5 Kasım 2013 Salı

Georges Bataille – İmkânsız

Georges Bataille – İmkânsız

Yalnızca ölümün ve arzunun soluğu bastırma ve gücü vardır.
Yalnızca arzunun ve ölümün aşırılığı hakikate ulaşmamızı sağlar.


Yalnızca nefretin gerçek şiire ulaştığı kanısındaydı. (s. 7)

Sinirlerin olağandışı hali, sözcüklerin ötesinde sinirlenme: sevmek, bu noktada, hasta olmaktır (ve ben hasta olmayı seviyorum). (s. 11)

Beni durduran şey bir mutluluk değil, ona erişmedeki yetersizliğimdir. (s. 12)

Kendime güvenim kalmadığında ayaklarımın altında bir boşluk açılıyor. Varlığın gerçeği, şansın saf gerçeğidir ve beni yükselten şans beni yıkıma götürüyor. (s. 14)

Beni B.’ye bağlayan şey, ortak, güvenli bir yaşam değil; onun ve benim önümüzde bir boşluk gibi uzanan imkânsızdır. (s. 16)

En son anlamsızlık bile, her zaman için tüm diğer anlamların yadsınmasından oluşmuş bir anlamdır.

…arzu (dostluğun arttırdığı sıkıntı) öyle muhteşem tatmin edildi ki, umutsuzluğa düştüm. (s. 19)

Sıkıntıdan boğularak yaşıyorum ve tam da yaşamayı sevemediğimden, ölümden korkuyorum. (s. 23)

Bir şeye ulaşmak için gerekli araçlara sahip değiliz. (s. 25)

Aşırı sofuluk dindarlığın zıttıdır, aşırı ahlaksızlık zevkin zıttıdır. (s. 30)

Mola vermeden felsefeyle yüz yüze gelinemez.

Varlığımı sürdürmek neye yarıyor? (s. 41)

Kaybedilen davanın peşinden gitmek niye? (s. 42)

B. kendinden kaçıyor. Yine de…
Kimse yazgıyı onun gibi zorlamamıştır. (s. 43)

B.’nin kendisi gecedir, geceyi özler. Bir gün dünyayı bırakacağım: o zaman gece gece olacak ve ben öleceğim. (s. 46)

A.’nın boşunalığı: bu, arzusuz olmaktır (hiçbir şey beklememek). Zihin açıklığı arzuyu dışlar (ya da belki öldürür, bilmiyorum): varlığını sürdüren şeyi arzu yönetiyor, (s. 54)

Bu nesne, kendi içinde, arzunun ona verdiği değere sahip değil. (s. 56)

Sakallarının ardına sığınan bir korkak. (s. 60)

Bu dünya bana sevdiğim şeyi vermiş ve geri almıştı. (s. 65)

Bu dayanılmaz anları, onu arzulamak, onu istemek güzelleştiriyordu. (s. 67)

Eğer sevilen kişinin ölümü, dehşeti (boşluğu), içeri girmesine katlanamayacağımız kadar içeri sokmuyorsa, yaşıyor olmamız hakkında neyi bilebiliriz. (s. 68)

Şatonun ortasındaydım, ölünün evinde oturuyordum ve sınırları aşmıştım. (s. 78)

Düşüncelerim her yanda kayboluyordu. Şeylere sahip olmadıkları bir değer vererek aptallık etmiştim. Bunaklığın veya ölümün oturduğu bu ulaşılmaz şato, başka herhangi bir yerden farksızdı.

Ahlaksız davranışlarının tek amacı vardı: Tavrına maddi bir yarar sağlamak. (s. 79)

Zekâ yok oluyor: insanın zekâsını tanımlayan şey zekânın ondan kaçırdığı şeydir. Dışarıdan bakıldığında zekâ yalnızca zayıflıktır.

En büyük zekâ, aslında en kolay aldanan zekâdır. (s. 80)

Yalnızlığın hiçbir şeye boyun eğmemiştir, her şeye hâkimdir ve sonsuz bir zayıflık bilinciyle, tam da imkânsızlık duygusundan ibarettir. (s. 84)

Çıplaklık ölümden başka bir şey değildir. (s. 87)

Yalnızca ölüm yeteri kadar güzeldir. (s. 101)

Öyle yorgunum ki eriyip yok olmayı düşlüyorum.

Herhangi bir anlamdan yola çıkarsam, bu anlamı yok ederim… veya sonunda anlamsızlığa varırım. (s. 117)

Tıpkı bir ağacın kökleri görünmez ağı ile toprağa tutunması gibi biz de ölüme tutunuyoruz. Ama biz, köklerini yadsıyan “ahlaklı” bir ağaca benziyoruz. (s. 124)

Yürek başkaldırdığı ölçüde insanidir.
İnsan olmak yasaya boyun eğmemektir.

Gerçek şiir yasaların dışındadır. Ama şiir, sonunda şiiri kabul eder. (s. 164)

Şiir, kendinin bilgisi değildir, uzak bir ihtimalin (daha önce varolmayanın) deneyimi hiç değildir; erişilebilir imkânların sözcükleri yoluyla basit bir çağrışımdır. (s. 168)

Şiir ara terimdir, malum olanı meçhul olanın içinde gizler. (s. 170)

L’Impossible
Türkçeleştiren: Mukadder Yakupoğlu
Kabalcı Yayınevi

Mayıs 1999

4 Kasım 2013 Pazartesi

Samih Rifat – Herakleitos

Samih Rifat – Herakleitos: Bir Kapalı Söz Ustasıyla Buluşma Denemesi


Logos ortak da olsa sanki kendilerine özgü bir düşünceleri varmış gibi yaşar insanlar. (s. 31)

Ters gelenler uyuşur. (s. 34)

Eşekler samanı altına yeğ tutar. (s. 35)

Kim kaçabilir ki kaçmayandan.

Beklemezse bulamaz beklenmezi, bulunmaz ve ulaşılmazdır o.

Dinlemeyi bilmedikleri için konuşmayı da bilmezler. (s. 39)

İnsan ışığa değer gecenin içinde, öldüğünde, gözünün feri söndüğünde. Diriyken ölüye değer uykuda, gözünün feri söndüğünde. Uyanıkken uyuyana değer. (s. 41)

Bu evren, her şey için aynı, ne bir Tanrı ne bir insan yarattı onu. Vardı var ve var olacak. Hep canlı kalan ateş, ölçüyle alevlenip ölçüyle sönecek. (s. 43)

Ruhlar için ölüm, suya dönüşmektir, su içinse toprak olmak. Su topraktan doğar, ruh da sudan. (s. 45)

Ruhun sınırlarına ulaşamaz yolculuğunda, tüm yolları denese de insan, öylesine derindir ondaki logos. (s. 47)

Doğa saklanmayı sever. (s. 73)

Soğuk ısınır, sıcak soğur, kuru nemlenir, nemli kurur. (s. 83)

Toprağın ölümü, suya dönüşmek, suyun ölümü havaya, havanın ölümü ateştir; ve tersine.

Yay’ın anlamı yaşam, işlevi ölümdür. 

Aynı ırmaklara gireriz ve girmeyiz. Biziz ve değiliz.

Gelen ateş ayıracak ve ele geçirecek her şeyi.

…yolun gittiği yeri unutan kişiyi.

Ruhlar için haz ya da ölümdür nemlenmek.

Biz onların ölümünü yaşarız, onlar bizim ölümümüzü.

Zordur tutkularla savaşmak. Ruhla ödenir.

Kendimi aradım.

Tümüyle yazgıdır zorunluluğu belirleyen.


Yapı Kredi Yayınları
3. Baskı, Kasım 2004

3 Kasım 2013 Pazar

Yaşar Kemal – Tek Kanatlı Kuş

Yaşar Kemal – Tek Kanatlı Kuş

Trenden yorgun indiler.

Kedi
Zor olmuştu üç gün küçücük bir kompartımanın içinde tıkış tıkış. Altı kişi bir de kedi.

Melek Hanımın üç günde üç yıllık ömrü tükendi.
Bu kedinin bir gözü sarı, bir gözü mavidir. (s. 10)

Konuşup görüşmeden bir insan korkuludur.
Konuşup görüşüncedir ki işte o zaman insan insan olur.
Tanışmadan görüşmeden bir insan bir ıssız ada gibidir. (s. 12)

Remzi Bey hiç gülmüyordu.

Dağ düşüyor Yokuşlunun üstüne
Kimse yaklaşmıyor o kasabaya. (s. 22)

Kokulu ne bulursa Melek Hanım doldururdu sandığın içine.

Melek Hanım,
Posta müdürünün karısı.

Kasabaya girmenin bir yolunu bulacağım.

Siz de evinizi şuraya kurun kasabaya girinceye kadar.

Kuş istilası,
Ecinni kuşlar almış bu kasabayı.

Remzi Bey için sabah demek Melek Hanımın kahvesi demekti.

Yapı Kredi Yayınları

Eylül, 2013

2 Kasım 2013 Cumartesi

Lucia Puenzo – Balık Çocuk

Lucia Puenzo – Balık Çocuk


Olayları bir köpek anlatıyor. Hikâyeye konu olan hatunlardan Lala, onu veterinerden almış.

Lala hiçbir zaman ağlamaz. Ne Guayi onu terk ettiğinde ağladı ne de Bronte öldüğünde.
Bana her zaman bir erişkinmişim gibi davrandı. (s. 9)

Kısacık adıyla Pep, dünyayı değiştirmek istiyor. (s. 10)

Guayi bu evin hizmetçisi, aileden biri değil. Lala ile birbirlerine âşıklar. Lala evden eksikliğinin hissedilmeyeceğini düşündüğü eşyaları gizlice satıp para biriktiriyor. Yeterince paraları birikince hayallerinin peşi sıra yola koyulacaklar.

Gece yarısı Pep beni arabasına bindiriyordu. San Isidoro’nun en pis barının köşesinde frene basıyor ve geceyi orada marihuana satarak geçiriyordu. (s. 12)

…aldığı her şeyi ilk önce benim üzerimde deniyordu. Bana eroin enjekte ediyor, dişetlerime kokain sürüyor, hapların etkili olup olmadığını anlamak için bana denetiyordu. (s. 13)

Guayi onu sevdiği sürece her şey anlamlıydı (o gece Lala yaşlanmayı bıraktı).

(Pep)
O gece sivil giysili bir polise marihuana sattı. (s. 19)

Ertesi gün onu aramaya geldiler.
Bronte manşetlere çıktı ve bir hafa içinde tüm kitapları best-seller oldu.
Sasha, bir Budist tapınağına doğru yol aldığını söyledi.
Ve biz işte böyle yalnız kaldık. (s. 20)

(Bronte)
Sasha’nın gidişiyle yeni bir depresyona girdi.
Hepimiz yeni bir sonuçsuz intihar girişimi için hazırlıklıydık.
Hep ilaç alır çok geçmeden kurtarılırdı. …nedeni aslında yalnızca intihar fikrinden hoşlanmasıydı. (s. 21)

…parayı saydılar.
“Artık gidebiliriz” dedi Guayi.

Guayi, Lala’ya babasının dışarıdan çok içinde vakit geçirmesine daha fazla tahammül edemediğini söylemedi. (s. 22)

Lala durumu fark etti. İki bardağa süt doldurdu. Birine ilaç diğerine şeker kattı. İki bardakla birlikte babasının yanına gitti; Bronte’nin bir şansı vardı.

Lala da duygularını sütle beraber bir dikişte içti. (s. 23)

Ertesi gün
Kapıyı kilitlemeden evden ayrıldık. (s. 24)

Lala, köpeğiyle birlikte erkenden ayrılıyor evden. Guayi’nin çocukluğunu geçirdiği eve doğru yola koyuluyor.
Guayi sınırda tutuklanır.

Lala
İçini kemiren kaygıyı Guayi’yle hayalini kurduğu, pencereleri göle bakan eve başlamak üzere kullanmaya karar verdi. (s. 31)

Nestor Socrates, kendisini Lin’in (Guayi) ilk sevgilisi olarak tanıtıyor (işin aslı öyle değil).
Mitay pyra
Bu sözcük Nestor Socrates ile Guayi arasında yaşanan ve Guayi’nin hatırlamak istemediği olayların anahtarı. Korkunç olanı zihni mitleştirmiş/masala dönüştürmüş. Romanın derin ve hassas içeriği bu hikâye üzerine kurulmuş: Mitay pyra ya da balık çocuk.

Balık çocuk köy halkının uydurduğu bir efsane. Gölde yaşadığını söylüyorlar. Boğulanları derine çektiğini.
…
İnsanlar yaşamak için her zaman bu tür şeylere ihtiyaç duyarlar. (s. 38)

(Nestor)
Bir daha mutlu olmadım. Onu bıraktığım günden sonra bir daha mutlu olmadım. (s. 44)

Hamileydi
On üç yaşındaydı ve neşe saçıyordu.
İnsanlar
Onun bir bebekle gölde yüzdüğünü gördüklerini söylediler. (s. 45)

(Guayi)
Yaşlı. Seni tanıyıncaya dek yaşlıydım. (s. 46)

Lin/Guayi, hamileliğinin yedinci ayında içi suyla dolu küvette doğum yaptı. Bebeğin sesi çıkmadı. Nefessiz kalan bebeği suya koydu. Sudaki bebek nefes almaya başladı. Lin/Guayi bebeği suyun içinde yaşatmaya çalıştı. Akvaryuma hava pompalayan aletle bebeğin içinde olduğu suya hava pompalıyordu.
Günler sonra köyde dedikodular iyice yayıldı. Beşinci ayda bebek süt emmeyi bıraktı. Bir şafak vakti bebekle beraber suya/göle girdi. Gece oluncaya dek birlikte yüzdüler. Lin/Guayi sala çıktığında bebek artık onunla değildi.

Guayi cinayetle suçlanmış ve ıslah evine kapatılmış.
(Guayi)
Bir keresinde benden yalan söylememi istemiştiniz, ben de yalan söylemeyeceğim.
Kötü şeyler yaptım ve beni buraya tıktılar. Yaptığım şeyin bedelini ödeyeceğim. Yaptığıma inandıkları şey için değil, sadece sizin ve benim bildiğimiz şey için.

…duygusunun kokusunu aldım. (s. 51)

Lala, evine geri döner. Yaşananları teyzesine anlatır. Saçlarını kazıtır. Guayi’nin kapatıldığı ıslah evinin yerini öğrenir ve oraya gider.

Haydi, git Lala, bir daha gelme. (s. 86)

Ay tutulması vardı. Bir sebepten dolayı insanlar bunun önemli olduğuna inanıyorlardı. (s. 87)

-       Ay tutulmasını mı görmeye geldin?
-       Hayır
-       Biz de öyle. (s. 88)

Sekiz yaşındayken sınıf arkadaşlarımı yediğimi hayal ederdim. (s. 102)

…bir göz kırpması kadar kısacık süren bir sonsuzluk boyunca söyleyecek bir şey bulmaya çalışmış ama bulamamıştı. (s. 120)

Eğitmen, Lala’ya Guayi’yi ıslahevinin dışında gördüğünü söyledi. Islahevinin kızıl saçlı gardiyanı kızları pahalı eğlencelere malzeme yapıyormuş.

-       Adın ne?
-       Ne istersiniz?

Lala ve eğitmen yanlarına birkaç doberman alıp kızların satıldığı eve gittiler, iyi kurgulanmış bu romanın finaline.

El Niňo Pez
Türkçeleştiren: Seda Ersavcı

Doğan Kitap, Mayıs 2012

1 Kasım 2013 Cuma

Vladimir Nabokov – Göz

Vladimir Nabokov – Göz

Hikâye 1924-1925 arasında geçer.

Berlin’deki göçmenlerden, sahtekârlardan başarılı işadamlarına kadar uzanmaktadır.
Tipler: Mathilda, Kaşmari (Mathilda’nın kocası), Evgenya, Vanya, Albay Mukhin, Roman Bogdanoviç, Weinstock, Marianna Nikolayevna ve esas oğlan Smurov.

Göz’ün izleği, kahramanını bir aynalar cehenneminin içinden geçiren ve sonunda ikiz imgeleri birbirine kaynaştırarak sona eren bir araştırmanın sürdürülmesidir.
…vurgu gizemde değil desendedir. (s. 10)

Mathilda’yle Berlin’de tanıştım.
…birisi bana özel öğretmenlik işi bulmuştu; henüz fakirleşmeye vakit bulamamış bir Rus ailesinin yanında.
Mathilda sık sık onları ziyaret ediyordu. (s. 11)

Sanıyorum oldukça hoşuma gidiyordu.

Mathilda ilk metresim değildi.
Çok geçmeden beni sıkmaya başladı. (s. 13)

Mutlu yaşamak için, bir erkek ara sıra kusursuz birkaç boşluk anı tatmalıdır.
Varoluşumdan hiçbir şey anlamazdım, kendi kendimin bilincinde olmaktan vazgeçmeme düşüncesi beni deli ederdi ve güvenle ve dikkatle küçük işleriyle meşgul olan o sade insanları –memurları, devrimcileri, dükkâncıları- kıskanırdım. (s. 14)

Yoldayım, geliyorum dedi bir erkek sesi. (s. 15)

Ziyaretçi, biraz geri çekil. Çocukları incitmeyeceğim, onları korumana gerek yok. Bana biraz yer lazım çünkü birazdan senin tozunu atacağım.
Bana vurdu. (s. 18)

İntihar etmeden önce adet olduğu üzere birkaç mektup yazmak ve en azından beş dakika güvenli bir yerde oturmak istedim. (s. 20)

Kendini ortadan kaldırmaya karar vermiş bir adam gündelik gailelerden çok uzaktır. (s. 21)

…silahın çeliği çıplak göğsüme değmesin diye biraz uzaklaştırdım. Sonra ateş ettim. (s. 22)

(Öldü mü, ölmedi mi belli değil)

Temel bir yasa aramak aptalcadır, bulmaksa daha aptalca. (s. 27)

Vızıldayan kurşunların verdiği müzikal zevki söze dökmek imkânsızdır… ya da dört nala saldırıya geçmenin. (s. 31)

Başka birinin odasını hazırlıksız yakalamak çok eğlencelidir. Işığı yaktığımda içerideki eşyalar hayretlerinden donakaldılar. (s. 47)

…iyi müzik, sözle ifade edilemez olanı ifade edebilir. (s. 52)

…eğer başka türlü dayanılması mümkün olmayan bir endişeye tahminler yürüterek çözüm bulmamızı mümkün kılan o umut dolu cehaletle besleniyorsanız; o zaman her şey yolundadır, yaşayabilirsiniz. (s. 54)

Yemin ederim mutluyum. Bu dünyadaki tek mutluluğun gözlemlemek, gözetlemek, izlemek, kendini ve başkalarını irdelemek, büyük, biraz camımsı, biraz kanlı, kırpışmayan bir göz olmak olduğunu idrak ettim. (s. 77)

The Eye
Türkçeleştiren: Ece Şetvan
İletişim Yayınları
2005