10 Aralık 2017 Pazar

Ali Taşpınar - Rize Tarihi

Ali Taşpınar - Rize Tarihi - Özet
Taş Çağlarından 1950’ye Kadar

Bazı araştırmacılara göre de, Karadeniz bölgesine ilk olarak 3. bin ile 2. bin yılları arasında gelip yerleşenlerin Oğuzların öncü kollarından olan “Gas/Kas” ve “Gud/Gutiler” olduğu ifade dilmektedir. M.Ö. 3. bin yılının sonlarına ait Anadolu'da Hattuşaş arşivinde bulunan ve H.G. Güterbock tarafından Zeitschrift jur Assyrologie’de yayınlanan bir belgede, Anadolu' da Türklerin bulunduğunu ve kralları İlşu Nail' in Anadolu' ya girmek isteyen Akadlar’la savaştığını kaydetmektedir.

1877 tarihinde yazdığı Trabzon Tarihi adlı eserinde Şakir Şevket, Rize'nin doğusunda bulunan derenin kenarında pirinç ekilmekte olduğundan, Rumca'da pirinç anlamına gelen İriziyos adı bu dereye verilip İl'e de bu ad konuldu, diyor. Şakir Şevket'in görüşüne itiraz eden Fahrettin Kırzıoğlu, Rize adının ikiz adı olduğunu ileri sürerek şöyle diyor.
“Arşaklı 3.Tiridat'ın (287-330) Roma'dan getirdiği kâtibi Agathangelos, 286 yılı olaylarını anlatırken Erzincan'dan Erez diye bahseder. Yine aynı şekilde 324'te ölen Süryani Kalaglı Zeno Daron Tarihi adlı eserinde Aziz Grigor'un hükümdarın izniyle eskiden yapılan putları kırmağa başladığı sırada Erez'dekileri de temizlediğini anlatır.
Rize adının da Erzincan'ın eski adında olduğu gibi, ikiz adı olarak Erıza/Erez olduğunu, baştaki E sesinin yutulmasıyla Erıza/Rıza/Rize şekline dönüştüğünü belirtmektedir. Bölgemizde halk arasında daha bir nesil öncesine kadar Rize'den “İrize” şeklinde söz edilmekteydi. Yine yakın zamana kadar ”nereden geliyorsun” denildiği zaman “İrize'den geliyorum” denilirdi.

Kafkas sıradağları ile Karadeniz'in kuzeyine M.Ö. 2000'lerde Orta Asya'dan gelerek (…) Kimmerler yurt tutmuşlardı.
İskit/Saka baskıları nedeniyle Kimmerler M.Ö.714 yılında yurtlarım bırakarak Kafkas geçitlerini aştılar. Kür, Aras ve Çoruh boylarına yayıldılar.

Sakalar, M.Ö.680 yılında itaat etmeyen son Kimmer'leri de kovalayarak Asur ülkesini tehdide başladılar. Asur kralı Asurhadon (M.Ö 680-669) Sakalardan ülkesini korumak için kendi kızını Partatua ile evlendirerek hısımlık kurma yolunu seçmişti.

Partatua'nın oğlu Madova (M.Ö.654-626) çağında Sakalar, Kudüs’e kadar yayıldılar.
MÖ. 634 yılında Mısır firavunu 3.Psammetik'tende haraç alırlar.

M.Ö.626’da Madova'nın Med'lerce hile ile öldürülmesi üzerine Heredot'un andığı 28 yıl süren Asya'daki hakimiyet sona erdi.

Anadolu ve Doğu Karadeniz’deki Med hakimiyeti, Perslerin Medleri ortadan kaldırması sonucunda MÖ. 547 yılında Perslerin eline geçti.
Pers hakimiyeti İskender’in seferine kadar sürdü. MÖ. 312-280 yılları arasında bölge, İskender’in generallerinin kontrolünde kaldı.

Sakalar’ın Part kolundan Arşak (250-247) ve halefleri, Türkçe'de yırtıcı anlamına gelen Arşak unvanını kullanıyorlardı.
Arşaklı, 2. Mitridat (MÖ. 123-88) doğuda Afgan ve Hind'in bir kısmını fethederek MÖ. 120 de batıya yöneldi.
Hazar Denizi batısında yeni fethedilen yerlere Val-Arşak adlı kardeşini uç beyi tayin etti.
Val-Arşak'ın oğlu Arşak da yendiği Pontluları baskı altında tutmak için bir Türk boyu olan Balkar'ı Kafkasya'dan getirterek Bayburt'a ve Çoruh nehrinin solundaki dağlık kesime yerleştirdi.
20 yıllık (MÖ. 77-57) fetret çağını atlatan Arşaklılar l.Orod (MÖ. 57-37) başa geçince Romalıları Mayıs 53' te Harran kesiminde yendi.
22. Arşak ünvanıyla l.Balaş (51-75) Romalıları yenip Armenya'dan uzaklaştırdı.

Yeryüzünde Hıristiyanlığı ilk devlet dini olarak benimseyen, ateşe tapan İran baskısına karşı manevi bir güç kazanan Küçük Arşak'lılardı.

Laz Adı: Türklerin sarı saçlı, gök gözlü, sarışın ve kumral Kıpçaklar kolundan gelen Lazlar’ın ataları, ikiz adlı olarak tanınmışlardır.
Hazar Denizi'ne dökülen Kür Irmağı'na; Kuzey Kafkasya'da soldan karışan Alazan Çayı ile onun sağ kolu Yor/Kabur çayına da aynı adı vererek her ikisine İki Alazan denilmektedir.
Kafkas sıradağları ve çevresi yerlilerinin dilinde yabancı adların başındaki sesleri yutma alışkanlığı vardır. Böylece Alazan / Alazon / Alaz şeklindeki öylemin başındaki ilk ses A yutularak Laz olmuştur.
a) Yunanlılar; Yunancada Ç sesi olmadığından Çanlar yerine Sanlar,
b) Gürcüler; Lazlara Çan, yaşadıkları yere de Canet;
c) Ermeniler; bu kavmi çifte adla anarak, Canik/Canlar, Lazik / Lazlar demekteler. (s. 37)

Doğu Karadeniz bölgesinde izlerine rastladığımız Türk topluluklarından bir tanesi de Mak'lardır.
Rasonyı Tuna Köprüleri adlı eserinde Mak'ların Peçenek oymaklarından birisi olarak ortaya çıktığına işaret ederek bunlara ait ver isimlerini vermektedir. (Makut, Maksa, Makfalya... gibi)
Macaristan'daki yer adlarına Doğu Karadeniz bölgesinde de rastlıyoruz.
Mağaloz: Camidağı - Rize
Makri: Toros - Hemşin
Makrebudam: İncesu-Çayeli - Rize
Makrevis: Konaklar Mah.- Çamlıhemşin
Makaliskirt: Dikkaya köyü - Çamlıhemşin
Makriyali: Kemalpaşa - Artvin
Mikron: Kavak Mah.- Çamlıhemşin
Makret: Borçka
Makaloz / Mağaloz: Tersane - Rize (s. 49)

Rize’de Hortoz (Fenerköy) ile İspir'deki Hortik Deresi, Hortik Dağı ve Hortik köyü isimleri bölgeye yerleşmiş Bulgar Türklerinin Horto oymağından kalmıştır. Bölgede Macarlar’la birlikte üç önemli boy olan Kabar, Kasar ve Kaliz Türklerine işaret eden isimler de vardır. Rize'de Kasarcılar köyü yanında Kasar kök adı taşıyan ailelerden çokça bulunmaktadır. Gaspar/Kaspar ismi Macarca'dır ve Rize'de bu isimde ki ailelere sıkça rastlanılmaktadır.
Çamlıhemşin'in Dik Varoş, Düz Varoş ve Çat köyleri ise bölgede Macarca olan yer adlarından tespit edebildiklerimizdendir.

1124 yazında Çoruh vadisine ve İspir bölgesine yerleşen Türkmenlere baskın vererek kovalayan Kuman'lar buraları ele geçirdi.

Çepni ismi üzerinde duran Gyula Nemeth bu adın Kırgızca çep (=kalkan) ve Türkçe çeper(=duvar, çit, parmaklık) kelimeleriyle ilgili olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre Çepni adı kök bakımından koruyucu ve özellikle sınır koruyucu birlik anlamına gelmektedir. (s. 65)

Çepniler, Kürtün'den hareket ederek Harşit Vadisi yoluyla Karadeniz'e erişmişler ve bu vadinin iki yanındaki toprakları yurt edinmişlerdir.

Trabzon Tarihi yazarı Şakir Şevket eserinde 2. Mehmet Han Trabzon tigresini ülkesine kattıktan sonra, ovadan 100 000 Çepni Türk'ü geldi. Trabzon tigresine yerleşti. Bu Çepniler, ilk önce Türkeli'nden (Türkistan'dan) İran toprağına göçmüş! Kızılbaşlığı öğrenmiş! Bunlar, İran’da tek durmamış! Uslu oturmamış! Bundan ötürü Hanları, bunları kendi elinde istememiş! Bunlar da Anadolu'ya geçmiş diyor. (s. 67)

Anadolu'ya geçenlerden 100.000 kişi daha çoğu Giresun, Tirebolu, Görele, Büyük limanda bulunmak üzere Tırabuzon tigresine yerleşmiş! Bir takımı da batıya doğru yürümüş, İzmit, Balıkesir, İzmir yanlarına yayılmış.

18. yy'da Trabzon'un batısındaki Çepni'lerle, doğu kesimindeki Laz'lar arasında uzun süren kavgalar olmuş, 1738'de Çeteci Abdullah Paşanın Trabzon Valisi olmasına kadar da bu kavgalar devam etmiştir. (s. 68)

1456 da Şah İsmail'in dedesi Şeyh Cüneyd'in Trabzon'u kuşatması üzerine bunu haber alan Fatih, Amasya Valisi olan oğlu Sultan Sultan Bayezid'in lalası Hızır Bey'e Trabzon üzerine yürümesini emretmişti. Kuşatmayı kaldıran Şeyh Cüneyd
doğuya doğru çekilirken, Trabzon İmparatoru 4. Yani Fatih'e vergi vermek suretiyle yarı istiklâlini kurtarabilmişti.

1 Ağustos 1473. Otlukbeli meydan savaşı Akkoyunluları çöküşe götürdü. Doğu Anadolu'da dengeler süratle değişti. (s. 90)

Erdebil Şeyhleri ailesinden Cüneyd ve sonra Şah İsmail Kızılbaşlık cereyanı ile sünnilere savaş açtı. Doğu Anadolu adeta baykuşların tüneği haline geldi. Erzurum, Erzincan, Van, Tebriz gibi kültür ve medeniyetin gözde şehirleri harabeye çevrildi. Trabzon Valisi Selim Erzincan-Tebriz hattında meydana gelen tehlikeyi vaktinde sezerek İspir'den Erzincan'a kadar uzanan bölgede faaliyete geçti. Adı geçen bu bölgelerde yaşayan sünni Akkoyunlu Türkmenlerinden Osmanlı hakimiyeti altındaki bölgelere (özellikle Trabzon-Rize) yoğun bir güç dalgası başladı.

Trabzon'un fethi
Fethi takiben doğu tarafların fethine Amasya Valisi Sultan 2. Bayezid'in naip valisi Hızır Bey memur edildi. Gümüşhane ve Torul taraflarının fethini ise Şehzade Bayezid'in Lalası Rakkas Sinan Bey yaptı.

Osmanlı Fethi Öncesi Rize Bölgesi
1- Ermeniler (kısmen), Venedikliler ve Cenevizliler; merkez ilçe başta olmak üzere sahil kesiminde ve kalelerde bulunmaktadırlar. İpek yolu ticareti için bölgededirler.
2- Rumlar bölgeye ekonomik nedenlerle gelerek ticaret kolonileri kurmuşlar ve kalelerde yaşamaktadırlar.
3- Sahilde genellikle Ortodoks Hıristiyanlar çoğunlukla, vadiler ve yaylalar bölümünde ise Gregoryen Hıristiyanlar ve Müslümanlar vardır.
4- Rize'nin Doğu kesiminde Ortodoks Lazlar, Batı kesiminde ise çeşitli Ortodoks Hıristiyan topluluklar ve Müslüman Çepni Türkmenleri vardır.

Akkoyunlular, Oğuz Türklerinin Üçok kolunun Bayındır boyuna mensuptu. (s. 92)

Uzun Hasan öldükten sonra altı oğlu birbirine düştü, durumdan faydalanan Şah İsmail etrafına topladığı Şii Türkmenlerle Tebriz'i işgal ederek Safevi devletini kurdu (1501). İşte Akkoyunlu başkentinin bu işgali sırasında sünni Akkoyunlu Türkmenlerinden 40 000 kişi öldürüldü. Bununu üzerine dağılan Sünni Türkmen toplulukları en yakın Osmanlı toprağı olan Trabzon'a sığınırlar. Trabzon Sancak Beyi Yavuz, gelen bu Akkoyunlu Türkmenlerinin Sürmene-Rize arasındaki bölgede iskânını sağlar.
Sünni Akkoyunlu Türkmenleri tıpkı Tebrizliler gibi “k” sesini çe ve “g” sesini ce biçiminde konuşmaktadırlar,

1534-1545 yılları arasında Tebriz şehrinden Kanuni Sultan Süleyman tarafından göçürülerek gönüllü olarak Erzurum’a yerleştirilenler de aynı ağzı kullanmaktadırlar. (s. 93)

Kürken Ağa, Türkmen muharip güçlerinin bir bölümünü çevreyi ve vadinin yukarılarını keşif amacıyla gönderir. Geri gelen muharipler vadinin ıssız olduğunu ancak yukarda Setoz (Ortaköy) adıyla bir yerleşim yeri bulunduğunu ve Hıristiyan olup, Rumca konuştuklarını söyler. Kürken Ağa sürüleri ve çadırları ile birlikte günümüzde Gürgen denilen mıntıkaya yerleşerek kendi adı ile anılan ilk Türkmen yerleşimini kurarlar. Dokuz oğlu ile buraya yerleşen Kürken Ağa, oğullarından Kanıboz obadan ayrılarak kendi adıyla anılan Kanboz köyünü kurar. Sarı Ali, Peçe Ali, Bostan, Kara Ali Askoroz vadisinin her iki yakasında iskân edilirken, diğer üç oğlu üç çadır halinde boş olan ve Mirakaloz mahallesindeki Karamahmutoğulları'nın mezrası olan bugün Veliköy olarak adlandırılan yere gelerek çadırlarını kurarlar. Karakurt, Karahasan ve Memi adlı üç kardeş buraya Velâ derler. (s. 94)

15. YÜZYILDA
Halk geçimini genelde balıkçılık, hayvancılık ve tarım yaparak sağlıyordu. Üzüm bağlıklarına Rize'nin her yanında rastlamak mümkündü. Şıra üretiminin yanında vadiler ve yaylalar kesiminde arıcılık yaygındı. Deli bal olarak tanımlanan kestane balı meşhurdu.
Sebze, meyve, fasulye (lobya), turunçgiller, ceviz, fındık ana ürünlerdi. Ekilen kendirden yapılan keten bezi, Rusya, Anadolu, Arabistan ve Rumeli'de satılırdı.

1486 yılı kendirden alınan öşrün tutarı ve sancak toplamına oranları
Kazalar
Akça
%
Trabzon
24.289
46.21
Of
7.674 
14.60
Rize
15.801
30.06
Atina
1.888
3.59
Arhavi
2.760
5.25
Torul
90
0.17
Çepni


Kürtün
50
0.09
TOPLAM
52.552
100

Rebi'ül evvel 979 (5 Ağustos 1571) tarihli bir hükümde, Gönye kazasına bağlı Makriyalu köyünü iki kıt'a Abaza gemisinin bastığı, yine Arhavi kazasına bağlı Sundura köyünü de dört kıt'a Abaza gemisinin basıp 47 nefer adamı alıp gittiği, pek çok kimseyi katlettiği ve yaraladığı, sığırlarını kırıp büyük zarara sebep olunduğu, bu yüzden halkının ıstırap içinde bulunduğu, hatta halkın çoğunluğunun denizde Abaza gemileri vardır diye korkarak Trabzon beyinden yardım istemişlerdir.

1520'lerde Rize şehri Trabzon Sancak beyliğine bağlı bir kaza idi.

M. Hanefi Bostan'ın “15-16.Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat” adlı eserinden alıntılar:
Hıristiyanların çoğunlukta bulunduğu iskân birimlerinde, Karaman, Şova, Kuman, Karaağaç, Pumak, Arpalu, Sakarsu, Yarakar (Yüregir), Paçan, Balaban, Öküzlü, Hopa, Borçka, Kızık, Kurum, Kızıl, Pir Ahmed, Hortu, Varyan, Sabir, Oğuz ve Aklar gibi Türk boy, oymak, cemaat ve obalarının yaşadığı belirtilmişti.
Bunlardan başka yine Trabzon sancağında Çıtak, Cani, Çil, Türkman, Tatar, Kocaman ve Bulgar şeklinde isimlendirilen ve gayrimüslim oldukları belirtilen gruplar mevcuttu. İsimlerinden de anlaşılacağı üzere bunlarda Türk boy ve cemaatlerine mensup topluluklardır. (s. 154)

Rize merkezinde ve Veliköy vadisinde izlerine rastladığımız Çitaklar (…) 12. yüzyılda Karadeniz'in kuzeyinden Balkanlara inen Uz (Gagauz) Türkleri ile aynı kökten gelme…

Hazar Türklerinden olan Polonya'daki Karaylar'ın Trabzon ve Rize çevresinde konuşulan dile benzer bir dille konuştukları belirtilmektedir.
(Turgut Günay) Rize Bölgesi dil özelliğinin Kıpçak Türkleri ve İran-Tebriz ve çevresinde yaşayan Türklerle benzerlik gösterdiğini, dolayısıyla bu ilginin Akkoyunlulara kadar uzandığını ortaya koyduğunu yazmaktadır.

Hemşinli Abdullah Efendi, Arabi ilimlerin mütehassıslarındandır. 1776’da İstanbul’da vefat etti.

19. Yüzyılda Rize’de Ekonomik Durum
Rize kazası: Kendir dokumalar, keten bezi, ketenden yapılan peşkir, şal, kayıklar için makara, bıçak vs.
Kura-i seb’a: Keten bezi, şal ve çorap
Karadere: Yün şal,
Hemşin: Balıkçı ağları, keten ve yünden dokunmuş çoraplar, şal, ceviz ve kızılağaç tahtası…
Hopa: Kendirden yapılan “tora” adı verilen iplik,
Gönye: Topraktan çanak çömlek ve tuğla, balıkçı ağı imalatı,
Arhavi, Kendir, iskemle imalatı için sarmaşık,
Mapavri: Kanaviçe bezler,
Livana: Ahşaptan kaşık, kepçe, tekne ve çanak, Şile (kırmızı bez) ve menüse (siyahlı alaca) bez, çorap ve şal, meşin, sahtiyan ve gön, çeşitli silahlar…
Atina: İpek üretilirdi. (s. 224)

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti
3-5 Ocak 1919 tarihlerinde Ardahan'da bir kongre toplandı. Ardahan Kaymakamı Rasim Acar Bey'in evinde toplanan kongreye 3. Fırka Komutanı Yarbay Halit Bey başkan seçildi. Üç gün men toplantı sonunda Kars merkez olmak üzere bir büyük kongre toplanması kararlaştırıldı. 17-18 Ocak 1919 gecesi 131 temsilcinin katılımı ile toplanan Büyük Kars Kongresinde Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti kurularak başkanlığına Cihangiroğlu İbrahim Bey (Aydın) getirildi. Anayasa kabul edilerek, hükümet kuruldu. (s. 371)

Hükümetin resmi yayın organı Batum'da neşredilmekle olan Sadayı Millet gazetesi idi.

13 Ocak 1919'da Kars'a gelen İngiliz Askeri Valisi Temperley Türklere Ermeni mültecilerin kabul edilmesi için baskıda bulunuyordu. Ermenileri Kars'a yerleştiremeyen İngiliz Askeri Valisi Temperley alınarak yerine General Verney Asser tayin edilir. General
Verney Asser Kars'a gelir gelmez kurulan hükümetten aşağıdaki taleplerde bulunur.
1- Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti unvanını kullanmayınız ve Kars'tan başka yerlere karışmayınız.
2- Kars'tan göç eden Ermenilerin eski yerlerine gelmesine karşı gelmeyin

25 Mart 1919'da Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Parlamentosu istiklâlini ilan etmeye karar verir.

Hüseyin Avni (Ulaş) Bey'in kaleme aldığı bu belgenin basım işi ancak 17 Nisan 1919'da bitmişti. Yani Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'nin İngilizler tarafından yıkılmasından beş gün sonra. 12 Nisan 1919'da Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti Parlamentosunu basan İngilizler, hükümet üyelerini Malta adasına sürgüne gönderirler. İdareyi İngilizlerin ele aldığı söylenir. Ancak yönetim 30 Nisan 1919 tarihi itibariyle Ermeni Osebyan ile Garganofa verilmiştir. Böylece Ermeniler Kars’a yerleşir.
Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti toprakları İngilizlerin istekleri doğrultusunda Gürcüler ve Ermeniler arasında paylaşılır. (s. 375)

12 Şubat 1919'da Trabzon Muhafaza-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti kuruldu.
Erzurum ve Sivas kongrelerine Rize Temsilcisi olarak Hoca Necati Efendi katıldı. Pazar ilçesinde açılan Trabzon Muhafaza ı Hukuk-u Milliye Cemiyeti'nin şube başkanı ise Ziya Bey idi.

Trabzon'da dört başpiskoposluğun bağlı olduğu bir Rum Metropolitliği vardı.
1. Piskoposluğun merkezi Rize idi. İlk Pontus kuruluşu, Amerika’nın Rum göçmenlerinden Rahip Klematyos tarafından 1904' te İnebolu'da kurulmuştu.  

1901 Tarihli Trabzon Vilayet Salnamesine Göre Lazistan Sancağı Bölgesinde Nüfus (s. 456)

Erkek
Kadın
Toplam
İslam
79.264
77.188
156.452
Rum
444
460
904
Ermeni
11
12
23
Toplam
79.719
77.660
157.379

1927 yılı Nüfus Sayımına Göre Rize Nüfusu (s. 457)
Rize
Erkek
Kadın
Toplam
Merkez
41.457
57.571
99.028
Pazar
16.301
25.248
41.549
Hopa
14.613
16.467
31.080
Toplam
72.371
99.286
171.657

Ekonomi
1877-78 Osmanlı-Rus Harbi ile Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve Kemalpaşa Rus istilasına uğrayınca buralardan Karadeniz'in sahil kesimine önemli bir göçmen akını olmuştur.

Mısır, arpa, buğday, fındık, pirinç, fasulye, keten, kenevir üretiminin yanında, kıyı bölgelerde balıkçılık, iç bölgelerde hayvancılık yapılmaktadır. Tuğla ve kiremit üretimi bazı köylerde önemli bir iş kolu haline gelmiştir. (s. 489)

1905 Tarihli Trabzon Vilâyeti Salnamesine Göre Lazistan Sancağındaki Ekonomik Faaliyetler (s. 490)
a) Rize Kazası ile Buna Bağlı Mapavri, Karadere, Kurayı Seb'a Nahiyeleri
1- Gurbetçilik: Rusya, Romanya ve Osmanlı imparatorluğunun çeşitli bölgelerinde rençberlik, fırıncılık, tütüncülük bıçkıcılık ve taşçılık gibi işler yapılmaktadır.
2- Yaylacılık: Kasaba ve civar köylerin halkı yaz mevsiminde Kurayı Seb'a dahilinde bulunan yaylalara gidip Ağustos ayında geri dönmektedirler.
3- Madenler: Mapavri nahiyesinin Latom (Madenli) karyesinde manganez ve çinko madeni işletilmektedir.
4- Ormanlar: Merkez kazası dahilinde 25.000 hektar orman varsa da gereği şekilde faydalanılamamaktadır.
5- Yetiştirilen Ürünler: Yaygın olarak Mısır ve fasulyenin yanında arpa da ekilmektedir. Her çeşit sebze, limon, portakal, mandalina, elma, armut yetiştirilmektedir. İç bölgeler ile yüksek kesimlerde arıcılık yapılmaktadır. Bu konuda Kurayı Seb'a yaylaları önde gelmektedir. “Anzer Balı” meşhurdur. Tereyağı, peynir, minci, yumurta, yün, fındık, balık yağı üretilmekte olup, bunların ihracatı da yapılmaktadır.

b) Atina Kazası ve Hemşin Nahiyesi
Yaz mevsiminde hava sıcak olduğundan halk 15-20 saat mesafede bulunan Hemşin yaylalarına gidip Eylül ayı sonuna kadar orada oturarak hayvansal ürünler yaparlar.
Halkın normal meşgalesi, balıkçılık, kayıkçılık, taşçılık ve dülgerliktir.
Gurbetçilik: Halkın bir kısmı fırıncılık, tütüncülük ve rençberlik yapmak üzere her sene Kafkasya, Güney Rusya, Romanya ve Bulgaristan'a giderler.
Yetiştirilen Ürünler: Tereyağı, peynir, deri, bal, balmumu, fasulye, portakal, fındık, mısır, buğday, arpa, darı, limon, elma, armut, üzüm, ceviz, incir, kiraz ve dut gibi ürünlerdir.

c) Hopa Kazası, Arhavi ve Viçe Nahiyeleri
Halk geçimini ziraat, ticaret, gemicilik, bakırcılık, dülgerlik ve çobanlıkla sağlarlar. Sancağın diğer kazalarında yetişen ürünler burada da yetişir. Hopa'nın Peronit karyesi ve Arhavi nahiyesinin bir iki yerinde bakır ve manganez madenleri vardır.

Türkiye'de Çay
1890 yılında Ticaret Bakanı İsmail Paşa tarafından getirilen çaylar Bursa'da dikilmiştir. Müspet netice alınamamıştır.
1890 yılında “Çay Risalesi” adlı eseriyle Mehmet İzzet Efendi ve Mehmet Arif Bey tarafından yazılan “Çay Hakkında Mâlümat" adlı eserler ilk yayınlardır.
Halkalı Ziraat Okulu Botanik ve Bitki Hastalıkları Profesörü Ali Rıza Erten'in Batum'un Türkiye'ye verilişi ile birlikte bu bölgede yaptığı çalışmaları” Kuzeydoğu Anadolu ve Kafkasya Tetkikatı Zirai” adlı eserinde yayınlamıştır. (s. 491)

…rapor üzerine 1895 yılında Çakova'nın kızılağaçlarla kaplı arazisinde 150 dönüm kadar çay yetiştirilmeyi başlandığını, 1917 yılında bu sahanın 5000 dönüme çıkarıldığını ancak I Dünya savaşında bu çalışmalara devam edilemediğini, 1914 yılında mevcut çay bahçelerinden 165 ton çay üretildiğini bildirmektedir.
Rize bölgesinde çay yetiştiriciliğine elverişli olduğu eserinde belirtirken bölgede ayrıca portakal, mandalina, bambu üretimini sağlamak için tedbir alınmasını istemektedir.
Bölgemizde “gurbetçilik” tek geçim yolu gibi gözükürken Karadeniz insanını toprağa bağlayacak ve onu gurbet köşelerinden kurtaracak projeler geliştirilmeye çalışıldı.

Çay, mandalina, portakal ve bambu yetiştirme tekniğini yerleştirmek ve gurbetçiliğin önlenmesini sağlamak amacıyla Rize'de bir “Bahçe Kültürleri İstasyonu” kuruldu. Bu istasyonda zamanın Ziraat Genel Müfettişi Zihni Derin görevlendirildi.

Profesör Şevket Raşit Hatipoğlu, Rize bölgesindeki araştırmalarına dayanarak” Türkiye'de Çay İktisadiyatı" adlı bir kitap yayınlanmıştır. Hükümet 1940 yılında kabul edilen 3788 sayılı kanunla Rize bölgesinde çay yetiştirmeyi emniyet altına alacak tedbirleri tespit etmiş ve uygulamıştır. (s. 492)

RİZE'DE EL SANATLARI
Bu alanda hemen hemen her yüzyılda ihraç ürünü olan el sanatları Rize bölgesinde oldukça yaygındır. “Rize Bezi “ diye tabir edilen, hammaddesi kenevir olan bu bez ülkenin her yanına götürülerek satılıyordu. Kenevirden dokunan “Feretiko" bezi ile pamuk ipliğinden dokunan çeşan, peştamal, yatak çarşafları ve masa örtüleri üretiliyordu Ağaçtan (özellikle şimşirden) kap yapımı yaygın olup, başlıcaları; kaşık, kepçe, külek, çekme sini (sofra), yayık, tekne, yağ kutuları (kadı) dır. Semercilik, sandıkçılık, taşçılık (köprü yapımı), marangozluk, hızarcılık Rize ve köylerinin ortak mesleklerinden idi.

RİZE'DE ULAŞIM
Rize'yi komşu illere bağlayan yollar yeterli değildi. İç kısımlara, İspir ve Erzurum'a ulaşım oldukça zordu. Oysa Rize-İspir yolu vilâyetin şah damarı idi. Vali Ekrem Engür 29 Mayıs 1931 günü Değirmendere köprüsü başında memurlar ve belediyeciler olduğu halde ellerinde kazma, kürekle yol inşaatını başlatmışlardı. (s. 504)

TULUM
Genellikle oğlak derisinden olmakla beraber kuzu ve koyun derisinden de yapılmaktadır. Ön tarafında “lülük” denilen ve ağıza girebilecek kalınlıkta bir boru vardır. Bununla tulum şişirilir. Diğer tarafından ise “nav” vasıtasıyla istenilen ses elde edilmektedir. Tulum sözü bütün Türk lehçelerinde mevcut olup “içi çıkarılmış davar derisi, kırba “ anlamlarına gelmektedir. (s. 505)

KEMENÇE
Giresun, Karadeniz kemençesinin ana merkezi sayılmaktadır Bu ilimiz büyük ustalar yetiştirmiştir. Bu ilimizde 3 tane ıklığcı köyümüz vardır.

Divan'da sivri sinek anlamında Kimunçe denilmesi ve Kemençe sesinin bu sesle benzeştirilmesi enteresandır.

HORON
Çok hareketli ritmik bir yapıya sahip olan horonda bu özelliğin Karadeniz coğrafyasının hırçın özelliğinden kaynaklandığı söylenir. (s. 506)

Pontus kelimesi en eski dönemlerde daha çok “Pont Euksinos” şeklinde kullanılmıştır. “Euksinos” İran'i “Ahşaena" kelimesinden gelmekte olup, “karanlık, uğursuz “ anlamına gelmektedir.
Karadeniz'in fırtınalı ve karanlık sularından dolayı verilen bu isim 10. yüzyıla kadar yaşamıştır.
Yunanlılar, deniz ilâhlarını teskin etmek amacıyla bu kelimeyi “misafirperver” anlamında “Euksinos'a“ çevirerek kullanmışlardır. (s. 514)

Tanzimat’tan sonra Pontus meselesi ortaya çıktı.
Islahat Fermanı ülkedeki bütün dinlere tanı hu serbestlik ve eşitlik tanındığının ilan edilmesi üzerine, kendi çıkarları için Anadolu Hıristiyan yerlilerini kışkırtanların işi daha da kolaylaştı
Hatta başarılı bazı sonuçlar bile elde ettiler. Mesela, Trabzon'un Maçka ilçesindeki bazı kimseler, bu etkili kışkırtmalara kapılıp inanarak aslında Hıristiyan olduklarını kabullenip adlarını bile değiştirmeye kalkıştılar.

Trabzon'un Boztepe denen yüksek düzlüğünde eski bir kilise vardı. Fetihten sonra sahipsiz ve boş kalmıştı. Fakat Hıristiyan Trabzonlular, yani Rumlar yılda bir gün bu kilisenin çevresinde toplanıp tören yaparlardı. Aynı yerde Âhi Evren Dede diye anılan bir Müslüman'ın da mezarı vardı.
Müslüman Trabzonlular da belli günlerde bu mezarı ziyaret ederlerdi. Çevresine ağaçlar dikmiş, bir de kuyu açmışlardı. Eski kilisede tören yapmakta olan Hıristiyanlar bu ağaçları koparıp kuyuyu kapattılar.
Osmanlı devleti zayıfladıkça bu olaylar daha da çok arttı.

1895 de Doğu Karadeniz bölgesindeki Hıristiyanlara ait dinsel kuruluşların merkezi Trabzon idi. Trabzon'da dört başpiskoposluğu olan bir Rum Metropolitliği vardı.
Birinci piskoposluğun merkezi Rize idi. Tirebolu ile Giresun ilçeleri de bu başpiskoposluğa bağlanmıştı.
İkinci başpiskoposluk Gümüşhane'ydi.
Üçüncüsünün merkezi Samsun'du. Bafra ile Çarşamba ilçeleri de bu başpiskoposluğa bağlanmıştı.
Dördüncü başpiskoposluğun merkezi Niksar'dı ve Ordu, Fatsa, Ünye, Terme ilçeleri buraya bağlı idi. Ayrıca Trabzon'un Maçka ilçesindeki Sumela Manastırı, kutsal özelliğinden ötürü, doğrudan İstanbul'daki Rum Patrikhanesine bağlanmıştı. (s. 518)

Yunanlılar bu emperyalist çuhalarında ilk büyük desteği Amerikalılardan gördüler. İlk Pontus kuruluşu, Amerikanın Rum göçmenlerinden Rahip Klematyos tarafından 1904'te İnebolu'da kuruldu. Aynı yıl Merzifon'daki Amerikan Kolejinde yuvalanmış olan Pontusçular da biri “Rum İrfan Kulübü”, öteki “Pontus Kulübü olmak üzere iki kulüp kurdular.

1908 'de İkinci Meşrûtiyet ilan edilince Pontusçuların çabaları birdenbire ve hızla arttı.
Mukaddes Anadolu Cemiyeti” adıyla bir kuruluşları vardı. Bunun “Rumluğu yeniden kurma cemiyetinin” bir de şubesini açtılar. Ünye, Fatsa, Kavak, Havza, Bafra, Çarşamba, İnebolu, Sinop, kayseri, Kırşehir, Ürgüp ve Tokat'ta şubeleri bulunan “Meşru Müdafaa” adındaki silahlı kuruluşu meydana getirdiler.
Samsun, kurulması hayal edilen Rum Pontus devletinin başkenti olarak düşünüldüğünden buradaki Pontusçuluk faaliyetleri sert ve yoğundu.

Pontus meselesi, daha sonraları, bir Hıristiyanlık meselesi olmaktan çıkarılarak bir Yunanlılık konusu haline getirildi. 18.10.1912’ de Trabzon'daki Yunan konsolosluğu, Trabzon Metropolitine bir tezkere yazarak, Yunan Kıralı 1. Yorginin isim günü olan 23 Nisan'da Aya Gregoriyos Kilisesinde tören yapılmasını istedi.

Doğu Karadeniz bölgesini istila ve işgal eden Rus orduları bu kuruluşlardan yararlandılar.
Rum çeteleri, Rus subaylarının komutasında Müslüman köylerini yıktılar, insanları öldürdüler.

Trabzon Metropoliti (Gümülcineli Hrisantos Efendi 8 Ocak 1918' de, Ukraynalılara bir dilekçe göndererek Pontus Rum Milleti için yardım dilendi.
30 Ekim 1918 'de Mondros Mütarekesi imzalanınca yeniden ümide kapılmaya başladılar.

Müdafaa ı Hukuku Milliye cemiyetleri Pontusçuların işlerini bir hayli zora sokmuşlardı.

Çetelerin bazıları dağıldı, bazıları da İzmir'e giderek Yunan ordusuna katıldı bu Gümüşhane bölgesindeki Köroğlu ve Eftalidi çeteleriyle uğraşma işini 15. Kolordu üzerine aldı. Giresun'daki Rum çetelerini susturmak Topal Osman Ağa'nın görevi idi.
Ancak Samsun bölgesindeki Rum çeteleri çok azgınlaşmalardı.

Doğu Karadeniz bölgesinin durumu bu iken, Pontusçuluğun yüksek politikasını yürüten Trabzon Metropoliti (Gümülcineli Hrisantos Efendi, büyük devletlerin Paris'teki Barış Konferansına Pontus meselesini savunan ve Karadeniz meselesi adını taşıyan 02.05.1919 günlü muhtırayı veriyordu.
Bu muhtırada en çok bölge nüfusunun sayısı üzerinde duruyor, Hıristiyan yani Rum nüfusun çokluğu ileri sürülemeyeceği için Türk nüfusunun azlığı ileri sürülerek kurnazca hesaplara girişiliyor…

Rum deyimi başlangıçta, Roma egemenliği altında ki yerlerde yaşayan bütün insanlara verilen bir addı. İslâmlığın yayılmaya başladığı 7. Yüzyılda Rum deyimi Hıristiyan deyimi ile eş bir anlam kazandı. Bütün Hıristiyanlara, Rum ve Hıristiyanların yaşadıkları yerlere de Diyarı Rum denildi. Arap-Bizans çatışmalarından sonra ise, bu deyimin kapsamı gittikçe daraldı ve Diyarı Rum deyimi sadece Anadolu için kullanıldı. (s. 523)

Metropolit Hrisantos'da 23.07.1919' da Londra'ya giderek Pontusçuluk davasının savunmasını yapmaya çalışmış, fakat olumlu bir sonuç alamamış…
Bunun üzerine tekrar iç çalışmalara dönüldü…
Samsun- Amasya bölgesindeki Rum çeteleri çok azgınlaştılar…

Gümüşhane'deki Rumlar “Rum İttihadı Milli Cemiyeti adıyla Pontusçuluğu amaç edinmiş yeni bir demek kurdular.

Batum'da Sarraf Yuvanidis'in başkanlığında Pontus komitesine bağlı olarak bir Rum Pontus Hükümeti kuruldu.
Hrisantos, Ermeni isteklerinden duyduğu kuşku ile İstanbul'dan geçerken hükümete yakın çevrelerle görüşmeler yapmış, uzlaşma yolları aramıştı.
Gazetelere verdiği demeçte de “Trabzon'da bir Ermeni yönetimi kurulamaz. Ermenilerin böyle bir hakkı yoktur. Türklerle Rumların çıkarları beraber yaşamalarındadır. Bütün Anadolu insanları el ele vererek Anadolu uygarlığını yeniden canlandırmaya çalışmalıdırlar” diye ilginç açıklamalarda bulundu. (s. 525)

Kurulması hayal edilen Rum Pontus Devletinin tasarlanan başkenti Samsun olmakla beraber, Pontusçuluk çabalarının yönetim merkezi Trabzon olmuştu.

Merzifon'daki Amerikan Koleji her zamanki gibi bu çabaların en önünde bulunuyordu. Öğretmen Zeki Bey, okuldaki Pontusçuluk çabalarını hükümete duyurur kuşkusu ile sokak ortasında canavarca öldürüldü. (s. 528)

Sakarya savaşının zaferle sonuçlanması üzerine…
Pontusçuluğun kökünden temizlenmesi yolundaki tedbir ve tertiplere 1922 yılının Şubat ayına kadar devam edildi. 1841 çeteci yakalandı, 3262 çeteci çarpışarak öldürüldü, 231 Rum mahkeme kararıyla asıldı. 24.511 Rum içerlere gönderildi. (s. 529)

Anadolu Rumlarının çoğu çete faaliyetlerine katıldıkları için burada kalmaları artık mümkün değildi.
“mübadil” olmanın ön şartı “ Hıristiyan Ortodoks olma” özelliği esas tutuldu.

Ermeniler kendilerine Haik der, ülkelerine de Hayk derler.
Armenia terimi, yüksek yer anlamına gelir. Muş-Ahlat yöresi, yüksek rakımlı olduğu için bu isimle anılmıştır, bu sözcüğün Ermeni ülkesiyle bir ilgisi yoktur. (s. 535)

Amerikalı misyonerlerin kurduğu Robert Kolej'in ilk öğrencileri Ermeni ve Bulgar gençleridir. (s. 538)

Ermenilerde, hükümranlığın sembollerinden biri sayılan paranın bulunmaması devlet gelenekleri olmadığının en büyük delilini teşkil etmektedir. (s. 545)

Misyonerlerin bölgemizdeki faaliyetleri…
I -Sinop-Batum arasında yaşadığı iddia edilen 400.000 gizli Hıristiyan Rum… (s. 557)

Rize bölgesi; doğudan İran ve Kafkasya üzerinden gelen Orta Asya Türk Kültür ve Uygarlığının temsilcisi değişik Türk boylarıyla farklı zaman dilimlerinde şenlenirken, özellikle kıyı bölgesinde batıdan ve güneyden gelen kolonizatör silahlı tüccarların mücadelesine sahne olmuştur. Bu mücadele askeri ve ekonomik sahada olduğu kadar kültürel sahada da bir mücadele idi.
Kıyı bölgelerine ve ticaret yolları üzerindeki kalelere  yerleşenler, çevrelerindeki yerleşik yerli halkı kilise kanalıyla önce Hıristiyanlığa sokuyor, sonrada kilisede Yunan diliyle ibadet zorunluluğu getirerek Rumlaştırma siyaseti izliyordu. Roma ve Bizans bölgeyi kültürel bakımdan da sahiplenebilmek için, yer isimlerinin sonuna eklemeler yaparak Rumcalaştırmaya çalışıyordu.
Rize'de her vadi boyunca en az bir Hıristiyan Ortodoks yerleşim yeri kurdu.
Trakya'dan ve Anadolu'dan Türkçe konuşan Hıristiyanları Rize bölgesine yerleştirdi.
Maçka'nın Vazelon Manastırında bulunan kilise kayıtlarını ve Trabzon Rum Devletine ait resmi belgeleri inceleyen Prof. A. Bryer önemli sayıda Rumca olmayan isimlere rastlamıştır. (s. 558)

Osmanlı dönemine ait Tapu Tahrir Defterlerinde Of ve Sürmene'de Laz olduğu kaydedilmiş yüzlerce Hıristiyan aile vardır.
Laz asıllı ve Lazca konuşan bu aileleri kilisenin dili olan Yunancayı benimsetip konuşmaya mecbur ederek asimile ettiler.
Oysa Rize'nin doğu tarafındaki sahil kasabalarıyla Artvin' in sahil kesiminde bulunan Lazlar Müslüman oldukları halde bugün bile kendi dillerini konuşabilmektedirler.

Rize İli Ağızları
1. Ağız Yöresi: Rize il merkezi (merkez ilçe köyleri dahil), Kalkandere, İkizdere, Güneyce, Güneysu, Büyükköy, İyidere, Derepazarı bölgeleridir.
2. Ağız Yöresi: Çayeli ilçe merkezi ile yakın çevresi.
3. Ağız Yöresi: Çamlıhemşin ve Hemşin ilçelerin i içine almaktadır.
4. Ağız Yöresi: Çayeli ilçesine bağlı Kaptanpaşa (Senoz) beldesiyle köylerini içine alan dar bir yöredir.
5. Ağız Yöresi: Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi, Hopa ve Kemalpaşa ile Sarp'a kadar uzanan bölgede görülür. Lazca adı verilen yöresel bir konuşma dili de konuşulduğu bu yörede 3. Ağız yöresiyle de sıkı bir ortaklık göze çarpar.

G. Nemeth, Batı Rumeli ağızlarının anayurdu Trabzon, Rize, Çoruh ve Kars'tır.
A.Caferoğlu'da “Kuzeydoğu Anadolu, Batı Rumeli ağızlarının Köktürk abidelerinin fon etik özelliklerine sahip olduğunu ” belirtmektedir. (s. 562)

KRONOLOJİ
MÖ. 3500 Hunilerin, Kür, Aras, Çoruh ırmaklarıyla Yukarı Dicle ve Yukarı Fırat boylanın yurt tutmaları
MÖ. 2000 Kimmerlerin Orta Asya’dan gelerek Karadeniz’in kuzeyine yerleşmeleri

MÖ. 750 Kolonizasyon dönemi

MÖ. 720 Sakaların Kimmerleri yurtlarından sürmeleri

MÖ. 714 Kimmerlerin yurtlarını bırakarak Kür, Aras ve Çoruh boylarına yayılmaları

MÖ. 680 Sakaların, Kimmerleri kovalayarak Asur’u tehdide başlamaları

MÖ. 626 Saka hükümdarı Madova’nın Med’lerce hile ile öldürülmesi

MÖ. 301-63 Pontus Krallığı

MÖ. 250-247 Sakaların Part kolundan Arşak’ın bağımsız olmaları

MÖ. 120’ler Val-Arşak’ın oğlu Arşak’ın yendiği Pontluları baskı altında tutabilmek için bir Türk boyu olan Balkarları Kafkasya’dan getirterek Bayburt’a ve Çoruh nehrinin dağlık kesimine yerleştirmesi

MÖ. 56-33 Çoruh boylarıyla Rize bölgesinde Arşaklıların hâkimiyeti

MÖ. 63-395 Roma İmparatorluğu dönemi

395-398 Hunların Kafkas Geçitlerini aşarak Anadolu’ya girmeleri

395-1204 Doğu Roma (Bizans) hâkimiyetinde Rize

450-451 Oğuzlar ve Bulgar Türkleri İran’ın baskılarıyla Mazdeizm dinine girmemeleri ve gelerek Rize’nin yüksek kesimlerine yerleşmeleri

515-516 Sabirlerin Kafkasları geçerek Anadolu içlerinde Kayseri, Konya ve Ankara’ ya kadar uzanmaları

527-532 İran-Bizans savaşlarının Kohlkid'i yakıp yıkarak ıssızlaştırması

530 Bulgar Türklerinin Trabzon, Çoruh, Yukarı Fırat ve Doğu Karadeniz’ e yerleştirilmeleri

549-562 Lazların Çoruh’un batısına geçmeleri

567 Batı Göktürklerin Kafkasyanın kuzeyinde yaşayan Ogur, Sabir ve Onogur boylarım birleştirerek Hazar boy birliğini kurmaları

626 Arşak-Uni-Mamad hanedanı da denilen Horasan Türkmenlerinin Rize’nin yaylalar kesimine yerleşerek buraya Hemşen / Hemşin adını vermeleri

737 Emevi Halifesi Hişam’ın yeğeni 2. Mervan’ın İspir bölgesine kadar Çoruh boyunu tekrar itaat altına alması

1066 Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Ahılkelek, Ardanuç, Ardahan ve Cavak bölgesini fethetmesi

1068 Arap Caferoğullarının Tiflis, Ahıska, Ardahan ve Ardanuç’u almaları

XI. Yüzyıl Orta Avrupa’ ya inen Uz’ların Hıristiyanlaşıp Ruslaşmaları

1195 Kıpçaklı Kubasar’ların Rize bölgesine yerleşmeleri

1227 15.000 Kuman’ın Hıristiyan olması

XII. YY Çepni’lerin Doğu Karadeniz’e yerleşmeleri

1461 Trabzon’un fethi ve Çoruh’a kadar olan bölgenin Osmanlılara tâbi olması

1461-1465 Çorum, Amasya, lokal ve Samsun bölgelerinden gönüllü sürgün olarak Rize'de İskan yapılması

1466 Konya-Karaman bölgesinden Rize’de iskân yapılması

1502 Akkoyunlu Türkmenlerinin Rize ve çevresine gelerek yerleşmeye başlamaları

1515 Maraş-Elbistan bölgesinden Dulkadirli Türkmenlerinin bölgeye gelip yerleşmesi

25 Mart 1919 Cenub-i Garbi Kafkas hükümetinin bağımsızlığını ilan etmesi

---
Rize ili ve çevresinin bilinen ilk sakinlerinin yuvarlak başlı, bitişken dilli ve Türk ırkıyla akraba Asyanik'lerdi. Orta Asya ve Türkistan'dan gelme, Sümer ve Elâmlılarla soydaş sayılan Hurri'ler MÖ. 3500 yıllarında Azerbaycan ve Doğu Anadolu'ya yerleştiler. Kür, Araş, Çoruh ırmakları ile Yukarı Dicle ve Yukarı Fırat boylarını yurt tuttular.
Hurrilerin Khaldili denilen kolu küçük beylikler halinde yaşıyordu. Güney komşuları Asurlular ile sürekli savaşan bu kavime Asur dilinde Yukarı el- Yüksek ülke anlamına gelen Ur-Artu deniliyordu. İyi birer madenci, su yolu ustası ve büyük taşlardan harçsız kaleler yapan bu kavim, bu yüzden Urartulu diye tanınmaktadır. Çoruh boyunda ve Rize bölgesindeki soydaş Asyaniklerden Kulki-Kolk kavmi ile komşu olan Urartulular tüm Doğu Anadolu'yu içine alan bir devlet kurdular.

---

Rize, Haziran 2004

Arrianus'un Karadeniz Seyahati

Arrianus'un Karadeniz Seyahati (Arriani Periplus Ponti Euxini)


Lucius Flavius Arrianus Ksenōphōn, İS. 85-90 yılları arasında Bithynia Eyaleti’nin başkenti Nikomēdeia’da (İzmit) doğmuştur. Lucius ön adı ve Flavius soy/kabile adı, onun ve ailesinin Roma vatandaşı statüsü taşıdığına işaret etmektedir. Bithynia’nın önde gelen aristokrat ailelerinden birine mensuptur.
Stoacı filozof Epiktētos’un yanında eğitim almak üzere, Kuzeybatı Hellas’taki Nikopolis kentinde bir süre kalmıştır.
(büyük bir ihtimalle Severus’la beraber) İS. 129 yılı consul’ ü seçilmiştir. Bir yıl Roma’da bu görevi yürüttükten sonra, İS. 131 yılında Cappadocia Eyaleti’ne vali atanmıştır.
Bu göreve başlamadan önce de, Periplus Ponti Euxini adlı Karadeniz Seyahati’ni kaleme almıştır.
Arrianus’un bu seyahatinin asıl amacı, Pontus sınırındaki Roma garnizonlarını denetlemektir. Yine de, Arrianus bu görevi bir gezi olarak algılamış gibi gözükmektedir.
İS. 134 yılında, Kazakistan steplerinin yükselen gücü Alan kavmine karşı Satala’da (Sadak) konuşlanmış olan legio XV Apollinaris ile Melitēnē’de (Malatya) konuşlanmış legio XII Fulminata’nın başında sefere çıkmıştır. Yaptığı çarpışmalarla, düşmanı Anadolu için bir daha tehlike yaratamayacak derecede bertaraf etmiştir.
Yaklaşık yedi yıl süren Cappadocia valiliği görevini, İS. 137 yılının ardından tamamlayarak Atina’ya yerleşmiş ve kentin onursal vatandaşı olmuştur.
İS. 180 yılında öldüğü zannedilmektedir.
Arrianus ayrıca; Aleksandrou Anabasis = İskender’in Anabasis’i, Indikē = Hindistan’a Dair, ta meta Aleksandron = İskender’den Sonra ve son olarak da Bithynika = Bithynia Hakkında eserler yazmıştır.

ARRIANUS’UN KARADENİZ SEYAHATİ
I
O ünlü Ksenōphōn’un söylediği gibi, deniz kenarında kurulmuş olan Sinōpē’lilerin kolonisi, Hellen kenti Trapezous’a geldik.

III
Trapezous’tan gemilerle yelken açtıktan sonraki, ilk günde Hyssos Limanı’na vardık… (Araklı-Sürmene) (s. 5)
Oradan, sabahleyin ırmaklardan esen rüzgarlarla yelken açtık…
…birçok güçlüklerden sonra, Athēnai’a ulaştık.

IV
Zira Karadeniz’de, bu şekilde adlandırılan bir yer ve orada Hellenlere ait bir Athēna Tapınağı vardır ve bu sebepten dolayı, bu yere bu adın verildiğini sanıyorum ve ayrıca burada terk edilmiş bir kale de bulunur. (s. 7)

V
Bu fırtına iki gün boyunca sürdü ve orada kalmak zorunluydu. Zira Karadeniz’deki Athēnai kentinden sanki terk edilmiş ve isimsiz bir liman yeri gibi, geçip gitmek bize uygun görünmemişti.

VI
Bu bakımdan, öğleden önce 250 stadia’dan fazla yol kat ederek beş cohors’un konuşlandığı Apsaros’a geldik.
Apsaros yöresinin çok eski zamanlarda Apsyrtos, Mēdeia tarafından burada öldürüldüğü ve Apsyrtos’un mezarı burada görüldüğü için Apsyrtos olarak adlandırıldığını söylüyorlar. (s. 11)

VII
Trapezous’tan başlayan deniz yolculuğumuzda Trapezous’tan 180 stadia uzaklıkta olan ve adını Hyssos Limanı’na veren Hyssos Irmağı’nı ve Hyssos Limanı’ndan yaklaşık 90 stadia mesafede olan ve Kolkhis’lilerin ülkesiyle Thiannikē arasındaki sınırı belirleyen Ophis Irmağı’nı aştık. (2) Ardından, Psykhros olarak adlandırılan ırmak Ophis’ten 30 stadia uzaklıktadır. Daha sonra
Psykhros Irmağı’na 30 stadia mesafedeki diğer bir ırmak olan Kalos’a gelinir. Psykhros’tan sonra Rhizios Irmağı vardır ve Kalos Irmağı’ndan 120 stadia uzaklıktadır. (3) Ondan 30 stadia mesafede diğer bir ırmak olan Askouros ve Askouros’tan 60 stadia sonra Adiēnos adlı bir ırmak vardır; oradan Athēnai’a 180 stadia ’dır. Zagatis Irmağı ise, Athēnai’ya yaklaşık 7 stadia uzaklıktadır. Biz o sabah Athēnai’dan demir alıp harekete geçtikten sonra, Athēnai ile aralarında 40 stadia mesafe olan ve topraklarında Ankhilaos’un sarayının bulunduğu Prytanis’in önünden geçtik. (4) Prytanis’ten sonra, Pyksitēs Irmağı’na gelinir ve her ikisi arasında 90 stadia uzaklık vardır. Pyksitēs ile Arkhabis’in aralarında gene 90 stadia, Arkhabis’ten Apsaros’a ise, 60 stadia mesafe bulunur. Apsaros Limanı’ndan demir aldıktan sonra, Apsaros’la aralarında aşağı yukarı 15 stadia mesafe olan Akampsis’i gece geçtik. (5) Bathys Irmağı ise, buradan 75 stadia ve Akinasēs, Bathys’tan 90 stadia, Akinasēs Isis arası ise, gene 90 stadia çeker. Hem Akampsis hem de Isis ırmağı, gemilerin yüzebileceği kadar derindir ve sabahları ırmaklardan denize doğru kuvvetli rüzgarlar eserler. Isis’ten sonra Mōgros’a geçtik. Mōgros ile Isis arası 90 stadia’dır ve Mōgros Irmağı da deniz taşımacılığı yapılabilecek ölçüde derindir.

VIII
Oradan, yani Mōgros’tan 90 stadia boyunca ilerleyip, tanıdığım ırmaklar arasında en hafif suya sahip olan ve özellikle rengi bakımından sıra dışı olan Phasis’e doğru yelken açtık. (s. 13-15)

XI
Ksenōphōn’un da söylediği gibi, Kolkhoi kavmi Trapezous’lulara sınırdır. Gene Ksenōphōn’un, son derece cengaver ve Trapezous’lulara karşı son derece düşman olduğunu bildirdiği ve Drillai olarak adlandırdığı kavmin ben, Sannoi olduğunu düşünüyorum. Zira bu kavim günümüzde bile son derece savaşçıdır ve Trapezous’lulara karşı hâlâ son derece düşmandırlar… (s. 21)

Onlardan sonra, krallarının adı Ankhialos olan Makhelones ve Heniokhoi kavimleri gelir. Makhelones ve Heniokhoi’un ardından Pharasmanēs’in hakimiyeti altındaki Zydreitai kavmi bulunur. Zydreitai kavminden sonra, Lazoi kavmi vardır: Lazoi kavminin kralı Malassas’tır…
Lazoi’dan sonra, Apsilai kavmine gelinir,
Apsilai ile Abaskoi toprakları sınırdır
Abaskoi’dan sonra Sanigai kavminin ikamet ettiği topoğrafyaya gelinir ki, burada Sebastopolis kenti kurulmuştur…

Apsaros’a kadar Karadeniz’in sağ tarafında doğuya doğru seyrettik, Karadeniz’in uzunlamasına sınırının Apsaros olduğunu zannediyorum; zira oradan sonra, bizim için yolculuk Khōbos Irmağı’na kadar kuzeye doğru oldu… (s. 23)

XV
Halys Irmağı’ndan Naustathmos’a, ki orada, bir liman bulunur, 90 stadia’dır. Oradan diğer bir liman yeri olan Kōnōpeion’a tekrar 50 stadia, Kōnōpeion’dan Eusēnē’ye 120 stadia; (3) oradan Amisos’a 160 stadia mesafe vardır. Hellen kenti Amisos, Athēnai’lıların kolonisidir ve deniz kenarında kurulmuştur. Amisos’tan Iris Irmağı’nın Karadeniz’e döküldüğü yerdeki Ankōn Limanı’na, 160 stadia’dır. Iris’in ağzından gemiler için demir atma yeri Herakleion’a 360 stadia; oradan Thermōdōn Irmağı’na kadar 40 stadia mesafededir. Amazonların ikamet etmiş olduğu söylenen Thermōdōn burasıdır. (s. 31)

XVI
Kotyōra’dan Melanthios Irmağı’na yaklaşık 60 stadia mesafe vardır. Oradan diğer bir ırmak olan Pharmatēnos’a 150 stadia ve oradan da Pharnakeia’ya 120 stadia ’dır. (4) Pharnakeia kenti, eskiden Kerasos olarak adlandırılıyordu ve Sinōpē’lilerin bir kolonisiydi. Oradan Arēs m m Adası’na 30 stadia ve oradan da gemiler için demir atma yeri olan Zephyrion’a 120 stadia vardır. Zephyrion’dan Tripolis’e 90 stadia, oradan Argyria’ya 20 stadia, (5) Argyria’dan Philokaleia’ya 90 stadia’dır. Oradan Koralla’ya 100 stadia. Koralla’dan Hieros (Kutsal) Dağı’na
150 stadia’dır. Kutsal Dağ’dan gemiler için liman yeri olan Kordylē’ye 40 stadia mesafe vardır. (6) Kordylē’den Hermōnassa’ya ve buradaki liman yerine 45 stadia’dır.  Hermōnassa’dan Trapezous’a 60 stadia bulunur. (s. 33)

Yorum
Trapezous kenti, İÖ. VIII. yüzyılda, Sinōpē’liler tarafından, yörenin otokton halkı Kolkhoi topraklarında kurulmuştur.
Kent coğrafi konumu itibariyle, stratejik bir liman yeridir.
Hellenistik Dönem’de, Pontos Krallığı’nın stratejik liman kentlerinden biri olan Trapezous, bölgenin ve krallığın, İÖ. 64 yılında Roma hakimiyetine geçmesinden sonra da, öneminden bir şey kaybetmemiştir. (s. 51)

Arrianus, Trapezous’taki Hermēs ve yerel kahraman Philēsios’a adanmış bir tapınaktan ve tapınakta bulunan heykellerden söz etmektedir.
Hermes’in bronz heykeli (…) Trabzon Müzesi’nde sergilenmektedir. (s. 53)

Hellen gemicileri erken dönemlerde Pontos olarak adlandırılan bu fırtınalı ve meçhul denizin tehlikelerinden korkarak, ona misafir/yabancı sevmez (= aksenos/akseinos [ἄξενος/ἄξε(ι)νος]) epitheton’u (lakabı) takmışlardır. (s. 56)

Prokopios’a ( Bell. VIII. 2. 10) göre, Athēnai ismini buraya gömülmüş olan bir kadından/kraliçeden almıştır. (…) A. Bryer ve D. Windfield’e (1985, 335 vd.) göre ise, (…) söz konusu isim Lazca’da gölgeli yer anlamına gelen kelimeden esinlenerek buraya verilmiştir. (s. 57)

Arrianus, stratejik olarak çok önemli bir yere kurulan Apsaros kalesi ve ırmağının, Pontos Bölgesi’ni sonlandıran en önemli topoğrafik nokta olduğunu ileri sürmektedir. (s. 60)

Ophis= Istala Deresi.
Psykhros= Baltacı Deresi.
Kalos= İyi Dere.
Rhizios= Rize Deresi.
Askouros= Taşlı Dere.
Adiēnos= Kıbledağı Deresi.
Zagatis= Pazar/Hemşindere.
Prytanis= Fırtına Deresi.
Pyksitēs= Barrington Atlası’na göre, Değirmen Dere; A. Bryer ve D. Windfield’e (1985, 336) göre ise, Piskala Deresi’dir.
Arkhabis= Arhavi.
Akampsis= Çoruh Imağı.
Akinasēs= Kintrish Irmağı.
Isis= Natanebi/Nigrus Irmağı.
Mōgros= Supsa Irmağı

Rhizios Irmağı, adını yanından aktığı Rhizion (Rize) kentinden almaktadır. A. Bryer ve D. Winfield’e (336) göre, Rhizion=Rize kentinin ismi yörenin otokton kavmi Lazlar tarafından verilmiştir. Manası ise, Lazca’da insanların/askerlerin toplandığı yer anlamına gelmektedir. (s. 68)

…antikçağda Kolkhis adı verilen bölgenin güneyinde Armenia, kuzeyinde Skythia, batısında Karadeniz, doğusunda ise, Iberia ve Albania yer almaktaydı.
Herodotos’a (II. 102-106) göre, Kolkhis/Phasis’liler, Mısırlılarla aynı soydan gelmekteydiler. (s. 83)

Arrianus, İÖ. 400 yılında yöreye gelen Ksenōphōn’la aynı izlenimleri yansıtarak, Kolkhoi ve Trapezous’luların son derece savaşçı olan ve kendilerinden nefret eden komşuları Drillai kavminden söz etmektedir. Ayrıca, onların aslında Sannoi kavmi olduğunu ileri sürmektedir.
Strabōn ise, Sannos’lara eskiden Makrōn’lar enildiğini iddia etmektedir. (s. 84)

Abaskoi kavminden (…) ilk defa Arrianus tarafından burada bahsedilmiştir. Söz konusu kavmin ikamet ettiği yöre, bugün bile Gürcistan’da Abkhazia (Abazya) olarak adlandırılmaktadır. (s. 87-88)

Amisos= Samsun. Strabōn’un Theopompos’tan yaptığı bir alıntıya mensuben, Amisos’un ilk defa Milētos’lular, daha sonra Kappadokia’lı bir lider ve üçüncü defa ise, Athēnoklēs ve Atinalılar tarafından kolonize edilerek, isminin Peiraieus olarak değiştirilmiş olduğunu söylemektedir. (s. 119)

Iasōn Burnu= Yasun Burnu. İsmini Argonaut’lar Efsanesi’nin baş kahramanı Iasōn’dan almıştır. Argonaut’ların Kolkhis’e giderken, burada karaya çıktıkları varsayılmaktadır. (s. 124)

Kotyōra= Ordu. Sinōpē kolonisidir. Yörenin otokton halkı Tibaranos’ların arazisinde kurulmuştur. (s. 125)

Melantios= Melet Irmağı. Plinius tarafından anılmış olup, söz konusu ırmaktan sonra, Makrōn’ların yaşadığı topoğrafyadan bahsedilmektedir.

Pharnakeia= Giresun. Sinōpē ’lilerin diğer bir kolonisidir. Yörenin otokton halkı Khalybes’lerin 133 arazisi üzerinde, kent eski ismi olan Kerasos adıyla kurulmuştur. Fakat, İÖ. 183 yılında Pontos Kralı I. Pharnakēs tarafından Kotyōra sakinleri de buraya göç ettirilerek, Kerasos kenti üzerine Pharnakeia kenti kurulmuştur. İS. 64 yılından sonra, kent Pharnakeia ismini bırakarak, tekrar eski adı olan Kerasos’u almıştır. (s. 126-127)

 Arēs Adası= Pharnakeia kentinin karşısında, Hellenlerin Arēteias (Arēs Adası) olarak adlandırdıkları Khalkeritis Adası yer alırdı. Buranın Savaş Tanrısı’na adanmış olduğu düşünülürdü. Rhodos’lu Apollōnios, burada Arēs’e adanmış bir tapınaktan ve siyah kayadan yapılmış bir sunaktan söz etmektedir. Amazonlar, burada Savaş Tanrısı için genellikle at kurban ederlermiş. Ayrıca söylenceye göre, burada yaşayan kuşlar, adaya çıkan yabancılara kanatlarını çırparak saldırırlarmış. (s. 128-129)

Kotyōra ile Kerasos’un (Giresun) hemen üzerindeki dağlardan Tripolis ve neredeyse Trapezousia territorium’unun başladığı Philokaleia üzerindeki tepelere kadar uzanan, Paryadrēs dağ silsilesi boyunca yörenin otokton halklarından Mossynoikos’lar ikamet ederlerdi.
Bu kavme aynı zamanda Heptakōmētēs’ler denirdi. Bunlar ormanlarla kaplı dağların tepesinde, yabani hayvan eti, meyve, ceviz ve bal yiyerek yaşayıp, yörelerinden geçen yolculara kulelerden atlayarak saldırmayı kendilerine adet edinmişlerdi. Bu kavmin ikamet ettiği kulelere/tahta evlere (= mossyn [µόσσυν]) denildiğinden, antikçağda bu insanlar Mossynoikoi –kulelerde/tahta evlerde ikamet edenler– olarak adlandırılmıştı. Bu yüzden, bu kavmin ikamet ettiği, Paryadr ē s’lerin doğuda Kolkhis’e doğru devamı sayılan dağlara Moskhika (= Kaşkar [Μοσχικά]) Dağları adı verilmekteydi. (s. 130)

Hermōnassa= Akçaabat. Burada bulunan demir atma yeri, kötü havalarda Trapezous Limanı’nın bir alternatifidir. Söz konusu yerleşimden ve limandan Strabōn da bahsetmiştir. Zira Arrianus’a göre, eskiden Trapezous Limanı’nda sadece yaz ayları boyunca demirlenebildiği için, Hadrianus burada bir liman inşa ettirmiştir. Bu limanın kalıntıları günümüzde büyük ölçüde denizin altında olmakla birlikte halen mevcuttur. (s. 131)

---
Türkçeleştiren: Murat Arslan
Odin Yayıncılık

İstanbul 2005

Yaylalar Kenti Rize

Ersin Demirel - Yaylalar Kenti Rize


Gün ışırken yeni yeni tutuşmaya başlayan odunların çıtırtısında uyanılan, fırında pişen ekmekle taze sütün kokusunun iştah kabarttığı günler çabuk geçer.
Kış erken iner yaylaya.
Eylül ayı yaylaya veda vaktidir. Pencereler ve kapılar sıkı sıkı kapanır.
Yayla evleri, bir sonraki yazın habercisi ilk sıcaklara kadar derin bir sessizliğe gömülür. Doğanın sonsuz dinginliği kuşatır tüm yaylaları. (s. 9)

Tarihsel olarak göçebe bir toplumdan gelen Türkler için yaylacılık, kültürel ve ekonomik bir olgu olduğu kadar geleneksel bir yaşam biçimidir aynı zamanda.
…yaylaların en önemli özelliği bol su kaynaklarına ve ot anlamında verimli geniş çayırlıklara sahip olmasıdır. (s. 11)

Genellikle akarsulara yakın olan yerleşimlerin su ihtiyacı, sokaklar boyunca akan kanallar yardımıyla sağlanır. Daracık sokaklara çamurdan korunmak için büyük taşlar döşenir.
Ülkemizdeki son 30 yıldır yaşanan toplumsal değişim rüzgârı, günümüzde yaylaları en çok etkileyen faktörlerin başında geliyor.
Geleneksel yayla evlerinin yerini şimdilerde, kentlerde gördüğümüz mimari tarz almaya başladı. Modern hayatın sunduğu olanaklarla yaylalar giderek doğallıktan uzaklaşıp özgünlüğünü yitiriyor. (s. 13)

Çamlıhemşin ve İkizdere ilçeleri sahip oldukları yayla sayısının fazlalığıyla dikkat çekerler. (s. 16)

Aynı günde dört mevsim yaşanabilir yaylalarda.
Açık havalarda Karadeniz’e kadar uzanan görüş mesafesi, sis bastığında birkaç metreye kadar düşer.
Günümüzde Rize yaylalarının bir kısmı geleneksel yaşam tarzını sürdürürken, diğer kısmı da turizmle tanışmış durumdadır. Özellikle Ayder ve çevresindeki yaylalar, konaklama tesisleri ve alternatif turizm olanaklarıyla ülkemizin önemli turizm merkezlerinden biridir. (s. 17)

Eskiden daha çok yayla göçünü ve yaylada yapılan işleri eğlenceli kılmak amacıyla yapılan şenlikler, son yıllarda bölgede gelişen turizme paralel olarak çeşitlilik göstermekte. Ayder ‘Kardan Adam’, Petran ‘Lazboard’, Anzer Balı, Ayder Kültür Sanat ve Doğa Festivali, Tozköy Likapa ve Vartevor Şenlikleri bunlardan sadece birkaçı.

Yayla şenlikleri arasında tarihselliği ile Vartevor ön plana çıkıyor. Farsça, Oğuzca Kürtçe ve Ermenicede rastlanan bu sözcük, çeşitli kaynaklara göre ‘Gül Bayramı’ anlamına geliyor. Rize’de Vartevor Şenlikleri, ot biçme işleminin bitiminde ya da köydeki işlerin ardından yaylada toplanma vakti geldiğinde düzenlenen bir eğlence olarak anılıyor. (s. 18)

Fındıklı ilçesindeki yaylalar Çağlayan ve Arılı vadilerinin iç kesimlerinde yer alır.
Günümüzde bir mesire yeri olarak kullanılan Gürcüdüzü, Fındıklı ilçesine 22 kilometre uzaklıktadır. 910 metre yüksekliktedir.

Çatak (Çağlayan) Yaylası: Fındıklı ilçesine 36 kilometre mesafedeki yayla Beydere köyü tarafından kullanılmaktadır. 1506 metre yüksekliktedir. Hemen üzerinde Taşdibi ve Çor yaylaları yer alır.

Yolu olmadığı için Artvin’in Arhavi ilçesinden ulaşılan Çamlık Yaylası, Fındıklı ilçe merkezine 46 kilometre uzaklıktadır. 2100 metre yükseklikteki yayla Çağlayan Deresi’nin kıyısındadır. (s. 22)

…Çamlık-Çatak arasındaki 6 kilometrelik patika halen durmaktadır.

Fındıklı ilçe merkezine 38 kilometre uzaklıktaki Sakura Yaylası’na araç yolu bulunmamaktadır.
Marsis Dağı’nın zirvesine tırmanmak isteyenler, rota üzerindeki Sakura Yaylası’ndan geçerler.

Sultan (Zuğu) Yaylası: Fındıklı ilçesine yaklaşık 25 kilometre mesafedeki yayla denizden 2330 metre yüksekliğe konumlanır. Manzarası muhteşemdir. (s. 23)

Ardeşen yaylaları ağırlıklı olarak Tunca Vadisi’nin iç kesimlerine ve bu vadinin her iki yakasındaki tepelere konumlanır.

Balıklı Yaylası: 2546 metre yükseklikte yer alır. Ovit ve Üçgöller gibi buzul göllerine ev sahipliği yapan yaylada yürüyüş ve kamp yapma olanağı vardır.

2204 metrelik Siprona Tepesi’nin yamacına kurulan yayla, yeni inşa edilen evler yüzünden özgünlüğünü yitirmek üzere.

Ardeşen ilçe merkezine 39 kilometre uzaklıktaki Deremezra Yaylası, tabiat parkı ilan edilen Tunca Vadisi’nin içerisinde yer alıyor. (s. 26)

Dereyayla: Altıparmak Dağları’nın sivri doruklarıyla çevrili yayla geleneksel taş evleriyle dikkat çekiyor. (s. 27)

İntor Yaylası: …günün her saatinde muhteşem güzellikte.

Sırt Yaylası, Ardeşen yerleşimine 42 kilometre uzaklıkta bulunuyor. (s. 28)

Rize’nin en güzel yaylalarından biri olan Tobamzga Yaylası, Ardeşen ilçe merkezine 46 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Sırt Yaylası’nın hemen ardından varacağınız Tobamzga, önünde mavi mavi ışıldayan gölüyle yükseklerden Tunca Vadisi’ni seyrediyor.

Golezana, Rize’nin özgün yaylalarından biri. Ardeşen ilçesine 50 kilometre uzaklıktaki yayla, geleneksel mimari tarzı yansıtan evleriyle dikkat çekiyor. (s. 29)

Çamlıhemşin, adeta bir yaylalar cenneti.
Komati Yaylası: Çamlıhemşin ilçe merkezine 34 kilometre uzaklıkta…
1468 metre yükseklikte yer alıyor. (s. 32)

Komati’nin bir üst yaylası olan Eğrisu, Çamlıhemşin’e 40 kilometre uzaklıkta kurulmuş.

Koçdüzü (Guant) Yaylası: Çamlıhemşin’e 31 kilometre mesafedeki yayla 2392 metre yükseklikte bulunuyor. (s. 33)

Koçdüzü Yaylası’ndan yeni açılan yolla ulaşılan Didingola, Çamlıhemşin’e 35 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Geleneksel mimari dokunun henüz bozulmadığı Didingola, dar ve derin bir vadi çanağına konumlanıyor.

Kaçkar (Ombole) Yaylası: …yayla Aşağı ve Yukarı olarak iki bölümdür. Altıparmak Dağları’nın eteklerinden doğan Kaçkar Deresi’nin kıyısındaki Kaçkar Yaylası özgünlüğünü kaybetmemiş ender yaylalardan biridir. Aşağı Yayla 2050 metre, Yukarı Yayla ise 2375 metre yükseklikte yer alır. (s. 34)

Ülkemizde yayla denilince ilk akla gelen, Karadeniz bölgesinin en gözde mekânı olan Ayder Yaylası (…) Çamlıhemşin ilçe merkezine 19 kilometre uzaklıktadır.

Çam ve ladin ağaçlarının sarmaladığı dağlarla çevrili bir vadiye bakan Kavron Yaylası, Çamlıhemşin ilçe merkezine 31 kilometre uzaklıkta yer alır. (s. 38)

Özellikle yürüyüşseverlerin rağbet ettiği yaylalardan biri olan Çaymakçur, Çamlıhemşin ilçesine 30 kilometre, Ayder Yaylası’na ise 11 kilometre uzaklıktadır. (s. 39)

İlçe merkezine 29 kilometre uzaklıkta yer alan Palakçur Yaylası, denizden yaklaşık 2120 metre irtifaya konumlanır.

Rize’nin ünlü yaylalarından biri olan Avusör, Çamlıhemşin’e 31, Ayder Yaylası’na ise 12 kilometre uzaklıkta yer alıyor. (s. 40)
2333 metre yüksekliğindeki Avusör Yaylası’ndan Rize’nin en yüksek zirvelerinden biri olan Kındevul Tepe’ye (3562 m) tırmanış yapılabiliyor. (s. 41)

2328 metre yüksekte bulunan Huser Yaylası (…) Çamlıhemşin ilçe merkezine 12 kilometre uzaklıkta bulunuyor.

Fırtına Vadisi’ne hakim bir sırtta yer alan Sal Yaylası, Çamlıhemşin ilçe merkezine 17 kilometre mesafededir. (s. 44)

Rize’nin en önemli yaylalarından biri olan Pokut, Çamlıhemşin ilçe merkezine 18 kilometre mesafede yer alıyor. (s. 45)

Hazindak Yaylası: Çamlıhemşin ilçe merkezine 26 kilometre uzaklıktadır. Tamamen ahşap evleriyle dikkat çeken Hazindak’ta bir pansiyon da var. Bölgede yapılması düşünülen kayak tesisi nedeniyle, yakın bir gelecekte Hazindak-Ayder arasına bir teleferik hattı projesi hayata geçirilecek. Yayladan yer yer taş döşeli bir patikayı izleyerek Samistal’e, toprak yol üzerinden Pokut’a veya orman içi bir göç yolundan Ayder Yaylası’na yürüyüşler yapmak mümkündür. (s. 46)

Orman sınırının bittiği bir noktada kurulan Elevit Yaylası, (…) Çamlıhemşin ilçesine 36 kilometre uzaklıkta… (s. 47)

Çamlıhemşin ilçesine 39 kilometre mesafedeki Hacıvanak Yaylası 2587 metre yükseklikte kurulmuştur. (s. 48)

Tirovit Yaylası: Geçmiş yıllarda çığ altında kalan iki yüz yıllık yayla, Çamlıhemşin ilçesine 43 kilometre uzaklıktadır. (s. 49)

Karmik Yaylası’na kuzeyinde yer alan Tirovit Yaylası’ndan yürünerek ulaşılıyor. Çamlıhemşin ilçe merkezine 46 kilometre uzaklıktaki yaylanın hemen üzerinde kristal berraklığındaki Cofk (Yıldızlı) ve Zincirli gölleri bulunuyor.

Çamlıhemşin ilçe merkezine 50 kilometre mesafedeki Palovit Yaylası 2338 metrelik bir yüksekliğe kurulmuştur. İkisi Hemşin biri Laz olan üç mahallesiyle yörenin en büyük yaylalarından biridir. (s. 50)

Samistal Yaylası: ‘En güzel yayla’ sıfatını fazlasıyla hak eden Samistal, eski taş evleriyle antik bir kent görünümünde. (s. 52)

Kaleköy (Hisarcık) Yaylası: 1990 metre yükseklikteki yaylanın asıl özelliği Kale-i Bala Kalesi’ne ev sahipliği yapması.

Verçenik Yaylası: Çamlıhemşin ilçe merkezine 48 kilometre uzaklıktaki yayla 2618 metre yükseklikte. Verçenik, bölgede yapılan outdoor aktivitelerinin de başlangıç noktası. (s. 56)

Orman dokusunun bittiği Fırtına Vadisi’ne hakim bir tepeye konumlanan Kito 1998 metre yükseklikte bulunuyor. (s. 62)

Badara Yaylası: …insanın ömrüne ömür katan bir manzaraya sahip. Açık havalarda Kaçkarlar’dan Altıparmak Dağları’na kadar uzanan tarifsiz güzellikte bir panoramayı seyredebileceğiniz yaylanın arkasındaki küçük tepeden ise Pazar ilçesi ve Karadeniz’i izleme şansını yakalayabilirsiniz. (s. 64)

Çayeli
Senoz Vadisi’nin en büyük yaylalarından biri olan İncesu aslında köy statüsünde bir yerleşim. (s. 69)

Güneysu
Kanboz Yaylası: Güneysu ilçe merkezine 31 kilometre uzaklıkta… (s. 76)

Eskiden yaylacıların göç ederken mola verdiği hanların bulunduğu düzlükte yer alan Handüzü Yaylası, şimdilerde mesire alanı olarak kullanılıyor. Güneysu ilçe merkezine 20 kilometre mesafedeki yayla 1790 metre yükseklikte. (s. 77)

İkizdere
Rize’nin bilinen yaylalarından biri olan Çağırankaya, kent merkezine 53, Güneysu ilçesine 30, İkizdere ilçesine 28 kilometre mesafededir. (s. 82)

İkizdere ilçe merkezine 27 kilometre uzaklıktaki Cimil, Rize’nin en eski yaylalarından biridir. 2504 metre yüksekliğe kurulan yayla, hem İspir hem de Çamlıhemşin tarafına geçen tarihi göç yollarının üzerindedir. Geçmiş yıllarda çığ ve yangın felaketleri geçirdiği için özgün dokusu bozulmuş, binaların bir kısmı afet evleri olarak yeniden yapılmıştır. (s. 85)

Gölyayla (Kabahor)Yaylası: İkizdere ilçesine 27 kilometre uzaklıkta, Palavit Dağı’nın eteklerine kurulmuştur. Gölyayla köyüne 10 kilometre mesafedeki yayla 2420 metre yüksekliktedir. (s. 89)

Meşeköy (Petran) Yaylası: İkizdere ilçe merkezine 27 kilometre mesafedeki yayla 1352 metre yüksekliktedir. Anzer Vadisi’ne bakan yayla evleri konuklarına olağanüstü bir manzara sunar.
Yaz aylarında otlayan hayvanların çıngırak sesleri ve ot biçenlerin türküleriyle şenlenen yayla, kış aylarında düzenlenen ‘Lazboard’ festivaliyle tanınıyor. (s. 90)

Garzavan Yaylası: İkizdere ilçesine 28 kilometre mesafede yer alır. Meles Vadisi’nin sonuna konumlanan yayla 2124 metre yüksekliktedir. Geleneksel mimari yapının büyük ölçüde korunduğu Garzavan’da evlerin bir bölümü kayaların arasına inşa edilmiştir. (s. 94)

Balıyla ünlü Anzer Yaylası İkizdere yerleşimine 34 kilometre uzaklıkta bulunuyor. (s. 96)

Diktaş (İksenit) Büyük Yayla: 2562 metre yükseklikteki yayla olağanüstü güzellikte bir panoramaya sahiptir. Bir yandan tüm Anzer Vadisi ayaklarınızın altına serilirken, karşınızda Soğanlı ve Karataş dağları manzaranızı süsler. (s. 99)

İkizdere
Varda (Güneyce) Yaylası: Görenleri şaşırtan güzellikteki bu yayla ne yazık ki her geçen yıl yeni yapılan binalarla özgünlüğünü yitirmek üzere. (s. 102)

---
Ed. Demirel, Ersin. Yaylalar Kenti Rize. Kaçkar Turizm Birliği. 2013