18 Eylül 2013 Çarşamba

Şiir: Ziya Osman Saba

SEBİL VE GÜVERCİNLER

Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber
Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun,
Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,
Beyaz boyunlarını uzattılar taslara...
Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.

2 Eylül 2013 Pazartesi

Italo Calvino – Karga Sona Kaldı

Italo Calvino – Karga Sona Kaldı


Bir Gün Öğleden Sonra, Adem
Sanki fincana sütlü kahve koyarmış gibi…
Bahçıvanlık güzel bir meslek olmalıydı, çünkü bütün işler tatlı bir yavaşlıkla yapılabilirdi. (s. 9)

Yazık oldu; ben sana bir armağan vermek istemiştim, sen almadın. (s. 15)

Çıplak Dallar Üstünde Şafak
…herkes onu duysun diye dalı güçlüce yere vurarak yürümeye başladı. (s. 34)

Patronun Gözü
…patronun gözü atı şişmanlatır. (s. 51)

Uyuntu Oğullar
…gücünü boş yere harcamaya, yararsızca çabalamaya dayalı bir yaşantıydı onunki… (s. 58)

Kardeşim bencil ve duyarsız bir oğlandı.
Ben de onun gibi davranıyordum.
Her şey bize sıkıcı geliyordu. (s. 59)

Bir Çobanla Öğle Yemeği
Babamızın her zamanki yanlışlarından biriydi.
(çocuğu) soframıza oturtmak istedi.
…ama ben insanoğlullarının aralarında konuşmalarının ne denli güç olduğunu bilirim, sınıflar arasındaki mesafeyi her an hissederim… (s. 64)

Bagnasco Kardeşler
Ah, der geldiğimde,
Hey, derim ben ve ilk karşılaşma sözcüklerimizin bunlar oluşunun nedenini de bilemem. Oysa bir başka kentte burun buruna gelsek, bayram eder, birbirimizin omzuna vurur, “bak hele!” deriz, ama evimizde durum değişiktir ve hep böyle olagelmiştir. (s. 72)

Kovanlı Ev
Uzaktan görmek güçtür.
Yediğimden fazla çalışmam gerekmiyor, çünkü kimseyle paylaşacak hiçbir şeyim yok. (s. 78)

Sadece keçilere katlanabilirim, çünkü onlar insanlarla sıkı fıkı olmayı bilmezler. (s. 79)

…kadınsız olmak bir alışkanlıktan başka bir şey değil ki. (s. 81)

Kanla Aynı Şey
Şimdi çocukların çevresini kan ve öfkeyle şişmiş olan bir sessizlik sarmalamış ve sözcükler bu sessizliğin içinde boğulmuştu. (s. 86)

Kışlada Yazgı
…bir şeyler bitiyordu; savaş mı, yaşam mı?
…orada umulan ya da korkulan bir şeyler gizliydi; bu barış ya da ölüm olabilirdi, ama belki de daha gizli ve düşmanca bir durum söz konusuydu ve bunu şimdiden anlamak olanaksızdı. (s. 99)

Üçünden Biri Hâlâ Yaşıyor
“Ölüm” diye düşünüyordu üç çıplağın uzunu, “bu sözcüğü daha önce de duymuştum. Acaba ne demekti? Ölüm.” (s. 139)

Yaşam, diye düşündü çıplak adam, kadim ve mutlu cennetlerin ender olarak anımsanabildiği bir cehennemdir. (s. 145)

Mayın Tarlası
Adam onu saçlarında, ensesinden yakalayan demir bir el hissetti.

Dolarlar ve Kadınlar
Dolarla iş görseler de saygın insanlardı. (s. 174)

Bir Yargıcın İdamı
Yargıç Onofrio Clerici uzun zamandan bu yana İtalyanların kim olduklarını çözmüştü.

Neyse ki başkaları da vardı; düzgün insanlardı onlar. (s. 212)

İtalyan halkı onun ölümünü görmeye bile gelmemişti. (s. 218)

Türkçeleştiren: Eren Cendey
Can Yayınları, 2000



Italo Calvino – Paris’te Münzevi

Italo Calvino – Paris’te Münzevi
Özyaşamöyküsel Notlar

Kitap, Amerika Güncesi başlığı altında, Calvino'nun 1959 yılında ABD'ye yaptığı bir gezinin notları ve kendisi hakkında detaylar içeren Paris'te Münzevi başlıklı iki ayrı metni bir araya getiriyor. Amerika Dersleri, yazarın arkadaşı Daniele Pochiroli'ye yazdığı izlenim mektuplarıdır. Burada Amerika'dan hayranlıkla söz ediyor.
Paris'te Münzevi ise kendi kaleminden bir Calvino portresi ortaya koyuyor.

Notlar
Özyaşama, hatta salt nüfus kaydına ilişkin veriler insanın en mahrem şeyidir.
Terazi burcunda doğduğumu söylemekle başlayacağım. (s. 7)

Her şey değişebilir ama içimizde taşıdığımız dil değişmez, aslında o bizi kendi içinde taşımaktadır. (s. 8)

Ailemde onurlandırılan tek şey bilimsel araştırmaydı.
…ben ailenin kara koyunu, tek edebiyatçısıydım.

Yaşamımın ilk anısı Mussolini mangalarının bir sosyalisti dövmesiydi. (s. 13)

Kipling’i okurken duyduğum o keyif yinelenecek mi diye bakıyordum. (s. 14)

Ben her seferinde elimden geldiği kadarıyla yazıyorum.
…insan hâlâ içinde bulunduğu bir şeyi anlatamaz. (s. 53)

Yolculuk kitapları edebiyat yapmanın yararlı, cafcafsız yine de dört dörtlük bir biçimidir. (s. 156)

İnsani açıdan evde oturmaktansa yolculuk etmek daha iyidir. İlkin yaşamak gerek, felsefe yapmak ve yazmak arkadan gelir. Yazarlar, her şeyden önce dünya karşısında, gerçeği daha iyi kavramak anlamına gelen bir tavır içinde yaşasınlar. (s. 157)

İnsanlar her zaman fikirlerden önce gelir. (s. 159)

…kendi başıma gelenler başkalarını ilgilendirmezmiş gibi geliyor bana. Yazdığım şeyi, kendi kendime karşı da salt bireysel olmayan bir şeyle haklı göstermeliyim.
…ailemin uygarlık ideali insanlarla bitkilerin ortak yaşamıydı. Kendimi o ahlaktan, küçük toprak sahibinin görevlerinden kopardığım için suçlu hissettim. Hayal dünyam bana kendini bir aşına haklı gösterecek kadar önemli gelmiyordu. (s. 208)

Kafalarında söyleyecek açık seçik bir şey bulunan ve ömürleri boyu o şeyi yapıtlarıyla geliştiren yazarlardan olmayı ne çok isterdim. İsterdim ama öyle değilim. (s. 247)

Ben her şeyden önce romancıdan fazla öykü yazarıyım,
…beni en çok etkilemiş okumam Poe’nun öyküleridir, (s. 253)


Türkçeleştiren: Neyyire Gül Işık
Yapı Kredi Yayınları, Mart 2005

İsmail Küçükkaya – İlber Ortaylı & 1923 – 2023 Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı

İsmail Küçükkaya – İlber Ortaylı & 1923 – 2023 Cumhuriyet’in İlk Yüzyılı


İ.K. Türk kimdir?

İ.O. Türkler Asyalıdır.
Türkler, 10. asırda İslamlaşmaya başlamıştır.
Türkler göçebe, at göçebesidir. İşte bunun için çok teşkilatçıdır, çok askeridir. (s. 17)

Bizans elçisi Kilikyalı Zemarkhos (Göktürklerin yaşantısını gözlemlemiş seyahatnamesinde tarif etmiş).

İlk önce ordu kuruyor. Sonra orduyu yerleştirecek kışla kuruyor ve orada yeni bir hayat başlıyor. Türkiye budur. (s. 20)

Devlette ilim hayatında Farsça, Arapça kullanılıyor ama orduda Türkçe kullanılıyor. (s. 21)

İ.K. …neden sadece Sultan Abdülhamid’e “Türk Hakanı” denilmiş?

İ.O. Diğer padişahlar kendilerini daha ziyade Müslümanların halifesi olarak görürken, Abdülhamid bu ulusu kimin taşıyacağının farkına varmıştır.

Sultan Abdülmecid 1838’de 16,5 yaşındayken tahta geçmiştir.
İnsan sarrafı bir yanı vardır.
Ahmet Cevdet Paşa, Fuat Paşa ve Mustafa Reşit Paşa ile çok yakın bir ilişkisi vardır.
16 yaşında genç bir çocuk olarak tahta çıkmış ama yanı başında bulunduğu devlet adamlarının oyuncağı olmamıştır. (s. 23)

…bütün dünyanın en son hükümdarı, tarihî, hukukî ve müessese olarak son üniversal imparator (son Roma imparatoru) II. Abdülhamid Han’dır. (s. 27)

19. asırda bir tane imparatorluk vardır; o da Osmanlı İmparatorluğu’dur. (s. 29)

İttihat ve Terakki bir talebe cemiyeti olarak Tıbbiye’nin bahçesinde kuruldu.
…yemin eden kurucular muhtelif etnik guruplardandı. (s. 35)

Cumhuriyet, Karamanlı Türk Hıristiyanları mübadele ile Yunanistan’a gönderdi. (s. 114/115)

İttihat ve Terakki’nin dayandığı ayakların birincisi sufilik. Ne hikmetse hepsi Bektaşî, çok çok Mevlevî. Niye Nakşibendî değiller? (s. 121)

Tarihçi olmayan milletlerin en büyük vasfı, tarih yazımında ehemle mühimi birbirinden ayırt edememektir. (s. 133)

…cemaat hareketi, Türkiye’de çok partili demokrasinin geliştirdiği bir olaydır. Çünkü tarikat kültürünün gerilediği yerde ister istemez cemaatçilik başlar.
…bizdeki şehirli hareketler neler geliştirdi? Kendine göre bir endüstriyel pozitivist kültür çevresinde birtakım kulüpler falan geliştirebildi mi, orada şüphem var. Türkiye’nin çok partili demokrasisinin zaafı budur. Biz bunun sıkıntısını çekiyoruz. (s. 145)

İster alt olsun ister üst, memleketimizin orta sınıfının muhterem üyeleri herkesin kanun ve kurala uymasını ister ama kendisi kolay tarafından yaşamak ister. (s. 182)

…bu ülkede bürokrasinin düzelmesi
…Doğrudan doğruya idari yargının etkinliği ve nitelik değişikliğiyle mümkündür. (s. 198)

Ortadoğu dünyası romantizmle veya buluğ çağı bebesinin kinciliğiyle yanaşılacak bir saha değil. (s. 252)

Politikacı dediğiniz, fıtratında yoksa anayasa metniyle kuvvetli lider olamıyor… (s. 274)

…ilmî ve fennî bilgisi ve geleneği var Rusya’nın ama altyapısını tahrip etmiş.
SSCB Bilimle Akademisi’nin yaptığı bütün icatların hepsi raflarda ve kasalarda. Oysa bazılarını hayata geçirse, sanayide patlama yapar. İran da böyle; petrolünü benzine çeviremez, petro-kimya sanayii felaket. Tümen tümen mühendisi uzmanı var, hayata geçen endüstri dalları ise yok. (s. 311)

Timaş Yayınları

2. Baskı, Kasım 2012

1 Ağustos 2013 Perşembe

Saul Bellow - Boşlukta Sallanan Adam

Saul Bellow - Boşlukta Sallanan Adam


Orduya alınmayı bekleyen işsiz Joseph’ın fazlasıyla canı sıkılmıştır.

Bir iç dünyan mı var? Kimsenin değil, kendi sorununuzdur. Heyecanlarınız mı var? Boğun onları. (s. 5)

Tek bir odada günün on saati yalnızım.
Epeyce kitabım var.
Ama okuyamadığımı görüyorum. (s. 6)

Orduya çağrılmam üzerine,
Görevimi terk edişimden bu yana neredeyse yedi ay geçti. (s. 7)

Dostlarımız yok değil ama artık onlarla görüşmüyoruz. (s. 8)

İşe girmeyi düşündüm ama özgürlüğümü nasıl değerlendireceğimi ve bir işe nasıl sarılacağımı bilemediğimi kabullenmeye de pek yanaşmıyorum.
Sallantıda, boşlukta, ruhsal çöküntüyle boğularak beklemek. Giderek çürüdüğüm gözle görülür bir hal aldı. (s. 9)

Odamdan çıkmak için bir neden bulmam konusunda çok istekliyim ama sadece bir istek olarak kalıyor. (s. 10)

Kayınpederim yaşlı Almstadt, şiddetli bir soğuk algınlığıyla yatmıştı. Iva annesinin ne denli münasebetsiz bir kadın olduğunu çok iyi bildiği için benim onlara göz kulak olmamı istedi. (s. 17)

Yaşlı Almstadt doktorun yazdığı reçeteyi alıp eczaneye gitmemi istedi. (s. 20)

Bir yıl önceki Joseph ile ilgili pek az şey beni memnun ediyor.
Yirmi yedi yaşında, Inter-American Seyahat Acentası’nda bir memur. Uzun boylu, epey uzunca ve sarsak, fakat yine de yakışıklı genç bir adam. Wisconsin Üniversitesi tarih bölümü mezunu. Beş yıllık evli, arkadaş canlısı, kendisini sevilen bir kişi sayan, fakat inceden inceye incelendiğinde biraz garip yanları ortaya çıkan bir adam. (s. 25)

Joseph’e göre dünya hem iyidir hem kötüdür, bu nedenle de her ikisi de değildir. (s. 29)

(Abt, Minna’yı hipnotize ediyor.)

Benden on iki yaş büyük olan ağabeyim Amos varlıklı bir adam. (s. 64)

(Noel yemeğinde ağabeyinin evinde, yeğeniyle kavga eder, eve döndükten sonra eşi Iva’yla da tartışır. Gece vakti dışarıya çıkar.)

Gerçek yaşam, sanat ve düşüncedir. Yaşamaya değer tek şey hayal gücüdür. (s. 100)

(Eski kız arkadaşı Kitty’yle sık sık görüşmeye başlar. Karlı havada bir süre ıslandıktan sonra Kitty’yi görmeye gider. Kitty, soğuk havada kapısına gelen ıslak adamı hemen eve davet eder. Joseph, geceyi Kitty’yle birlikte geçirir.)
Yaşam güç! Vae victis! Zavallılar acı çekmelidir. (s. 124)

Iva ile saat altıda kentte buluştuk. Evliliğimizin altıncı yıldönümüydü. (s. 126)
Kendi kendimizi değerinden aşağı görmek için büyük bir baskıyı yüklenmemiz gerek. Öte yandan, uygarlık bize her birimizin değeri tahmin edilemeyen fertler olduğumuzu öğretir. O halde şu iki hazırlık gereklidir: biri yaşam, diğeri ölüm. Bu nedenle kendimize bir değer biçer, sonra da kendimize değer biçmekten utanç duyarız, yoğrulur, katılaşırız. Sonra sessizlik öğretilir bizlere ve arada bir içimizden biri bu ölçüyü kaçıracak olsa, öylesine soğukkanlılıkla yapar ki bunu, sanki iç dünyasını, ruhunu değil de tırnaklarını inceliyormuşçasına, kusurlarını bir pisliğe bakıyormuşçasına küçümser. Ama hiç kuşkusuz her türlü yanlışlığın üzerimizde etkili olmasını kabullenmek de öğretilmiştir bizlere. Güneşin altında sıraya dizilip beklememiz, çakıllı sahillerde koşturmamız, asker olmamız, izci olmamız, işçi olmamız, infilak eden bir trenin içinde olmamız, kilitli kapıların ardında kalmamız, önemsiz olmamız ve ölmemiz. (s. 132/133)

Ölüm, seçme şansının yok olmasıdır. Seçme hakkı kısıtlandığı oranda ölüme yaklaşırız. En korkuncu da yaşam tümüyle bizden alınmaksızın umutların kesilmesidir. (s. 166)

Sorun hep aynı olduktan sonra kişisel yaşamlarımız ve geçmişlerimiz bizler için çok büyük anlam taşımasına karşın önemini kaybediyor. (s. 174)

Bu mektubumla mümkün olan en kısa süre içinde orduya alınmak istediğimi bilginize sunarım. (s. 207)

Artık kendimden sorumlu değilim; buna çok memnunum. (s. 214)

Yaşasın düzenli günler, saatler!
Ve ruhun zaferi!
Yaşasın düzen, disiplin! (s. 215)


Türkçeleştiren: Neşe Olcaytu
Cem Yayınevi