6 Aralık 2018 Perşembe

Haydar Gedikoğlu - Trabzon Folkloru


Haydar Gedikoğlu - Trabzon Folkloru


Ses Değişimleri
A / E: Ramazan / remezan
A / O: Vallahi / vollayi
E / A: Avare / avara
E / Ö: Kemik / comuh
I / İ: Yarı / yari
I / U: Sevdalık / sevdaluk
İ / E: Nine / nene
İ / U: Niçin / niçun
O / U: Boğaz / buğaz
Ö / E: Ölü / eli
Ö / O: Böyle / boyle
U / İ: Kuzu / kuzi
U / O: Buğday / boğda / boğdo
Ü / U: Yük / yuk

Ç / Ş: Uçkur / uşkur
Nazal n / G: Evinizin / Evuğuzun; Babanın / babağun
R / L: Güreş / culeş
V / G: Gâvur / cağur
D/ Z: Cadı / cazi
F / V: Mustafa / mustava
Ğ / C: Eğer / ecer
H / Ğ: Kahve / kağve
J / C: Jandarma / candarma
K / H: Akşam / ahşam
S / Ş: İstemek / iştemek
G / C: Gel / cel
K / Ç: Kim / çim

B, C, D, G sesleri P, Ç, T, K seslerine ve P, Ç, T, K sesleri de B, C, D, G seslerine dönüşebilir.

Belirsiz geçmiş zaman kipinin (miş) çekiminde ses uyumu bozulur:
Uyumuş / uyumiş

İyelik ekleri ilin doğusunda “u” ilin batısında “i” sesi ile yapılır:
Yapmışım: yapmişum / yapmişim

Şimdiki zaman çekimi “-yor-” ekinde, “o” sesi kullanılmaz:
Geliyorum / celiyrum
Geliyorsun / celiysun
Geliyor / celiy / celii

“de” bağlacı her durumda kalın (da) söylenir: ben de / ben da

Bağ fiil oluşturan “-p” sesi düşer: Bakıp gelelim / baku celelum

“n” sesiyle biten fiil kökleri ek alırken kelime gövdesine g / k sesleri eklenir:
Yenilmek / yengilmek; Anılmak / angilmak

“ile” bağlacı “lan” şeklini alır: Seninle / senlan; Parayla / paralan

İşaret zamirlerindeki “n” kaynaştırma sesi söylenmez/kullanılmaz: Bunlar / bula; Şu / hau; Şunlar / haula

“bu” işaret zamiri, “ha” ön eki alır: Bu / habu

Atma türkü
Sözlü kültür derlemelerinde gelin-kaynana atışmaları içerisinde atma türkü formunda örnekler görülebilir.

Horon kurma
Ağır adımlarla başlar horon. Ağaçların salınışı, balıkların çırpınışı, balıkçıların kürek çekmeleri, tarla belleme, dalgaların kıyıya vurması horon figürlerine kaynaklık eden doğal olgulardır (s. 122).

Horonda eller aşağıdaysa horon yavaş, eller yukarıya kalkmışsa horon hızlıdır.
Tonya oyunları hızlı tempoludur.
Maçka’da bıçak oyunu, bıçak horonu oynanır. İlin doğusunda sallama oyunları daha çok oynanır.

Ağasar / Şalpazarı Çepnilerin yoğun şekilde yaşadığı bölgedir.

Meşhur kemençeciler: Hüseyin Dilaver, Hüseyin Köse, Hasan Tunç, Bahattin Çamur

Meşhur türkücüler: Cemile Cevher Çiçek, Süreyya Davulcuoğlu, Erkan Ocaklı, İbrahim Can, Fuat Saka, Volkan Konak

Destancılar: Çarşı-Pazar dolaşarak yazdığı destanları okur-satarlardı. Destancıların boynunda asılı olan kesede/çantada kendi yazdığı destanların yanı sıra bilinen destanlardan da bulunurdu.

Destanlar
Sargana Destanı (s. 225-226)
Rusların Sargana burnuna yaptığı çıkarmaya karşı (1918) halk direniş gösterir. Bütün bir gün süren direnişin sonunda Ruslar geri çekilir. Yöre halkı 1000 kadar şehit verir. 127 Rus esir edilir.

Efsane
İhtimena Kalanima (s. 313)

Mağaradaki Altınlar
Araklı’nın Pazarak mahallesinde derin bir mağara vardır. Mağaranın ortasındaki çukurda altın dolu küpler olduğu rivayet edilmektedir. Köydeki caminin imamı da bu definenin peşindedir.
İmam bir gece düşünde gördüğü yaşlı bir adamdan defineyi nasıl bulacağının bilgisini alır; nişansız bir koyun bulacak, koyunu mağaranın girişinde kesecektir. Hiç konuşmadan mağaranın ortasındaki çukura inecek ve hazineye kavuşacaktır. 
Sabah uyanır uyanmaz yaşlı adamın talimatlarına göre hareket eder. Ne olur ne olmaz diye düşünüp karısını da yanına alır. Mağaranın ortasındaki çukura inmeden evvel karısını tembihler; sakın ağzını açma, hiç konuşma, yoksa büyü bozulur.
İkisi birlikte çukura inerler. Çukurun ortasına, küplerin olduğu yere vardıklarında cinler periler etraflarını sarar. Yarı çıplak peri kızları imama sırnaşmaya başlar. İmamın karısı gördükleri karşısında tutamaz kendini; İmam efendi, nedir bu rezillik!
Kadın daha sözlerini tamam etmeden kendilerini mağaranın dışında bulurlar. İmam öfkelenir: Tutamadın dilini, bak şimdi altınlardan da olduk, çenen tutulsun emi! (s. 315)

Ejder (s. 319)

Halil Evliya Tepesi Efsanesi (s. 337)

Törenler
Kına günü öncesinde veya o günün sabahında hamama gidilir (s. 360).

Damat tıraşı: tıraşı yapan bahşiş alır. Tıraştan sonra damadı tebrik edenler ona hediyeler verir. Damat tıraşından sonra gelin almaya gidilir.
Güveyin babası gelinin yakınlarına bir koç keser / kurban eder.
Bu koç gelin alınırken kesilir. Koç yoksa buna denk miktarda para kız evinin delikanlılarına verilir (s. 361).

Güvey evinde akşam namazından sonra nikâh kıyılır.

Cumalık: Düğünden hemen sonraki Cuma gününde güvey evindeki kadın düğününe cumalık denir. Bu eğlence o günün akşamına dek sürer (s. 362).

(Sürmene) Yedilik ziyaretinde masadaki bir eşya kaybolur. Aranır ve damadın üzerinde bulunur. Bunun üzerine mahkeme kurulur. Damat ceza olarak ayağından tavana asılır. Güveyin kaynanası yargıçlara baklava, baklava olmazsa fındık ceviz gibi ikramlarda bulunarak damadı kurtarmaya çalışır.

Giysiler
Fes, tepelik
Tabla / fesin çevresine çember, yazma sarılarak yapılan süslemeye denir.
Fermene / kolsuz, işlemeli üst giysisi
Yaşmak
Çember (s. 368)

Fistan, üçetek, içlik/işlik (fistanın üstüne giyilir), kolçaklı işlik (gömleğin üstüne giyilen yelek), libade (dikişleri baklava dilimi şeklinde olan üstlük, cepken biçimindedir), İsparel (yaşlı kadınların göğüslük olarak kullandıkları örtüdür (s. 370).

Kaytan (Peştamal üzerine bağlanan nakışlı bel bağıdır, uçları püsküllüdür)

Kabalak (kukuleta da denen başlık)
Kalçın (kıl ya da yünden örülen tozluktur, ayak kısmı olmayan çorap…)

Boğazlık (tek altın veya boncukla süslü gerdanlığa denir)
Yüzük, küpe, hasır bilezik, boncuk bilezik, alınlık (kumaş bant üzerine paralarla yapıla süslemeye denir), beşibirlik, kayış (silahlık olarak erkekler kullanır), bıçak, kama, köstek, fişeklik, hamayil, muska…

Of, Çaykara taraflarında yayla ortası şenlikleri Temmuz ayı ortasında yapılır buna “çürük ortası” da denir.

Bilmece
Abdest alır, namaz kılmaz (Cenaze)
Altmış iki dişi var, iki adamlan işi var, bi da kar yağışi var (Tomruk hızarı)
Bir kara kocakarı, etekleri yukarı (Ocak zinciri)
Sarığımı sara sara, çıktım Ağasara (Top lahana)
Uzaktan baktım dağ gibi, yanına vardım çığ gibi (Sis)

Tekerleme
Konuşma bozukluğunu gidermek, lisanı öğretmek için faydalı

Atasözü
Bir baş soğan yedi kazan kokutur
Çingeneyi vezir yaptılar, önce babasını astı
Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz
Gurbetçinin parası pul, karısı dul olur
Zahmetsiz rahmet olmaz

Deyimler
Kot kafalı
Tarlayı taşlı, kızı kardaşlı al
Üşenenin uşağı olmaz
Yağmasan da damla

Meteoroloji
Kışın kedi ateşe bakıp patisini yalarsa, kar çok yağar
Kedi kıble yönünde başını kaşırsa yağmur yağar
Kedi yazın yüzünü yıkarsa yağmur yağar

Kurt uluması duyulursa ayaz olur, kar yağar
Guguk kuşu, ilkbahar müjdecisi sayılır

Rüzgâr denizden eserse yağmur yağar
Kışın dağdan gelen rüzgâr kar getirir
Çamın kozalağı çoksa kış sert geçer

Takvim
Kalandar
Küçük
Mart
Mayıs
Kiraz
Orak / Çürük
Ağustos
İstavrit
Üzüm
Ayrit / Ayerit
İstiyanar / Histiyanar

Kalandar’ın ilk 12 günü gün sayılır

Mart 1’inde ısırgan ya da paça pişirilir, içine boncuk atılır. Boncuk kimin kaşığına çıkarsa o yıl bu kişi uğurlu kabul edilir.

Martın ilk 9 günü kurt kızanıdır

Abril 7, gâvur uykusu günüdür

Mayıs 1 / Cazi gecesi

Mayıs 7 / Hıdırellez’in eğriliğinden sakınmak için bahçeye kabak ekilir.
Mayıs 7 / suların şifalı olduğuna inanılır.

Ağasar deresi ile fol deresi ağızlarının arası kayıkla 7 defa gezilir. Son turda deliklitaşın ortasından geçilir. Dilekler tutulup denize taş atılır.

6 Temmuz / Alaturbi günü / denize girilir

7 Ağustos / tarlaya gidilmez, giden çarpılır

Yeniay bereketlidir.
Eskiay çok ürün yeniay çok ot getirir.
Eskiayda ekilen kabak ve patates çok ürün verir.

Aysız günlerde ağaç kesilmez, kesilenin kerestesi dayanmaz

Veterinerlik
Lohusa ineğin ilk sütü (ağuz) evden dışarıya verilmez, verilirse inek nazar olur. Zaruret olursa sütün içine odun kömürü atılarak verilir.

Hastalanan hayvanı ateşin üzerinden geçirirler, tütsülerler.
Hastalanan hayvana incir yaprağı yedirirler.

İnek sağılırken sütü yere dökülürse hayvan hastalanır.

Yaylaya çıkarken ineklerin ortasından yabancı biri geçerse inekler hamile kalamaz.

Ahıra kirpi atılırsa danalar hamile kalır.
Sütleri bol olsun diye yayla yolunda ineklerin kuyruklarına renkli ipler (özellikle kırmızı) bağlanır.

---
Trabzon Valiliği, 2016

Mehmet Bilgin - Doğu Karadeniz


Mehmet Bilgin - Doğu Karadeniz - Notlar

Trabzon’da veya çevresinde yaşamış halklar
a) Skythenter / İskitler
MÖ. 8 asırda Karadeniz'in kuzeyine Kimmerler (ya da Gemer/Kemer) hakimdi. MÖ. 8 asrın sonuna doğru Orta Asya’dan gelen İskitlerin baskısı ile bölgeden hareket eden Kimmerler, ilk önce Kafkaslara oradan da Doğu Anadolu’ya girmişlerdi.

b) Makronlar
Makron, Helen dilinde uzun başlı anlamındadır. Heredot bu halkın sünnet olduğundan bahseder.
Strabon Trabzon dağlarında yaşayan Sanni/Tzan/Canların eski çağlarda Makron diye anılan halk olduğunu kaydeder.

c) Kolkhlar
…ürettikleri kendir bitkisinden elde ettikleri keten kumaş ve bezler ilk çağın önemli tekstilcilerindendir.
Heredot, Kokhislilerin sünnet olduklarını belirterek, yaşayışları ve dillerindeki benzerliklerden dolayı Mısır kökenli olduklarını söyler.

d) Driller
Drillerin ülkesi bugünkü Dorila/Torul bölgesidir.

e) Mossynoikler
Mossyn denilen ağaçtan yapılmış ev ve kulübelerde oturdukları için Mossynoikler olarak adlandırılan halk Giresun/Kirazlık’ın batısındaki topraklarda yaşıyordu.
Ksenophon’un verdiği bilgilere göre bu halk doğu ve batı olarak ikiye bölünmüş ve birbirleriyle düşmandırlar.

f) Khalybler
Erzurum’un Kuzeybatısındaki dağlık bölgede yaşıyorlardı…
Urartuların tanrısı Haldi/Khaldi…
Bugün bile Trabzon ve çevresindekiler, Gümüşhane ve Bayburt illerinde oturanları halt (Khalt) diye adlandırır.
Helen dilinde Halybos karbonlu demir/çelik demektir.
(Araştırmacılar) Khaliblerin madencilikteki üstünlüklerinden dolayı Homeros’un destanlarındaki Halizonlar olduğu konusunda hemfikirdirler.

g) Tibarenler
(Bugünkü Piraziz’den Perşembe ilçesine kadar uzanan topraklarda yaşamışlar.)

h) Trapezus, Kerasus ve Kotyora Helenleri

Trabzon’un doğusunda yaşamış halklar
a) Moskhiler
Ksenophon bunlardan hiç söz etmez.
Şensettin Günaltay Moskhilerin Asur tabletlerinde kayıtlı Muşkiler olduğunu belirtir (s. 44).

b) Heptakomentler
Heptakomentler adı Yediköylüler anlamındadır.
Heptakometler adı bize Yediköyleri ve bugün Rize’ye bağlı İkizde ilçesini işaret ettiğine göre bu birliklerin bölgeden geçiş yolu bugün Rize - Erzurum karayolunun geçtiği Ovit Dağı Geçiti olmalı.
Yörede yaptığımız gezilerde “Ovit” kelimesinin bölgede “Arı” anlamına geldiğini ve eski çağlarda bu bölgede kaya ve ağaç kovuklarında çok sayıda yabani arı petekleri olduğu için dağa Arı Dağı anlamında Ovit Dağı dendiğini tespit ettik (s. 46).

…
Şark Meselesinde Osmanlıların tesis ettiği istikrar ve hoşgörü içinde ömürleri uzamış, etnik kimliklerini, kültürlerini yaşama ve geliştirme fırsatını yakalamış olan gruplar, kendilerine bu fırsatı sağlamış olan Osmanlıyı yıkmak için kullanmıştır. Bu etnik gruplar sadece Osmanlıya karşı değil birbirine karşı da kışkırtılarak düşmanlık tohumları ekilmiş, kanla sulanmış ve yeşertilmiştir (s. 10).

Bölge tarihi ile ilgili en büyük çarpıtma bölge tarihînin Yunanlı kolonicilerle başlatılmasıdır. Bu yapılırken özellikle Yunanlıların koloni kurmalarından önce veya sonra bölgede yaşayan halklar ya yok farz edilmiş ya da barbar, yaban, ilkel diye nitelenerek önemsiz olduktan kabul ettirilmek istenmiştir.

Skylax’ın verdiği bilgilere göre Rize çevresinde ve özellikle batısında yer alan topraklarda Bechireler yaşamaktaydı. Çayeli bölgesinden doğuya, Pazar bölgesi ve Furtuna Deresi’ne kadar olan bölgede Ekekheirieler, Ardeşen, Arhavi, Hopa bölgesinde Byzerler ve Byzerlerin doğusunda, Batum bölgesinde de Kolkhklar oturmaktaydı.
Bechire bölgesinde Bechire Limanı ve Bechire Şehri (Rize) vardı. Ekekheirielerein bölgesinde ise Pazar bölgesinde Odeinus şehri ve Pordanis (Furtuna Deresi) ağzında Limne şehri vardı. Odeinus’a adını veren Odena halkı Kafkas menşeli idi (s. 43).

…Gürcü kralı David ölünce yerine geçen Dimitri, Kıpçakları/Kumanları iktidardan uzaklaştırdı. Kumanları Ardahan, Göle, Oltu, Tortum, Şavşat, Ardanuç, Yusufeli bölgelerine yerleştirdi (12. yüzyılın ilk yarısı).

Bölgede yaygın olarak bulunan bir başka Kuman oymağı da Sarallardır. Diğer Kuman boylan gibi Sarallar da bölgede Artvin, Rize ve Trabzon illerinde yaygın olarak yerleşmişlerdir. Bugün Of ilçe merkezi ile Solaklı Deresi vadisinde ve Sürmene’de bu adı taşıyan birçok aile yaşamaktadır. Bu ailelerden bazıları dedelerinin “Sarı Ali” adlı birisi olduğu için Saral adını aldıklarını zannederek Cumhuriyetten sonra soyadı olarak Sarıalioğlu soyadını almışlardır. Oysa kelimenin aslı Sarı+el+il’dir. Saralların genelde sarışın oldukları bir gerçek ama bu ailede birkaç kuşak öncesinde Sarı Ali lakaplı birisi yaşamış olsa da ailenin adının buradan gelmediği muhakkaktır. Tıpkı bir Akkoyunlu boyu olan Çakırlı boyunun adını taşıyanların günümüzden birkaç kuşak önce yaşamış Çakıroğlu Çakırağa ismini taşıyan kişinin oğulları olmadığı gibi Sarallar da birkaç kuşak önce yaşamış San Ali’nin oğulları değil, Saral boyuna mensup kişilerdi. Aynı şeyleri bir diğer Akkoyunlu boyu olan Ustali / Ustacalular için de söyleyebiliriz. Onlar da bugün bazılarının zannettikleri gibi Usta Ali’nin soyundan gelenler değildir. Ustali (Anadolu’da Ustacalı) adlı bu boyun mensubudurlar. İran’da, Doğu Anadolu Bölgesinde ve Doğu Karadeniz’in Rize, Trabzon ve Giresun illerinde yaygın olarak yaşadıklarını bildiğimiz bu boyların mensuplarını bir kişinin torunları olarak düşünmek çok yanlıştır. Bu boyların bugün çok geniş bu coğrafyaya yayılışı, tarihi bir süreç içinde gerçekleşmiştir. Bilim tespitlerimize göre Ardeşen/lşıklı Ortaalan Köyü halkının tamamı Saral’dır (s. 96-97).

(Bölgede Akkoyunlu bakiyeleri)
Purnaklılar Rize, Çamlıhemşin, Araklı ve Sürmene’de Çakırlılar / Çakıroğulları yaygın olarak tüm bölgeye ve yoğun olarak Of, Sürmene ve Araklı’da, Beharlular / Baharoğulları Sürmene’de; Bayramoğulları Araklı, Arsın, Sürmene, Of ve Çaykara’da; Ahmetli / Ahmetoğulları (bir kısmı Öztürk soyadı taşıyor) Sürmene’de; Çapanlı Araklı’da; Şamlı / Şamlıoğulları Sürmene-Köprübaşı’nda (Köprübaşı merkezini oluşturan Güneşara köylerini kuran ve çevre köylerde yaygın olarak yaşayan bazı ailelerin köktarihlerini anlatan elyazması metinlerde bu ailelerin Benuşamlı / Şamlıoğlu olduğu açıkça kaydedilmiştir); Solaklı ve İkizdere vadisindeki köylerde Hacılı / Hacıoğulları bugün de bu soyadı altında yaygın olarak bölgede, Hacıhamzalı / Hacıhamzaoğulları Sürmene ve Araklı’da; Hamzalu ve İnallular Giresun’da; Emiroğullan Maçka’da; Bazioğulları ve Mirdasoğulları Araklı’da; Kaçarlar Rize’de; Mamaşlılar Giresun’da yaygın olarak yaşamaktadırlar. Akkoyunlu bakiyesi olarak Trabzon bölgesine sığınanlardan bir bölüğü de Mirzalulardır. Mirza, Emirza, Mirzallu, Mirzaloğlu, Emirali / Emral vb. gibi ad taşıyan aileler bu bölüğe mensuptur. Ustaliler ise Rize Güneysu, İslahiye, Pazarköy, Pazar ilçesi, Trabzon, Sürmene ve Giresun’da yaygındırlar (s. 115).

…Turgut Günay (bölge ağızlarında) tonsuz ünlülerin korunması ve tonlu ünsüzlerin tonsuzlaşmasını (diken / tiçen, doku / toku, gizli / kizli) bölgede eski bir Kıpçak yerleşmesinin düşünülmesine mahal veren bir husus olarak nitelerken “c, ç, ge, k ünsüzlerinin sızıcılaşması (git / cit, kimse / çimse, peki / peçi) hadisesinin de Rize ili ağızlarını Akkoyunlu yerleşme alanlarına tekabül eden bazı ağızlardan biri haline getirdiğini” belirtmektedir (s. 116-117).

----
Serander Yayınları, 2000, Trabzon

Trabzon Halk Kültürü


Mustafa Duman - Trabzon Halk Kültürü

Mayıs yedisi denize kıyısı olan yerleşimlerde görülür. Denizin birçok hastalık ve illete iyi geldiğine inanılır. Kayık ve motorlarla 7 dere ağzı gezilir. 7 Mayısta vurulan yayığa “kayıp yağı” denir. Bu yağ ilaç olarak saklanır.
7 Mayısta kimseye görünmeden pınarlardan alınan suya da “kayıp suyu” denir. Bu su yağ toplamayan yayıklara katılırsa yayığın yağ tutacağı, yağ toplayacağına inanılır (s. 458).

Beşik dermanı
Yürümesi geciken çocuklar için bir parça bezin üzerine okunmuş toprak ve balmumu karıştırılır. Bu karışım çocuğun beşiğine konur. Bu sayede çocuğun kısa süre içinde yürümeye başlayacağına inanılır (s. 459).

Maçka’nın Kusera yaylasına giden yolda tabakalar halinde üst üste dizilmiş görünümü veren bir kayalık vardır. Yayla yolundaki kişiler buraya vardıklarında mola verip, tabakaların üzerine yerden aldıkları küçük taşları koyarlar. Bu sırada “yorgunluğum burada kalsın” demek suretiyle yorgunluklarının geçeceğini umarak yola devam ederler (s. 460).

Kalandar gecesinde ayı kılığına giren oyuncuya Momoyer denir (s. 463).

Bu oyunun bir benzeri geyik oyunu adıyla oynanır.

Çanta atmak
Evlerin kapısından içeriye çuval veya çanta atılır. Çanta bir ipe bağlıdır. Çantayı evin içine doğru atan kişi kapının dışında, ipin bir ucu elinde, ev sahibinin çantaya hediyeler koymasını bekler (s. 464).

Ev gezmesi
Genç kızlar komşu evleri dolaşarak un, tuz ve yağ alırlar. Topladıkları malzemelerle çörek yahut kuymak yapıp yerler. O gece rüyalarında evlenecekleri kişiyi görmek umuduyla uykuya yatarlar. Tuzlu çöreğin yapılma nedeni rüya görmeye yardımcı olmasıdır.

…

Yağmur Duası
Maçka ilçesinde kurak dönemlerde kâfir mezarlığından bir kurukafa alınıp dereye bırakılır. Kurukafa dere içinde durdukça yağmur yağacağı umulur. Yağmur eğer çok fazla yağarsa kurukafayı sudan çıkararak yağmurun dineceği umulur (s. 468). 

(Şalpazarı) Köylüler 70 bin tane küçük taş toplar. Bunları bir çuvala koyup çuvalı, dualar ederek dereye bırakırlar. Yağmur eğer çok yağarsa çuvalı sudan çıkarmak suretiyle yağışın duracağı umulur (s. 468-469).

Güneş Duası
Kuçkuçura / Gusgus dera
(Yomra) Guza guza / Gus guruza tekerlemesi
Allah’tan güneş isteriz
Hatunlardan gaymak isteriz
Verenin teknesine bereket
Vermeyenin teknesine
Başum kada bir kokmiş siçan duşsun (s. 474-475)

Sis kovma
(Sürmene)
Sis uzun sürünce gençler kapı kapı dolaşır; öncü olan elindeki süpürgeden insan kuklası yapar, diğerlerinin elinde boş kaplar olur. Evlerden yağ, peynir, un alırlar. Güneş duası / tekerlemesini söylerler. Gezme işi bitince bir yerde toplanıp ateş yakarlar. Topladıkları malzeme ile kuymak yaparlar. Kuymak üzerinde biriken yağın bir kısmını kaşıklarla alıp sise doğru savururlar (s. 477-478).

Tütün
Takatuka: tütün içilen, salonun ortasında bulunan küllüğe denir.
Enfiye: çürütülmüş tütünden elde edilen toz. Burunotu olarak da bilinir.

İlaç
Suda kaynatılan tütün suyu bit, uyuz ilacı olarak kullanılır.
Üzerine bal sürülen tütün yaprağı boğaza sarılarak ağrı kesici olarak kullanılır.

Tütün iğnesi: 30/40 cm uzunluğunda, 1 cm eninde, ucu sivri, dip kısmı delikli bir iğnedir. Kurutulması istenen yapraklar bu iğneyle ipe dizilir. İpe dizilen tütün yaprakları damlarda, serenderlerde, evin saçaklarında asılarak kurutulur. Kuruyan yapraklar havanda dövülerek kıyılmış tütün elde edilir. Kıyılmış tütün tabakalara koyularak taşınır/kullanılır.

Çatalkuyruk denen uzun boylu hamsinin kılçığı kurutulup yeni doğan çocukların başına takılırsa, çocuğun saçlarının gür olacağına inanılır (Hamsiname, 42).

Üzerinde hamsi taşıyana cin-peri yaklaşamaz (Hamsiname, 42).

Hamsi başı yakılıp tütsü yapılırsa yılan ve akrepler kaçar.

Göz ağrısı olanların gözüne hamsi suyu damlatılır, ağrıyan göz hamsi suyuyla yıkanır (s. 560).

Zehirlenen hayvana hamsi suyu içirilir.

Sıksara: eller havada, kemençe ile oyun başlar. Sağ ayak ileri, öne-arkaya, her iki yana sağ ve sol adımlarla oyun devam eder. Oyun yavaş tempoda başlayıp giderek hareketlenir. Sona doğru dizler yarım kırılır, kollar yukarıya kaldırılıp aşağıya iner…

---
Heyamola Yayınları, İstanbul, 2011


Necati Demir - Trabzon ve Yöresi Ağızları


Necati Demir - Trabzon ve Yöresi Ağızları

1. Ağız grubu: Beşikdüzü, Şalpazarı bölgesi
Bu bölge Çepni ağızlarının doğu ucu, (s. 109)

Özellikleri
R, N sesleri “nazal n” sesine dönüşür
V sesi “ğ” veya “y” sesine dönüşür
İç sesteki ğ, k sesleri çoğunlukla düşer / söylenmez (?)
Ses düşmesi olduğu durumlarda ünlü uzaması görülür: Ağa / aâ

G, Ğ, H, K ünsüzleriyle biten sözcükler ek aldıklarında son sesteki bu sesler de düşmektedir.

Düzlük yuvarlaklık uyumu bu bölgede çok zayıftır.

Ünlü düşmesi: Ne oldu / noldu

Ünsüz düşmesi: Düğün / düün

Ünlü türemesi: Recep / irecep

Tonlulaşma: Kabak / gabak

Sızıcılaşma (Ğ / Y): Eğilim / eyilim

“R” sesiyle biten sözcük “l” ile ek aldığında “r” sesi “l” sesine dönüşür: Geliyorlardı / geleyollardı

“H” sesi iç seste sıklıkla yutulur: Mahalle / maâlle

Son sesi “n” olan sözcük “l” ile ek aldığında “l” sesi “n” sesine dönüşür: Alışkanlık / alişkannuk

Zamirler yönelme eki aldıklarında hece kaynaşması oluşur: Bana / baâ, bağa; sana / saâ, sağa

2. Ağız grubu: Akçaabat’tan itibaren ilin doğusu ve güneyinde görülen ağızlardır.
Uzun ünlüler bu bölgede görülen en belirgin özelliktir: Düğün / duun

L, M, N, R, Y seslerinden ikisinin arasında kalan ünlüler kalınlaşır: Gelir / celur; alır / alur, alu

Sözcük sonundaki I, U, Ü sesleri hemen her durumda “İ” sesiyle karşılanır: Kuzu / kuzi; karı / kari; ütü / uti

Düzlük yuvarlaklık uyumu bu ağız yöresinde de pek görülmez: Birincilik / birinciluk; yalnızlık / yalağuzluk

Ünlü düşmesi: İmece / meci

Ünlü türemesi (R, L sesleriyle başlayan sözcüklerde görülür): Limon / ilimon

Halk Kültürü
(Şalpazarı)
Hayvancılık, gurbetçilik
Tarım: patates, mısır

1 Mart: eve bir koç getirilir, yıl uğurlu gelsin-geçsin diye

5 Abril: bugünden sonrası vade yelidir. Vade Yeli hikâyesi (s. 9): Kış kıyamet, adam zorda kalmış, komşusuna gidip yiyecek istemiş, komşu zalim bir Yahudi, yiyecek verecek ama karşılık olarak adamın kızını istiyor. Adam evine dönüp durumu kızına anlatmış. Kız o gece sabaha kadar dua etmiş, kar-soğuk gitsin, havalar açsın, bu müşkülden kurtulmak, nasibinin Yahudinin kapısından kesilmesi için dua etmiş. Sabah olunca bakmışlar ki kar kalkmış, hava açmış. Hayvanlar otlamaya çıkmış. Bereket müjdeleyen bu manzarayı görünce dert sıkıntı kalmamış…

Erlik keçisi efsanesinde kadın 9 çocukludur. Yaylaya çıkarken birini ağaç kovuğunda bırakır. Diğer 8 çocuk yayladaki fırtınada kırılır. Geri dönerken bebeğini bıraktığı yerde bulur. Meğerse bir keçi yavruyu bakıp büyütmüş…
(s. 10) Yörede yaşayan Bayraktar ailesinin atalarının başından geçmiş bu olay, bu nedenle keçi avlamaz, keçi eti yemezler.

Köy fırını: 3x3 metre, üzeri kubbeli, bir cephesi açık, kubbenin altı kapalı, murada mısır unu kurutuluyor.

Giyim
Fistan üzerine kuşak sarar, bunun da üzerine peştamal giyer/sarar. Üstlük olarak gömlek giyilir,
Eskiden gelinler için özel bir kıyafet yok, fes, çember sarar, üzerini süslerler,

Mart ayında tarlalar bellenir, sonra kazar tohum ekersin,

Un helvası: mısırunu yağda kavrulur. Üzerine şerbet ilave edildikten sonra top haline getirilir.

Bayramlarda keşkek yapılır. Buğday ve fasulye haşlanır, haşlanmış et bunların üzerine ilave edilir.

İçecek olarak komposto tercih edilir,

Hıdırellez’de eve yeşillik sokulmaz, eline yük ipi (dırmaç) almazlar,

(Beşikdüzü)
Armut ve dut pekmezi yaparlar

Beyaz gelinlik yoktu eskiden, kırmızı bir elbise giyinirdi gelinler (s. 45),

Kazma, bel, kürek, tırpan, dırmaç, sepet, çay makası, orak, girebi, şelek, gelberi…

Mart 9, kabak dikerler,
Mart 18, fasulye ve mısır dikilir (s. 51),

Abril 5, bu tarihten önce ekin ekilmez,

Eylül, hac ayı,
Ekim, darı ayı, hayvancılık yapanlar bu aya koç katımı derler

Kiraz ayının 7’si denize gitme/girme zamanı (s. 52)

Veterinerlik: hasta hayvana tuz yalatırlar, suyuna tuz atarlar

Hekimlik: Dolama, damarotu ateşte soldurulup parmağa sarılır.
Eldeki çatlaklar için doruk ağacının zifti ellere sürülür.

Çeyiz için nakış, dantel hazırlanır. Masa örtüsü, çember, oya, patik çeyizde bulunur

Çocuk deliklikayadan geçirilirse yürümeye başlar,

Çocuğa meme vermeden kulağına ezan okunur,

Masır: Peştamal tezgâhı

(Tonya)
Askere gidecek olanlar için akşamüzeri horonlu, kemençeli eğlence tertip edilir.
Kalandar kırma: Şanslı bilinen kişi sabahtan çağrılır kalandarı kırsın diye… O gün kapı açılmayacağı için dışarıdan gelen kişi usulca ses eder içeriye,

Ğodiş: mısır / koliva

Armut çeşitleri: Hamza armudu, bal armudu, kasap armudu, eğri sap armudu, bambuğap armudu

Cenazelerde ağıt yakılır, birinin yorulup sustuğu yerde diğer bir kişi ağıda devam eder.
Cenazelerde fakir kişilere para dağıtılır.
Cenazeden sonra akşamları Kur’an okunur. 3. gün mevlit okutulur. 40 veya 52. günde de mevlit okutulur.

Hayvancılık ve bahçe tarım başlıca geçim kaynakları…

(Düzköy)
Veteriner: Hasta inek için çalı ve tavuk pisliğiyle tütsü yapılır,

Tarım ve hayvancılık yaygın
İlçede kireç taşı da bolca mevcut,

(Akçaabat)
Fasulye, mısır, tütün, fındık, gurbetçilik
Şeker fasulye: Beyaz fasulyeye deniyor

(Maçka)
Kalandar’da mısır pişirilir / haşlanır. Çörek, kek yapılır. Çocuklar yüzleri maskeli gezerler evleri, Eskiden kapı önlerini kazarlarmış; ya öleceğiz ya bize bir hediye diyerek, evden içeriye girip başlarlar horon oynamaya, hediyelerini alınca giderler.

Güneş Duası (s. 191)
Kusguzara
Yaylada daha çok çobanlar yapar bunu. Üç beş genç dua / tekerleme söyleyerek kapı kapı dolaşır, un, yağ, peynir tedarik ederler. Evden hediye aldıktan sonra, ev sahibi ocaktan aldığı birkaç parça közü, havaların ısınmasına-güneşin açmasına niyetlenerek- bunların ardından avluya atar. Sonra bunu pişirip (Kayağana – Kuymak) yerler.

Yazlık köyü – komşu köy – kızara köyü – Hazardan gelme Yahudiler varmış buralarda,
Mübadele zamanı bunlar din değiştirip Müslüman olmuşlar, Davut yıldızını taşımaya devam ederler (s. 203),

Kalandar eskiden yokmuş, Rus işgalinden sonra çıkmış bu adet (s. 209).

Hekimlik: Kuduz düğünü, ısırılan kişi, ısırıldığının 40. gününün akşamında sabaha kadar uyutulmaz, aksi halde, eğer uyursa kuduracağı düşünülür, onu uyutmamak için eğlence tertip edilir, horonlar oynanır (s. 209-210).

Kurt dede: Dedenin dedesine, veya ismini bilinen eskilerden en eski kişinin babasına denir.

Kalandar ezgisi
Şekerim var ezilecek
İnce tele dizilecek
Bekletme hanım yenge
Çok yer var gezilecek (s. 210)

Dört yol ağzında ateş yakıp ateşin üstünden atlarlar.
O gece muradını görmeye niyetlenip uyurlar. Niyetlendikleri için olup olmayacağını görecekleri rüyaya göre yorumlarlar.

(Ortahisar)
Düğün yemeği; tatlı, sütlaç, sarma, pilav, çorba, fasulye turşusu / yemeği…

(Yomra)
Küçük 11, eğri gündür, 1 sene boyu yaptığın kötülüklerden arınmak için 1 tane beyaz fasulye suya atılır, su fasulyeyi nasıl alıp götürürse yapılan kötülüklerin de aynı böyle gideceği umulur (s. 237).
O gün zifaf olmaz, yoksa çocuk eğri doğar.

Kömür: kuyu kazıp içine odun doldurup yakarlar. Odunlar kömüre dönünce ateşi söndürürler. Kömürü, ya satarlar ya da kışlık olarak saklarlar.

Gelin almaya kemençe ve of kavalıyla giderler.
Geçim: ağırlıkla hayvancılık ve bahçe tarımı, mısır ekilir, yaylacılık yapılır, gurbetçilik ve madencilik yapılır.
Maden köyü: Gelin taşı denilen yerden su çıkar. Bu sudan şifa ararlar.

(Arsin)
Abril 7, Gelin kayaya giderler (Üçpınar köyü), taşın üstündeki gölün suyu ellerin çatlaklarına iyi gelir. Şifalı su diye buraya gidenler çoktur (s. 261).

Kutlik otu: sütlü bir ot
Töş otu: turşusu yapılır
Tiken ucu: turşusu yapılır

Yolaç köyünde gelin kayası var, efsaneye göre gelin haber eder kaynanasına, ben gelene kadar evi terk et, diye. Kaynana beddua eder, gelin oracıkta taş kesilir (s. 265).

Çorap, kuşak, patik dokuyup satarlar.

Kendirden dokunan bezlerden kesilen pantolona şal pontul derler.
Küçük 7 ve Mayıs 7’de şifalı sulara gidilir (s. 268).

Seyirlik oyunlar
Biri sırtına post giyinir, diğerleri davul zurna çalar, post giyinen oynamaya başlar. Elindeki cecimle seyircilerinden hediye ister (ceviz, fındık vs.), Sınır çizerler kendi aralarında, güya sınır anlaşmazlığı yaşarlar ve tartışıp kavga ederler.

Damarca yaprağı vara, lahanaya benzer, yemeklerde kullanılır (s. 271).

Köy fırını: geceden sac yahut pileki içine konulan ekmeğin üzeri kapatılır ve bunun da üzeri külle veya fındık zülfüyle örtülür. Ekmek sabaha kadar pişer.

(Araklı)
Fındık ve hayvancılık başlıca geçim meşgaleleri

Değirmenci, öğütmek için bedel olarak undan bir miktar alır. Bunun ölçüsü 1 kebiçtir (s. 281).

Pilekide pişirilen ekmeğin altına lahana yaprağı serilir, böylece hamur kaba yapışmaz.

Araklı, Erenler köyünde Beşiktaş var, geline ah etmişler, o da orada elinde beşiğiyle taş kesilmiş.

Kilim dokunurdu eskiden. Erkekler dahi çorap örerler,

Mayıs 7, hava iyiyse derelere gider, çocukları yıkarlar (s. 295),

Düğün, geline eve girer, odasına geçer, kaynana su dolu tasın içinde bir yüzükle gelinin yanına varır. Gelinin elini yıkar, yüzüğü parmağına takar. Bundan sonra gelinin kucağına çocuk koyarlar. Sonra damat gelir, kızın yanına oturur. Davetliler gelip takılarını verirler (s. 304-305).

Ayı ile Geyiğin Masalı (s. 329)

(Köprübaşı)
Orak ayı, biçin ayı / zemheri, sığır koyan (sığırları ahıra koyuyorlar bu ayda, bu nedenle sığır koyandır adı.

Kalandarın ilk 6 günü ve önceki ayın son 6 günü gün sayılır.

Kalandar,
Gece kapıya gelenlerin tanınmayacak şekilde kılık değiştirmeleri önemlidir. Ev sahibi kapısına geleni tanırsa hediye verilmez.

Koban: Kendir döven değirmen çarkı

Kırklama: 41 kaşık su, lohusanın başından aşağıya dökülür.

---
3 Cilt, Gazi Kitabevi Yayınları, Ankara, 2006