8 Kasım 2013 Cuma

Tıp Tarihi

Faik Çelik – Hekimliğin Seyir Defteri
İnsancıl Bir Tıp ve İyi Hekimlik İçin


Hekimlik bir sanat,
Hekimliğin ve hekimlerin toplumda daha yakından tanınması, bilinmesi, anlaşılması gerekiyor.

Tıbbın insan odaklı bir bilim, hekimliğin de insanlığa adanmış bir sanat olduğu gerçeği karşısında büyü bozulmakta,
Hastalar ise bu gelişmelerin kendilerini gittikçe bir makine ya da ticari nesne konumuna getirmesinden dolayı huzursuzluk duymakta,

Geleceğe daha umutlu bakabilmek adına,
Bilim-felsefe-sanat üçgeni içinde kalarak, hekimlik ve tıp tarihindeki gelişmeleri ve yaşananları sorgulayıcı ancak düşündürücü bir anlatımla hatırlatmayı yararlı buluyorum. Hekimliğin Seyir Defteri böyle bir düşünce ürünü olarak yazıldı. (IX)

Tıbbın sacayağını bilim, sanat ve etik oluşturur. (s. 11)

Tıp mesleğinin üstünde yükseldiği iki tarihsel temel vardır; hümanizm ve bilimsellik. (s. 12)

“Bilim ve sanattır cerrahi. Bilimin itici gücü akıl, sanatın itici gücü duygudur. Cerrahi bu iki gücün dengede olmasını gerektirir. Bu denge bir kişilik oluşturur. Cerrahın kişiliğidir bu.” Hüsnü Göksel (s. 13)

Tıbbın ilk uygulamaları doğa karşısındaki zayıflıkların din ile yenilmeye çalışılmasıdır. (s. 15)

Süheyl Ünver ilk kez 1937’de Çankırı Darüşşifa’sında, taş üzerinde bulunan bir çifte yılanı hekimliğin sembolü olarak önermiştir. Bizde hemen kabul gören bu öneri, 1956’da Dünya Tıp Cemiyeti tarafından tıbbın ve hekimliğin sembolü olarak kabul etmiştir. (s. 21)

Mezopotamya’da tıp tapınaklara bağlı okullarda öğretilirdi. Ashipu denen büyücü-tıp adamı hangi tanrı veya kötü ruhun hastalığa sebep olduğunu saptamaktaydı.
Mezopotamya tıbbı, kan dolaşımının merkezi kabul edilen karaciğere özel bir önem vermiştir.
Sümerce’de doktora suları tanıyan adam anlamında A-Zu denmekteydi.
Yağları tanıyan hekimlere İA-Zu
Kadın hekimlere de Sol A-Zu denirdi. (s. 23)

Hammurabi Kanunları’ndaki 282 maddeden 10 tanesi cerrahların alacakları ücretler ve hata yaptıklarında çarptırılacakları cezalara aittir. (s. 25)

İmhotep, Mısır’da hekimliğin tanrısı kabul edilir. O aslında mimar ve devlet adamıdır. Yazdığı Hermetika adıyla bilinen Corpus Hermeticum adlı 42 kitabın son 6 tanesi tıpla ilgilidir.
Tıp sözcüğünün de Mısır’da hekimlik alanında en gelişmiş kent olan Teb şehrinden geldiği kabul edilir. (s. 27)

Elbers Papirüsleri, tamamı tıpla ilgilidir. 700 büyü formülü içerir. M.Ö. 1553-1550 yıllarına aittir. (s. 28)

Eski İbraniler’de On Emir’e uyulduğu sürece hastalık olmaz diye düşünülürdü. (s. 31)

Doktor için Eski Anadolu ve Helen’de “iatros”, Roma’da ise “medici” terimleri kullanılırdı. (s. 35)

M.Ö. 5. yüzyılda Hint tıbbının zirvesi Brahmanik Dönem başlar. İki büyük Hint doktoru Charaka ve Susruta bu dönemde yaşamıştır.
Charaka’nın yazdığı Charaka Samhita, 8 kitaptan oluşur. Hoca öğrenci diyaloglarını içerir.
Susruta Samhita ise insan anatomisi ile ilgili bilgiler içeren cerrahi bir kitaptır.
“Cerrahi, bir kanadı bilim, bir kanadı sanat olan kuşa benzer, kanatlarından biri olmazsa uçamaz.” Susruta (s. 37)

Eski Çin’de imparatorlar bizzat tıpla ilgilenmişlerdir.
Çin tıbbı insanı bütünsel bir varlık olarak ele alır, dünyadan soyutlamaz. Sağlığı Yin ve Yang arasındaki dengeye dayandırmaktadırlar.
Çin tıbbında 5 unsur vardır.
Beş temel heyecan beş temel organla ilişkilendirilmiştir. Aşırı sinirlilik karaciğere, aşırı mutluluk kalbe, aşırı meditasyon dalağa, aşırı üzüntü ve aşırı korku böbreklere zarar verir inancı geçerlidir.
Sarı İmparator olarak bilinen Huang Ti, eski Çin’in en büyük tıp çalışması olan Nei Ching’i yazmıştır. (s. 39-40)

Hipokrat Yemini’nde deontolojik ilkeler vurgulanmaktadır. Yeminde erkek egemen söylem dikkat çeker. Hocalar ve onların yakınlarına yönelik ayrımcılık denebilecek yaklaşımlar göze çarpar. (s. 63)

Efesli Soranus (M.S. 98-138)ilk kadın hastalıkları doktorudur.

Eski Roma’da hekimlere yönelik yergi ve taşlamalar dikkat çeker.
Normal doğum dışında, bebeğin karın açılıp rahimden çıkarılması işlemine, konuyla ilgili kanunlar çıkaran Sezar’dan dolayı sezaryen denmektedir. Bu terimin Sezar’ın doğumuyla ilgisi yoktur.

Galen, 131 yılında Bergama’da doğmuştur. İlaçları kendisi hazırladığı için eczacılığın babası olarak tanınır. Anatomi Üzerine 16 cilt, İnsan Bölümlerinin Kullanımı Üzerine 17 ciltlik büyük eserleridir. (s. 72)

Erasistratus, Suriye Kralı Selevkos Nikator’un oğlu Antikos’un hastalığının organik değil ruhsal olduğunu anlayarak tarihte kayıtlara geçmiş ilk psikosomatik hastalık teşhisini koyan hekim olmuştur. (s. 74)

Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde kiliseler doktorları reddetmiştir. (s. 77)

Avrupa’da cüzzamla birlikte, en eski ve ünlü revirler cüzzam evleri olarak kurulmuştur. (s. 85)

Cüzzamlı insanların toplumla ilişkisi tamamen kesilirdi.

7. yüzyılda Salerno’da kurulan tıp okulu hekimliğin evrensel bir meslek olarak algılanmasına katkı yapmıştır.
Salerno’dan yetişen hekimler kendilerine medicus yerine physicus demişlerdir. (s. 91)

Zekariya Ziya, eserlerinde Hipokrat pratiği ile Galen’in teorilerini birleştirmiştir.

İbn-i Sina
El-Kanun adlı eseri doğu ve batı hekimliğine altı yüz yıl boyunca hükmetmiştir.
Koruyucu sağlık bilimine büyük katkıları olmuştur.
Sağlık için üç temel öğe: beden eğitimi, beslenme ve uyku… (s. 95)

“Doktorun kişiliği hastanın iyileşmesinde bütün ilaçlardan daha etkilidir.” Paracelsus

Tıptaki şarlatanların ortak yönü umut bezirgânlığı yapmalarıdır. (s. 115)

Modern tıp, insanı makine olarak görür.
Hastalara isimleriyle değil vizite kâğıdındaki kodlarıyla seslenir.
Modern tıp, Uluslararası Tıp Tekeli diye nitelenebilecek finans kartelinin buyruğuna girmiştir. Bunun bir uzantısı olarak yapay hastalıklar / moda hastalıklar dönemi başlamıştır.
Hasta artık bir müşteridir. (s. 143)

Hastalıklı topluma doğru
Hekimler indirgemeci yaklaşımla, geneli gözden kaçırıyorlar. Resmin bütününü görmüyor, detaylara gömülüyorlar.
Geneli bilmeden özeli bilen hekimler çoğalıyor. (s. 144)

Ivan İllich,
“Tıp kurumu sağlık için büyük bir tehdit haline gelmiştir.”
Hekimden kaynaklanan hastalıklar.
Sanayi toplumu hastalık yapıcıdır. ...hasta ederek çürüttüğü hayatlara, protez çözümler üretir.
Doktorlar, hastaların anlamadığı bir dil konuşarak onları savunmasız bırakır. Hastaların kendilerine olan bağımlılıklarını arttırırlar. (s. 151)

Doktorların teşhis ve kararları sağlığı değil, hastalığı ortaya çıkarmaya yöneliktir. (s. 152)

Tıp geleneğinin en eski ve temel unsuru hasta-hekim ilişkisidir.
Dönem dönem, hekimler bilgisini hasta üzerinde güç ve otorite olarak kullanmışlardır.
Hastalarıyla iyi iletişim kuran doktorun başı ağrımaz.
İ l e t i ş i m
Sağlık dili farklıdır.
Hastanın hekime güven duyması…
Doktorlar teknolojinin hümanizmayı alt etmesine seyirci kalmamalı… (s. 167)

Doktor, hastası için kaygı duymalı,

Edebiyatta doktorlar,
Çehov, Bulgakov, Celine, Arthur Conan Doyle (önce pratisyen sonra da göz umanı olarak çalıştı, para kazamayınca dedektif romanları yazmaya başladı)…

Hekim, anlamı itibarıyla, doğruyu yanlıştan ayırabilen kişi anlamlarında kullanılır. (s. 183-184)

Kitapta 122 resim ve şekil kullanılmış.

Deomed
İstanbul, 2013

7 Kasım 2013 Perşembe

Veda Yemeği

Michel Tournier - Veda Yemeği
Erkek. Yves Oudalle. Adım bu. 21 Mart 1930'da Yport'da doğmuşum.
Babam kıyı balıkçılığı yapıyordu
…hayatımı mahveden… …ağabeyin varlığı oldu. (s. 7)

Tüm sömürülen sınıflarda durum aynıdır. Sefalet ve acılar bu insanları birbirine düşürür, ama hepsi bu sefaletin ve bu acıların suçunun düzene ve düzenin sahiplerine yüklenmesi gerektiğini bilirler. (s. 9)

Kadın. (Nadège)
…bu ad yüzünden oldum olası acı çektim…

…genç kızlık dönemine geçmiş olanlar, yüreklerinin derinliklerinde taşıdıkları aynalarda kendilerini tanıyorlar.
"Güzel miyim acaba?" (s. 10)

Otuz yaşın üstündeki bir hanıma yaş sorulmaz,
Böyle davranmak,
…arzulanan bir av olmaktan çıktığı ve çöp sepetine atılmaktan başka bir işe yaramaz hale geldiği görüşüne katılmak demektir.

(annesinin cevabı) "Hayır, ama şirin ve zeki görünüyorsun, bu çok daha iyi."
Güzel ve zarif yerine, şirin ve zeki. (s. 11)

…klasik edebiyat lisansı yaptım.
Alexis ile işte burada karşılaştım. Filozoflar zekâyı kendilerine meslek edinmişlerdir.
Evlendik. (s. 12)

…dans,
…cisimleşmiş müziktir.

Ben bazen suskunluğu-muzdan o kadar utanırdım ki, çevre masalardakiler konuşmadığı-mızı anlamasınlar diye sessizce dudaklarımı kıpırdatırdım. (s. 23)

Evlilikler, çiftlerin birbirlerine söyleyecekleri sözleri kalmayışı nedeniyle sona eriyor. (s. 25)

Bir erkek ve bir kadın birbirlerine hiç yalan söylemese ve ihanetlerini anında birbirlerine itiraf etseydi, birbirlerini hiç aldatmamış olurlardı. (s. 26)

…birbirimize söyleyecek hiçbir şeyimiz kalmıyor, bu durumda bize düşen tek şey, ayrılmak. Hiç olmazsa bu işi şöyle anlı şanlı bir biçimde yapalım. Tüm dostlarımızın bir araya geleceği bir gece yemeği düzenleyelim.
média noche.
…yılın en kısa gecesini seçelim. (s. 29)

"Oudalle ve Nadège ayrılıyorlar, çünkü artık anlaşamıyorlar. Zaman zaman birbirlerine söyleyecekleri sözleri oluyor. Sonra kötü bir suskunluk kuşatıyor onları..."

İlk hikâyeyi anlatma fikrinin kimden geldiğini ne Nadège ne de Oudalle söyleyebilirdi. (s. 30)

Kumsal, Lagos'un gayet güzel anladığı gibi bir dil arayışında mırıldanıp duruyordu. (s. 31)

Gerçekte bizde eksik olan, birlikte oturacağımız, sözcükler den yapılmış bir evdi.
Bu yapı bizde eksikti. Bunun tüm malzemelerini dostlarımız sağladı bize. Ayrılmak üzere olan çiftler için edebiyat harika ilaçtır...
(s. 32)

Kimi kadınların güce sahip olma isteği, ufalmış, boş bir eldiven gibi istenilen şekle sokulabilen bir kocaya götürür onları. (s. 52)

Lucie ya da Gölgesiz Kadın (bu bölüm eğlenceli)
Kadın, erkeğin gölgesidir ve erkek bu gölgede yaşamak ister; yaşamak ister, çünkü sıcaklık ve renk oradan gelir. (s. 97)

Sol bileğinizdeki kol saati evet, yerli yerinde, saat çalışıyor. Yalnız aynada değil. Oraya yansıyan insan, su götürmez bir biçimde sizsiniz. Ama kolunda saat yok o görüntünün. (s. 122)

Pierrot yaptığı işe benzemişti. Belki de gece çalışıp gündüz uyuduğundan olacak, onu dolunaya benzeten ablak ve solgun bir yüzü vardı. (s. 172)

Tanrı, Âdem'i derin bir uykuya daldırdı. Sonra, bedenini erkek yarı ve dişi yarı olmak üzere iki parçaya ayırdı ve çift nitelikli bu varlıktan bir erkek ile bir kadın yarattı. Bu iki varlık gözlerini açtılar, Tanrı onlardan birine dedi ki:
— Bu senin eşin.
Ve ötekine dedi ki:
— Bu senin eşin. (s. 189)

…dans etmek için olan ihtiyaçtan dolayı insanlık çoğaldı. (s. 190)

…kutsal ancak tekrar yoluyla vardır ve her tekrarda değeri biraz daha artar. (s. 202)

Le médianoche amoureux
Türkçeleştiren: Mustafa Balel
Ayrıntı Yayınları, 1992


5 Kasım 2013 Salı

Karl Marx – Yahudi Sorunu

Karl Marx – Yahudi Sorunu


Alman Yahudileri özgürleşme istiyorlar.
Yurttaşsal, politik bir özgürleşme.

Bruno Bauer onları yanıtlıyor: Almanya’da kimse politik bakımdan özgürleşmiş değil. Biz kendimiz özgür değiliz, sizi nasıl özgürleştirebiliriz? (s. 5)

Yoksa Yahudiler Hıristiyan uyruklarla eşit tutulmak mı istiyorlar? Bu durumda Hıristiyan devletin haklılığını kabul ediyorlar…
Yahudi, Almanya’nın özgür oluşuyla ilgilenmiyorsa, Alman, Yahudi’nin özgür oluşu ile niye ilgilensin?

Bu devlette Yahudi, Yahudi olma ayrıcalığına sahiptir. Yahudi olarak Hıristiyanların sahip olmadığı haklara sahiptir. O zaman niye kendisinin sahip olmadığı ama Hıristiyanların yararlandığı hakları istiyor? (s. 6)

Şu halde siz Yahudiler neye dayanarak özgürlük istiyorsunuz? Dininize dayanarak mı? Ama o, devlet dininin can düşmanı. Yurttaş olarak mı? Almanya’da yurttaş yok. İnsan olarak mı? Ama siz, başvurduklarınızdan daha çok insan değilsiniz ki. (s. 7)

Başkalarını özgürleştirebilmek için önce kendimizi özgürleştirmeliyiz.

Yahudi ile Hıristiyan arasındaki karşıtlıkların en sert biçimi dinsel karşıtlıktır.
Bu karşıtlık onu olanaksızlaştırarak çözülür: Dini kaldırarak (Her ikisi de dinin ortadan kalktığı bir ortamda bir araya gelebilirler, yoksa daima biri Hıristiyan diğeri Yahudi olduğu sürece karşıtlık devam edecektir). (s. 8)

Bauer, genel olarak insanın dini, yurttaşsal özgürleşme için bırakmasını istemektedir. Öte yandan o tutarlı biçimde, dinin politik kaldırılışını, dinin tümden kaldırılışı saymaktadır. (s. 11)

Almanya’da Yahudi sorunu, tamamen teolojik bir sorundur. (s. 12)

Din artık bizim için neden değil, tersine yalnızca dünyasal sınırlılığın fenomeni olarak söz konusudur. Bu yüzden biz, özgür yurttaşların dinsel sıkıntılarını onların dünyasal sıkıntılarıyla açıklıyoruz.
…dünyasal kısıtlamalardan kurtuldukça, dinsel sınırlılıkların üstesinden geleceklerdir.
Biz (…) teolojik sorunları dünyasal sorunlara dönüştürüyoruz. (s. 14)

Devlet, insan ile insanın özgürlüğü arasındaki aracıdır. (s. 16)

Gerçekte, kusursuz Hıristiyan devlet, (…) tanrıtanımaz devlettir, demokratik devlettir, dini sivil toplumun geri kalan öğeleri arasına süren devlettir. (s. 22)

Tamamlanmış Hıristiyan devlet, kendini devlet olarak tanıyan ve üyelerinin dinini göz ardı eden devlet demektir. (s. 28)

Politik özgürleşme, aynı zamanda halka yabancılaşmış devletin, hükümdar erkinin dayandığı eski toplumun çözülmesidir. (s. 38)

Nedir Yahudiliğin dünyasal temeli? Pratik gereksinim, özel çıkar.
Nedir Yahudinin bu dünyalık dini? Bezirgânlık. Bu dünyalık tanrısı? Para. (s. 44)

Yahudinin özgürleşmesi, son tahlilde insanlığın Yahudilikten özgürleşmesidir (ticarete/bezirgânlığa atıf yapılıyor). (s. 45)

Pratik gereksinim ve özel çıkarların tanrısı paradır.
Para, İsrail’in kıskanç tanrısıdır, önünde başka hiçbir tanrı varlığını sürdüremez. Para insanların tüm tanrılarını aşağılar ve onları metalara çevirir.
Bu yüzden de tüm dünyayı, hem insan dünyasını hem doğayı, özgül değerinden yoksunlaştırır: para insanın işinin ve insanın varoluşunun yabancılaşmış özüdür ve bu yabancı öz insana hükmeder ve insan da ona tapınır. (s. 48)

Yahudilik zirvesine sivil toplumun tamamlanışıyla ulaşır, ama sivil toplum tamamlanışına ancak Hıristiyan dünyada ulaşır. (s. 50)

Hıristiyanlık Yahudilikten çıkmadır ve yeniden onda çözüşmüştür.
Hıristiyan baştan beri teorize eden Yahudiydi, Yahudi bu yüzden pratik Hıristiyandır ve pratik Hıristiyan da yeniden Yahudi olmuştur. (s. 51)
  

Zur Judenfrage, 1844
Türkçeleştiren: Niyazi Berkes
Sol Yayınları
Ekim 1997, Ankara


Philip Roth – Nemesis

Philip Roth – Nemesis


1944 yılında yaşanan çocuk felci salgını bu romanın konusu. Çocukların halet-i ruhiyeleri ise Roth’un izleklerini veriyor bize: masumiyet, Tanrı yargısı/infazı, çaresizlik, suçluluk duygusu…

Notlar
Polio ya da çocuk felci
Belli bir nedeni olmaksızın herhangi bir kişinin başına gelebilirdi. (s. 12)

İnsanların tek bildiği hastalığın son derece bulaşıcı olduğu… (s. 14)

…hayat denen bu amansız çekişmede bedel ödemen gerektiğinde ödeyeceksin. (s. 25)

Temizlik, tek çare temizlik! (s. 31)

Yahudi evlatlarımız bizim tek zenginliğimiz. (s. 32)

Peki, neden öldü? Adalet bunun neresinde? (s. 37)

Konuşuyorsun ama herkesin bildiğinin dışında bir şey söylemiyorsun. (s. 52)

Derin bir nefes almak insanı öldürebilirdi. (s. 64)

Melek değil ki bunlar, çocuklardan bahsediyoruz. (s. 70)

Korku, bizi insanlıktan çıkarır. Korku bizi küçük düşürür. (s. 71)

"Yaşıyorum! Yaşıyorum!” hissiyle içi içine sığmıyordu. (s. 92)

Kendini ne kadar mutlu hissederse, bu mutluluk o kadar küçültücüydü. (s. 109)

Bazen bahtınız açıktır, bazen değildir. Bütün hayat öyküleri şanstan ibarettir ve ana rahmine düştüğümüz andan itibaren şans –tesadüfler tiranlığı- her şeydir. (s. 149-150)


Türkçeleştiren: Deniz Koç
Yapı Kredi Yayınları

Haziran, 2012

Kış Günlüğü

Paul Auster – Kış Günlüğü

Bir duyusal veriler kataloğu. Soluk almanın fenomenolojisi denebilecek bir çalışma. (s. 9)

Annenin ölümü başına gelenlerin en kötüsüydü. (s. 24)

Hayatın kışına girdin. (s. 195)

(Birinci ağızdan anlatılan Paul Auster’in hayat hikâyesidir.)


Winter Journal
Türkçeleştiren: Seçkin Selvi
Can Yayınları

Ocak 2012