3 Ekim 2011 Pazartesi

William Barret – Heidegger, Toplu Bakış

William Barret – Heidegger, Toplu Bakış

Düşünme ancak, yüzyıllardır yüceltilen Aklın, düşünmenin en inatçı hasmı olduğunun farkına varacağımız noktada başlar.

Düşünür, insan dilindeki izleri, tarladaki saban izini süren bir köylü gibi sürmeye çalışır.

Heidegger’in felsefesi ne tanrıtaımazlık ne tanrıcılıktır, onun felsefesi, Tanrı’nın uzaklaştığı ya da kayıplara karıştığı bir dünyanın tasviridir.

Fenomen Grekçede ‘kendini ifşa eden’ anlamına geliyordu. Heidegger için fenomenoloji, şeyin kendi kendisinden söz etmesine izin verme çabası anlamına gelir.

…insan varoluşu üç belirgin özelliğiyle tanınır: Ruh hali veya hissiyat, anlama ve konuşma

Eğer Grekler nesneleri Varlığın çepeçevre saran zemininden koparıp almamış olsaydılar, bugün Batı zekâsı olarak bilip ayırt ettiğimiz şeyin varolması mümkün olmazdı.

İnsan, güç ihtiyacımıza karşılık verecek şekilde eğip bükmek ve yerinden etmek yerine, Varlığın varolmasına izin vermeyi öğrenmelidir.

Batı geleneğinin Varlığın unutulmasıyla başladığını, bu geleneğin ölü bir sonla tamamlandığını ve şimdi düşünmemizle onun ötesine geçip neşet ettiği kaynağa ulaşmamız gerektiğini üstüne basa basa tekrar ederken, insan ister istemez insanlığın Doğu’da yükselen diğer büyük geleneğini düşünmeye zorlanmaktadır.

Batı düşüncesi mevcut çıkmazın ötesine geçecekse, bunu kendisini doğru bir şekilde doğululaştırmakla başarabilir fakat bu suretle ortaya çıkan, Doğu’nun bildiklerinden farklı bir şey olacaktır.

Gerçek düşünme, kökleri Varlıkta kökleşen düşünme, aynı anda hem bir şükretme hem bir hatırlama edimidir.

Eğer düşünme bize köklerimizi geri verebilseydi, Heidegger’in düşüncesi bunu yapardı, çünkü hiçbir düşünür günlük hayata bu kadar derin kök salmamıştır; fakat belli ki o bunu vermez. Heidegger, bizi, hiçbir düşünürün yapmadığı kadar ışıkta ve görüde bulunanı görmeye geri götürdü fakat biz, bir adım daha ileri gidp her türlü ışığın ateşi gerektirdiğini görmeliyiz. Heidegger’den sonra Heidegger’in Dasein’ının ontolojik iskeletine canlı kan pompalayacak yeni bir Kierkegaard ihtiyacı hissediyoruz.


Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008

Werner Brock – Hakikatin Özü Üzerine

Werner Brock – Hakikatin Özü Üzerine

Düşünürün ilgilendiği sorun, hakikatin herhangi bir türü değil, fakat hakikat olarak hakikattir.

Hakikatin bir kez vücut bulduktan sonra temeli itibariyle bir ve bölünmez olduğu cevabını verecektir.

Var olanın üzerini açma olarak hakikat.

Hakikat, var olan her şeyden ve Varlıktan koparılamaz.

Hakikat öncelikle bir kavram veya bir önerme ve onun bir olgu veya bir şeyle ilişkisinde bulunmaz. Fakat hakikat Grek felsefesinin ilk temellerinin atıldığı dönemden beri insan Dasein’ı ve Avrupa uygarlığı için en kapsamlı-kuşatıcı ve en büyük öneme sahip fenomendir.

Hakikati önceleyen, onunla birlikte valığını sürdüren esrar ve hakikatin türlerine karşılık gelen yanılmanın çok çeşitli tarzları bu kapsamlı-kuşatıcı anlamda hakikatle birlikte vardır.

‘Varlık ve Zaman’ın bütününün tecrübe edildiği ve tasarlandığı ‘boyutun alanına’ ulaşır. Ki o ‘varlığın unutulmasının temel tecrübesinden doğmuştu.

Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008

Keiji Nishitani – Varlık Bilgisi ve Konuşulmaz Olan

Keiji Nishitani – Varlık Bilgisi ve Konuşulmaz Olan

Her türlü nesnelleştirmeyi reddeden şey ‘Bir’ diye adlandırılamaz/diye bile isimlendirilemez.
Çünkü isimlendirmek nesnelleştirmektir; böylece o bir şey’e dönüşür. Dolayısıyla ona ‘boşluk’ ya da ‘hiçlik’ denmesi gerekir.
Bu ‘hiçlik’ nesnel varlık değildir; o öznel hiçlik de değildir. Eğer öznel hiçlik olmuş olsaydı onun karşısında nesnel ‘varlık’ın olması gerekirdi. Dolayısıyla hem ‘varlık’ hem ‘hiçlik’ tasarımının ötesinde yer alan şey gerçek hiçliktir. Hiçbir şekilde nesnelleştirilemeyen şey, işte bu ‘hiçlik’tir. Daha önce söylendiği gibi, hiçliğin bu yerinde çeşitli şeyler kendilerini gösterirler ama artık onlar temsil edilmezler.


Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008

Werner Brock – Bir Yaklaşım Denemesi – Varlık ve Zaman

Werner Brock – Bir Yaklaşım Denemesi – Varlık ve Zaman

Dasein’ın zamansallığı ile ilişkisi bakımından bütünüyle yeniden ele alınıp tartışılan bir özellik, onun tarihselliğidir.

Dasein’ın zamansallığının açıklanmasının amacı, bizzat zamanın doğasına dair bir kavrayış elde etmektir.
Zamanın ‘Varlık’ sorununa ‘aşkın bir ufuk’ olarak açıklanması hedefe; Varlık ile kastedilenin çözümlemesine götürecektir.

Ne makânın öznede ne de dünyanın mekânda olduğu, bilakis ‘dünya içinde Varlık’ olarak Dasein’ın kendine ait mekânsallığa sahip olduğu ve mekânı açtığı kadarıyl, mekânın dünya ‘içinde’ ve onun bir ayırt edici özelliği olduğu gösterilir.

Dasein’ı bir bütün olarak ontolojik yani varoluşsal biçimde tasarlamaya dönük olarak atılan ilk adım, ölüm olarak ‘ölüm’ün değil, fakat kendi ölümüne doğru varlık’ın çözümlemesidir. Ölüm, Dasein’ın sonudur, o bununla bir bütün haline gelir.
Ölüm, Dasein’ım Varlık’ına aittir; ve bu onun Varlığının bir hali/kipi-dir ki Dasein varolur olmaz buna açıktır ve onu üstlenmesi gerekir.

Dasein’ın en iç saklı imkânı olarak ölüm.

Ölümün bağıntısız yapısı Dasein’ı başkalarından koparıp yalnız başına bırakır ve onu kendisine gönderir: Saklı Varlık imkânı tahlikede olduğunda, kaygı dünyasına ve diğer insanlara dönük her türlü tasanın akim kaldığını –sükût ettiğini farkettirir. Dasein ancak kendisinin böyle olmasını sağlayabildiğinde ‘sahih’ olabilir.


Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008

J. Glenn Gray – Sadeliğin İhtişamı

J. Glenn Gray – Sadeliğin İhtişamı

Heidegger’e göre Sokrates en saf düşünürdü, çünkü o sürekli olarak kendisini gerçekliğin çıplak rüzgârlarına açık bırakıyor ve düşüncelerini yazıya geçirerek sığınak aramayı, üzerini örtmeyi reddediyordu.

Heidegger sadeliği ilksel-kökensel olanla özdeşleştirir ve dolayısıyla tarihsel olarak anlaşılan başlangıç ile ontolojik olarak anlaşılan köken arasındaki fark üzerinde ısrar eder.

Düşünmede sadelik böylelikle gerçeklikte temel ya da esaslı olanla özdeşleştirilir.

Heidegger eğer bir meselenin köklerine, ya da onun deyimini kullanarak söylersek, bu kökleri besleyen güneş ve toprağa ulaşabilirsek, şeylerin gerçek doğasının kendisini açtığını keşfedeceğimize inanır. (s. 22)

Düşünme, onun söylediği gibi, sakin olma (konaklama – mesken – teskin olma – sükûnet) da bir inşa etme tarzıdır. İyi inşa etmek için denebilir ki önce kendimizi, kendi bölgemizde evimizde hissetme ve onda yaşama bağışına mazhar olmamız gerekir. Hem inşa etme hem de iskân etme geriye doğru düşünen ve ona yapılan çağrıya karşılık veren bu sıkı düşünmeyi tazammun eder. (s. 23/24)

Kişinin kendini bir konuya bırakması ya da ona katılması’ndaki bırakma merkezi bir öneme sahiptir.

Bir kendi haline bırakma, dik başlılığımızdan kurtulmadır.

Söz konusu olan ruh ve hafızamızdaki bütün güçlerimizin bir araya toplanmasıdır ve bu, gerçek anlamda varlıkta olan şeye kendimizi açmamızı ve varlıkta olanı gerçekte var olduğu şekliyle kavramamızı sağlayan bir toplanmadır.

Bu açıklık ve bu kendi haline bırakma, büyük şairlerin karakteristiğidir. Halbuki yoğunlaşma ve keskinlik/kesinlik büyük düşünürlere özgü niteliklerdir.

‘Sıkı’ düşünme şiirsel düşünmedir ve bu sebepten ötürü mantıksal düşünme değildir; o mantıksal düşünmeden daha kuşatıcı ve daha dakiktir. (s. 24)

Her öz-gün düşünür bir anlamda başlangıcın ötesini düşünür, çünkü bu hem köken (ursprung, origin) hem de onun sıfatı olan kökensel (ursprünglich, original) sözcüğünün anlamıdır. Öz-gün düşünürler, esaslı biçimde yeni olanı keşfetmenin zayıf ihtimalinden fazlası ellerinde olmaksızın, sınırlar üzerinde yaşama tehlikesini, Nietzsche’nin söylediği gibi uçurumun tehlikesini göze alırlar. (s. 25)

Ona göre modern teknolojinin mimarları, Greklerin, insan kötülüğünün kaynağı olarak mahkûm ettikleri bir Hubris’in çağdaş örnekleridir. (s. 28)

Hümanizm Üzerine Mektup’un kapanışında şöyle yazar: “Felsefeyi gereğinden çok önemseme ve dolayısıyla ondan çok şey isteme alışkanlığını kırma zamanıdır.” (s. 28/29)

Başlangıcın ötesini düşünmek, Batı düşüncesinin kurucularının, Pindaros ve Homeros’un, Herakleitos ve Parmenides’in kavramsal ve tasarımsal olmayan düşünmesine ulaşma çabasıdır.
(s. 30)

O, ruh ve dünyanın temel bir tarzda birbirine bağlı olduğunu düşünür. (s. 33)

Şeylere yakın durarak, onlarla dikkatli ve düşünceli bir tarzda yaşayarak, biz de bu birliğe çekiliriz ve ondan bireyselliğimizi, gelişen ama yine de sabit olan doğamızı kazanabiliriz. (s. 34)

Derinlikte elde edilan şey, genişlikte kaybedilir. (Heidegger’in Hegel’e üstünlüğü) (s. 37)

Düşünceyi serbest bırakmak, düşünceyi öz-gürleştirmek


Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008