5 Ekim 2011 Çarşamba

Hölderlin - Hyperion

Hiçbir şeyim yok,
Sevdiklerim ya uzakta, ya ölmüş, hiçbir ses artık onlardan bana haber getirmiyor.
Yeryüzünde görecek işim kalmadı, görevime var gücümle sarılmıştım, ben o yüzden yıkıldım, ama dünya bu yüzden hiçbir şey kazanmadı.
Ruhumuzun, yakınlık duyduğu şeylerden kendini ayırdıktan sonra, onlara daha sağlam bağlanarak... İnsan kendini kendi öz dünyasında bulduğu zaman, yitiğin anlamı kalır mı?

Geri dönebilmek için gitmek..

3 Ekim 2011 Pazartesi

S. L. Bartky – Geç Heidegger Felsefesinde Kökensel Düşünme

S. L. Bartky – Geç Heidegger Felsefesinde Kökensel Düşünme

Heidegger her türlü modernleşmenin düşmanıdır; o şimdi zamanı bir dünya gecesinin uç kıyısı olarak görür ve kökensel düşünmeyi öğrenmedikçe henüz başlangıç aşamasında olan teknolojinin bütün gezegene yayılmasıyla yeryüzünün bir çöle dönüşeceğini bildirir.

Esaslı düşünme Varlığın ‘ikiliği’ni ‘birliğini saklaması’ çerçevesinde düşünmektir.

İkilik (zweifalt) Varlığının kendisinin kendisini açması ve saklamasının ‘sır’ı ya da ‘muamması’ olarak anlaşılan Varlık (sein) ile varolanlar (seienden) arasındaki ontolojik farklılıktır.

Varlığı ‘dünya’ ile ilişkisinden bağımsız olarak tarif etmek mümkün değildir, çünkü Varlık, ‘mümkün olanın sessiz gici’, varolanların özel bir açılımı olarak bir dünyanın vukuunun saklı imkânıdır.

Varlık, varolanların düzenli bir şekilde birbirine bağlı yapısının temeli, ‘yeter neden’i, ya da ‘nihai mümküniyeti’dir ve varolanları en başta mümkün kılan şey olarak kendisi bir varolan olamaz.

Dünya-da-Varlık (Dasein) insan varoluşunun apriori zorunlu yapısıdır.

Varlıkla ilişkimizi kökensel biçimde düşünmeyi öğrenerek dönüştürmemiz gerekir ve ancak kökensel biçimde düşünmeyi öğrenerek tahrif edilmiş, bozulmuş geleneğimizi aşmayı ve böylelikle Varlıkla ilişkimizi dönüştürmeyi umabiliriz.

Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008

J. Glenn Gray – Heidegger’in Yolu: İnsan Varoluşundan Doğaya

J. Glenn Gray – Heidegger’in Yolu: İnsan Varoluşundan Doğaya

Kant’tan sonra Alman idealistleri için temel Doğa sorunu onun insan ruhuyla ilişkisiydi. İnsan sezgilerini takip ederek Doğayı araştırdığında her zaman insan imgesiyle karşılaştığı sonucuna vardılar.
Fichte, Schelling ve Hegel için insan dışındaki dünya, ancak başlangıç aşaması itibariyle insani olanın karşısına konulmuş, baştan başa manevi bir gerçeklikti. Düşünce gücüyle insan doğa dünyasına nüfuz etmekle kalmaz, fakat onun kendi en derin benliğine iç yakınlığı da tecrübe edilir.

Herakleitos’un ünlü vecizesine göre Doğa gizlenmeyi sever; bu, idealistlerin hayli ciddiye aldığı bir öğretidir. Bu doğa ve insan birliği temelde yatan tanrıbilimsel bir gerçeklik yorumundan etkilenmiştir.

Heidegger insan varoluşunun hiçbir surette Batı metafiziğinin Greklerden devralınan geleneksel kategorileri içinde sınıflandırılamayacağına kaniydi.

Heidegger idealistlerin insanın özünün kendisini bulduğu dünyadan bütünüyle koparılamaz olduğu yolundaki varsayımından hareket eder.
İnsanın gerçekliği dünyada keşfedilmelidir ve dünya onun gerçekliğine aittir.
Ancak varoluşunun yapısına dair ontolojik bir araştırma insanın hakkını verebilir ve ardından muhtemelen Varlığın kendisinin anlaşılması için temel sağlanabilir.

O insan varoluşunun kendisini içinde bulduğu dünyayı, varlığı insan tasarısı için kullanışlılıklarına dayanan bir aygıtlar ve araçlar dünyası olarak tasavvur eder.

Doğa insan için vardır ve pratik kip, teorik kipten, vücut bulma ya da mevcut olma tarzından önce gelir.

…insanın dışındaki bütün nesneler ve yaratıklar ontik olarak düşünülür ve bilimin olağan kategorileriyle açıklanabilir. Sadece insan ontolojik bir varlıktır; sadece o Heidegger’in kastettiği anlada var-olur ve Varlık karşısında seçkin bir yere sahiptir.

Düşünür herhangi bir şeyin hakikatine ancak özgür olduğunda ve kendisini bilmek istediği şeyin içine yerleştirdiğinde yaklaşabilir. Bir başka ifadeyle özgürlük sadece kişilerin bir niteliği değildir; o hem kişilerin hem şeylerin sahip olduğu bir şeydir.

Ancak şeylerin varoldukları haliyle bize görünmesine izin verdiğimizde ve ancak onların bağımsız doğalarına saygı göstermeyi öğrendiğimizde onların –bağımsız- hakikatlerine ulaştığımız söylenbilir.

Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008

George Pattison – Heidegger ve Dönüş Meselesi

George Pattison – Heidegger ve Dönüş Meselesi

Mukadder kılma, gönderme, Almanca Geschick, sözcüğünü karşılamaya çalışır, sözcük hem ‘kader’ hem de ‘uygunluk’ ya da ‘yeterlilik’ gibi çifte bir anlama sahiptir ve Heidegger, sözcüğü kullanırken bu anlamların her ikisinin de işitilmesini amaçlar. Dolayısıyla ‘mukadder kılma’ sadece dünya üzerine dışarıdan zorla kabul ettirilen bir kader ya da talih değildir, daha çok dünyanın varolduğu tarzda onun kendini vermesini ve kendini açmasını onu kabul edenlerin yeteneklerine / yeterliliklerine göre uyarlayarak Varlık bakımından bir kendini uyarlama düşüncesini çağrıştırır.

Bize düşen, Varlık hakkında açık ve seçik bilgi edinmek değil, fakat ‘bekleyen’ düşünerek onu temellendirmek suretiyle Varlığın vücuda (huzura) gelişine dikkat kesilen birisi olmaktır.

Öz
…bir şeyin ne ise o olduğu (onu o şey yapan) şey anlamına değil, fakat ayrıca bir şeyin gidişatını takip ettiği yol, zamanla olduğu şeu olarak kaldığı tarz anlamına da geldiğini gösterecektir.

Heidegger’in birçok kez söylediği gibi düşünülmesi en zor olan en basit şeylerdir ve en uzak olan en yakın şeylerdir – yine de onun felsefesinin bizi yönlendirmek istediği tam da budur.

‘Varlık ve Zaman’ düşme açısından insanlık durumuna dair fenomenolojik bir çözümleme sunmuştur. Boş konuşma, endişe, kaygı, kararlılık, ölüm, suçluluk ve geçmiş hal ve geleceğin, Dasein’ın kendisini Varlığa fırlatmasını sağlayan bir ufukta tekrar tekrar terkip edildiği belirleyici görüş anı. Buna karşılık sonraki felsefe daha az cüretkârca konuşur, pathos’una çekilme ve bekleme renkleri hakimdir ve insan artık endişeyle yarılan ve hiçlikle karşılaşan varoluşsal bir kahraman değildir, fakat (terennümü) yer, gök, ölümü ve tanrısal varlıklarla çevrili ruhani bir yurdun neşeli şarkısına uyarlanmış dağ yollarında gezgin, Varlığın çobanıdır.


Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008

Elisabeth Feist Hirsch – Martin Heidegger ve Doğu

Elisabeth Feist Hirsch – Martin Heidegger ve Doğu

Zen, gerek Hinduların yadsıyıcı, gerekse Buda’nın kötümser bakışından uzak durarak dünyayı varolduğu haliyle kabul ettiği için Heidegger’in düşüncesine en iyi uyum sağlar. (s. 494)

...ölüm başlarına hiç gelmeyecek gibi yaşamaları "onlar"ın (das Man) ayırt edici özelliğidir.

Sahih oradaki-Varlığın ölüme doğru özgür kararlılığı, Heidegger’in Sein und Zeit’ta ele aldığı bir endişe/kaygı hali yaratır.
Ne var ki ölüme doğru bu endişe hali insan etkinliğini felç etmeye müsait olumsuz bir güç değildir; tam tersine endişe hali sahih oradaki-Varlığın kendisini kendi geleceğine fırlatmasının imkânıdır. (s. 495)

“Gözlerinizi ve kulaklarınızı içeride olana açın ve düşünce ve bilgiyi dışarıda bırakın.” Chuang Tzu

Lao Tzu, her şeyi birleştiren şeye Tao der. (s. 501)
(logos)

Boşluk o halde hiçlikle, yani vücuda gelen ya da gelmeyen her şeyden farklı olarak düşünmeye çalışıtığımız Varlık ile aynı şeydir.
Bizim için boşluk ‘sein’ (Varlık) sözcüğüyle anlatmaya çalıştığımız şey için en yüce isimdir. (s. 502)

Varlığın hakikati bizden ebediyen gizli olduğu için Varlık son tahlilde bir sır olarak kalır. (s. 506)

“Tao’da tek hareket geri dönüştür.”
Lao Tzu (. 508)

İşitme konuşulmamış olandan söylenileni çıkaran bir anlatımın temkinli kestirimidir. (s. 511)

Çokların hissettiği sıkıntı ve bezginliğin temel sebebi varoluş kökümüzden kopmamızda ve ona yabancılaşmamızda aranmalıdır. (s. 514)

Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008