diye sorulduğunda, dedi ki: 'O, O'nun sıfatının fiilinin eserinden sadır olan himmetle ahlaklandı'

 

Beyaz İnci Münacatı

Kul mutlak bir iflas ve ezelî inayet makamına erişince, Hak bu eşsiz, zihinlerin ve gözlerin erişemediği, ismi "Bir"in gaybında olan kutsiyet geliniyle (saf hakikatle) saliki ameli bir mehir veya nebevi bir ecir istemeksizin nikahlar.

 

Nur Nefesleri İşaretlerinin Münacatı / Farklı Sırları Ayıklama

"Ben" içinde "ben" hakkında ne diyorsun?

Arzu ve temenni, ümitsizlik ve tutsaklık varlığı.

 

"O"(Huve) ve "O"(Zalike) hakkında ne dersin?

İkisi de Malik'in sıfatlarıdır; biri gayb, biri huzur, biri karanlık, biri nur, biri örtü, biri perdedir.

 

Berzah hayatı hakkında ne dersin?

İlâhî bir hayattır.

 

Zürriyetlerin babalarının sırtından çıkarılması zamanını düşünüp anladın mı? Ona dedim ki: Mehirde bulunan ilk şahit bendim, nasıl anlamam?

 

Bundan önce ikinci bir misak bilir misin? Ona dedim ki: İlk yakın varoluşta gerçekleşti. Dedi ki: İki misak görüyorum. Dedim ki: Bunlardan başkası olmaz.

 

Ademî İşaretler

Salik, meleklerin isimleri bilemeyişini daima semada (saf ruhaniyet boyutunda) olmalarına; İblis’in secde etmeyişini ise Adem’in çamur boyutunun arkasındaki parlak nuru görememesine bağlar. Adem masum olduğu halde yasağı çiğnemiştir, çünkü ilahi hikmetin açığa çıkması bunu gerektirmiştir.

 

Dünyadaki düşmanlık ise insanların muhtaçlığını gerçekleştirmek ve Hakk’ın Celâl ve Kahhâr sıfatını tekleştirmek içindir.

Adem’in oğullarından (Habil ve Kabil) birinin kurbanının kabul edilip diğerininkinin edilmemesi, onların iki ayrı ilahi kabzadan (rıza ve hüsran) var olmalarındandır.

 

Musevî İşaretler

Musa’nın asasını taşa ve denize vurmasının sırrı, asadaki ilahi Kayyumluk (egemenlik) sırrıdır. Nalınlarını çıkarması ikiliğin (kesretin) ortadan kalkmasıdır.

Musa’nın sandığa konup denize atılması nasutiyet (beşeriyet) ve ilim denizine işarettir. Kardeşi Harun’u istemesi, muhataplarına merhametindendir; zira aracısız ilahi kelama yoğun perdedeki avam tahammül edemez.

 

İsevî İşaretler

Hz. İsa’nın babasız doğması inkarcılara karşı mutlak bir delildir.

İsa bir kalemle levhe yazılmamış, ana rahmine şehvetsiz ilka edilmiştir, bu yüzden ruhla desteklenmiştir. Bu ruh, kuddüsün huzurundan sadır olmuştur.

 

İbrahimî İşaretler

Yıldız, ay ve güneşin varlığı ruh, akıl ve nefsin itaati olarak yorumlanır.

"Batanları sevmem" diyerek yüzünü Yaradan’a çevirmesi bazısının bazısından üstün oluşunu idrak etmesindendir.

Ölülerin diriltilmesini görmek istemesi, yakini bilgi (ilmelyakin) ile bizzat görmeyi (aynelyakin) birleştirmek içindir.

 

Gösterilen dört kuş dört unsurdur (ateş, hava, su, toprak). Oğlunu kurban etmek istemesi, kalbine nazil olan Rabbini (varit olanı) ağırlamak ve cömertliğini bizzat kanıtlamak içindir. Vahyin uykuda gelmesi, hissin (duyuların) araya girmemesi içindir.

İbrahim ve İsmail’e beytin temizlenmesinin emredilmesi Resullerin Efendisi Hz. Muhammed'e (s.a.v.) verilen önemin ifadesidir, nitekim İshak bu yüzden orada yoktur zira Muhammed (s.a.v.) onun soyundan gelmeyecektir.

 

Yusufî işaretler

Yusuf, genel olarak en güzel yaratılışa sahip olma özelliğiyle belirginleşmişti.

Niçin ucuz bir fiyata satıldı? Dedim ki: İnsanın, insan olarak eksik bir varlık olduğunu bilmesi için.

Niçin su kabının arkasına saklandı? Dedim ki: Bununla, sevenlerin kavuşması için kapıyı çalmak istedi.

 

Muhammedi işaretler

Fatiha’nın kul ile Rab arasında paylaşılması saf kulluktur

Tevhit gerçekleşsin, kimin kul kimin Rab olduğu bilinsin.

Zekeriyya nimet için, Nuh rububiyet için ibadet ederken; Muhammed (s.a.v.) saf tenzih için ibadet ederdi. Hz. Yahya’nın liderliği zahiri iken, ibadet edenlerin efendisi Muhammed’in liderliği kitapta gizlenmiş, ancak iki şahit (genelin seyidi ve törenlerin seyidi) ile açıklanmıştır.

 

Bu risale Fas şehrinde, 20 Cemâziyelevvel 594 (M. 1198) tarihinde tamamlandı. 


İbn Arabi - Risaleleri 2 - Notlar

Vahdettin İnce, Kitsan

İbn Arabi - Risaleleri 2 - 1. Kitap: Risaletu'l Envar / Nurlar Kitabı

1. Kitap: Risaletu'l Envar / Nurlar Kitabı

Varlıkta Allah'ın sıfat ve fiillerinden başka bir şey yoktur.

Allah bir an alemden perdelense alem yok olur.

 

Sülûkun Altı Ana Mahalli

Elest Âlemi: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" hitabının olduğu, ayrılıp geldiğimiz ilk mahal.

 

Dünya: Şu anda içinde bulunduğumuz, yükümlülük, sınanma ve amel yeri.

 

Berzah: Küçük ölüm (bireysel) ve büyük ölümden (kıyamet) sonra varılacak ara dönem.

 

Haşir Mahalli: Yeryüzünde tekrar dirilme ve ilk hale dönme yeri.

 

Cennet ve Cehennem: Yolculuğun son durağı ve amellerin karşılığı.

 

Kumlu Tepe: Cennetin dışındaki rüyet (Allah'ı müşahede) mahalli.

 

Hakka ulaşmak ve vasıtaları terk etmek isteyen kişi insanlardan uzaklaşmalı ve uzleti seçmelidir.

Tevekkülün ilk derecesinde dört keramet (tayy-i mekân, su üzerinde yürümek, havada uçmak, kevn'den yemek) belirir.

 

Zikir esnasında kalbe gelen ilahi/ruhani etkiler (varidat)

Melekî Varid: Arkasında bir serinlik, lezzet ve bilgi bırakır; acı ve şekil değişikliği vermez.

Şeytanî Varid: Arkasından organların ezildiğini hissettirir, acı, gam, derin bir hayret ve çarpılmışlık hali bırakır.

 

Salik zikre devam ettikçe alemlerin perdesi belli bir tertip ve sıra dahilinde açılır. Her açılan kapı aynı zamanda bir sınamadır; salik o makamın cazibesine kapılıp kalırsa yolda kalır (kovulur), geçip zikre sarılırsa yükselir.

 

Salik zikre devam ettikçe alemlerin perdesi belli bir tertip ve sıra dahilinde açılır.

Salik ilk önce insanların gizli hallerini ve günahlarını görmeye başlar. Gördüklerini ifşa etmemelidir.

Önüne içecekler konursa su veya süt içmelidir, şaraptan sakınmalıdır.

Taşların sırları, fayda ve zararları açılır.

Hayvanlar kendi özel tesbihlerini öğretir.

Katıların saydama, saydamların katıya dönüşümü seyredilir.

İlahi huzura giriş, ilimleri alma, kabz ve bast adabı müşahede edilir. Bütün yolların dümdüz değil, daire şeklinde olduğu görülür.

Sonsuzluk sırları, remiz ve icmal (sembolik anlatım) yeteneği verilir.

İlahi marifetler açılır.

Amel hazineleri (Vakar, Sekine ve Hayret) açılır.

Salik nur içinde fena bulur.

Bilmediği ilim, müşahede etmediği şey kalmaz.

Her şeyin illetini ve kendi üzerindeki "Rabb" olan ismi öğrenir.

Salik muharrik (hareket ettirici) nurunda silinir, sonra yeniden his alemine geri döndürülür.

 

Münacat ettiği dile göre her veli bir peygamberin varisidir (Musevî, İsevî vb.). Kâmil veli ise bütün dillerle münacat eden "Muhammedî" velidir.

Kutub ise her zaman Hz. Muhammed'in (s.a.v) kalbi üzeredir.

 

Kalbinde mülk ve melekut alemine yönelik toplu bakış (bağlılık) olan kişiye marifet kapısı açılmaz. Doğru bir istidat ve kapasite olmadan sadece himmetle keşif gerçekleşmez. Hakikate ulaşan arif ise her zaman ilahi tecellilerin sonsuz veçheleri karşısında susuzdur ve hayret içindedir.

İbn Arabi - Risaleleri - 2 - İbn-i Arabi’nin Hakkında İbn-i Kemal Efendi tarafından Yavuz Sultan Selim Devrinde Verilen Fetva

 İbn-i Arabi’nin Hakkında İbn-i Kemal Efendi tarafından Yavuz Sultan Selim Devrinde Verilen Fetva

İbn-i Kemal Efendi, fetvasına Allah'a hamd ve Resulü'ne salat ile başlayarak İbnü'l-Arabî'nin hakikat ehlinin uyduğu mürşid-i kâmil ve müçtehid bir zat olduğunu belirtir.

Bir şeyi görmemek veya bilmemek, o şeyin yok olduğunu göstermez

O, Allah Hakkı söyler ve O, doğru yola iletir.

...

İbn Arabi - Risaleleri 2 - Notlar

Vahdettin İnce, Kitsan


6 Şubat 2026 Cuma

İbn Arabi - Risaleleri 1 - Tasavvuf Istılahları Kitabı

On Dördüncü Kitap

Kitabu İstilahi's Sufiyye

Tasavvuf Istılahları Kitabı

Her ilmin kendine has bir terminolojisi olduğu gibi sufilerin de kendi aralarında kullandıkları, istiare ve teşbih boyutları olan özel bir dili vardır.

 

El-Hacis: Bunu akla ilk gelen düşünce olarak açıklarlar. Rabbani bir düşüncedir. Kesinlikle yanlış olmaz.

 

El-irade: Kalpte hüzün.

 

El-Mürid: iradeden tamamen soyutlanmış kimse.

 

El-Murad: iradesinden çekilip koparılan ve her işi hazırlanan kimse.

 

Es-Salik: Makamları ilmiyle değil, haliyle geçen kimse.

 

El-Musafir: Fikriyle manevi alanlarda yolculuğa çıkan kimse.

 

Es-Sefer: Kalbin zikirle Hakka yönelmesinden ibarettir.

 

Et-Tarik: Hak tarafından ruhsatsız meşru kılınmış merasimleri demektir.

 

El-Vakt: Hal zamanındaki halinden ibarettir.

 

El-Edeb: Haddi bilmektir.

Edib, faaliyet, çal ışma ehlidir.

 

El-Makam: Zahiri merasimlerin hakkını tam anlamıyla ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmek demektir.

 

El-Hal: Çalışma yapılmaksızın ve celbetme çabası vermeksizin kalbe varit olan durum.

 

Et-Tahkim: Velinin mertebesinden dolayı gördüğü bir husustan hareketle gördüğünü izhar etmeyi tercih etmesi demektir.

 

El-İnziac: Endişelenme/huzursuzluk

 

Eş-Şeriat: Kulluktan ayrılmamaya başlamak demektir.

 

Eş-Şath: Ciddiyetsizlik ve iddia sezilen söz demektir.

 

El-Adl ve Yaratılış Aracı Hakk: Yüce Allah'ın yarattığı ilk mahluktur

 

El-Efrad: Kutbun nazarının dışında kalan adamlara denir.

 

El-Kutb (Gavs): Bütün zamanlarda âlemde Allah'ın nazarının yeri olan tek kimsedir. İsrafil'in (a.s) kalbidir.

 

El-Evtad: Dört kişidirler. Menzilleri âlemdeki dört rükün menzil üzeredir. Doğu, batı, kuzey güney. Her birinin makamı bu yönlerden biridir.

 

El-Budela: Bunlar yedi kişidir. Bunlar İbrahim'in (a.s.) kalbi üzeredirler.

 

En-Nukaba: Nefislerin gizliliklerini ortaya çıkaran kimselerdir. Üç yüz kişidirler.

 

En-Nuceba: Kırk kişidirler. Halkın yüklerini taşımakla meşguldürler. Sadece başkasının hakkı ile ilgili tasarrufta bulunurlar.

 

El-İmaman (İki imam): Bunlar iki kişidirler. Birisi Gavsın sağında oturur ve melekuta bakar. Diğeri ise solunda oturur ve mülke bakar. Bu arkadaşından daha üstündür. Gavsın yerini bu alır.

 

El-Umena: Bunlar Melamilerdir.

 

El-Melamiyyetu: içlerindeki hallerinden zahirlerine bir tek etki yansımayan kimselerdir.

 

El-Mekan: Sergilerde bulunan menzile denir.

 

El-Kabz: Vakitte korku haline denir.

 

El-Bast: Bize göre her şeyi içine alan, ama hiçbir şey tarafından içine alınamayan kimsenin halidir.

 

El-Heybet: Allah'ın celalini müşahede etmenin kalb üzerindeki etkisidir.

 

El- Üns: İlâhî huzurun cemalini müşahede etmenin kalb üzerindeki etkisine denir.

 

Et-Tevacud: Vecd halini isteme.

 

El-Vecd: Kalbin müşahedesinden kaybolmuş hallerden bazısına rastlaması hali.

 

El-Vücud: Vecd'de hakkı bulma.

 

El-Celal: İlâhî huzurdan yansıyan kahır özellikleri.

 

El-Cemal: İlâhî huzurdan kaynaklanan rahmetin özellikleri ve lütufları.

 

El-Cem: Halksız hakka işaret etme.

 

Cem'ul Cem: Bütünüyle Allah'ta tükenme isteği.

 

El-Fark: Hak olmaksızın halka işaret etmek.

 

El-Beka: Kulun, Allah'ın her şey üzerinde kaim olduğunu görmesi.

 

El-Fena: Kulun, Allah'ın bir illet üzerine kaim olduğunu görmesi.

 

El-Gaybet: Hissin kendisine varit olan şeyle meşgul olmasından dolayı kalbin, halkın halleriyle ilgili olarak gelişen olaylara dair bilgiden uzaklaşması.

 

El-Huzur: Gaybeti esnasında kalbin Hakk ile huzurda olması.

 

Es-Sahv (Uyanış): Hassaların, gaybetten sonra güçlü bir vürutla kendilerine dönmesi.

 

Es-Sekr (Sarhoşluk): Güçlü bir varitle yitip gitme, kaybolma.

 

Ez-Zevk (tatma): İlâhî tecellilerin görünmeye başlamasının ilk anı.

 

Eş-Şurb (içme): Tecellilerin ortası.

 

Er-Rey (kanma): Tecellilerin her makamdaki son merhalesi.

 

El-Mahv (Silinme): Adet vasıflarının ortadan kalkması. Bazılarına göre illetin zail olması demektir.

 

El-isbat: Kulluk hükümlerini ikame etme.

 

El-kurb (yakınlık): İtaatle kaim olmak. Kabe Kavseyn hakikatine de kurb denir.

 

El-Bu'd (uzaklık): Muhalefetler üzerine kaim olmak.

 

El-Hakikat: Senin vasıflarının etkilerinin, Onun vasıfları aracılığıyla senden uzaklaştırılması demektir.

 

En-Nefes: Yüce Allah'ın, kıvılcımlarını söndürsün diye kalbin ateşine musallat kıldığı bir ruhtur.

 

El-Hatır: Kalbe ve vicdana varit olan rabbani, melekî, nefsanî veya şeytanî telkin. Ki kalıcı değildir.

 

İlme'l Yakin: Delilden anlaşılan ilim.

 

Ayne'l Yakin: Müşahede ve keşiften anlaşılan ilim.

 

Hakka'l yakin: Gözlemlenen şeyden irade edilen hususun ilimde hasıl olması.

 

El-Varid: Kişinin çabası olmaksızın kalblere varit olan övgüye değer telkinler.

 

Eş-Şahid: Müşahede sonucu, müşahede edenin kalbinde meydana gelen etki.

 

En-Nefs: Kulun vasıflarından malum olanlar.

 

Er-Ruh: Gayb ilminin özel bir surette kalbe ilka edilmesinin karşılığı olarak kullanılır.

 

Es-Sırr: ilmin sırrı denildiği zaman, bu ilmi bilen alimin hakikati.

 

El-Veleh (kendini kaybetmek): Aşırı vecd.

 

El-Vakfe (Duruş): iki makam arasında hapsedilme.

 

El-Fetret: Başlangıçtaki yakıcı ateşin sönmesi hali.

 

Et-Tecrid: Masivanın ve kevnin kalbten ve sırdan uzaklaştırılması.

 

Et-Tefrid- Hak ile kendinle beraber durman.

 

El-Latife: Zihinde parlayan anlamı ince her işaret.

 

El-İllet: Hakkın kulunu bir sebepten dolayı veya sebepsiz uyarması.

 

Er-Riyazet: Edeb riyazeti, nefsin tabiatının dışına çıkmaktır.

 

El-Mücahede: Nefsi bedenî meşakkatlere ve her durumda hevaya muhalefet etmeye zorlamak demektir.

 

El-Fasl (ayrılık): Sevgilinden ümit ettiğin gıdadır.

 

Ez-Zihab (gidiş): kalbin, kim olursa olsun sevgilisi mü şahede etmesinden dolayı hissedilme özelliğine sahip olan hiçbir şeyi hissedemeyecek şekilde kaybolmasıdır.

 

Ez-Zaman: Sultan, hakimiyet, delil.

 

Ez-Zacir (meneden): Müminin kalbindeki hakk öğütçüsü. Davetçi.

 

Es-Sahk (ezilme): Senin terkibinin kahır ve baskı altında dağılıp gitmesi.

 

El-Mahk (iptal edip belirsiz kılma): Seni yok eden şeyden seni gizleyen her şey.

 

Et-Tecelli: Kalblere açılan gaiblerin nurları.

 

El-Muhazara: Kalbin daima burhan akışının huzurunda oluşu.

 

EI-Mukaşefet: Kahır sonucu tevbenin tahakkuk edişinin karşılığı olarak kullanılır.

 

El-Müşahede: Eşyayı tevhid delilleriyle görmek demektir.

 

El-Muhadese: Hakkın mülk ve şehadet âleminde ariflere hitab etmesi.

 

El-Müsemere: Hakkın sırlar ve gaibler âleminden ariflere seslenmesi.

 

El-Levaih (görüntüler): Zahiri sırlarda görülen halden hale yüceliş özelliği, görüntüsü.

 

Et-Tavali (doğuşlar): Marifet ehlinin kalblerine doğan ve başka nurları söndüren tevhid nurları.

 

El-Levami (parıldayışlar): İki vakitte ve bundan daha yakın bir zaman diliminde ispat edilen tecelli nurları

 

El-Bevade (açığa çıkma): Kalbin, bir ilk çarpılma mahiyetinde birden gayb ile yüz yüze gelmesi.

 

El-Hücum: Senin bir etkin olmaksızın vaktin gücüyle kalbe varid olan hal.

 

Et-Telvin: Kulun hallerinde intikal edişi. Bize göre makamların en mükemmelidir.

 

Et-Temkin: Telvin (çeşitlilik) halinde yerleşiklik kazanma demektir.

 

Er-Rağbet: Nefsin rağbeti sevaba, kalbin rağbeti hakikate sırrın rağbeti hakka yöneliktir.

 

Er-Rahbet (çekinme): Zahiri çekinme.

 

El-Mekr: Allah'ın emirlerine muhalefet eden kimsenin bu halinin devamına rağmen nimetlerin ard arda gelmesi.

 

El-İstilam (kökten kesilme): Hüznün derin üzüntünün özelliği.

 

El-Gurbet: Maksudun peşinde vatandan ayrılmak anlamında kullanılır.

 

El-Himmet: Kalbin arzulara yönelip her şeyden soyutlanması anlamında kullanılır.

 

El-Gayret: Hadler aşıldığı zaman hakkın bir gayreti vardır. Sırları ve gizlilikleri saklamanın karşılığı olarak kullanılan bir gayret de vardır.

 

El-Hürriyet: Kulluk hukukunu Allah için ikame etmek.

 

El-Mutalaa: Hakkin doğrudan veya onların isteği üzerine kevndeki hadiselere ilişkin olarak ariflere ilham ettiği şeyler.

 

El-Futuh: Bir, zahirde gerçekleşen ibare açılışı (futuhu), batında gerçekleşen halavet futuhu ve mükaşefe futuhu vardır.

 

El-Vasl: Kaçanı yakalamak.

 

El-İsm: Vakit içinde ilâhı isimlerden kulun haline hakim olan isim.

 

El-Vesm: Ezel olanla ebede cari olan özellik, sıfat.

 

Ez-Zevaid: Gabya iman ve yakin fazlalığı.

 

El-Hıdır: Bununla bast (açılma) hali ifade edilir.

 

El-Ye's: Bununla kabz (tutulma) hali ifade edilir.

 

El-Gavs: Ayniyle zamanın bir tanesidir. Ancak vakit geldiğinde onun inayetine iltica duygusu verilir.

 

El-Vakıa: Hangi yolla olursa olsun, hitap ya da misalle o alemden kalbe varit olan

şey.

 

El-Anka: Yüce Allah'ın içinde yine kendisi aracılığıyla alemin bedenlerini açtığı hava.

 

El- Varka: Küllî nefis. Levh-i Mahfuz.

 

El-İkab: Kalem. Akl-i evvel (İlk akıl)

 

El-Gurab: Küllî cisim.

 

Eş-Şecere: İnsan-i Kamil.

 

Es-Semseme: İbareden sızan ince marifet

 

Ed-Durretu'l Beyda (Beyaz inci): Akl-i Evvel.

Ez-Zumurrede (Zümrüt): Küllî nefis.

 

Es-Sebhe: Heba. Rüzgarın savurduğu toz.

 

El-Harf: Dil. Hakkin sana hitap ederken kullandığı ibareler.

 

Es-Sekine: Gaybin inişi esnasında içinde hissettiğin mutmainlik hali.

 

Et-Tedani: Mukarrebinin (Allah'a yakın olanların) miracı.

 

Et-Tedella: Mukarrebinin inişi. Ayrıca tedani sırasında hakkın onlara inişi anlamında da kullanılır.

 

Et-Terakki: Hallerde, makamlarda ve marifetlerde intikal etme.

 

Et-Telakki: Haktan sana varid olan şeyleri alman.

 

Et-Tevella: Ondan kendine dönmen

 

El-Havf (korku): Geçmişteki menfi şeylerden sakınman.

 

Er-Reca (umut): Gelecek ümidi, beklentisi.

 

Es-Saik (Bayılma): Rabbani tecelli esnasında fena bulma başka biri

El-Halvet: Arada melek veya olmaksızın gizlici hak ile konuşmak

El-Cilve: Kulun halvetten ilâhı çıkması vasıl olmuş

El-Mahda'(aldanma yeri): Kutbun fertlerden gizlendiği yer gizleyen,

El-Hicab: Matlubunu gözünden perdeleyen şey.

En-Nevale (Misafire takdim edilen ilk lokma): Fertlere (efrad denilen zatlar) has hil'atlar. Mutlak Hil'at anlamında da kullanılır.

 

El-Ceres (Zil): Hitabın bir tür zorlamayla icmal edilmesi.

 

El-İttihad (Birleşme): İki zatın bir olması. Bu ancak sayıda olabilir. O da haldir.

 

El-Kalem: Tafsil bilgisi.

 

El-Enaniyet (Benlik): “Ben" demen.

 

En-Nun: İcmal ilmi.

 

El-Hüviyet: Gayb alemindeki hakikat.

 

El-Levh: Bilinen bir sınıra kadar ertelenmiş tedvin ve yazı mahalli.

 

El-Aniye (kap): izafe yoluyla elde edilen hakikat.

 

Er-Ruhune (hafiflik/düşüncesizlik): Tabiatla beraber olma, ötesine geçememe.

 

El-İlâhîyye: Beşere nispet edilen tüm ilâhî isimler.

 

El-Hatem: Ariflerden bazılarının kalblerinin üzerindeki hakkın alameti.

 

Et-Tab'u: Her şahısla ilgili olarak önceden malum olan bilgi.

 

El-Aliye: Bir meleğe veya ruhaniye izafe edilen tüm ilâhî isimler.

 

El-Menesse (Gerdek evi): Düğünlerin, ziyafetlerin düzenlendiği mekan.

 

Es-Siva: Öteki, (Allah'tan) başkası.

 

El-Cesed: Ateş veya nur menşeli bir cisimde zuhur eden her ruh.

 

En-Nur: Kevni kalpten kovan her ilahi vürut.

 

Ez-Zulmet (Karanlık): Bzzat bilme için kullanılır. Çünkü bu bilgiyle beraber başkası keşfedilmez.

 

Ed-Diya (Ziya, ışık): Hakkin gözüyle aynları görme.

 

Ez-Zillu (gölge): Hicabın gerisinde rahatlığın varlığı.

 

El-Kişr: Muhakkik'in özünü kendisine tecelli eden şeylerin etkisiyle bozulmaktan koruyan her ilim.

 

El-Lubb (öz): Kevnle ilgili olan kalplerden saklanan ilimler.

 

El-Umum: Sıfatlar hususunda vaki olan ortaklık.

 

El-Husus: Her şeyin tekliği.

 

El-İşaret: Kalbin huzuru ile birlikte yakınlıkla beraber olduğu gibi uzaklıkla da beraber olur.

 

El-Gayb: Hakkin kendisiyle ilgili değil, seninle ilgili olarak senden gizlediği her şey.

 

Alemu'l emr (emir alemi): Haktan bir sebep olmaksızın var olan varlıklar. Melekut karşılığı olarak kullanılır.

 

Alemu'l Halk (Halk/yaratma alemi): Bir sebep neticesinde var olan varl ıklar alemi. Şehadet (görünen) alemi anlamında kullanılır.

 

El-Arif ve'l Ma'rife (Arif ve Marifet): Rabbin kendisini gösterdiği ve bunun neticesinde üzerinde bir takım haller zuhur ettiği kimseye arif, onun haline de marifet denir.

 

El-Alim ve'l İlm (Alim ve ilim): Allah'ın uluhiyetini ve zatını gösterdiği ve üzerinde herhangi bir hal izhar etmedi ği kimseye alim, onun haline de ilim denir.

 

El-Hak: Allah ile ilgili olarak kulun üzerine vacip olan şey ve hakkın kendisi için gerekli kıldığı şey.

 

El-Batıl: Yokluk. Adem.

 

El-Kevn: Varlık sahibi her olgu.

 

Er-Rida: Hakkin sıfatlarıyla zuhur etme.

 

Er-Reyn (Kalın örtü) : Eşyada itidal mahalli.

 

El-Kemal: Sıfatlardan ve sonuç ve etkilerinden münezzeh olma.

 

El-Berzah: Manalar alemiyle cisimler alemi arasında görülen alem.

 

El-Ceberut: Ebu Talibe göre azamet alami demektir.

 

El-Mülk: Görülen maddi alem.

 

El-Melekut: Gayb alemi.

 

Maliku'l Mülk: emrettiği şeylere dayalı olarak kula karşılığını verme makamında Hak taala.

 

El-Muttali: Kevn âlemine bakış. Hakkin gözüyle bakan.

 

Hicabu'l izzeti (izzet perdesi): Körlük ve şaşkınlık hali.

 

El-Misl (Benzer): insan. insanın yaratılışına esas olan suret.

 

El-Arş: Mukayyet isimlerin istiva etti ği yer.

 

El-Kursi: Emir ve yasak yeri.

 

El-Kıdem (öncesizlik, ezel): Hak ilmi kapsamında kul ile ilgili olarak sabit olan şey.

 

El-İyd (bayram/yıldönümü): Amellerin tekrarlanmasıyla kalbe tekrar dönen tecelliler

 

El-Had: Seninle onun arasındaki fasıl, aralık.

 

Es-Sıfat: Anlamın gerektirdiği nitelik. Alim gibi.

 

En-Naat: Nispetin gerektirdiği nitelik. Evvel gibi.

 

Er-Ru'yet: Onu olduğu yerde gözle görme, basiretle değil.

 

Kelimetu'l Hadra (huzur sözü): Kun (ol) kelimesi.

 

El-Lusun (Lisanlar/diller): İlâhî açıklamanın ariflerin kulağına ulaşmasında kullanılan araç.

 

El-Huve (O): Müşahedesi sahih olmayan (görülmesine imkan bulunmayan) mutlak gayb.

 

El-Fehvaniye: Hakkin misal aleminde bizzat yüzleşme yoluyla gerçekleştirdiği hitap.

 

Es-Seva (Benzer/derk): Hakkin halkta ve halkın hakta gizlenmesi.

 

El-Ubude (ubudet): Kendini rabbine gösteren kimsenin makamı ubudettir.

 

El-İntibah (Uyanma): Hakkın inayet yoluyla kulu sevketmesi.

 

El-Yakaza (Uyanıklık): Hakkin sevketmesi esnasında Allah'ın muradını anlama.

 

Et-Tasavvuf: Zahiren ve batınen şeriatın adabına riayet etme. Bu, ilâhi ahlaktır. Güzel ahlaka sahip olmaya ve kötü, bayağı ahlaktan uzak durmaya da denir.

 

Et-Tecelli: İlâhî ahlakla vasıflanma. Bize göre, kulluk ahlakıyla vasıflanma.

 

Sırru's Sırri (Sırrın sırrı): Hakkin kuldan ayrı olarak tek başına bildiği hakikat.

İbn Arabi - Risaleleri 1 - Notlar

Mütercim: Vahdettin İnce, Kitsan, 2005