6 Aralık 2018 Perşembe

Takvim Kitabı


Takvim Kitabı

Kaşgarlı, Türklerde haftanın günün adı yok...
Bunlar İslamlıktan sonra bilindi (s. 6).

Eski Uygur dilinde Sogdca kökenli hafta tanımı var: Paxar / yetti / Pagarla

Harezm dilinde hafta / F. Haft
Kıpçak dilinde hafta / kalın seslilerle okunur: Hafta (s. 7-8)

s. 25 vd.
Akşam ile sabah arasında: Uzun kış geceleri için: Bubaş, obaş, arabaş

Obaş: Gecenin sabaha yakın vakti: Sahur
Bubaş: Akşamdan hemen sonra, yatsıdan önce
Arabaş: İşaret ettiği vakit belirsiz...

Tarih: Samitik: t.r.h. kökünden geliyor. Manası “ay”
Dolayısıyla tarih, ayın tarifi demek

s. 37 vd.
Ay adları kültürlere göre değişir.
Aynı tarih dilimini komşu iki köy farklı adlarla tanımlayabilir.
Ay adlarına o dönemde yapılan, yaşanan işlerden biri yakıştırılabilir.

Kaşgarlıya göre yılın ayları nevruzda başlar (s. 41).

Ay adları (s. 48 vd.)
Ocak: Tr. Ocak / fırın
Şubat: Sami. Şebat, şabat
Mart: Mars / Yn. / L. Martios/Martius
Nisan: Sami. İlk, birinci manasında
Mayıs: Yn. Maios / L. Maius magia, bereket tanrıçası
Haziran: Süryanice. Sıcak manasında
Temmuz: Akadca. Tammuz / Sümerde dumuzi, eril bereket tanrısı
Ağustos: L. Augustus, arttırmak, büyütmek
Eylül: Aramca. Elûl / Akad. Elul / Bağbozumu. Süryanice. Üzüm ayı
Ekim: Tr. Tohum ekiminden
Kasım: Süryanice. “bölen, ayıran” anlamında
Aralık: Tr. İki ay arası

Halk Takvimi
İlkbahar / Nevruz
Nevruzda doğan kuzular Hıdırellezde kesimlik olurlar.

Koçkatımı: Koçların boynuzlarına elma takarlar, yazma bağlarlar
Koçun sırtını boyarlar. Koçu sürüye katarken silah atarlar.
Koçun boynuzu yoksa elmaları ipe dizip koçun boynuzuna asarlar.

Mart dokuzu: Ekinoks / Nevruz

Aralık / Hustiyar, Hustiyanar
Hustiyar / Hustiyanar / Husreyinar / Husyana / Histiyanar / İstiyanar
Rum ortodoks kilisesi mensupları tarafından iyi noeller anlamına gelen, yünanca kutlama cümlesi olan “kala hristuyenna” bu aya ad olmuştur.

Rumlar Noel’i 25 Aralık tarihinde kutlarlar. Tebrik şekli: Kala Hristuyenna! (Mesih’in doğumu kutlu olsun) Καλά Χριστούγεννα veya Mutlu Noeller!. (K. https://www.turkishnews.com/tr/content/2014/12/25/noel-isa-ve-hiristiyanlar/)

Takvime Bağlı İnanışlar
Minoloy
Yeni yılın ilk altı günü ve eski yılın son altı günü, bu 12 günde yeni yıl için gün tutulur (s. 107).

Nehis
Bazı günlerde iş yapılmaz. Nehis, günün belli bir zamanıdır, tüm gün sürmez. Abrilun sonları mayısa doğru olan günlerdedir.
Nehisler ya kuşluk vaktine ya da öğlene kadardır (s. 107-108).

Mayısın 7’sinde, Kirazın 5’inde, 24’ünde yayık yapılır, başka zaman yapılırsa iyi olmaz (s. 109).

Gunduro (Küçük ay) bu ayda kız verilmez, günleri kısa olur diye.

Salı ve Çarşamba günleri elbise kesilmez
İlk kez Çarşamba günü giyilen ayakkabı çabuk yıpranmaz
Salı günü yola çıkılmaz
Salı günü başlayan işler ters gider
Ay eskisinde Salı ve Çarşamba günleri yeni elbise giyilmez
Cuma günü ev süpürülmez
Cuma günü ekilen fasulye güzel olur
Perşembe günü ekilen fasulye çiçek döker
Akşama yakın vakitte ekilen kabak yakın yerde ürün verir
Abrilun 5’inde dikilen fasulye güzel olur
Pazar günü ekilen lahana bitlenir

Halk Takvimi
Geleneğe bağlıdır ve devam etmesi de tamamen geleneğin yaşatılmasına bağlıdır.
Takvimdeki adlandırmalarda belirleyici olan, bölgenin iklimi,hava olayları, tarla-bahçe işleridir.

Düğünler hemen her kültürde hasat sonunda yapılır.

Giresun Takvimi
Halk takvimi Hıristiyan takvimini 13 gün geriden takip eder.
Hıristiyan takvimindeki mart ayı, yerel takvimde birinci aydır.

Mart ayı – dert ayı, gırmaguk ayı = kedi-köpeğin çiftleşmesinden dolayı bu şekilde adlandırılır. Yine bu nedenle bu aya döl ayı da denir.

Mart bozumu / mart kırma / mart dokuzu
Mart 9’u / 21 Mart’a denk gelir.
Bu tarihte sahilde yaşayanlar denizden, iç kesimlerde yaşayanlar akarsulardan su alarak evin her köşesine serperler. Bazıları evin sakinlerinin üzerine de su serper.

Mart bozumu merasiminin tamamlanması için eve ayağı uğurlu birinin gelmesi beklenir. Bu misafir “martınızı bozuyorum” diyerek eve girer.
...eve uğursuz birinin girmesi durumunda hanedeki ahırda bulunan bir hayvanın (ökzü veya horoz) evin içine sokulmasıdır. Böyle yapılarak eve giren uğursuzluk savılmış olur.
Mart bozumuyla ilgili bir diğer uygulama, hanedeki hayvanların kuyruğuna ip / kurdele bağlamaktır. İp bağlandıktan sonra üç defa çekilerek “mart ben tuttum sen tutma” denir. Böylelikle hayvan soğuktan ve diğer uğursuzluklardan korunmuş olur.
Mart bozumunda eve yeşillik sokuolmaz, aksi halde o yıl eve haşere musallat olur.
Gün sayımı da Mart 9’undan itibaren yapılır.

Abril 23, yazın başlangıcıdır.
Mayıs 7’si, eskiden Çepni Bayramı olarak kutlanırdı (s. 129).

Kiraz ayı / güllük ayı = güllük otu, hayvan yemidir.

Akçaabat
Kalandarın 1’i ila 12’si arasında gün sayılır.
Kalandar akşamı 12 zeytin yaprağı her biri bir ayı temsil edecek şekilde ateşe atılır. Ateşe atılan yaprak yanarsa hava açık, yaprak alevin alazıyla savrulursa o ay rüzgârlı olacak demektir (s. 165).

Mart ayında duman olursa fındık olmaz.
Abril 5’te cazı dikeni / mayıs dikeni dikilir, ekinler iyi olsun diye
Mısır, Abril 5’ten sonra ekilir.

Kalandarda eve ilk girene göre yılın iyi ya da kötü olacağı tahmin edilir. Gelen kişi uğursuz biriyse ...eve uğursuz birinin girmesi durumunda hanedeki ahırda bulunan bir hayvanın (ökzü veya horoz) evin içine sokulmasıdır. Böyle yapılarak eve giren uğursuzluk savılmış olur.

Hıdırellezde lahana diken kişinin evinde gebe hayvan kesilir, yavrusunu düşürür veya sakat doğurur
Hıdırellezde iş yapılmaz, aksi halde 7 sene uğursuzluk yaşarlar
Kiraz’ın 23’ünde denize girilir. Çünkü bu deniz günüdür.

Yıldız kayması ölüm veya kaza habercisidir.

Yeni ayda ürün ekilmez
Yeni ayda ekilen tohum ota gider
Yeni ayda doğan kız olur, eski ayda doğan erkek olur
Yeni ayda turşu kurulmaz

---
Naskali, Emine Gürsoy ve Yanıklar, Burcu. (2018), Takvim Kitabı, Kitabevi Yayınları, İstanbul

Trabzon Folkloru


Tevfik Vural Ciravoğlu - Trabzon Folkloru

Selamlık
Seferberlik öncesinde misafir kabul salonlarına selamlık denirdi. Şehrin sosyal, siyasi meseleleri selamlık sohbetlerinde konuşulurdu (s. 207).

Kır alemi / kız oynatma
Gözden uzak kırlarda ve mağaralarda düzenlenen fuhuş alemleridir.
Fahişe kadınlara erkek kıyafetleri giydirilir. Eğlencenin düzenleneceği mekânlara at, eşek vb. hayvanların sırtında yiyecek ve içecek taşınır (s. 208).
Erkeklerden biri bir kızla muhabbet eder ve bir başka erkek daha sonra o kıza yanaşacak olursa kavga çıkar. Bu nedenle cinayet dahi işlenir. Bu içki ve oyun alemi sabaha kadar devam eder.

Şarkı
Lazutlar salkım saçak
Alçak boylusun alçak
Seni küçük dediler
Sen doldurursun kucak

Oy diye diye diye
Eldum yar diye diye

Tüfeğim omuzumda
Armalar boğazımda
Yine nazarım kaldı
Şu gâvurun kızında
…

Helva muhabbeti
Soğuk kış gecelerinde kahvehanelerde veya geniş odalı evlerde tertip edilen bir toplantıdır. Mekânda büyük bakır bir mangalda buğday unu, tereyağında kavrulur. Ayrı bir kapta şekerden ağda hazırlanır.
Geniş bir siniye zeytinyağı sürülür. Şekerden hazırlanmış ağda siniye dökülür. Ağda siniye yayıldıktan sonra sininin ortasına boşluk açılır ve buraya kavrulmuş un dökülür.
Helvayı çeken usta muhabbete gelenleri sininin etrafına toplar. Sini etrafına toplananlar ağdanın ortasından sıkıca tutup sininin kenarına doğru ağdayı çekerler. İncelen ağdayı una bulayarak aynı işlemi tekrar ederler. Çekme işi bu şekilde devam eder ve iş tamam olduktan sonra helva soğumaya bırakılır. Beklerken bir çanak turşu ikram edilir. Helva muhabbetine soğuyan helva yenilerek devam edilir.
Sohbet devam ederken odada bulunanlardan birinin cebine gizlice bir top helva konur. Bunun anlamı bir sonraki toplantının o kişinin evinde yapılacağıdır.
Helva muhabbetinde türkü, mani söylenir, sohbet ortamı bu şekilde şenlendirilir.

Bayramdan bir gün önce top atışı yapılır.

Mahallelerde sokak çalgıcıları evlerin önünde çalgı çalarak ev sakinlerinden bahşiş alırlar.

Şehirde, köylerde belli günlerde kurulan Pazar yerlerine dernek deniyor.

Gemi töreni
Denizciler toplanır sıra halinde. Çocuklara şeker veya hazırladıkları çörekleri dağıtırlar. Yaşlı ve sözü dinlenen bir kişi dua okur. Geminin başı suya değdiği anda hazır bekleyen koç kurban edilir. Kurban eti çevreden gelenlere dağıtılır. Gemi suya indikten sonra kıyıdakiler geminin ardından küçük çakıl taşları atarlar (s. 221-222).

Hıdırellez
İç kesimlerde yaşayanlar kır yerlerinde toplanır. Sepetlerine yiyecek koyarlar. O günün akşamına kadar yer içer eğlenirler.

Ziyaret
Gırgır suyu: Değirmendere yakınında, Maçka’ya giden yolda, yolun üst tarafında Deliklitaş’ın az ilerisindeki bir sudur. Rivayete göre Mayıs Yedisinde bu su gırgır diye kaynarmış. Etrafında Hıdırellez eğlencesi de yapılan suya derdi olanlar, yaşlı-genç herkes giderdi (s. 226).
Suya kirli, pis olarak yaklaşılmaz. Aksi halde su kesilir.
Suya gelen üç yudum içer ve güğümünü doldurduktan sonra ardına bakmadan oradan ayrılır.
Ardına bakmaz çünkü eğer bakacak olursa dileği/duası tutmaz, basılır.
Buradan su alan kadınlar etraflarını peştamalla kapatarak suyu vücutlarına 41 defa sürerler. Bu suretle dertlerinin suyla birlikte akıp gittiğini umarlar. Yıkandıktan sonra iki rekat namaz kılar, oradaki bir çalıya çaput bağlayarak ayrılırlar. Çaputun nedeni dert ve sıkıntının bez parçasıyla birlikte orada kalacağına olan inançtır (s. 227).

Deliklitaş için Ferhat ile Şirin hikâyesi rivayet edilir. Taşın içinden “dertlerim burada kalsın” diye niyetlenerek geçenler, bu suretle taştan şifa umarlar.

Tören
Kız bakma işi kadınlarındır. Bunlara yenge denir. Etrafı gözler, uygun kısmet ararlar. Beğendikleri kişileri oğlanın anasına bildirirler. Kız beğenilirse yenge gidip kızın nüfus cüzdanını ister. İpek mendile sarılan nüfus cüzdanı oğlan evine ulaşınca söz kesilmiş kabul edilir.
Görücüler de kız arayabilir (s. 241).
Görücüler arasında oğlanın bir yakını (anası, bacısı, halası, teyzesi) mutlaka bulunur.

Sözden sonra nişan hazırlıkları başlar. Nişandan önce kız evine “sele” gönderilir (s. 243).

Selede nişan takımı bulunur.
Nişan davetine oğlan tarafının davetlileri toplu halde gider.
Davetliler vardıktan sonra kız evine, kız telli duvaklı şekilde ortaya çıkar. Kızın başının üzerine gümüş tel serpilir.
Nişan yüzüğünü görümce veya elti takar.
Bunun ardından oğlan evinden gelen selede bulunan şekerler misafirler dağıtılır.

Nişandan sonra oğlan tarafının hazırladığı çeyiz, kız evine gönderilir. Buna “ağırlık” da denir.
Ağırlık, kız evinde 3 gün teşhir edilir.
Ağırlığın içinde entari, basma, elbise, sabahlık, manto, çorap gibi eşyalar bulunur.
Ağırlık karşılığında kızın yakınlarına çamaşır/hediye gönderilir. Kadınlar için entari, erkekler için terliktir bu hediyeler.

Düğün
1. gün hamam günüdür. Kız ve oğlan yakınları hamama davet edilir. Gelin hamama telli duvaklı gelir. Diğer davetlilerin ellerinde mum bulunur.

Baş çatması: Gelini kurna başında yıkayan kadın gelinin başından aşağıya defalarca su döker. Diğerleri mani, türkü söyler. Hamam bitince Allah hayırlı etsin denilerek gelinin başı sarılır (s. 245-246).

Kına
Hamamdan sonraki gün kına gecesi tertip edilir. Kına yakıldıktan sonra zillimaşa, def, darbuka eşliğinde oyunlar oynanır.

Koltuk merasimi
Güvey evine gelen gelini güvey koluna takıp kapının eşiğinden geçirir. Evin içinde yatak odasına kadar geline kolunda eşlik eder. Bu sırada ev içindekiler başlarından aşağıya para, tohum, tane, kurdele gibi şeyler saçarlar. Gelin odasına girdiklerinde birer kahve içerler. Kahve merasiminin ardından güvey evden çıkar.

Akşam yatsıdan sonra güvey eve gelir. Odaya baklava ve şerbet konur.

Ertesi sabah güvey evden çıkarken yüz görümlüğü niyetine geline beşibirlik takar.

Gelin odadan bir süre odasında kalır. Hane sakinlerinden bir kadın gelinin odasına girip ihtiyaçlarını karşılar. Yemeğini yiyen gelin ev içine gelir. Gün boyunca gelini görmeye gelecek olan ziyaretçiler için ev içinde bir köşede oturup bekler.

Yediye çağırma
Düğünden sonraki 7-15 veya 20. günde kız evi gelin-güveyi yemeğe davet eder. Damat bu davette kayınpederiyle aynı sofraya oturmaz. Misafirler gider gelin-güvey geceyi kızın baba evinde geçirirler. Ertesi sabah ikisi birlikte evlerine dönerler.

Başlık
Geçmiş yıllarda başlık parası istenirdi ve bu para pazarlığa açık bir konuydu.

Köyde nişan yüzüğünün yanında küpe de verilir. Nişan takımına 7 çift çorap, çember/eşarp konulur.
Ağırlığın içinde beşibirlik, altın tepelik de bulunur.

Köy düğünlerinde manilerden mürekkep türküler söylenir.

Alaturbiya
Uğurlu sayılan Temmuz ayının ilk günlerine Alaturbiya denir. 3 Temmuz’dan sonra başlar bu günler ve bir hafta devam eder. Bunlar içinde sayısı tek olan günler daha çok uğurlu sayılır. Alaturbiya günlerinde şifa beklentisiyle deniz girilir, deniz suyuyla yıkanılır (s. 28). 

Çocuğu olmayan kadın anasının ilki bir kadından yardım alır. Yardımcı kadın büyük bir kabın içine teşbih koyar. Ardından kuduz tası adı verilen bir tasla denizden su alıp koyar bu kaba.
Kuduz tası: bir kenarına ipe bağlı 41 anahtar vardır. 41 dalgadan su alıp kaba konur. Bunun ardından suya dua okunur ve çocuğu olmayan kadın bu suyla yıkanır (s. 29).

Beşik töreni / Baramana: Davetlilere yemek verilir. Yemeğin ardından beşik takımları sergilenir. Ebe, bebeği yıkayıp yeni giysilerden giydirir. Beşik töreni tek sayılı günlerde ve özellikle doğumdan sonraki 7. günde yapılır (s. 274).

Ad koyma
Ana-baba değil de büyükanne-büyükbaba isim koyar. Ad olarak öncelikle artık hayatta olmayan aile büyüklerinin ismi tercih edilir.

Sünnet: Çocuğun başına etrafı süslenmiş fes giydirilir. Çocuğun entarisi de kurdelelerle süslenir.

---
Trabzon Araştırmaları Merkezi Vakfı, İstanbul, 2009


Yoksullaşma, Sağcılık, Trabzonspor Taraftarlığı ve Nataşaların Gölgesinde Trabzon Erkekliği


Mehmet Bozok - Yoksullaşma, Sağcılık, Trabzonspor Taraftarlığı ve Nataşaların Gölgesinde Trabzon Erkekliği

“Trabzon erkekliği” imgesi,
Trabzon son derece ataerkil, “erkek” bir şehir olarak görülüyor.

Trabzonlular, “Trabzonlu olmak” ve “Trabzonspor’un” ardından en çok “Trabzon erkeğinden” gurur duyuyor. Birçok Trabzon erkeği tarafından bir yandan şehrin halkının milliyetçi, muhafazakar, dindar ve ailesine bağlı özellikleri ön plana çıkarılırken, diğer taraftan da müstehzi bir biçimde Nataşaların yer aldığı hikayelerde ayan beyan gururla anlatılan bir “Trabzon erkekliği” anlatısı dile getiriliyor (s. 413-414).

Trabzon’un bir erkek şehir olarak kurulmasının ardında birbiriyle ilişkili üç etmen:
İşsizlik / bundan dolayı işsiz, umutsuz ve şittede meyyal ciddi bir kalabalığa sahip
Trabzonlu / Trabzonsporlu olmak / gerilimlerin hızla ve kolayca aktarılabildiği (mikro)milliyetçilik aygıtları olarak kullanılıyor
Nataşalar / Trabzon erkeğinin ataerkil tahayyüllerini gerçekliğe kavuştururken, tüm kentin- cinselliğe ve duygusal bağlanmaya ilişkin kodlarını şekillendirdi (s. 414-415).

...en çok işsizlikten veya iş imkanlarının sınırlı oluşundan yakınıyorlar.

Trabzon’da işsiz erkekler, günümüzde, merkezdeki başlıca yaya alanları olan Atatürk Meydanı, Uzun Sokak, Kunduracılar Sokak, Maraş Caddesi ve sahil boyunca gün boyu volta atıyor, geçenleri izliyor, bir bardak çayla –kimi zaman tek başına- saatler boyu vakit öldürüyorlar.

Erkeklerden farklı olarak kadınlar uzun saatler boyunca şehir meydanında oturmuyorlar, yalnız başlarına dolaşmıyorlar, yanlarında kocaları olmadıkça gece sokağa çıkmıyorlar.

İşsiz erkeklerin yoğun bir biçimde görünür oldukları mekanlardan biri de alışveriş merkezleri.

...futbol, milliyetçiliğin av sahalarından biri
...şehirde sağ ve futbol birbiriyle oldukça yakın ilişkili bir biçimde varoluyor.

Trabzonspor taraftarlığı. Yoksullaşan, eski görkemini yitiren şehrin en büyük gurur kaynağı
Trabzonspor’un maçı olduğu zaman, merkezdeki bütün sokaklar maç saati yaklaştıkça, hızla takımın renkleri olan bordo-maviye dönüyor.
Futbol takımlarının başarıları ulusal gurura benzer bir his yaratarak Trabzonlular için yerel düzlemde bu milliyetçiliği besliyor.

Günümüz Trabzon erkeklerinin, duygusal ve cinsel tahayyüllerini oluşturan yakın tarihteki en kritik momentlerden biri, Nataşalarla yaşananlar ve bunlara ilişkin günümüzdeki anlatılar.

Nataşaların etkisi
Trabzon’da toplumsal cinsiyet ilişkilerinde izleri bugün de hissedilen kayda değer bir sarsılma yaşanmıştır.
...Trabzon kadınının güzellik salonlarına akın ederek, saçlarını sarıya boyatma, abartılı makyaj yapma ve “onlar gibi” giyinmeye çalışarak Nataşalara benzemeye çalışmasından, artan boşanmalara, bu dönemde şehirde, yabancı seks işçileriyle buluşulabilecek mekanlar olan oteller, restoranlar ve eğlence mekanlarının sayısının artmasına ve bunlara karşı alınan önlemlere değin geniş bir yelpazede yer alıyor.

Kendi bedeninden başka satacak bir şeyi olmayan yoksul kadınların seks ticaretine gönülsüz bir biçimde ve çoğu zaman zor kullanılarak yöneldiler.
...seks işçileri Nataşa olarak damgalanarak kimliksizleştiriliyordu.

Trabzon’un Çömlekçi Mahallesi (bu dönemden itibaren fuhuş merkezi olarak anılmaktadır)

Fuhuş yapmayan kadınlara yönelik tacizci bakışlar ve laf atmalar Çömlekçi’de yok. Sıradan insanlar tekinsiz ara sokaklara sapmıyorlar.

Nataşalar, esmer, orta boylu, sarışın, boyalı sarışın, renkli gözlü, ela gözlü, mini etekli, parlak ayakkabılı, apartman topuklu, külotlu çoraplı, yaşlı gözüküyorlar...
Erkeklerin tariflerine göre Nataşalar, “güzel”, “bakımlı” ve “sevişmesini bilen” kadınlar.

Günümüzde Trabzonlular Nataşalar ile birlikte olmayı anlatırken bunu hem bir ahlaksızlık vurgusuyla, onaylamaz gözükerek anlatırken, hem bir zafer hissi yaşadıkları açık olan geçmiş deneyimlerden gurur duyduklarını gizlemiyorlar.

---
Bozok, Mehmet. (2012), “Yoksullaşma, Sağcılık, Trabzonspor Taraftarlığı ve Nataşaların Gölgesinde Trabzon Erkekliği,” İçinde, Karardı Karadeniz, editör: Uğur Biryol, İletişim Yayınları, İstanbul, (s. 413-444)

Trabzon ili Çarşıbaşı ilçesi halk bilimi monografisi - YLT - özet


İskender Keleş - Trabzon ili Çarşıbaşı ilçesi halk bilimi monografisi – Özet

Tarihi süreç içerisinde İskit, Hun, Sabir, Kıpçak, Bulgar, Hazar ve Oğuz Türklerinin hakim olduğu bu coğrafya şimdiye kadar bilimsel bir disiplinle araştırılmamıştır.


Çarşıbaşı ilçesinin eski adı "İskefiye", "İskefe'dir.


Çarşıbaşı Yer Adları
Kut Alan
Çarşıbaşı Kaleköy'ünde "Kut Alan" adında eski bir ziyaret suyu vardır. 

Çarşıbaşı/ Kaleköy mahallesinin eski ismi Makrinamoz'dur.

Arrıanus'un Karadeniz Seyahati adlı eserinde "Yoroz" "Yaros" olarak geçmekte "kutsal dağ”  anlamına gelmektedir

Hazer ismi Hazar Türkler'inin bölgeye bıraktığı bir mirastır.

Bondika / Kovanlı
Eski Yunancada "pontik" şeklinde yazılmış "bundık" sözü "hora için nazarda tutulan" anlamındadır. Rumcada ise fare anlamında "bondik" kelimesi kullanılmaktadır

Kolkantoz/ Kurgantas/ Serpilköy

Vuroz/ Varos/ Kadıköy
Vur-oz Vur, "vurmak" tan. Vuroz: Vurgun vadisi

Keramiya

Mudra/ Gülbahçe

Kaleköy'ünde eski bir mahalle adı olan "Zerdan" "Altınlık" anlamına gelmektedir.

Klita / kilit / anahtar

Samsun
Sam’ın oğlu / samsun

Yeniköy

Vaçanoz/ Şahinli

Saveriksa/ Savarka
Savarka: Savar'dan gelenler. "Savarlar, Hunların diğer adı"

Marzalli Obası

Sazak / Sazak adı verilen yerde saz bitkisinin yoğun olarak yetişmesinden dolayı bu isim verilmiştir.

Lakana / Tatarca Lakan: Dağlar.

Nayer / Na-yer > ne yer: Güzel yer.

Avaklı / Avaklı, Türk Boyu

Balbal Suyu
Balbal suyu Zeytinlik köyünde bir ziyaret suyunun adıdır.

Sözlü Edebiyat
Alkışlar - Kargışlar
Tekerlemeler
Atasözleri - Deyimler
Bilmeceler
Maniler

Türkü
İskefiye Deresi (s. 106-107)
İskefiye deresi
Aksın aksın bolansın
O incecuk bellere
Habu uşak dolansım
Habu uşak dolansın

İskefe deresinde
Oynayi uşacuklar
Sevdam da ne yapsın
Bakayı buzacuklar
Bakayı buzacuklar

Sabahtan kalktım baktım
Dağların güneşine
Aşkumuzi yazmişuk
İskefe deresine

Efsaneler
Memoratlar
Değirmenci (s. 137)
Adam gece yarısı yüklemiş çuvalini değirmene gitmiş. Değirmene doğru inerken değirmenin harkında bir kede görmüş. Kede adamın çuvalına atlamış. Adam sinirlenmiş. Çuvalı yere bırakıp kediye tekme atmış. Sonrasında kedi büyümüş. Adam korkmaya başlayıp değirmenciye bağırmış. Değirmenci gelene kadar kedi kaybolmuş. Değirmenci gelmiş. Adam değirmenciye yaşadığı olayı anlatmış. Değirmenci böyle şeyler olur demiş. Adamı okuyup üflemiş. Adam sabah olana kadar değirmencinin yanında değirmende kalmış. Sabah sakinleşince eve gitmiş.

Halk Hayatı 
Törenler

Çocuk Oyunları

Köy Seyirlik Oyunları / Köy Tiyatrosu
Petek Oyunu
Petek oyunu, Çarşıbaşı yöresinde geçmiş dönemlerde eğlencelerde, imecelerde oynanılan bir oyundu.
...oyuncular uzun boylu kişilerden seçilir. Ortada bulunan oyuncu Petek'tir. Petek karakterinin diğer oyunculardan daha uzun olması gerekir. Petek karakterinin  başında kukul,bere,kalpak gibi bir giysi olması gerekir. Petek karakteri burununa parmağı ile vurarak arı sesi çıkarır. Yanındaki kişiler onun başındaki kukulu almaya çalışır. Ama petek kukulu almamaları için onları tokatlar. Diğer iki oyuncu ise peteğin başındaki kukulu almak için uğraşır. Eğer Petek kukulu kaptırırsa petek unvanını kaybeder. Ve dayak yer. Yerine yeni Petek seçilir ve oyun böyle devam eder. Bu oyun uzun kış gecelerinde evlerde ve köy kahvehanelerinde oynanılan bir oyundur.
Petek (Arı), Ayı, Deve benzetmeleri görülmektedir (s. 194).

Obur Oyunu
Elektriğin olmadığı dönemlerde gece vakti köy yollarında insanların birbirlerini korkutmak için oynadığı oyunlardan biridir.
Köyün gençleri yol üzerinde olan bir mezarlığın yanında toplanıyordu. Beyaz bir çarşaf giyiyorlardı. Köylü tam mezarlığın yanına geldiği zaman gençler mezarlıktan yola atlıyordu. Köylüler bunları kıyafetlerinden dolayı efsanesi anlatılan obur zannediyordu. Obur oyuncuları" ob ob" diye bağırarak kişileri evine kadar kovalıyordu. Korkutulan kişi eve gidene kadar ödü kopuyordu. Bu kişiler eve gittiğinde dili tutulmuş bir şekilde yatıyordu. Ailesi ne olduğunu anlayamıyordu. Yörede bulunan hocalara götürüyordu. Sonra bu oyunu yapanlar gelip durumu açıklıyordu (Keleş, 132: 133). (s. 194-195)

Kuduk Oyunu
Kuduk oyunu imecelerde oynanılan bir oyundur. Kuduk oynamak için önce bir kişi seçilir. O ebe olur. Kuduk olacak kişi ebedir. Kuduk olacak kişiye bir çarşaf giydirilir. Kuduk kafasının üstüne odun (şimşir) kaşığı koyar. Böylece kafası kuduk gibi görülür. Sonra çarşafı üstüne alır. Ve ortaya gelir. Kuduğa soru sorulmaya başlanır. Bu sorular şu şekildedir: -Sevdiğin var mı? Kuduk sevgilim var demek için kafasını sallar. Kuduğun konuşması yasaktır. Bazı kişiler kuduğa karşı kötü sözler kullanır. Kötü şeyler sorar. Kuduk sinirlenerek kuduğunu sert bir şekilde sallar. Kuduk oyunu mısır imecelerinin azalması ile unutulup gitmiş bir oyundur (Keleş, 2015: 134). (s. 195-196)

Deve Oyunu
Deve oyunu için çeşitli malzemeler gereklidir. İskele adı verilen merdivenler bu oyunda kullanılır. İskelenin aralıklarına her bir kişi kafasını sokarak arka arkaya dizilir. Sonra üzerlerine bir örtü atılır. Ön tarafa bir çanta koyulur. Bu şekilde bir deve şekli ortaya çıkarılır. İskelenin altındakiler birbirlerine sözlü şakalar yapar ve kalabalığın üstüne saldırır. Seyredenler eğlenirken saldırıya uğrayanlar bazen sert tepkiler gösterir hatta kavga çıkarırlar (s. 196).

Arap Oyunu
Arap oyunu mısır imecelerinde mısırın soyulması sırasında oynanılır. Mısırı soyan kişilerden birkaç kişi evin dışına çıkarlar. Aralarından bir kişinin yüzünü kömür karasıyla boyarlar. Üzerine koyun postu giydirirler. Aşağıdan da eskilerin kendir zipka adı verdikleri kendirden yapılan giysiyi giydirirler. Başına korkunç görülsün diye mısır saçağı koyarlar. Sonra iki üç kişi önden gider. Arkalarından Arap karakteri gelir. Mısır soyulan yere gelirler. Arap yere eğilip sürüne sürüne gitmeye başlar. Mısır soyulma işlemi devam ettiği için etrafa atılan kodofladan (mısırın soyulan dış kabuğu) mısırı soyanlar Arap karakterini fark etmez. Sonra Arap karakteri ayağa kalkıp korkunç bir şekilde bağırır. Herkes bu ani çıkışla korkar. Sonra oyunu bilinler bu Araptır diyerek mısırı soymaya devam eder. Oyun bittikten sonra mısır soyanlar hem bir mola hem de eğlence olsun diye çalışmaya ara verip hepbirlikte horon oynarlar (s. 197). 

İbiş (Kız Kaçıran) Oyunu
İbiş oyunu Çarşıbaşı yöresinde "kocaman oyunu" adıyla bilinmektedir. Bu oyun genellikle mısır imecelerinde oynanmaktadır. Bunun yanında yaşlı insanların tertip ettiği eğlencelerde oynanılmaktaydı. İbiş oyunu yörede yaklaşık 40 yıl öncesine kadar oynanıyordu. Fakat bugün kız kaçıran oyunu oynanılmamakta hatta ne olduğu yeni nesil tarafından bilinmemektedir. Kız kaçıran oyunu şöyle oynanılır: İbiş oyununda Muhtar,Kız,Jandarma gibi belli tipler bulunurmuş. Bu kişiler düğün başlamadan önce kıyafetlerini hazırlarmış.Erkeklerden biri kız rolüne sokulurmuş. Kız rolüne giren erkek oyuncunun baş beyazı ve peştemal giydirilirmiş. Düğün başlayınca oyuncular düğün alanına gelirmiş. Horon başlayınca kız horona sokulurmuş. Kızı kollayan bir oyuncu bulunurmuş. Eğer biri kıza yanaşırsa kırbaçla ona vururmuş. Kızı koruyan kişi diğer kişiler tarafından horona alınırmış. O sırada kız horondakiler tarafından kaçırılırmış. Kızı koruyan kişi kırbaçla önüne gelene vurup "kızı kaçırdılar kim kaçırdıysa söylesin diye" bağırırmış. Sonra köylüler hiç alakası olmayan birini gösterip "bu kaçırdı." derlermiş. Sonra Jandarma rolündeki kişi gelip oyunla alakası olmayan kişiyi tutuklarmış. Tutuklanan kişi ne olduğuna şaşırıp feryat edermiş. O sırada birisi ortaya çıkıp kızı" şuraya kaçırdılar" gibi sözler söylermiş. Sonra gençler oraya doğru gidip kızı ararmış. Sonra kızı bulup düğün alanına getirirmiş. Kız bulununca oyun sona erermiş (Keleş, 2015: 137). (s. 197-198)

Yumurta Vurma
Yumurta vurma oyunu düğünlerde oynanılan bir oyundur. Düğünler geçmiş yıllarda çoğunlukla açık alanlarda yapılıyordu. Düğün alanında bulunan ağaçlara bir ipe bağlanıp yumurta asılıyordu. Düğüne gelen kişiler yumurtayı vurmak için birbiriyle yarışıyordu. Yumurtayı vuran kişiler bir başka düğüne kadar en iyi nişancı sayılıyordu. Bazı zamanlarda da ortaya bir ödül konulur onu kazanmak için yarışılırdı. Bu ödüller genellikle koyun, mermi veya para olurdu (s. 199).

İnanışlar

Halk Hekimliği

Ziyaret Yerleri

Halk Meteorolojisi

Halk Hukuku

Maddi Kültür
Giyim-Kuşam - El Sanatları - Yöre Mimarisi - Yöre Mutfağı