24 Ocak 2012 Salı

Rıza Kıraç – Cin Treni

Öldürmek Hakkında Küçük Bir Oyun
Rıza Kıraç’ın ilk roman Cin Treni, Altın Kitaplar tarafından geçtiğimiz günlerde yeniden yayınlandı.
Cin Treni polisiye bir roman, ancak klasik polisiye romanlardan oldukça farklı. Rıza Kıraç Cin Treni’nde, okurun merakını canlı tutmak için adım adım katile giden sıradan bir polisiye kurguyu tercih etmemiş. Bundan farklı olarak, romanın hemen başında tanımaya başladığımız Muharrem’in hayatını değiştiren olayları ve insanları, sınırlı çerçevedeki katil kim oyunundan çok daha geniş bir perspektifte karşımıza çıkarıyor.
İzmir’de yaşayan muharrem’in İstanbul’daki bir holdingde yaptığı iş görüşmesiyle yol almaya başlıyor Cin Treni. Muharrem, holdingde üst düzey yönetici pozisyonunda çalışmak üzere işe alınır. Holding patronunun kızı Cécille ile tanışıp tutkulu bir ilişkiye başlar.
Şirket yöneticilerinin bir arada bulunduğu bir toplantıda, köşe yazarlığı ve televizyon programcılığı yapan Nahit, cinayet hakkında bir konuşma yapar ve dinleyenleri “cinayet oyunu” oynamaya davet eder. Muharrem’in eski arkadaşı olan Nahit’in önerdiği oyunun tek kuralı birbirlerini öldürmemek ve işlenen cinayeti oyundaki diğer bir kişinin üzerine yıkmaktır.
İstanbul’a gelmeden önce nişanlı olduğu Ülkü’yle birlikte gelecek hayalleri kuran Muharrem, holdingde çalışmaya başladıktan sonra bambaşka bir hayata sürüklenir. Kısa sürede sahip olduğu lükslere ve Cécille’e kapılan Muharrem, hayatının bu yeni dönemine alışamadan  karanlık ve tehlikeli bir oyunun içinde bulur kendini. Kimseye güvenemeyeceğinin farkına varan Muharrem, cinayet oyununun parçası olmak istemez, kurtulmaya çalışır ancak cin treni çoktan yol almaya başlamıştır. İlk cinayet işlenir ve Muharrem’in yakın arkadaşı, oyunu başlatan Nahit, cinayet zanlısı olarak aranmaya başlar.
Kısa zamanda başka cinayetler de işlenir. Nahit’ten sonra Muharrem de polis tarafından arananlar listesine girer.
Muharrem’in nişanlısı Ülkü, babası Tahir Bey’le birlikte İstanbul’a gelip olaylara dahil olurlar.
İş adamları, köşe yazarları, siyasi kişilikler ve emniyet mensupları arasındaki karanlık ilişkiler etrafında kurgulanmış olan Cin Treni, sıradan bir polisiye roman değil. Para ve güç peşindeki insanların, toplum içindeki pozisyonu ve itibarı ne olursa olsun, suça yakınlığına işaret eden yazar, gazetelerde ya da kitaplarda yazılı olanın dışında, hayatın çok farklı basit gerçekliğine işaret ediyor. Para ve güç söz konusu olduğunda herkes kendi kurallarıyla oynamak istiyor. Kendince iyi hesapladığı bir kurguda karşısındakini yem olarak kullanan herhangi bir kişi başka birinin oyununda yem olabiliyor. Büyük balığa yem olmadan büyümek, büyüyebilmek… İşte bütün mesele bu…

Rıza Kıraç – Cin Treni
Altın Kitaplar, Ocak 2012


















(Alıntılar)
Karakterler

Muharrem
Pietruccio -> Holding müdürü
Cemal Mehdi -> Patron
Cécille Mehdi -> Cemal’in kızı
Akif -> Muhasebeci
Nahit -> Gazeteci – Muharrem’in arkadaşı, bir ara Cécille ile birlikteydi
Ülkü -> Muharrem’in nişanlısı
Tahir Bey -> Ülkü’nün babası
Taner -> 12 Eylül işkencecisi eski bir polis
Sedat -> Polis


Jaluziler açıktı, güneş ışığı Muharrem’in gözlerini kamaştırarak karşısındaki adamı (Pietruccio) görmesini engelliyordu.
Pietruccio … Muharrem’e sorular  soruyordu. (s. 9)

Tanrı’yla aranız nasıl Muharrem Bey?
…bir süredir düşünmemeye çalışıyorum bu konuyu.
…bir ara dönemdesiniz yani. (s. 11)

Cemal Mehdi … Göz altlarındaki halkalar, görmüş geçirmiş biriyle karşı karşıya olduğunuzu unutmamanız içindi sanki. (s. 12)

Muharrem, Mehdi Holding’den  saat beşe doğru çıkabildi. Yol üstündeki telefon kulübesinden İzmir’i aradı. Önce annesi Muhterem Hanım’a işe alındığını söyledi. Ardından da Ülkü’yü aradı (nişanlısı). (s. 13)

Kendisiyle yaşıt Renault…
Tahir Bey … İzmir’in en büyük gümrük komisyoncusu.
Yakında kayınpederi olacaktı. (s. 14)

Son bir sigara (s. 15)
Nescafé (s. 17)

Bunlar arabanızın abahtarı … cep telefonu numaranız da şurada yazılı.
Alfa Romeo (s. 21)

Akif, firmamızın finanstan sorumlu müdür yardımcısı (s. 23)

…devlet memurunun mıymıntı mutsuzluğu (s. 27)

Nahit’in anlattıkları doğruysa Cécille hiç de uslu birine benzemiyordu. (s. 29)

…ruhumuzun geçmiş ile gelecek arasındaki saadet köprülerinin yıkıldığı bir çağda nasıl olur da masum kalırız. (s. 31)

Ülkü’yle nişanı bozacağım (Cécille etkisi) (s. 55)

(Taner) Eskiden polistim (s. 68)

Marx, “tarih, kötülüğün keşfiyle başlar” der, oysa burjuva tarihçileri, yazının bulunmasıyla tarihi başlatır. (s. 73)

Şiddet, ilerlemenin kendisidir. (s. 80)

Cinayet kültürümüz sıfır. (s. 94)

Türkiye’nin en büyük televizyonlarından birinde haber dairesini yönetiyorsunuz, milyonlarca  kişiye ulaşıyorsunuz, şimdi de gazetede yazıyorsunuz…
Buralara gelebilmek için kaç kusursuz cinayet işlediniz? (s. 96)

Herkes bir cinayet tasarlayacak, cinayeti işledikten sonra suçu da masada oturanlardan birine yıkacak. (s. 101)

Tek kural birbirimizi öldürmeyeceğiz. (s. 102)

Oyun bittiğinde cinayete mantıklı bir açıklama getiremezse ona bir ceza vermeliyiz. (s. 103)

“Avrupa kültürü rasyonalizm üstüne kurulmuştur Nahit Bey, canilik ve şarlatanlık üstüne değil.”
“Bundan emin değilim. Faşizmi, kapitalizmi, burjuva demokrasisini sizin kültürünüzden taşıdık bu topraklara, belki büyümek, gelişmek, uygarlaşmak gibi saplantılarımızın altında, çirkefliğinize, sizin kültürünüzün ikiyüzlülüğüne duyduğumuz hayranlık yatmaktadır, ne dersiniz? (s. 104)

Öğleden sonra genç, güzel, manyak bir kadınla buluştum. … uyandığımda ölmüştü… (s. 118)

Nahit Bey için çok üzüldüm. … böyle bir şey yapabileceği hiç aklıma gelmezdi. (s. 121)

…gerçekle yazılı olanın, yaşanmışla kurgunun, hayatın verileriyle kitaplardaki verilerin… Bunların bambaşka şeyler olduğunun ayırdına varamıyorum. (s. 124/125)

Ben Sedat, bu da yardımcım Metin…
Neredesin lan? (s. 134)

Senin gibi bir 12 Eylül işkencecisiyle aynı masada oturup bir sürü pislikten nasıl temize çıkacağımı hesaplamaya çalışıyorum. (Muharrem Taner’le konuşuyor) (s. 159)

Mehdiler mi? … bu adam bir komplocu. Devletin içindeki bazı guruplar için suikastlar düzenliyor, partilerin il teşkilatlarına piyonları getiriyor, seçimlerde el altından kampanyalar düzenliyor… (s. 173)

Öldürmek üzerine küçük bir oyun. (s. 191)

Acımasız olmanın tek yolu var, bütün duygularınızı hayata kapatmak ya da sinirlerinizi aldırmak… (s. 193)

(Taner anlatıyor) Bu ülkede sermayenin gerçek sahibinin kim olduğunu kimse bilemez. Gazetelerde boy gösteren iş adamlarının çoğu vizyonu olan, bundan dolayı piyasaya sürülen insanlardır. Sizin anlayacağının paranın ardındaki asıl güç hiç bir zaman görülmez. (s. 202)

Soğuğu ve sıcağı hisset, o senin için hep sıcak kalsın, onu olduğu gibi hatırla… (s. 212)

“Senin bu trende işin yok” dedi Nahit. (s. 251)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder