29 Eylül 2017 Cuma

Rize Kültür (dergi)

Rize Kültür

Rize Mualimler Birliği Tarafından Yayınlanır
Aylık Dergi
Sayı: 1, 2 Mart 1958

Sulhi Türkselçi - Rize’nin Kurtuluşu

Neriman Rakıcıoğlu - Rize ve Rizeli

Ziya Emiroğlu - Rize’de Milli Oyunlar
Ekseriye oyunlar yirmişer, kırkar kişilik kadınlı erkekli kafilelerle oynandığı gibi (…) bir şair kadınla bir erkek şair arasında söz atışması suretiyle oynanan horonlar da vardır.
Bu oyunlar santur denilen bir çalgı ile oynanır. Bu oyunlara ayak oyunları adı verilir.
Sıksaray, kol kola, el ele oynanır. Oynarken içlerinden birinin (uçalım uçalım) demesiyle hep beraber coşarlar.
Millet oyunu, eller hep aynı zaviyelere müteveccih, kafalar yere doğru eğilir. …kemençecinin (ha uşaklar) demesiyle coşulur.
Acabat, bu oyun iki bazen bört kişiyle oynanır. Kemençe sesine türkü ile iştirak edilir.
Hemşin oyunu, gayda (tulum) ile oynanır. Ayaklar adeta santimle atılır ve çekilir.
İki ayak oyunu, Bir erkek bir kadın bir cephe karşısında oynar. Hareketler öne ve arkaya parmak uçlarında dönerler. Bu oyun Gürcülerde de vardır.
Titremeler, oyun titremelerden ibarettir.
Bıçak oyunu, oyuncular ortaya atılıp kamalarını çekerler. Maç talimi yapar gibi çatışarak oyuna devam ederler.
Bazen bıçak havaya atılır. Dişleri ile tutarlar. Bazen de havada bıçağa takla attırırlar. Bu suretle devam eden oyun, birinin diğerini bastırmasıyla son bulur.
Sallama, Rize’nin tam bir hususiyet taşıyan oyunudur. (s. 4)

İsmet Zeki Eyüboğlu - Kara Zıpkalı Uşaklar Destanı
Kan gövdeyi götürmüş,
Çakı gibi uşaklar serilmiş boylu boyunca,
Ölüleri kurtarmış Anadolu toprağını,
Su yerine kan içilmiş,
Takalar vızır vızır,
Top yüklü tüfek yüklü takalar,
Nârâ atar deniz kurdu dizi dizi tayfalar,
“Of Sürmene, Arakli - Yanaştık Trabzon’a”
Barut koklamış Allah Allah demişler,
Boztepe kıpkızıl olmuş, toplar yığılı Kanboz’a,
Ayet ayet dudaklarda zafer,
Türkü üstüne türkü,
“Trabzon’dan çıktı başım selamet,
Çavuşluya geldim koptu kıyamet,”
Dağlar buyur ettiler sarı gâvuru,
Kara zıpkalı Karadeniz uşakları,
Sözü dağlarda geçerdi uşakların.
Trablus kuşak üstüne mermi yüklendi,
Püsküllü kaytan sardı kanayaklılar,
Mezar mezar üstüne er yanına er kefensiz,
İntikam almak kurardı sarı gâvurdan,
En büyük efkârlıydı altmışlık Emine’nin,
“Bubam afkursun” demiş, “gayri unutmam bunu”
Hey Allahım Hornefterin günü müdür,
Karaptalda dernek mi var?
At bindiler, kılıç kuşandılar kara zıpkalılar,
Kıyasıya vuruştular günlerce,
Bire on veren başak misali kırıldı Urus, Uru, Ermeni.
Hendek boyu süngülenmiş iki canlılar,
Yediden yetmişe, eşikten beşiğe cana kıydılar,
Böyle olur gâvurun da kahpesi,
Kara zıpkalılar Allah Allah dağlar bizimdir dedi,
Kanıma kan diye sesler yükseldi,
“Dağ başını duman almış” Fadime’m,
“Askere gideni gelmez mi sandın.”
Dağlar dereler aşıldı,
Ziganaya yel - yepelek ulaşıldı,
İçinde atlar kişnedi uşakların,
Dörtnala doludizgin giden atlar,
Alnı beyaz akıtmalı al atlar,
Doratlar, kıratlar, yağız atlar,
Şahlandı altında uşakların,
Çerkez eğerli atları,
Gündüz ışıkla, gece karanlıkla yarışan atlar.
Tozu dumana katıp dörtnala giden atlar.
Bir ana-baba günüydü dağ-dağ,
Tütün kıyarcasına gâvur kıymış,
Altı ayda altı adım gidemedi ileri,
Ekmeğin özüne, güneşin gözüne bakan kahpe Urus askeri. (s. 5)

Hüseyin Mataracı - Rize’de Tarihi Eserler

Aziz Gözaçan - Öğretmen ve Sevgi
Kemal Ferah - Güzel Hemşin
Hemşinli ya okur, veya on iki yaşından sonra gurbet yolcusudur, orta yaşına doğru mutlaka patrondur. (s. 11)

Fuat Şehirlan - Öğretmen

Nazmi Gürsoy - Okumanın Değeri

M. Zeki Özer - Cennetten Bir Köşe: Fındıklı
Sosyal seviye birçok büyük şehirlerimize parmak ısırtacak kadar yüksektir. Fındıklı’da en çok çalışan, en çok eğlenen ve hareketli olan kadındır. Fındıklı giyimine çok düşkündür. (s. 13)

F. W. Foorster - Meslek Aşkı

Abdürrahim Gündüz - Rize Lisesi

Halit Köksel - Rize’de Okul Beslenme İşleri ve Beslenme Eğitim Faaliyetleri

Kâzım Aktaş - Rize ve Yapı Enstitüsü

Necati Sayılgan - Ekonomi Kültür Gelişim Düzeyi ve Öğretmenlerin Maddi Durumu

Ali Haydar Taner - Milli Terbiye Nedir?

Fener Gençlik Kulübü
Rizeli sağlam ve çevik vücuduyla hayatı boyunca spor yapar. Dik yamaçlara tırmanarak, denizde çalışarak ihtiyaçlarını temin etmek zorundadır. (s. 31)
---

Rize Kültür
Rize Mualimler Birliği Tarafından Yayınlanır
Aylık Dergi
Sayı: 2, 1 Nisan 1958

Hikmet Gürsoy - Kültür Alanındaki İhtiyaçlarımız

Sulhi Türkselçi - 2 Mart Rize’nin Kurtuluşu

Kahraman Karadeniz Uşakları (Doğu Karadeniz Muharebeleri)

Ziya Emiroğlu - Tarih
Milattan 12 yüzyıl önce Torlar, Tunayı aşarak şimdiki Yunanistan’ı işgal etmişlerdi.
Akalar, Torlarla ihtilatı kabul etmediklerinden yavaş yavaş göç etmeye başladılar.
Denizci olan Akalar (…) İzmir ve Çanakkale havalisine yerleşerek buralarda İyon medeniyetini kurdular.
Karadeniz sahilleri boyunca aralıklı ve küçük küçük merkezler kurdular.
Milattan 8 yüzyıl öncelerine doğru da Akalar, Sinop, Trabzon gibi büyük şehirleri inşa ettiler.
…halen Taşlıdere dediğimiz Akaroz vadisinde kuru ve yaş yer pirinci yetiştirildiği için buraya Yunancada pirinç manasına gelen (riyizus) denildiği ve bundan da Rize manası çıkarıldığı söylentisi vardır. (s. 4)

Enis Naci Kepenek - Kurtuluş Münasebetiyle

Nazım Kurtiş - 23 Nisan Bayramı ve Çocuklarımız

M. Zeki Özer - Fındıklı’nın Kurtuluşu
Sene 1914, Ocak ayının 24.cü günü. Düşman Fındıklı üzerinden taarruza geçiyor.
Fındıklı’nın Aksu sırtlarına gelinerek Çağlıyan deresi boyunca hattı müdafaa teşkil ediliyor.
Burada 18 gün ölüm kalım savaşı olmuş, düşman bir türlü Aksu’yu ele geçirememiştir. (s. 9)
Süngü ile hücum emri veriliyor. Çarpışmada askerlerimizin tamamına yakını şehit oldu. Neticede müdafaa hattımız Fırtına deresine çekilmek zorunda kaldı.

Aziz Gözaçan - Bir Münazara Münasebetiyle

Mustafa Sabuncu - 16 Mart ve Öğretmen Okulları
16 Mart 1848’de (…) ilk öğretmen okulu açıldı. (s. 12)

Abdurrahman Gündüz - Okul Aile Birlikleri

Kemal Ferah - Hemşin
Hemşin’de bir veya birkaç köyün müşterek bir yaylası vardır.
Hemşinli eğlenme yeri olarak buraları seçmiştir.
Ağustos başında köylünün ekserisi (…) yaylaya eğlenmeye gider. …yanlarına meşhur tulumcularından birini de alarak kona-göçe, oynaya söyleye yaylaya varırlar. Buna bir eğlence panayırı, nevi şahsına münhasır bir karnavaldır diyebiliriz. Hemşinli ise Vartivor der buna.
Asgari bir hafta geceli gündüzlü çılgınca bir eğlence devam eder.
Vartivor müddetince dertler, kederler, yorgunluklar unutulur. (s. 16)

Mustafa Tuğ - Einstein’in Harika Formülü

Hüseyin Mataracı - Atatürk Rize’de

M. Necati Sayılgan - Öğretmenden İstenen ve Öğretmenin İstedikleri

Burhan Beksaç - Rize’de Verem ve Verem Savaşı

Nihat Aktan - Çocuk Terbiyesinde Dikkat Edeceğimiz Hususlar

Ahmet Topaloğlu - Eğitim Meseleleri

Halit Köksal - Çevreden Derlemeler

Kanı ile Kıbrıs Haritası Çizen Çocuk
Mahiye Morgül’den söz ediliyor. (s. 34)

---
Rize Kültür
Rize Mualimler Birliği Tarafından Yayınlanır
Aylık Dergi
Sayı: 3, Mayıs 1958

Hikmet Gürsoy - İlk Öğretim ve Halk Eğitimi

Ziya Emiroğlu - Rize Tarihi
(Fetihten sonra) Yavuz Sultan’ın anası olan Gülbahar Sultanın adaklarının kabulü dolayısıyla Rize’de Gülbahar adıyla bir cami inşa ettirilmiş ve mahalleye de Gülbahar adı verilmiştir.
Rize Osmanlılara geçtikten sonra 1835 yılına kadar zeametle idare olunmuştur.
1835’te Trabzon vilayetine bağlı Kurayiseba kazasına bağlı bir nahiye olmuştur.
1877’de Rize’de kaza teşkilatı kuruldu ve bir müddet sonra Batum’a bağlandı.
Batum Ruslara terk edildikten sonra Rize merkez olmak üzere Lazistan sancağı kuruldu.
1924’te vilayet haline geldi.
1933’te Çoruh vilayeti adıyla genişlediyse de 1936’da küçülerek tekrar Rize adıyla vilayet olmuştur. (s. 2)

Enis Naci Kepenek - Manevi Kalkınmamız
Bugün Rizemizin suçların mütekasif olduğu mıntıkaları okuldan ve kültürden uzak kalan yerleridir. Karadere, Salarha, Güneysu, Hemşin gibi yerlerde kurulacak ortaokullar jandarma karakolundan veya tek hakimli mahkemeden daha çok önemlidir. (s. 3)

Sabri Bayraktar - Çayeli Kazası Genel Durumu

Akif Güven - Fındıklı Ortaokulu

Azmi Kandemir - Şirin Güneysu

Fuat Şehirlan - Gerçek Eğitim Yolu

Niyazi Saruhan - Kore Cephesinde Bir Gece Keşfi

---
Rize Kültür
Rize Mualimler Birliği Tarafından Yayınlanır
Aylık Dergi
Sayı: 4, Ekim 1958

Ziya Emiroğlu - Yollarımız

Hikmet Gürsoy - Rize’de Çıkan İlk Dergi Yeni Ay
“Yeni Ay” 1926 yılının Kasım ayında Rize’de yayınlanmıştır.
Dergiyi çıkaran Hüseyin Avni Eyüboğlu (…) dergiyi yayınladığı sıralarda şehrimizde ilk tedrisat müfettişliği vazifesini yapıyordu.
…İstanbul’da bir matbaa ile anlaşarak ilk sayıyı çıkardı. 
Ne çare ki mali sebepler yüzünden derginin ikinci sayısını çıkarması kabil olmadı.
Dergi 16 sayfa olarak tertip edilmiş olup tamamen Hüseyin Avni Eyüboğlu tarafından hazırlanmıştır. (s. 4)

Seher Sözeri - Öğretim Davamız

Ahmet Topaloğlu - İmtihanlarımız ve Testler

Kemal Ferah - Hemşin, Evlenme ve Düğün
Ailenin bir kız çocuğuna mukabil erkek çocuğu yoksao ocak (aile ocağı) batmış (sönmüş) telakki edilir.
Hemşin’de evlenme iktisadi bakımdan da çok önemlidir. Zira tarla ve bahçe işlerinin azamisi kadınların omuzlarındadır.
…aileler arasında seçim işinde kat’iyetle zorlanan yoktur. Tarafeynin rızası esastır.
Kızın ailesi mutlaka başlık alır.
Zaten fakir olan ailede çalışan bir şahsın eksilmesi o ailenin sarsılmasını icap ettirir.
Bugün aile zengin de olsa o parayı alır.
Para alınması kızın izzeti nefsi meselesi bakımından da mühimdir. Falanca kız için şu kadar başlık ödenmiş de bu kız için neden ödenmesin mi?
Nişan yapılır. Nişan olarak kıza yüzük, küpe, bilezik, kolye, elbiselik, ayakkabı, tuvalet takımı vs. gönderilir. Nişan bozulursa bunlar aynen iade edilir.
Düğünler yaz aylarında yapılır. Çünkü bu aylarda aile bir araya toplanmıştır.
Erkek tarafından 50’den ziyade topluluk kızın evine gider. Öğle yemeği orada yenir. İkindiye yakın hareket edilir. Kız normal sokak kıyafetine göre giydirilmiştir. Damadın babası veya yakın bir erkek akrabası kızın bulunduğu oda kapısına gelir. İçeride de kızın en yakın erkek akrabasından biri gelini kapıyı getirir:
“Bu kızın şimdiye kadar olan günahları bana olsun. Bundan sonrakilere size kabul, kendisine yapılabilecek eziyetleri karşılamayı kabul ediyor musunuz?”
“Kabul ediyorum” diyerek gelini teslim alır. O anda geline takı takmak ve kızı teslim edene bir miktar para vermek usuldendir.
Oda kapısının başına bir bıçak saplanır ve kız bu bıçağın altından geçer.
Düğün alayı hareket eder.
Gelin ekseriya at üstündedir. Gelinin bütün ihtiyaç ve hareketleriyle alakadar olacak bir yardımcısı vardır ki buna gelinin “yengesi” denir. Yol boyunca tuben çalınır.
Erkek evi görününce birkaç el silah atılarak gelindiği haber verilir.
Eve 20-30 m kala düğün alayı durur.
Alaydan ayrılan 2-3 kişi eve girer. Mutfakta sallanan zinciri yakalar ve türkü ile bahşiş ister. Buna “Selim Çekme” denir. Bu kişilere birer çorap verilir.
Alay dışarına nazlanarak eve yaklaşır. Yoldan şikâyet ederler ve halı döşenmesini isterler. Karşı taraf diller dökerek güya yolları düzeltir. En kıymetli halı olan eğrelti atlasını yola serer. Bu nazlanma sırasında bütün dilekler yerine getirilmelidir. Aksi halde düğün alayı geri dönebilir.
Kapıya varıldığında eldeki mermiler ateşlenir. Evin saçakları kalbura çevrilir. Bundan sonra bir uşak istenir. Bu evden uşak mı istenir, istedikleri beyefendi olsa ne âlâ! Bey üzerinde mutabık kalınır ve damat arz-ı endam eder. Misafirleri selamlar. Bekleyenlere para dağıtır. Gelini alıp odasına götürür.
Sofra başı eğlencesinde gelin de hazır bulunur. Akla gelmedik yiyecekler istenir. İstenenler temin edilir (10-15 koyun kesildiği, 50-100 ayrı sofra kurulduğu olur). Sonunda damat bey sofraya davet edilir. Damat yanında bir arkadaşıyla gelir. Soru sorulursa arkadaşı cevap verir.
Yemeğe başlanır. Damadın iki lokma aldıktan sonra kaçması gerekir. Yoksa başına çorap örülür; düşürülür, ıslatılır, mahcup edilir.

Ertesi gün gelin, babasının evine götürülür. Sofra başı istekleri bu defa erkek tarafının hakkıdır.
Kız, babasının evinde 3-4 gün kalır ve ardından damadın evine götürülür. (s. 37)

Hikmet Gürsoy - Rizeli Bestekâr Ekrem Karadeniz

Denizciler Yatağı Güneysu
Potomya ismiyle ilgili bir efsane: Evvelce bu derenin kenarlarında putlar vardı. Sonradan putları bir kilisede topladılar. Bundan ötürü buralara puthane ve ondan telmihen de Potomya dediler. (s. 26)

Cahit Babiloğlu - Pazar Kazası
Türkiye’nin en güzel elmasını yetiştiren Pazar’da kurulan elma fabrikası, harp dolayısıyla ihracat yapamamış ve bu yüzden de kapanmıştır.
Puro tütünü Pazar’a has bir mahsul (…) Türkiye’de yalnız Pazar’da yetişir. (s. 28)

Sami Oral - Vilayetimizin Öğretici Film İşleri

---
Rize Kültür
Rize Mualimler Birliği Tarafından Yayınlanır
Aylık Dergi
Sayı: 5-6, Kasım - Aralık 1958

Hikmet Gürsoy - Okul ve Öğretmen

Ziya Emiroğlu - Geçmiş Günler

Enis Naci Kepenek - Bayrağın Şerefi

Neşat Karsan - Öğrenme Nedir

Cemal Asan - İngilizce Öğretim Köşesi

Rize’de Spor Faaliyetlerinin Tarihçesi
Rize’de ilk spor kulübü 1337 (1921) yılında İdman Yurdu namıyla kuruldu.
Kurucuları Suphi Bey ile İsmail Kentay’dır.
Futbol ve aletsiz jimnastik dallarında faaliyet gösterdi.
Kulüp bünyesinde bir de müzik koku açılmış ve bu daha sonra şehir bandosunun nüvesini oluşturmuştur. (s. 30)

---
Rize Kültür
Rize Mualimler Birliği Tarafından Yayınlanır
Aylık Dergi
Sayı: 7-8, Ocak - Şubat 1959

Hikmet Gürsoy - Öğretmen Yetiştirme

Erol Osmanoğlu - Şarkın Büyük Mütefekkir ve Terbiyecisi, Şirazi

Ziya Emiroğlu - Kalplerimizde Ebedilik Sırrına Eren Bir Varlık

Nurettin Dekelli - Rize’de Kültür Faaliyetleri

C. Tayyar Tuzcu - Şairlerin Kaderi

İbrahim Eren - Turistler Gözüyle Rize

---

Rize Kültür
Rize Mualimler Birliği Tarafından Yayınlanır
Aylık Dergi
Sayı: 9, 10, 11 Mart - Nisan - Mayıs 1959

Sabri Tatoğlu - Meslek Tesanütü

İbrahim Eren - Rize’de Dokumacılık
Rize vilayeti dahilinde (…) el tezgâhlarıyla pamuklu dokumacılık sanatı vardır. Bu tezgahlarda peştamal, çarşaf ve muhtelif desenlerde Rize bezi adı verilen iç ve dış çamaşırlıklar dokunmaktadır.
Halen Rize’de 1300 kadar elle çalışan tezgâh vardır. Bu tezgâhlarda münhasıran kadınlar çalışır. Dokunan mamullerin büyük bir kısmı mahallen istihlak edilip bir kısmı da dış pazarlara sevk olunur.
…çay ziraatının müspet inkişafı karşısında (…) dokumacılık geçmiş yıllara nazaran azalmağa yüz tutmuş durumdadır. (s. 28)

---

Renkli Kültürü ve Doğasıyla Ardeşen

Renkli Kültürü ve Doğasıyla Ardeşen

Ardeşen ismine ilk defa “Ardeşin” olarak 1835 tarihli Atina nüfus kütüğünde rastlanmaktadır.
Alman bilim adamı Karl Koch, 1843’te Ardeşen’den “Artaçin” diye bahsetmiştir.
Ardeşen ismi ile alakalı bir rivayete göre Yavuz Sultan Selim, Fırtına Deresinin deniz döküldüğü yerden geçerken kendisine bu bölgede insan yaşamadığı söylenmiş. Derenin taşıdığı yonga ve ağaç kabuklarını gören Yavuz Sultan Selim, “buranın ardı şendir” demiş. Bölgenin ismi de bu rivayetten hareketle arkası şenlik yer anlamındaki Ardışen olmuştur.
Bir diğer rivayet ismin kökenini Ermenice tarla demek olan “Arda” ve köy demek olan “şen” sözcüklerinin birleşiminde arar.

Tarihçe
Lazların ataları Kolhelitlerin bu bölgedeki varlığı MÖ. 2000’li yıllara kadar uzanır.
Uzun süre Bizans ve Perslerin hâkimiyet mücadelelerine sahne oldu.
Karyalı Sklax’ın seyahatnamesinde Atina’ya (Pazar’a) Odenius, Fırtına deresinin eski adının Pordanis ve son yıllara kadar Peroma Deresi olarak bilinen bu derenin batısında Limne (Hamidiye) adı verilen bir yerleşim yeri olduğunu söyler.
Büyük İskender’in seferlerinden sonra bölgenin kontrolü III. Mithridat’ın kontrolüne geçti. MÖ. 298’de Pontus Devleti kuruldu. Doğu Karadeniz halklarından olan Halibler, Tibarenler, Mosinekler, Makronlar ve Kolkhisler bu devletin sınırları içinde kaldı.
MÖ. 71’de bölgenin kontrolü Roma İmparatorluğuna geçti.
11 yılına ait Plinius’un Naturalis Historia adlı eserinde Pazar, Arhavi ve Hopa’yı kapsayan bölgede “Lazi” isimli bir topluluktan söz edilir.
Roma İmparatorluğu ikiye bölündükten sonra Doğu Karadeniz bölgesi Doğu Roma İmparatorluğu içinde kaldı.
İmparator Konstaantin’in Milano Fermanı’ndan sonra Hıristiyanlık bu bölgede yayılma imkânı buldu. Bu erken dönemde yapıldığı düşünülen bazı kilise kalıntıları sahil kesimindedir. Yerel halkın yaşadığı iç kesimlerde bu dönemden kalma kilise yoktur. Bu bilgi önemlidir, iddia edildiği böğe halkı Hıristiyanlaşmamıştır ki iç kesimlerde kilise yoktur.
Prokopius’un 550 tarihli Savaşlar Tarihi adlı eserinde Doğu Karadeniz’de hiçbir otoriteye bağlı bulunmayan Lazika Krallığından söz eder.
Trabzonlu şair Âşık Mehmet’in Menazir‘ül Avalim adlı eserinde Lazlar, Lezgiler’den olup Avarlara bağlı bir Türk boyu olarak tanıtılır.

Malazgirt Zaferi’nden sonra Saltuklar Çoruh boylarına yerleşmeye başladılar. Bu yerleşmeler 1204 yılında Trabzon Rum İmparatorluğunun kurulmasına kadar devam etti.
Bölge, 1461’den sonra Osmanlı Devletinin hâkimiyetine girdi.

Ardeşen, arazi yapısı nedeniyle çay tarımı hariç, diğer bitkisel ürünlerin üretimine imkân vermemektedir.
Bölgede çay tarımından başka kivi yetiştirilmekte, buna ek olarak da arıcılık yapılabilmektedir.

Bölgede açık deniz balıkçılığı yoktur. Kültür balıkçılığı gelişmekte olan bir sektördür.
İlçe topraklarının %23’ü ormanlık olmasına karşın ormancılık faaliyetleri gelişmemiştir.

Ardeşen’de Atmaca Kültürü
Karadeniz’de kıyı şeridi boyunca Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi, Hopa ve Kemalpaşa gibi ilçelerde yoğun şekilde yapılır. Yerel ağızda atmaca avına sifteri avı denir.
Atmaca avı mısır ekimiyle başlar. Mısıra gelen çekirge yakalanır. Belinin ortası iple bağlanır. Ragi denilen küçük bir kafese konulur. Çok geçmeden, çekirgeyi yemeğe gelen atmaca ragiye konar ve bu yolla yakalanır. Av için çekirge yerine ğvapa (lagoti) denilen iri bir böcek de kullanılabilir.
Yakalanan atmacanın çevresinden korkmaması için göz kapakları kapatılır. 1,5 m uzunluğunda düz bir çubuğun üzerine tünemiş halde tutulur.
Atmaca Ağustos-Eylül aylarında Gürcistan tarafından Karadeniz kıyısı boyunca batıya doğru hareket eder. Atmaca tentelerinin gözetleme yerleri bu nedenle doğuya dönüktür. (s. 171)
Yakalanan atmaca pişmiş yumurta sarısı, et ve küçük kuşlarla beslenebilir.
Erkeği dişisinden daha küçük olan atmacaların gözlerinin içi tamamen sarıdır. Atmaca avcıları daha ziyade dişi atmacayı avlamaya çalışır. Yakalanan erkek atmacalar genellikle serbest bırakılır. 
Eğitilen atmacalarla bıldırcın avlanır.
Her avcı sadece bir atmacayı bir yıl boyunca elinde tutar. Bir yıl saklanan atmacaya tüylek denir. (s. 172)

Bilmeceler
Bir vururum bin döker (Elek)
Bir duvarda iki tekne (Kulak)
Bir bayırda iki kenef (Burun)
Ağzı açık dibi kapalı (Kazan)
Canı var kanı yok (Arı)
Etten kantar altın tartar (Kulak)
Kendi demirden kuyruğu kendirden (Çuvaldız)
Akşamdan yukarı sabahtan aşağı (Ateşlik zinciri)
Otuziki dişi var bir de kar yağışı var (Testere)
Ormana gidince havlar eve gelince yatar (Balta) (s. 177-178)

Atasözleri
Korkma kışın kışından kork abrilun beşinden
İhtiyarlıkta kız alma el alır, dere kenarında ev alma sel alır
Buraya yayla derler, getirirler de yerler
Çocuk doğmadan isim koyulmaz
Suyu çalkalamakla yağ çıkmaz
Dağda öküz geberir zararı eve gelir
Süpürge süpürür ama yeri her zaman kapı arkasıdır

Deyimler
Pot domuzu (Aşırı şişman kişiler için söylenir)
Kampara (içi boş ağaç: aptallar için söylenir)
Kot kafa (aptallar için söylenir)
Godvan ile kaşınmak (Godvan: tanesi alınmış mısır)
Tepes kupas olmak (tepe takla yuvarlanmak)
Akıl, hıyar değil ki kırıp vereyim
Çalaşi bardi (Mısır otu yığını)
Bozobiçi (ne kız ne erkek) (s. 181-182)

Doğum ve Çocukla İlgili İnanışlar
Genelde her köyde ebelik işini yapan kadınlar bulunurdu. Çocuğun ebesi olmak, onun yakın akrabası olmak gibiydi.
Ebeler çocuğun doğumundan lohusanın kırklıktan çıkmasına kadar ilgilenirlerdi. Bazen üç günde bazen yedi günde bebeğin yıkanmasını yapar anneyi eğitirdi.
Yedisinde hem bebek hem de lohusanın temizliği yapılırdı.
Doğumdan kırk gün sonra lohusa “kırklanır” kırkıncı gün bebek ve lohusa temizlenir. Böylece ebenin görevi sona ermiş olurdu.
Lohusanın bakımı önemliydi. Yatağı ateşin yakınında hazırlanır, üşütmesi engellenirdi. Üşütüp hastalanan lohusa için “gegenuş oldu” denirdi. Bu durumda lohusaya önce “hasuta” denen un ve yağ karışımından yapılan muhallebi benzeri bir aş yedilirdi. Süt ve şeker şerbeti içirilirdi.
Eskiden lohusayı “albastı” yakalamasın diye uyutmazlarmış. Albastının yakaladığı lohusanın eğer uyursa bir daha uyanamayacağına inanılırdı.
Ebeler bazı yaralara ve çocuğu olmayan kadınlara ilaç yaparlardı.
Çocuğa isim koymak anne ve babanın değil dede ve ninenin işiydi. Daha çok sülalenin eskilerinin ismi verilirdi.
Hanede doğan çocuk yaşamıyorsa yeni doğan çocuk komşu eve verilir, bakımı komşu evde yapılırdı. Bazı yerlerde çocuk adeta komşu evin çocuğuymuş gibi büyütülürdü. (s. 183)

Hamile kadının karaciğer yemesi durumunda doğacak bebekte büyük leke/ben olacağına inanılırdı.
Yeni doğan bebek eğer erkekse silah atılır.
Bebek beşiklerinde bağırdak, bağırdak çubukları, kolları sarmak için kol bezleri, ayakları sarmak için ayak bezleri, yüz örtüsü ve beşiğin üstünü örten örtü bulunurdu. Beşiğe nazar muskası, enam süresi ve ilave boncuklar asılırdı. (s. 184)

Düğün
Köylerde 8-10 gün süren düğün telaşı salon düğünleriyle birlikte ortadan kalkmıştır.
Eskiden evlenmelerde kişinin eşini seçme şansı yoktu. Eş seçimine aile büyükleri karar verirdi. Yakın akrabaların eş seçimine büyük etkisi olurdu. Mal ve miras evliliklerin şekillenmesinde etkili olmuştur.
Meşhurdur; “ya köyünden ya da kendi derenden evleneceksin.” Sevdalar yaylalarda, eğratlıklarda, düğünlerde ve bayramlarda başlardı. Sevdalılar birbirlerini görebilmek bu günleri iple çekerlerdi. Horonlarda sevdalılar kol kola horon oynarlardı. Sevdalısı olup da ailesi tarafından sevdiğine verilmeyen kızlar sevdiğine kaçardı. Halk dilinde bu duruma “uyma, kız uydu” denirdi. Kızın gönlü olmadan kaçırılması ise farklı bir hadisedir. Buna da “kız kaçırma, kız çekme” denir. Sevdalılar birbirlerine kavuşamazlarsa “ince maraz” denen (verem) hastalığa tutulurlardı.
İstenecek kızın eğer evlenmemiş ablası varsa kız istenmezdi. Zira böyle bir durumda ablası izin vermezse kız evlenemezdi.
Aracılar vasıtasıyla kız evine haber verilir onların uygun olduğu bir günde (akşam vakti) istemeye gidilirdi. Eskiden başlık parası alınırdı. İstemeye gidildiği akşam başlık parası kararlaştırılırdı. Kız babası genelde bu başlık parasını çeyiz için harcardı. Taraflar arasında başlık parası ve takılar konusunda pazarlık yapılırdı. Bu konuşmalardan sonra erkek tarafı söz kesmenin neticelendiğini silah atarak duyururdu.
Söz kesmeden sonra nişan için gün belirlenirdi. Nişan, ailelerin durumuna göre evde veya camide yapılırdı.
Nişanlılık dönemi 1-2 yıl sürebilirdi. Bu daha çok ekonomik yokluktan dolayı uzayan bir süredir.
Düğünden bir hafta önce konu komşu düğüne davet edilirdi.
Geline lazım olan eşyalar hazırlanıp gelin sandığına konur. Gelin tarafının hazırladığı yatak, yorgan, ayna, dolap gibi diğer eşyalar düğünden birkaç gün önce erkek evine gönderilir.
Düğün günü sabahı yemeğin yapımına başlanır. Düğün yemeğinde mutlaka et, pilav, baklava olurdu. Bunun yanında başka yemekler de yapılırdı. Kız evindeki son akşam kına gecesi yapılırdı. Aynı gece erkek evinde “koç akşamı” eğlencesi yapılırdı.
2-3 kişi gelinin hazırlanmasından sorumlu olurdu. Bunlardan birine “yenge” denirdi. Yenge, gelinin refakatçisi, yol göstericisiydi. Gelinin saçları taranır, önde perçem bırakılır diğer kısımlar örülürdü. Saçları gümüş simlerle süslenirdi. Gelinin yanaklarına allık, gözlerine kömür karası sürülürdü. Ayağına hasır çarık veya ayakkabı giyilirdi.
Gelin, atla damat evine giderdi.
Kız evinde erkek tarafı yemeğini yedikten sonra kız tarafı yemek yerdi. Tulum, çalgı ve naralar eşliğinde yola çıkılırdı. Yol boyunca yol kesmeler yaşanırdı.
Evin hayat veya ocak kısmı horon için önceden düzenlenirdi. Kalabalık olduğunda oynamak için kız tarafına öncelik verilirdi. Horon fasılları sabaha dek sürer horoz ötümüyle sona ererdi.
Önceden belirlenmiş olan hoca ve şahitler nezaretinde nikâh kıyılırdı. Nikâhta bulunacakların üzerinde bağlı bir şey olmamasına dikkat edilirdi.
Nikâhın yapılacağı gün ve saat kimseye söylenmezdi. Olası bir bağlamayı önlemek için böyle tedbir alınırdı. (s. 185)

Halk İnanç ve Adetleri
Ev yeri seçilirken düşünülen yere orta büyüklükte bir taş bırakılır 3-5 ay sonra taşın altına bakılır, taşın altında karıncalar toplanmışsa bulunan yerin ev için uğurlu, bereketli olacağına inanılırdı.
Gelin edilecek kızın adına evin bir köşesine değnek dikilir. O yıl evin işleri yolunda ve bolluk içinde giderse niyetlenilen kız gelin edilirdi. Aksi durumda gelin namzedinden vazgeçilirdi.

Namaz dışında ellerin bağlı tutulması uğursuz sayılır.
Salı günü uğursuz sayıldığı için önemli işlere bugün başlanmaz.
Pazartesi ve perşembe günleri uğurlu sayılır. Bu günlerde başlanan işlerin rast gideceğine inanılır.
Cuma günleri ağaç budamak, yaş kesmek iyi sayılmaz.
Sarmaşık ağacı uğursuz sayılır.
Mezarlığı parmakla işaret etmek uğursuz sayılır. İlla işaret edilmesi gerekiyorsa işaret parmağı önce ağza götürülüp ıslatılarak işaret edilir. Aksi halde işaret parmağının çürüyeceğine inanılır.
Kulak çınlaması haber geleceğine işaret eder.
Yıldız kayması, birisinin yıldızı düştü, ödü diye yorumlanır.
Yüzü kızaran kişinin, aleyhinde konuşulduğuna, dedikodusunun yapıldığına inanılır.
Bıçak, makas elden teslim alınmaz. Özellikle gelin-kaynana arasında buna dikkat edilir. Aksi halde aralarının bozulacağına inanılır.
Süpürge ile çocuğa vurulmaz, yoksa büyüyünce hırsız olur.
Üstünden atlama (yatan kişinin üzerinden geçmek) hayırsızlığa, uğursuzluğa yol açar, böyle olmasın diye hareketi geri alması istenir.
Kedinin patilerini yalayıp ateşe bakması o yıl çok fazla kar yağacağına işaret olarak kabul edilir.
Akşam vakti dışarıya su dökmenin cin çarpmasına neden olacağına inanılır.
Kazan dibini kazıyanın düğününde kar yağacağına inanılır.
Boş beşiğin sallanması iyi tutulmaz, bu hareketlerin beşikte yatacak bebeğin karnının ağrımasına sebep olacağına inanılır.
Kulak kaşınması havanın yağacağına işaret olarak kabul edilir.
Gece çalınan ıslığın cin ve perileri çağırdığında inanılır.
Gözde arpacık çıkması o kişinin zengin olacağına işaret sayılır.
Öğlen vakti öten guguk kuşunun sesi iyiye yorulur; “ağzına bal şeker” denir.
Baykuş ötüşü uğursuzluğa, kötü habere işaret sayılır.
Çakalların sesi yağmura işaret sayılır
Horozun vakitsiz ötmesi uğursuzluk sayılır. (s. 186)
Kapı eşiğinde oturmak uğursuzluk sayılır.
Yataktan sağ taraftan kalkmanın uğuruna inanılır (“bu sabah tersinden mi kalktın” sorusu bu inanışa işaret eder) (s. 187)
Göz seğirmesi iyi haber geleceğine işaret sayılır.
İncir yaprağı koparıldığında sapından akan sütün yaraları iyileştirdiğine inanılır.
Baş ağrısına ilaç olarak karamiş veya lahana yaprağı başın etrafına sarılır.
Öldürülen yılan dala asılır, toprak üzerinde bırakılırsa yaralarını iyileştirip canlanacağına inanılır. (s. 188)

Çocuk Oyunları
Çelik Çomak (Met Değenek oyunu)
Beştaş
Üçtaş
Tahta araba
Kiremit oyunu
Dama
El üstüne el
Kurt-çoban oyunu
Kovalamaca
Yüzük
Saklambaç (kuku)
Topaç döndürme
Demir çember
Birdirbir
Çeğtiç (su sıçratıcı)
Ferferiç
Cumbur
Miras (Mile)
Elelem Pelelem (ebe seçme tekerlemesi)
Kale
Sapan
Düğme oyunu
Nişan oyunu
Salıncak (Ceynik)
Kızak
Çim kayağı
Köşe kapmaca
Yumurta dövüştürme
İp atlama
Halat çekme
Tel araba
Uçurtma (s. 196)

El Sanatları
Kendir dokumacılığı
Yün dokumacılığı
İpek böcekçiliği (1950’den itibaren üretimi sona ermiştir.
Çorap örücülüğü
Kıl örücülüğü
Sepet örücülüğü
Tiyeter / Gudel örücülüğü
İskemle örücülüğü
Ahşap çit örücülüğü (Ferağti, Firahti, Ğoberi)

Ağaç İşleri
Betonarmeden önce ev inşaatında ahşap yoğun olarak kullanılırdı. Evin ahşap bölümleri için gereken tahtalar hızarcılar tarafından biçilirdi.
Hartama / Ğarduma: Kiremitten önce, daha çok yayla evlerinin çatısı hartama denen tahtalarla kaplanırdı.
Bavul, tahta araba, takunya/nalın, arı kovanı yine ahşap ustalarının yaptığı işlerdi.

Yemekler
Çolo çorbası: Çolo (kırılmış mısır)
Ekşaşi: Fasulye, buğday unu, armut pekmezi, pirinç, şeker ve tuzla yapılır.
Haşıl papa: Kavut unu (kavrulmuş un, mısır, kabak çekirdeği veya lobyadan elde edilir), su ve tuzla yapılır.
Hopi / Hupi çorbası: Hupi (içiyle birlikte kurutulmuş fasulye), tereyağı, soğan veya pırasa yaprağı ile yapılır.
Düdey: Lahana haşlaması
Termoni: Ballı fasulye, renkli fasulye, buğday unu, armut pekmezi ve şekerle yapılır.

Formulaz
Tunca belediyesi tarafından organize edilmektedir. 2009 yılından bu yana her yıl Ağustos ayında yapılmaktadır.
Arabalar yaklaşık 1600 metrelik parkurda yarışmaktadır.

Tahta Dönme Dolap
Akdere köyünde her yıl düzenlenmektedir. 2013 yılı itibariyle 160.sı düzenlendi. Kurban bayramının 4. gününde düzenlenmektedir.

---
Editör: Şener Yelkenci
Ardeşen Kaymakamlığı
2015