3 Temmuz 2019 Çarşamba

Bir İttihatçı Eğitimci Ahmet Şükrü Bey


Bir İttihatçı Eğitimci Ahmet Şükrü Bey - Doktora tezi 
Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012
Osmanlı Devleti’nin son dönem Maarif Nazırlarından Ahmet Şükrü Bey 1875 (1291) senesinde Kastamonu’da doğmuştur.
…iptidai ve rüştiye tahsilini Kastamonu’da, ortaöğrenimini ise Trabzon İdadisinde tamamlamıştır. Darülmualliminden de aliyyülâlâ derece ile 22 Ocak 1895’te mezun olmuştur.
…öğretmenlik mesleğine intisap eden Ahmet Şükrü Bey’in ilk görev yeri, Selanik İdadisidir.
…öğretmenlik görevlerinden istifa ederek 9 Haziran 1901 ile 28 Şubat 1902 tarihleri arasında İşkodra Valisi Müşir Kazım Paşa’nın hususi kâtipliğinde istihdam edilmiştir. 28 Şubat 1902’de Hicaz Demiryolu Nezareti Kâtip ve Muakkipliğine tayin olunmuştur. 1 Eylül 1903’te İstanbul’da Darülhayr Muhasebe Memuriyeti refakatine görevlendirilmiştir.
Ekim 1909’da Selanik Maarif Müdürlüğüne tayin edildi.
Ağustos 1910’da Siroz Mutasarrıflığına görevlendirilmiştir.
…itilafçılar iktidara gelince onu İstanbul’dan uzaklaştırmak istemişler ve Ağustos 1912’de Saruhan Mutasarrıflığına göndermişlerdir.
Babıali Baskını ile ittihatçıların yönetimi ele alması sonucu kurulan Mahmut Şevket Paşa kabinesinde Ahmet Şükrü Bey Maarif Nazırlığı görevine getirilmiştir.
1914 seçimlerine katılarak memleketi Kastamonu’dan mebus seçilmiştir.
Ahmet Şükrü Bey bakanlık görevlerinden ayrıldıktan sonra mebusluk görevini sürdürmüş (…) Bu esnada ticari faaliyetler içerisinde yer almıştır.
…yurt içinde ve yurt dışında sigorta işleri yapmak üzere 99 seneli ve 150 bin lira sermayeli “İttihad-ı Millî Osmanlı Sigorta Şirketi” adı altında bir şirket kurmuştur.
…merkezi İstanbul’da olmak üzere 50 sene süreli ve 300 bin lira sermayeli “Trakya Tütün Ticaret ve Ziraatı Osmanlı Anonim Şirketi” adıyla bir şirket daha kurmuştur.
Mütareke Dönemi’ndeki Zaman gazetesinin sahibi olmuştur.
Aralık 1918’de Meclis-i Mebusanın feshi ile Ahmet Şükrü Bey’in mebusluk vazifesi de sona ermiştir.
Mart 1919’da tutuklanarak önce Bekirağa Bölüğüne hapsedilmiş ardından mayıs sonlarında İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüştür. Esaretten kurtulduktan sonra İstanbul’dan uzak kalan Ahmet Şükrü Bey İzmit’e yerleşmiş ve İzmit livası il daimî heyetinde bulunmuştur.
Mayıs 1923’te Trabzon’a vali olarak atanmıştır.
İkinci Meclis için yapılan seçimlerde yine Mustafa Kemal Paşa tarafından Kocaeli (İzmit) mebusu seçtirilmiştir.

1924 Kasımında kurulan ilk muhalefet partisinin içinde yer alan Ahmet Şükrü Bey (…) İzmir Suikastı teşebbüsüyle ilgili görülmüş, sorgu ve muhakemeler sonucunda birinci derecede suçlu olduğu sabit bulunarak 13/14 Temmuz 1926’da idam edilmiştir.

Bir muhalif fırkanın teşekkülü ve böylece ülkede çok partili yaşama geçiş, hayli girift hadiseler üzerine vuku bulmuştur.
Bu cümleden olarak ilk ihtilaf Rauf Bey ile İsmet Paşa arasında Lozan Konferansı görüşmeleri esnasında ortaya çıktı. Mustafa Kemal Paşa, bu hadisede İsmet Paşa’nın yanında yer aldı. Rauf Bey, İsmet Paşa ile aralarında oluşan vaziyet ve kendisine yapılan tarizler üzerine artık beraber çalışamayacaklarını ve yüz yüze gelemeyeceklerini, sulhu imzalayan İsmet Paşa’nın tatbikini de kendisinin yapmasına fırsat vermek düşünceleri ile hükûmetten çekilme kararı aldı (s. 311).

İzmir Suikastı
Suikast tertibinin elebaşlarından olduğuna inanılan Ahmet Şükrü Bey’in (…) olayda önemli parmağı olduğu tespit edilmişti. Ahmet Şükrü Bey o esnada İstanbul’daydı.
TBMM Başkanı Kazım(Özalp) Paşa’nın kendisini davet ettiği söylenmiş ve bu suretle zabıtaca evinden alınmaya çalışılmıştır.
Ahmet Şükrü Bey ilk sorgulamasında mebusluk dokunulmazlığını öne sürerek susma yolunu tercih etti.
Meclis başkanı Kazım Paşa’dan geldi. O, tutuklu vekillerle ilgili çok tartışılacak şu düşünceleri ileri sürerek meclisi toplantıya çağırmaya lüzum görmedi: Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 17. Maddesine göre kendisine cürüm isnat edilen bir mebus zanlı olarak sorgulanamaz, muhakeme edilemez ve tutuklanamaz ise de “cinayi cürmümeşhut” istisnadır. Anlaşıldığına göre suikastçılar görüşmüşler, düşünmüşler, tertibat yapmışlar ve her türlü vasıtayı hazırlayarak tatbike geçmişlerdir (s. 367).

İstiklal Mahkemesi Başkanı Ali Bey’in Vakit gazetesine verdiği demeçte, suikast teşebbüsüne nasıl gelindiğinin kısa bir öyküsü yer alıyordu.
Mahkeme Başkanına göre, Lozan Konferansı’nın sonlarında “mücadele-i milliye rüesası” arasında çekişme ve yanlış anlaşılma belirtileri baş gösteriyor. Cumhuriyet’in ilanını müteakip Rauf Bey’in durumu ortaya çıkıyor. Öte yandan o ana kadar gözlemleyen ve sâkıt bir hâlde bekleyen Cavit, Hüseyin Cahit ve Kara Kemal Beyler gibi eski İttihat ve Terakki reisleri bu vaziyet karşısında kendileri için bir şeyler düşünüyorlar. CHF’ye dönüşen Müdafaa-i Hukuk içine Ahmet Şükrü ile İsmail Canbolat Beyleri özel bir surette sokuyorlar ve 1924 senesi ortasında bir fırka kurmayı düşünüyorlar. Böylece bu iki şahıs ile diğer bazı arkadaşları yeni fırka teşkilini tasviple ilk TBMM’de ortaya çıkan İkinci Grubu da yanlarına alıyorlar. Böylece İkinci Grubun önde gelenleri ile Ahmet Şükrü ve Kara Kemal Beyler pek çok kez Terakkiperverin teşkiline beraber çalışıyorlar. Mahkeme Başkanına göre Kazım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar o gün bu durumu görebilselerdi böyle bir hâle düşmeyebilirlerdi. Takdir kabiliyeti gösteremiyorlar. Ayrıca bir taraftan eski İttihat ve Terakki ile İkinci Grubun tesiri altında bir entrika çemberi içine dâhil oluyorlar, doğrudan doğruya bir fırka kurmaya cesaret edemeyen adamların önüne geçip Terakkiperver Fırkasını meydana getiriyorlar. Bu şekilde bir tarafta Gazi ve İsmet Paşa’dan meydana gelen inkılâp Cumhuriyet Fırkası, diğer taraftan içinde komitecilik, yağmacılık ruhu taşıyan ve ne olursa olsun iktidara geçmeğe arzulu zümreler ile bazı sebeplerden çoğunluk partisinden ayrılmış şahıslardan oluşan Terakkiperver Fırka karşı karşıya geliyorlar. Bu iki fırka siyaset sahnesinde bazı mücadele ve münakaşaya giriyorlar. Fakat Terakkiperverler hiçbir zaman muvaffak olamıyorlar. Bu nedenle, Terakkiperverler, içyüzlerinde etken olan şahsi maksatlarına erişmek için gayrimeşru yollar aramaya başlıyorlar. Nitekim Şeyh Sait İsyanı ile bunu takip eden şapka isyanlarını, çoğunluk fırkasına karşı azınlık fırkası ve içindeki tahripçi unsurların için oynadıkları rollerin doğal bir neticesi olarak görmek zorunludur. Şimdi aynı unsurlar iktidar mevkini elde etmek için herhangi bir karışıklık ve değişiklikle iktidara gelemeyeceklerini düşündüklerinden suikaste karar veriyorlar.
Ocak 1925’te suikast teşebbüsünün fiilen neticelendirilme zamanı, Anadolu’da ortaya çıkarılan şapka isyanlarına günü gününe tesadüf ediyor. Bu noktada Ali Bey, vaktiyle memleketi hırs ve keyiflerine göre istedikleri gibi tasarruf etmiş olan eski iaşeciler içerisine mücadele-i millîye rüesasından bazılarının bilerek bilmeyerek karışmış olması, vatanın uygunsuz kaderi için çok elimdir, diyerek şunu söylemiştir: “facianın iç safhası olan bu ciheti de ariz ve amik tetkik ve tahlil ederek bu gibi anasır-ı muzırrayı bir daha memlekette mazarrat ikana muktedir olamayacak bir şekilde tasfiye etmeğe çalışacağız”. Mahkeme Başkanı son olarak muhakemelerini yaptıkları kişilerin dahi bu hususta ne derecede ilgileri bulunduğunu derinlemesine sorguladıklarını, bunların da alakalarına göre vaziyetlerinin tespit edilerek ellerinden geldiği kadar bütün safahatın içyüzünü millete tüm açıklığı ile göstermeğe çalışacaklarını söylüyordu (Vakit,  no. 3051, 1 Temmuz 1926, s. 1-2.).

İdamı istenilenler arasında yer alan Ahmet Şükrü Bey, iddianameye karşı son müdafaasını yaptı.
İdamı hükümleri 14 Temmuz 1926 sabaha karşı saat ikide infaz edilmiştir. Ahmet Şükrü Bey’in asılması sırasında bir aksilik yaşanmış ve darağacının ipi vücudunun ağırlığına dayanamayarak kopmuştur. Bunun üzerine diğer bir darağacına taşınarak orada asılmıştır
…

Ahmet Ferit Tek'in Hayatı, Siyasi Faaliyetleri ve Fikirleri

Ahmet Ferit Tek'in Hayatı, Siyasi Faaliyetleri ve Fikirleri - YLT
Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006

II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerimizin en seçkin simalarından biri olan Ahmet Ferit Bey 7 Mart 1878’de, Bursa’da doğdu.
1912 tarihinde Milli Meşrutiyet Fırkası’nı kurdu, aynı yıl partinin yayın organı olarak İfham gazetesini çıkardı.
Damad Ferit Paşa’nın II. Kabinesinde, Mayıs 1919–Temmuz 1919 tarihleri arasında Nafıa Nazırı oldu. 9 Aralık 1919’da Milli Türk Fırkası’nı kurdu. 30 Mayıs 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne katıldı. 18 Temmuz 1920 tarihinde Maliye Vekilliği uhdesine verildi. İcra Vekilleri Heyetinin 26 Ekim 1921 tarihli kararıyla, Paris temsilciliğine atandı daha sonra Lozan görüşmelerine katıldı. 30 Ekim 1923’te kurulan İsmet Paşa’nın ilk Cumhuriyet Kabinesinde, ilk Dâhiliye Vekili oldu. Bu görevi sırasında 150’likler listesi ile 1924 yılında Köy Kanununu hazırladı. 6 Mayıs 1925–1932 tarihleri arasında Londra, 1932–1939 tarihleri arasında Varşova, 1939–1943 tarihleri arasında Tokyo Büyükelçiliği görevlerinde bulundu. 25 Kasım 1971’de, vefat etti.

İfham Gazetesi
Milli Meşrutiyet Fırkası’nın yayın organı olarak 22 Eylül 1912’den itibaren Ahmet Ferit Tek tarafından çıkarıldı. Bu dönemde yazı işleri müdürlüğünü Mustafa Suphi yaptı.
1913’te kapatıldı. İkinci yayın dönemi 23 Temmuz 1919’da başladı. Gazete bu yayın döneminde de Milli Türk Fırkası’nın yayın organı olarak faaliyet gösterdi.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak, yer yer belirmiş Milli Mücadele teşebbüslerini teşkilatlandırmaya koyulan, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle millet iradesini bir merkezde toplamağa çabalayan Atatürk’ü, hiç bir şeyden çekinmeksizin desteklemiştir.
Aynı yılın sonlarına doğru Ahmet Ferit Ankara’ya geçince İfham’ın yayımına son verildi (s. 68-69).

Türk-İtalyan Savaşı
Türkler en kötü zamanlarında bile savaş sahnesinde büyük başarılar kazanmıştır; ancak İtalya tarihi boyunca daima mağlup…
Bu nedenledir ki İtalya, Adalar Denizinde ve Boğazlarda tehdit unsuru oluşturarak Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak istemektedir.
…bu yıllarda, bir Rus-İtalyan itilafnamesi vücuda gelmişti ve İtalya bu itilafnameye dayanarak Rusya’yı Osmanlı’ya karşı yanına almak istiyordu.
Boğazların ele geçirilmesi yine Rusları, Türklere karşı İtalyan’ın yanına iten sebeplerdendi.

Ahmet Ferit Bey, 1919 yılında, Damat Ferit Paşa kabinesinde Nafıa Nazırı iken, 8 Temmuz 1919 tarihinde Damat Ferit Hükümeti adına Mustafa Kemal Paşa’nın maiyetindeki Miralay Refet Beye çektiği telgrafta Mustafa Kemal’i şiddetle eleştirmiştir.
…bu yazı Dâhiliye Vekili Ahmet Ferit Beyi çok zor durumda bırakmıştır ki O, telgrafın aslında bir parola olduğunu iddia ederek, Refet Paşa’yı da kendisine tanık göstermek ister ancak her zaman aksini iddia ettiği halde Ankara Hükümeti’ni zor duruma düşürmekten zevk alan Refet Bele de bu yazıyı onayladı. Böylece Ferit Bey istifa etmek zorunda kaldı.
…

Ahmet Ferit Tek'in Hayatı ve Siyasi Faaliyetleri - Makale özeti

Ahmet Ferit Tek'in Hayatı ve Siyasi Faaliyetleri - Makale
Tarih Okulu, 2008, Sayı 1, s. 19-47.

Düyun-u Umumiye ve kapitülasyonlar hususunda Türk tarafı taviz vermek istemiyordu. Fakat Hasan Saka Bey ve görüşleri alınmak için Lozan’a davet edilen Cavid Bey, milli çıkarlarla hiç de bağdaşmayacak teklifleri kabul etmek istiyorlardı. Bu gelişmeler üzerine İsmet Paşa, Ahmet Ferit Bey’i Paris’ten getirterek, ona sermaye taksimi üzerine bir proje yaptırtmak istedi.

Ferit Bey Ocak 1923’te Lozan’a geldi ve derhal İsmet Paşa ile görüştü. İsmet Paşa’yla görüştükten sonra gazetecilere şöyle bir demeç verdi:
“Durum, eğer yararlanmayı bilirsek gayet iyidir. (…) Boğazlar meselesinde aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Biz de Boğazların hakiki serbestîsine taraftarız.” / s. 39

Ferit Bey, İsmet Paşa’nın istediği projeyi verilen esaslar dairesinde yapmış, fakat müzakere sırasında Fransız delegeleri ile kavga etmiş, bu nedenle geri dönmek zorunda kalmıştı. Ferit Bey’in, Lozan’da Fransızlarla tartışması çok geçmeden o dönem hükümet reisi Rauf Bey (1881–1964) ile İsmet Paşa arasında bir kavgaya dönüştü. / s. 39

Rauf Bey ve Ferit Bey arasında eskiye dayanan bir husumet bulunmaktaydı. Nitekim 6 Şubat 1923 günü hükümetin bir kararıyla Ferit Bey’in, Paris Mümessilliği görevine son verildi.

Ahmet Ferit Bey’in, Dâhiliye Vekilliği sırasında gerçekleştirdiği diğer önemli icraatı ise 150’likler listesini hazırlamış olmasıdır.
21 Mayıs 1924 tarihinde, yani 150’likler listesini sonuçlandıramadan vekillikten istifa etmek zorunda kaldı (s. 40).
…

Ahmet Emin Yalman Dönemi ve Gazeteciliği (1918-1938)

Ahmet Emin Yalman Dönemi ve Gazeteciliği (1918-1938) - Doktora tezi
Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşması olan Lozan Anlaşması'nın imzalanması sürecinde, iç politika ve basındaki görüş ayrılıkları, ileride etkileri daha çok açığa çıkacak anlaşmazlıkların temelini hazırlamıştır. Anlaşma'nın II. Meclis'te onaylanmasından sonra siyasal alanda köklü değişiklikler yapılmaya başlanmış bu süreçte İstanbul basınında Ankara yönetimine sert eleştiriler yöneltilmiştir (s. 2).

Siyasi iktidarın İstanbul basınına ilk tepkisi, Lozan Anlaşması sonrasında ilan edilen genel aftan hariç tutulan 150 kişilik listeye, on üç gazetecinin ilave edilerek yurt dışına sürülmesi ile olmuştur. Ankara yönetimi, 1924'te Hint Hilafet Komitesi liderlerinden Ağa Han ve Emir Ali'nin hilafetin kaldırılmaması ile ilgili İsmet Paşa'ya gönderdikleri mektubun Tanin, Tasvir-i Efkar ve İkdam'da yayınlanması sonrasında, ilgili gazetecileri İstanbul İstiklal Mahkemesi'nde yargılayarak basına sert bir müdahalede bulunmuştur (s. 3).

1927 yılında, eski Malta sürgünleri İngiltere Hükümeti'nden tazminat isteme konusunu gündeme getirmişlerdir. Lozan Anlaşması'na göre bir Türk-İngiliz hakem mahkemesi (Muhtelit Mahkeme) kurulmuş, İngilizler, Türk Hükümeti'nden çeşitli başlıklarda tazminat almışlardır. Malta sürgünleri de aynı Karma Hakem Mahkemesi'ne baş vurarak Malta'da gördükleri muameleden dolayı davacı olmuşlardır. Davacıların başında ismi geçenler Eczacı Mehmet Bey, Albay Celal Bey, Mahmut Kamil Paşa, Ahmet Emin, Esat Paşa (Işık) ve Mustafa Abdülhalik (Renda)'dır. Ahmet Emin’in davasını da Prof. Muslihiddin Adil diğer davalara örnek olmak üzere üstlenmiş, İngiliz Hükümeti'nden 5400 liralık tazminat talep etmiştir. Ancak Mahkeme, 29 Haziran 1927 günü yetkisizlik kararı yanı sıra Ahmet Emin Bey'den de 240 lira tutan mahkeme giderlerini ödemesini istemiştir (s. 109).

4 Şubat 1923’te Lozan Konferansı tarafların uzlaşamaması nedeni ile kesilmiş, İsmet Paşa Meclis'e bir açıklama yapmadan, Mustafa Kemal ile Eskişehir’de buluşması tepkiye neden olmuştur. İsmet Paşa'nın, Meclis'te Lozan Konferansı'na ilişkin beyanlarda bulunduğu sırada ise II. Grubun muhalefeti daha da sertleşmiştir.

Yeni Meclis 11 Ağustos’ta toplanmış ve ilk işi de 20 Temmuz'da imzalanan Lozan Anlaşması'nı onaylamak olmuştur.
İsmet Paşa'nın Lozan’da iken Bakanlar Kurulu'ndan önce Mustafa Kemal ile şifreli haberleşmesi, Mustafa Kemal'in de Lozan'daki delegelere birebir talimat vermesi Rauf Bey ile İsmet Paşa’nın arasının açılmasına neden olmuştur.
Lozan dönüşünde İsmet Paşa ile yüz yüze gelmek istemeyen Rauf Bey, seçim bölgesine gitmek üzere izin almış ve sonrasında da istifasını vermiştir (s. 119).

Ahmet Emin, Milli Mücadele yıllarında ve Lozan görüşmeleri sırasında sık sık Amerika ile ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiği hakkında yazılar kaleme almıştır (s. 133).

Lozan Anlaşması ile bağımsızlığına kavuşan Türk devletinin şeklinin belirlenmesi konusu gündeme gelmiştir. Kabinede çıkan atamalarla ilgili uzlaşmaya varılamayınca Mustafa Kemal kabineye istifa etmelerini tavsiye etmiş, Meclis tarafından hazırlanan Bakanlar Kurulu listesindeki çoğu kişi görevi kabul etmeyince bunalım daha da artmıştır. Bunun üzerine Mustafa Kemal “Cumhuriyet'in” ilan edilmesi zamanının geldiğini ve bu yolla güçlü ve uyumlu bir hükümetin kurulabileceğini belirten bir konuşmayı 29 Ekim 1923’te Meclis'te yapmıştır (s. 142).

Lozan Anlaşması sonrasında Meclis'te varolan özgür tartışma imkanının ortadan kalktığını belirten Ahmet Emin, Turkey in My Time adlı eserinde ise, Mustafa Kemal'in, büyük sosyal reformları ikna yöntemi ile büyük bir hızla hayata geçirdiğini, içte ve dışarıda tehlike belirdiğinde, kriz çıktığında demokratik yöntemlerle sabır, tolerans ve öngörü çerçevesinde hareket ettiğini yazmaktadır. Yazısına şöyle devam etmiştir: “Hayatını bu erdemlerle geçirme ve keyfilikten kaçınma eğiliminde olmasına karşın, her zaman bu yüksek standardı yakalayamamıştır. Ne yazık ki liderliğinde partizan olmayan ulusal prensiplere bağlı kalamadı veya her zaman muhaliflerin şikayetlerini adil bir tarafsızlıkla tetkik edemedi” 549 Mustafa Kemal'in eğer isteseydi böyle bir lider olabileceğini, ancak maalesef güçlü rakiplere karşı politik mücadeleyi kazanma isteğine yenik düştüğünü eklemektedir (s. 165-166).
…

1923 Milletvekili Seçimleri ve Basın (Hakimiyet-İ Milliye, Tanin, Tevhid-İ Efkar)


1923 Milletvekili Seçimleri ve Basın (Hakimiyet-İ Milliye, Tanin, Tevhid-İ Efkar) - YLT
Ahi Evran Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013


Lozan’da düzenlenecek olan barış konferansı için müttefikler, Anadolu’daki her iki Hükümete de davetiye göndermişlerdir.

I. Dünya Savaşı sonrasında, İtilaf Devletleri arasında toprak paylaşımları konusunda tam bir anlaşmanın sağlanması zaman alırken, Avrupa Devletleri ile
Sovyet Rusya arasında ciddi bir rekabet ortaya çıkmıştır. Mondros’tan Lozan’a ulaşan dönemde, Mustafa Kemal Paşa, Avrupa’daki bu durumu iyi değerlendirmiş (…) bu rekabetten yararlanırken herhangi bir devlet ile tam anlamıyla bir ittifak kurmaktan kaçınmıştır.

Lozan Konferansı’nın çıkmaza düşmesi, TBMM’de bulunan I. Grup ve II. Grup üyeleri arasındaki çekişmenin daha da artmasına neden olmuştur. II. Grup üyelerinden Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi bu çekişmeyi iyice ateşlemiş ve Meclis karar alamaz duruma gelmiştir. Bunun üzerine 1 Nisan 1923’te alınan seçim kararı ile Meclisin yenilenmesine karar verilmiştir.

Lozan Konferansı sırasında yaşanan tartışmalar, Mecliste Mustafa Kemal Paşa’ya karşı başlayan muhalefet ve Cumhuriyetin ilanı öncesinde ve sonrasında yaşanan tartışmalar basın üzerinde yasal kontrolü zorunlu hale getirmiş ve zararlı yayınlar yapan gazeteler kapatılmıştır (s. 21).

2 Kasım 1922 tarihinde yapılan Meclis görüşmelerinde Rauf Orbay’ın konferansa gidecek heyetin Hükümet tarafından seçileceğini açıklaması üzerine Mersin Mebusu Selahattin Bey, Meclisin onayı olmaksızın Hükümetin heyet üyelerini seçmesinin doğru olamadığını belirerek itiraz etmiştir. Rauf Bey, harp ilanı ve sulh akdi gibi konuların elbette Meclisin yetkisi olduğunu fakat heyetin gitmesinin bir harp ilanı ya da sulh akdi olmadığını belirtmesi üzerine tartışma alevlenmiştir. Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey, Meclisin istenildiği zaman ifayı vazifeden men edilemeyeceğini ve Hükümetin bu konuda söz sahibi olmadığını söyleyerek tartışmayı daha da şiddetlendirmiştir. Yaşanan tartışmalardan sonra 67 ye karşı 121 kabul oyu ile delegelerin Hükümet tarafından seçilmesine karar verilmiştir (s. 70).

Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey; Musul meselesinin konferans gündeminden çıkartılarak Milletler Cemiyeti’ne havale edilmesinin kabul edilmesine ve Hükümetin Lozan’da izlediği politikaya şiddetle karşı çıkmıştır.

Lozan konusunda II. Grubun mecliste ortaya koyduğu tavır basında Tan ve Tevhid-i Efkar gazeteleri tarafından desteklenmiştir. Söz konusu gazeteler, Hükümetin, Lozan’da izlediği politikayı eleştirmişler ve Misak-ı Milli’den kesinlikle taviz verilmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir (s. 74).

Ali Şükrü Bey cinayetinin yarattığı olumsuz hava, Meclisin işleyişini zorlaştırırken II. Grup tarafından gerçekleştirilen sert muhalefet, Lozan Konferansı’nda varılacak uzlaşmanın, Meclise kabul ettirilememesi konusunda ciddi endişeler ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa’nın daha önceden kafasında tasarlamış olduğu, Meclisin yenilenmesi fikri hayata geçirilmiş ve 1 Nisan 1923 tarihinde seçim kararı alınmıştır. Seçim kararı alınmasının tek sebebi Lozan konusunda Mecliste uzlaşma sağlanamayacağı endişesi olmamıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın yapmayı tasarladığı devrimlere destek olabilecek bir Meclis meydana getirmek amacıyla muhalefeti saf dışı bırakma arzusu da seçim kararı alınmasının önemli sebeplerinden birisi olmuştur (s. 242-243).
…