İbrahim Demirbaş - Bir Teknoloji Felsefesi Yöntemi Olarak Tekhneontoloji - Notlar
Yüksek Lisans Tezi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, İzmir, 2025
Çalışma, teknolojinin tarihsel bağlamlarda nasıl bir anlam
kazandığını Heidegger, Stiegler ve Baudrillard gibi düşünürler üzerinden analiz
eder. Tekhneontoloji, teknoloji ile gerçeklik ve varlık arasındaki çok katmanlı
ilişkiyi inceleyen bir yöntemdir.
Felsefede "sorun çözmekten" ziyade, mevcut
problemleri daha geniş kapsamlı hale getirerek "yeniden
problemleştirme" amacı güdülür.
Giriş
Günümüzde teknoloji genellikle bir "iktidar veya
mahkûmiyet" ikiliği içinde algılanır. Bu durum, teknolojinin insan
varoluşuyla olan ontolojik bağını örtmektedir.
Eserin amacı teknoloji kavramının "varlık",
"gerçeklik" ve "varoluş" gibi kadim problemlerle iç içe
geçmiş yapısını açığa çıkarmaktır.
…yaygın güncel kullanımda, “teknoloji” üç farklı anlama
gelmektedir: (1) Teknolojik ürünler olan araçların tümü ya da toplamı
kastedilebilir.
(2) “Teknoloji” ile, pratik bir bilgi biçimi kastediliyor
olabilir.
(3) Bir bilgisayar mühendisinin, yüksek öğrenim ile
edindiği, cep telefonlarının nasıl çalıştığı ile ilgili sahip olunan
“nasılın-bilgisi” hakkındaki teorik bilgisi.
“Logos” kavramı ise bu çalışmada herhangi bir kavramın anlam
çerçevesini belirleyen düşünsel yapıyı, yani o kavramın “kapsam ve içeriğini
kuran ilkeyi” gösterir. Bu yönüyle “tekhne-logos” kavramı, “yapıp-etme
edimlerinin anlamı ve kapsamının ontolojik yapısı” olarak değerlendirilir.
Birinci Bölüm: Tekhne ve Logos’un Tarihselliği
Antik Yunan’da tekhne (sanat/zanaat) ve physis (doğa) arasında
bir karşıtlık yoktur; her ikisi de birer meydana getirme (poiesis)
faaliyetidir. Heidegger'in ifadesiyle: Tekhne, aletheuein’ın [örtüsüzlüğün/açığa
çıkarmanın] bir modudur.
Modern dönemde tekhne, doğadan bir şey meydana getirmek
yerine doğaya "meydan okuyan" bir yapıya bürünmüştür. Heidegger'in
Ren Nehri örneğinde belirttiği gibi, doğa artık sadece emrimizde olan bir
"kaynak" (bestand) olarak görülür.
İkinci Bölüm: Tekhne’nin Episteme’si
Teknolojiyi Düşünmenin Mantıksal Yasaları
Teknik nesneler "tümel" bir kategoride değil,
ancak "tekil" (teorik nesne) ve "tikel" (bağlam içindeki
işlevsel alet) olarak anlaşılabilir.
El-altındalık (Zuhandenheit) ve Elde-mevcutluk
(Vorhandenheit)
Heidegger'e göre bir aletle kurulan en asli ilişki, ona
bakmak değil onu kullanmaktır: Aletle olan bu ilgilenme, alete özgü olan
‘bir-şey-için’liğe tabidir.
Teknolojik Felsefe ve Teknoloji Felsefesi
Skolimowski'nin ayrımıyla; teknolojik felsefe teknolojiyi
hazır bir varsayım olarak kabul ederken, teknoloji felsefesi teknolojiyi insan
bilgisinin bir dalı olarak sorgular.
Modern teknolojinin "bilimin uygulaması" olduğu
görüşü bir yanılsamadır. Skolimowski'ye göre: Bilim 'olan şey' ile, teknoloji
ise 'olacak olan şey' ile ilgilenir.
Teknik, insana dışsal bir ek değil, insanı insan yapan
kurucu bir unsurdur. Stiegler’e göre: Felsefe, tekniği bir düşünce nesnesi
olarak bastırmıştır. Teknik düşünülmemiştir.
Ayrıca teknolojinin hem zehir hem ilaç olan
"farmakon" karakteri vurgulanır.
Üçüncü Bölüm: Teknoloji ve Kriz
Teknoloji genellikle bozulduğunda veya toplumsal bir çatışma
yarattığında görünür hale gelir.
Yeni tekniklerin yerleşik değerleri sarsmasıdır. Örneğin,
teleskobun icadı Batı'nın "ahlaki merkezinde" bir çöküş yaratmıştır.
Teknolojinin meşruiyet ve kapsam arayışıdır. Bu bağlamda
teknolojik determinizm, özcülük ve sosyal inşacılık tartışılır.
Gerçeklik ve varlık kavramlarının teknoloji dolayımıyla
dönüşmesidir. Dijital ontoloji, gerçekliğin temel yapısının hesaplanabilir bir
formda olduğunu savunur.
Baudrillard'a göre simülasyon çağında "gerçek"
ortadan kalkmış, yerini "hipergerçek" almıştır. Gerçek ortadan
kaybolmuştur.
Sonuç
Tekhneontoloji: Nesneden Varlığa
Klasik teknoloji felsefesi, teknolojiyi felsefenin
"konularından biri" (etik, siyaset veya bilim felsefesinin bir alt
dalı gibi) olarak görür. Ancak bu çalışma, teknolojiyi felsefenin kapsamı
olarak yeniden tanımlar.
Teknolojiyi "gerçek" veya "yapay" gibi
önceden kabul edilmiş metafizik kalıplarla anlamaya çalışmak, teknolojinin
özünü kapatır.
Teknolojinin kendi mantığı (logos), gerçeklik kavramını
dışarıdan bir müdahale ile değil, bizzat kendi işleyişiyle yeniden inşa eder.
Meta-verse = Meta-fizik Sonrası: Metaverse, sanal ile
gerçeği ayıran eski ikiliği (dualizm) geçersiz kılar.
"Sanal olan gerçek değildir" tanımı metafizik bir
ön kabuldür. Tekhneontolojik bakışta ise dijital kodlamalar, bizzat
"varlığın yapıtaşları" haline gelerek yeni bir gerçeklik türü üretir.
Günümüzde yaşanan kriz, makinelerin insanı ele geçirmesi
değil, insanın kendi ontolojisini teknoloji dolayımıyla tanıyamamasıdır.
İnsanı makinelerden kurtarmaya çalışan soyut hümanizm,
aslında makineyi "insan-dışı" ilan ederek hata yapar (Simondon).
Teknoloji, felsefenin ilgilendiği nesnelerden biri değildir;
aksine günümüzde felsefe yapabilmenin, varlığı ve bilgiyi düşünebilmenin tek
yoludur. Eğer teknolojiye dışsal bir gözle (1. görüş) bakmaya devam edersek,
yaşadığımız ontolojik krizi sadece "teknolojikleşmiş bir sorun"
sanırız. Oysa teknoloji, bizzat düşüncenin odağı değil, kapsama alanıdır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder