21 Ocak 2016 Perşembe

Ralf Dahrendorf - Demokrasinin Bunalımları

Ralf Dahrendorf - Demokrasinin Bunalımları
Antonio Polito’nun Yaptığı Söyleşi


Demokrasi
Demokrasi günümüzde ağır bir kriz içinde

Demokrasi (…) siyasal iktidarın kullanımına meşruiyet kazandırmayı amaçlayan bir kurumlar topluluğudur.

Toplumlarda şiddete başvurmadan değişim yaratmayı nasıl sağlayabiliriz?
İktidar uygulayıcılarını nasıl denetleyebiliriz?
Halk, iktidarın kullanımına nasıl ortak olabilir?

Demokrasi, yönetimi denetlemeyi ve şiddete başvurmadan onu iktidardan düşürmeyi mümkün kılan kurumları yaratan halkın sesidir.

Seçimler, artık arzu edilen etkiyi yaratmıyor…

Seçmenler, tüketimle ilgili belirli bir davranış kalıbını siyasete aktarıyor.
…demokrasi krizi ile ulus-devletin krizi arasındaki bağıntıyı merkezi bir nokta olarak dikkate alacağım. (s. 11)

Küreselleşme
Fazlasıyla küçük birimler, duygusal açıdan yüklü bir hizipleşme politikasına öncülük eder (Tam da bu nedenle AB, ABD gibi “dostlarımız” ülkede ayrılıkçı ses çıkaran herkesin sırtını sıvazlar).
Demokrasinin uygulanması için makul büyüklükteki bir mekânda bulunan halk temsilcileri kendi seçmenlerinin çıkarlarını kesin olarak bilmeli ve birbirleri ile tartışabilmek için merkezi bir yerde toplanabilecek konumda olmalıdır.

Endüstri toplumunun oluşumu…
O zamanlar kapitalistler fakirlere iş gücü olarak ihtiyaç duyuyordu. Ancak küresel sınıf bugünün fakirlerine ihtiyaç duymuyor.

Yerelleşme
Küreselleşme
İnsanlar kendilerini dünyaya açıyorlar ve aynı zamanda yanı başlarındaki bir komşuluğun sağladığı güveni arıyorlar. Böylelikle küreselleşme (…) yerele güçlü bir şekilde yönelişe yol açtı.

Çağımızın en güçlü temalarından biri türdeşlik arayışı…
Oysa demokrasinin sahip olduğu en büyük güçlerden biri etnik, dinsel vs. farklı insanların bir arada yaşamasını mümkün kılmasıdır.
Türdeşliği hedefleyen cemaatler kaçınılmaz bir biçimde kendi içlerinde hoşgörüsüzlüğe, dışa karşı ise saldırganlığa eğilim duyarlar.
Yerelciliğin aşılması ulus-devletin kuruluşu sırasındaki en büyük başarılardan biridir.
Birliğini coğrafi veya tarihsel etkenler değil, anayasal etkenler temelinde kurarak uluslararası sahneye çıkan ABD’nin getirdiği yenilik buydu.

…etnik açıdan bölgeselcilik kavramı, küreselleşmenin yan ürünü olarak tanımlanabilir.

Kendi kaderini tayin, ilkesinin kötüye kullanımı günümüzde demokrasi için en büyük tehditlerden birini oluşturuyor (tek çatı altında birleşmiş bir ulusun/ülkenin kaderi değil de sırtı sıvazlanan elemanlarının her birinin kendi kafalarına göre kaderlerini tayin etmeye kalmaları…).

Avrupa
AB’nin yapısı (…) talep ettiği demokratik kriterleri karşılamıyor.
Demokrasiyi güçlendirmek meyanında yaptıklarımız, bizatihi demokratik değil. (s. 38)

Avrupa demokrasisi için elzem olan bir Avrupa halkı, bir Avrupa demos’u hiç varolmadı…

Ulus-devletlerin ötesinde demokrasinin ilkelerini yeni baştan düşünmeye ve bu ilkelerin, dünyanın ulus-devletlerin sınırlarından taşarak genişlemekte olduğu bu yeni durumda nasıl uygulanabileceğini sormaya teşvik etmeli.

Hangi amaçla, giderek daha sağlam bir AB’ye sahip olmalıyız?
Refahı arttırmak…
ABD’yle rekabet etmek…

Gerçek bir halk iradesi temeline dayanmayan anayasalar yarardan çok zarar getirir.

Amerika
Bütün demokrasiler oligarşik bir unsur içerir.

Oligarşik unsur her zaman ve her yerde oyunun bir parçasıdır.

Hükumetler parlamentodan mı doğmalıdır, yoksa yurttaşların iradelerinin doğrudan ifadesi mi olmalıdır?

En uygun modelin Alman modeli olduğuna inanıyorum: Bu modelde parlamento tarafından seçilen yürütme organı, bir kez seçildikten sonra çok güçlü bir konumdadır ve yalnızca başka bir yönetim iktidara gelirse görevden alınabilir.

Ekonomi alanında olduğu gibi demokratik kurumlar alanında da gelenekleri ve ulusal farklılıkları düpedüz görmezden gelen ihraç edilebilir bir model yoktur. (s. 71)

Demos
(Seçim propagandası olarak amaca bağlı vergi teklifleri)

Demokrasi kararların müzakereler aracılığıyla ve sonrasında alınmaları anlamına gelir.
Buna karşılık referandumlar gerçek bir müzakerenin sonucu değildirler. (s. 83)

(Almanya’da) Nasyonal-sosyalizm trajedisinden sonra doğrudan demokrasinin her türünden mümkün olduğu kadar kaçınma çabası ortaya çıktı.

Halk iradesi yönetenlerin muvazaası ile altüst edilebiliyorsa referandumun ne anlamı var?

Aracılar
Geçmişte demos ile iktidar arasında aracılık yapan kurumlar ne yazık ki artık bu görevi yerine getirebilecek konumda gibi gözükmüyorlar.
İktidar ile halk arasında bir uçurum oluştu.

Bütün aracı kurumlar demokrasiyi tehdit edebilir, çünkü istismar edilmeye açıktırlar.

Medya gibi çok güçlü bir aracıya sahip olan kişi dahi, bir parti aygıtına ihtiyaç duyar. Bu aygıtlar için seçimler parlamentoyu oluşturmak üzere değil, militanlarına iktidar mevkileri sağlamak için bir araç niteliğindedir. (s. 96)

Antipolitik
Popülizm
Parlamento ve demokratik müzakere filtresi olmaksızın halka doğrudan başvurunun kolayca popülizme dönüşebileceğini ve bu nedenle popülist önderler tarafından istismar edilebileceğini söylemek mümkün. (s. 99)

Totalitarizm ile otoritarizmi açıkça birbirinden ayırmak zorundayız.
Totalitarizmde siyasi hedef, uygun adım yürüyen üniformalı öndere taraftar sağlamayı güvence altına almaktır.
Otoritarizmde kayıtsızlığa, katılım olmamasına, parlamento, muhalefet partileri ve bağımsız medya gibi eleştiri ve protesto kurumlarının zayıflığına dayanır. (s. 101-102)

Bir demokrasi herkes tarafından paylaşılan demokratik bir uyanıklık kültürü olmaksızın yaşayamaz.
Otoriter bir düzen iktidardakiler için hayatı fazlasıyla kolaylaştırırken, demokratlardan oluşan bir demokrasi onlar için hayatı zorlaştırır. (s. 102)

Hangi erk, çoğunluğun yasasından güçlü olabilir?
Tam da bu nedenle hukuk devletinin özgürlüğün son kalesi olduğuna inanıyorum.

Herkesin yasaya tabi olması liberal düzenin kalbidir.

Etik

Yeni Demokrasi
---
Türkçeleştiren: A. Emre Zeybekoğlu
İthaki

Aralık 2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder