5 Temmuz 2019 Cuma

Ebuzziyazade Velid Bey’in kaleminden Lozan Konferansı Dönüşü İsmet Paşa’yı Gülcemal Vapuru’nda Köstence’de beklerken (10-16 Şubat 1923)


Prof. Dr. Serpil Sürmeli - Ebuzziyazade Velid Bey’in kaleminden Lozan Konferansı Dönüşü İsmet Paşa’yı Gülcemal Vapuru’nda Köstence’de beklerken (10-16 Şubat 1923) 
Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 53, (Lozan Antlaşması Özel Sayısı), 2013, s. 267-284

İsmet Paşa ve beraberindeki Türk Heyeti yurda dönmeye karar vererek, 7 Şubat 1923’te Lozan’dan ayrıldı.
…heyeti Köstence’de karşılayıp getirmek üzere, TBMM Hükümeti tarafından Gülcemal Vapuru tahsis edildi.
Vapurda on gazeteci arasında bulunan Tevhid-i Efkâr Gazetesi sahibi ve başyazarı Velid Bey, Köstence yolculuğunu ve burada geçen altı günlük bekleyişi nihayet İsmet Paşa ile dönüş yolunda gerçekleşen görüşme ve izlenimlerini kaleme aldı.

(Köstence) Şurası nazar-ı dikkatimizi celbetti ki, karaya ayak basar basmaz ilk karşımıza çıkan sivil zabıta memurları mükemmel Türkçe biliyorlardı.

İsmet Paşa: Lozan’a herkes istediklerini cebine koyup gelmişti. Çok mücadele ettik… Galiba geçen Pazar günüydü. İngiliz murahhasları Lozan’dan hereket ettiler. Ertesi sabah Mösyö Bompard ile görüştüm. Sordum, Ne olacak? dedim. İnkıtaın resmen tebliğini istedim. Mesuliyetin ağırlığından bahsederek, vaziyetin Mudanya Mütarekenâmesi’nin hitamı lüzumuna amir olduğunu beyan ettim. Mösyö Bompard, hayır dedi. Konferans inkıta bulmamıştır.

Müttefikler bizden tamirat namı altında hasarat-ı harbiye de istiyorlardı.
Bizde birinci tertip evrak-ı nakdiye karşılığı olarak Viyana Bankası’nda iken, müttefiklerce vazıyed edilen 5 milyon altın lira ile İngiltere’ye bedelleri tesviye edilmiş olan dretnotların iadesinden bilmukabele vazgeçtik ve bu suretle takas yaptık.

Yunanlılar aramızda anlaşacağız. Yunanlılar memleketimizde çok geniş tahribat ika ettiler. Bunların tamir ve telafisi için 4 milyar altın frank istedik. Anlaşacak ve mesele hükme havale edilecektir, dediler. İngiliz heyet-i murahhası bu meselede çok mukavemet gösterdi. Nihayet muahedeye böyle bir madde girmesi karargir oldu.

Boğazlar ve hudutlar meselelerinde bilhassa bidayette muhteriz davrandım. Binbir millet oraya toplanmıştı. Hepsinin başka başka nokta-i nazarları vardı. Evvelâ beni söyletmek istiyorlardı. Bu ihtizazımda haklı idim.
…

Demokrat Parti Dönemi’nde Lozan algısı


Ahmet Gülen - Demokrat Parti Dönemi’nde Lozan algısı
Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 53, (Lozan Antlaşması Özel Sayısı), 2013, s. 77-100

Milli Mücadele’yi yürüten kadro, Kurtuluş Savaşı’nı ‘‘diplomatik zafer’’e dönüştüren Lozan Barış Antlaşması’na özel bir önem atfetmiş ve Antlaşma’nın imzalandığı tarih olan 24 Temmuz’u kutlamaya önem vermiştir.
29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edildikten sonra bağımsızlığın simgesi olarak kabul edilen Lozan Antlaşması’nın yıldönümleri, ‘‘Lozan Günü’’ adı altında kutlanmaya başlamıştır.
Lozan’a bağlılık CHP kadar, DP tarafından da benimsenmiştir.

Demokratlara göre Lozan da tıpkı İstiklal Harbi gibi, 9 Eylül gibi millete mal olmuştur.

DP, ayrıca iktidarda kaldığı süre boyunca Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ü daha ön plana çıkarmaya çabalamıştır. Bu hamlenin asıl hedefi CHP’yi ve onun genel başkanı İsmet Paşa’nın karizmasını yıpratmak olmuştur.
25 Temmuz 1951 tarihinde de Atatürk’ü Koruma Kanunu TBMM’den geçmiştir.
DP iktidara geldikten sonra uygulamaya başladığı bu stratejilerin bir sonucu olarak da tek parti döneminde kutlanan ‘‘Lozan Günü’’ uygulamasından vazgeçmiştir.

Tek parti devrinde kutlanmasına özen gösterilen ‘‘Lozan Günü’’, DP devrinde unutulmaya yüz tutan bir etkinlik olarak dikkat çekmiştir.

DP’nin iktidarı devralışından iki ay sonra Lozan Antlaşması’nın yıldönümü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde bir törenle kutlanmıştır. Az sayıda katılımcının yer aldığı törende Lozan’ın ‘‘memleketin mukadderatı üzerinde yarattığı tesirler anlatılmış’’ ve ‘‘Lozan barışının milli vahdeti kurduğu’’ vurgulanmıştır.

İsmet İnönü: Lozan temel fikir olarak milli devletin kurulmasını, istiklali, milletlerarası hak ve hukuk eşitliği mefhumlarını gaye ittihaz etmiş bir konferanstır. Münevverlerimiz ve gençlerimiz bu zihniyetle muahedeyi mütalaa ederlerse siyasi tarihimizin geçirdiği başlı başına birçok değişiklikleri çok iyi kavrarlar (Hürses, 25 Temmuz 1952, Yıl: 2, Sayı: 570, s. 1-6.).

1955 yılı Lozan kutlamalarının en önemli özelliğiyse bu dönemden itibaren çeşitli yerlerdeki törenlerin yasaklanmaya başlamasıdır.

Lozan günü kutlamalarının yasaklanması yalnızca İstanbul ile sınırlı olmamıştır. CHP İzmir İl Başkanı Dr. Lebit Yurtoğlu, Lozan’ın yıldönümünde yapmak istedikleri törene izin verilmediğini açıklamıştır.

DP’lilere Lozan’ı anımsatan en önemli olay, hiç kuşku yok ki Kıbrıs sorunu olmuştur.
Kıbrıs konusunun gittikçe büyük önem kazandığı 1956 yılının 24 Temmuz tarihine, Lozan Antlaşması’nın 33. yıldönümüne, hükümet yanlısı basın da ilgi göstermiştir.

İsmet İnönü: Lozanda tespit olunan Kıbrıs statüsünün değişmesi[nin] Lozan muahedesinin ihlali olduğuna şüphe yoktur (Son Posta, 25 Temmuz 1956, Yıl: 26, Sayı: 3706, s. 1-7.).

Lozan’ın kutlanması ile ilgili tartışmalar 1959 yılında da tüm hızıyla devam etmiştir.
…

Ali Naci Karacan’ın Gözüyle Lozan Konferansı ve İsmet Paşa


Yrd. Doç. Dr. Fatih Tuğluoğlu - Ali Naci Karacan’ın Gözüyle Lozan Konferansı ve İsmet Paşa

Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S 53, (Lozan Antlaşması Özel Sayısı), 2013, s. 285-328

Milli mücadele yıllarında halkın büyük saygı duyup itibar ettiği Osmanlı saltanatına karşı herhangi bir girişimde bulunulmamış ve milli hareketin amacının padişahı kurtarmak olduğu ısrarla anlatılmaya çalışılmıştır.

Konferansta Türk tezini savunacak heyete verilecek talimatname hükümetçe hazırlanmış ve Misak-ı Milliye uygun bir şekilde barış yapılması için dikkat edilmesi gereken asgari şartlar tespit edilmek istenmiştir.

Ali Naci Karacan, Türk basın tarihinde önemli bir mevkie sahiptir. 1896-1955 yılları arasında yaşayan ve lise çağlarından itibaren yazıları Servet-i Fünun ve Rubab Dergilerinde yayınlanan Karacan, Mondros Mütarekesi’nden sonra Akşam Gazetesinde Milli Mücadeleyi destekleyen yazılar kaleme almıştı. Lozan’a giden Türk heyeti ile birlikte Konferansın ikinci döneminde Lozan’da bulunmuştu. Daha sonraları İkdam, Tan, İnkılap ve Bugün Gazetelerini çıkarmış ancak asıl şöhretini 1950’li yıllarda kurduğu ve bugüne kadar gelen Milliyet Gazetesi ile elde etmiştir.

İsmet Paşa 11 Kasım akşamı Lozan’a ulaştığında konferansın 20 Kasım tarihine ertelendiğini öğrenmişti. Paşayı karşılamaya gelen Fransız Konsolosu seyahatin Paris’e kadar uzatılmasını önermişse de İsmet Paşa Lozan’a inme kararı almıştı.

O dönemde İsviçre kamuoyu, Türkiye konusunda hiç iyi olmayan bir düşüncelere sahipti.
Lozan’a gelen Amerikalı ve Avrupalılar da bu propagandalardan etkilenmekteydiler.
İsmet Paşa Lozan’a ulaştığı gün, kendisini Paris’e davet eden Fransa Devlet Başkanı Raymond Poincare ile görüşmek üzere 14 Kasım’da beraberine Münir, Tevfik ve Atıf Beyleri alarak Paris’e gitmişti.

Barış konferansından istediği sonucu alamaz ise kuvvet kullanma taraftarı olan
İngilizlere karşın Türkiye’de büyük yatırımları olan ve Düyun-ı Umumiye’nin en büyük alacaklısı olan Fransa’nın uzlaşmacı bir yol izleyeceği düşünülmekteydi.

Ali Naci Karaca’a göre İngiliz Başdelegesi Lord Curzon uluslar arası siyasetin en kurt politikacılarından biri olmakla bilinmekte, her şeye yukarıdan bakma ve yüksekten konuşma meraklısıydı.

Konferansın ismi “Doğu İşleri Konferansı” olarak belirlenmişken İsmet Paşa’nın itirazıyla “Yakındoğu İşleri Hakkında Lozan Konferansı” olması kararlaştırılmıştı.

Ali Naci Karacan, Konferansın müzakereler dışındaki saatlerin Müttefikler Başdelegelerin özel görüşmelerine ayrıldığını yazmaktadır.

Boğazlar Meselesi
19. yy. boyunca Boğazların statüsü konusunda İngiliz-Rus rekabeti yaşanmıştı. O dönemde İngiltere boğazları Rusya’ya kapatmaya çalışırken Rusya ise her vesile ile boğazların açılmasında ve serbest geçişte ısrar ederdi. Fakat Lozan günlerinde tarafların pozisyonu değişmiş ve beklentileri de farklılaşmıştı. Sovyet Rusya, boğazlardan geçişi sınırlayarak Karadeniz üzerinden kendisine gelecek muhtemel tehlikeleri önlemeye çalışmakta Lord Curzon’un temsil ettiği İngiltere ise boğazların serbestliğini aynı zamanda askerden arındırılmasını savunmaktaydı.

Lord Curzon’un başkanlık ettiği askerlik ve topraklar komisyonu (1.Komisyon) boğazlar meselesinin ilk görüşmesine 4 Aralık 1922’de başlamıştı.

Balkan ülkelerinin desteğini alan Müttefikler ise boğazların askerden arındırılarak bir komisyon tarafından yönetilmesini, savaş gemilerinin geçişinin Türkiye’nin savaştaki pozisyonuna göre belirleneceği bir teklifi önermekteydi.

9 Aralık’ta yaptığı toplantıda İsmet Paşa, boğazlar konusundaki Türk tezini açıklamıştı. Paşa’ya göre; boğazlar bölgesinin silahsızlandırılması Marmara, Trakya ve İstanbul’un güvenliğini tehlikeye düşürecekti.
Boğazlar toplantısının sonucunda Türkiye kendi güvenliğini sağlamak şartıyla boğazlardan geçişin serbest olmasını kabul edeceğini açıklamaktaydı.

31 Ocak günü
Lord Curzon’un bir oldubitti yaratarak “vaktimiz yok, antlaşmayı imza edeniz!” sözüne karşı Türk heyeti teklif edilen projenin tam 26 noktasına itiraz edecekti. Kabul edilmeyen en önemli husus Musul’un geleceği konusuydu. Yunanistan’dan tazminat talebi, Düyun-ı Umumiye, imtiyazlar, Trakya ve Gelibolu’da bulundurulacak asker sayısı ve Türkiye’de yaşayan yabancıların tabi olacakları adli usul de diğer anlaşmazlık konularını oluşturmaktaydı
Türk heyeti, Müttefiklerin projesine karşın kendi projesini hazırlamış ve 4 Şubat Pazar günü Müttefiklere ulaştırmıştı.
Lord Curzon, daha fazla görüşmeye vakit olmadığını söyleyerek İsmet Paşa’nın kesin cevap vermesini istemişti. Fakat İsmet Paşa, Türk hâkimiyetine aykırı hiçbir kaydı kabul etmeyeceği söyleyerek Müttefik önerisini reddetmişti.
Konferans 4 Şubat Pazar günü Lord Curzon’un Lozan’dan ayrılması ile fiilen kesilmişti.

Lozan Barış Konferansının yarıda kalması üzerine Ankara’ya dönen Türk heyeti, görüşmeler ve genel vaziyet hakkında TBMM’de bilgi vermişti.
Mecliste görüşmeler 24 Şubat ile 6 Mart arasında yapılan gizli oturumlarda müzakereler değerlendirilmiş ve tartışmalar yaşanmıştı.

Meclis’in delege heyetine verdiği güvenoyu üzerine Müttefiklerin antlaşma projesine cevap verme kararı alınmıştı. Vekiller Heyetinin hazırladığı 8 Mart 1923 tarihli cevabi nota ve antlaşma projesi İngiltere, Fransa ve İtalya’ya İstanbul’da bulunan temsilcileri vasıtasıyla ulaştırılmıştı. 100 sayfa uzunluğunda antlaşma projesi ve 15 sayfalık notada da Türkiye’nin barışa ulaşmak için yaptığı fedakârlıklar anlatılmıştı.

Müttefikler, Türk projesini notasını aldıktan sonra Londra’da görüşme yapmaya ve Türkiye’ye karşı cephe birliği sağlamlaştırmaya çalışmışlardı. 28 Mart’ta cevap vererek 23 Nisan 1923’de Lozan’da toplanmayı önermişlerdi.

Fransız Dış İşleri Bakanlığının fikirlerine tercüman oldukları iddiasıyla yayınlanan haberlerde: “…Türkiye hükümeti birkaç ay evvelinden şüphesiz daha zayıftır. Bugünkü meclisin vaziyeti muvakkattir. Yeni meclis ise şimdikinden daha iyi olmayacaktır. İsmet Paşa yeni meclisin tesiri altında müzakereleri idare edecektir. Türkler, Yunan ordusuna karşı taarruza geçecek kudrette değildirler. Bu hal Türk murahhaslarını Lozan’da bir hal çaresi aramaya mecbur edebilir…”

İkinci dönem toplantıları 23 Nisan pazartesi günü saat 17’de Chateau d’Ouchy’de başlamıştı.

İsmet Paşa, artık fedakârlık yapmak niyetinde görünmemekteydi ve Müttefikler arasında verilmek istenen görüntünün aksine bir cephe birliği bulunmamaktaydı. Karacan’ın ifade ettiği şekliyle bu durumun sebepleri şunlardı: İngiltere ve Türkiye arasında anlaşmazlığa sebep olan konular Konferansın birinci döneminde gündeme gelmiş ve çözüm yoluna girmişti. Sıkıntılı ve halen çözümlenmemiş maddeler nedeniyle İngiltere’nin Türkiye’yi savaşla tehdit etmesi mümkün görünmemekteydi.

Sovyet Rusya’yı temsil eden Vorovski’nin öldürülmesi, Türkiye’de tedirginliğe neden oldu…

Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yy’ın ikinci yarısından itibaren aldığı dış borçların ve faizlerin nasıl ve hangi para ile ödeneceği meselesi tüm konferans boyunca tartışılan bir meseleydi.

Ali Naci Karacan, Konferansın en şiddetli ve en sert tartışmaların yaşandığı dönem olarak 23 Haziran-17 Temmuz tarihlerini vermektedir.

Antlaşmanın imzasının ardından İkdam Gazetesinin 24 Temmuz 1923 tarihli sayısında Ankara’da 101 pare top atışı yapılacağı ve ertesi günün de sulh bayramı olarak kutlanacağı ifade edilmiştir.

Osmanlı borçlarının hangi para birimi ile ödeneceği konusunda Fransızların uzlaşmaz tutumu nedeniyle Konferans uzamıştı.
…


3 Temmuz 2019 Çarşamba

Yeni Gün Gazetesi (1918 - 1923)


Yeni Gün Gazetesi (1918 - 1923) 
Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007

Yeni Gün, yayın hayatına 2 Eylül 1918’de İstanbul’da başlamıştır. 24–27 Ocak 1919 ve 11–22 Şubat 1919 tarihlerinde aldığı kapatılma cezasına, pek çok gazetenin yaptığı gibi uymayarak Eski Gün adıyla yayınını sürdürmüştür. Gazete, 27 Mart 1919–11 Ekim 1919 tarihleri arasında, ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü koşullar ve Yunus Nadi’nin Bekirağa Bölüğü’ne sürgün edilmesi nedeniyle yayınlanamamıştır. 11 Ekim 1919’da yeniden yayınlanmaya başlayan Yeni Gün, İstanbul’un 16 Mart 1920 tarihinde İtilaf kuvvetleri tarafından işgal edilmesi ve matbaasının bu kuvvetler tarafından basılması nedeniyle 16–20 Mart 1920 arasındaki günleri kapsayan süreçte yayınlanamamış, 21 Mart’ta yeniden yayına başlamış ve 12 Nisan 1920’ye kadar yayınını sürdürmüştür. İstanbul’da Milli Mücadele yanlısı bir gazete olarak yayın yapmanın zorluğu ve mücadelenin merkezinin Anadolu olarak belirlenmesinin ardından Nadi matbaasını Ankara’ya taşımış ve 10 Ağustos 1920’den itibaren gazete Anadolu’da Yeni Gün adıyla yayınlanmaya başlamıştır. Sakarya Savaşı sıralarında matbaası Kayseri’ye taşınmış, 1 Eylül 1921 – 7 Ekim 1921 sayıları burada yayınlanmış, bu sırada gazeteyle Kemal Salih Sel ilgilenmiştir. 22 Kasım 1921’de yeniden Ankara’ya dönen Yeni Gün, 8 Mayıs 1924’den itibaren Cumhuriyet adıyla yayınlanmaya başlanmıştır (s. 16).

20 Kasım’da Lozan Barış Konferansı açılmıştır ve Nadi’ye göre Batılı devletler ve özellikle de İngiltere artık savaşacak durumda olmadığından, Türk tarafının istekleri kabul edilmek zorundadır (Yunus Nadi, “Lozan Konferansı”, 20 Kasım 1922).

Musul ve kapitülasyonlar meselelerinde anlaşma sağlanamamasının da tetiklemesiyle “İtilaf devletlerinin asıl saik-i hareketleri” açığa çıkmıştır. “Doğrudan doğruya ticaret hırsıyla hareket eden bu devletler istiklal uğrunda fedakârlıkların en büyüğünü yapmış olan Türkiye’ye karşı, o istiklali hiçe sayacak teklifler dermiyan etmişlerdir (“Konferans dağılacak gibi: Kapitülasyonlar meselesinde İhtilaf”, 4 Aralık 1922.).

Yeni Gün’ün Lozan muhabirliğini yapan Şükrü Kaya ise, Lord Curzon’un İsmet Paşa’ya müracaat ederek iki ülke arasında “suret-i hususiyede anlaşmanın imkân dâhilinde olduğunu”, “Trakya’da Karaağaç’ı ve şimendiferlerin tamamını, Musul ve havalisinin hâkimiyetini Türkiye’ye” bırakmaya hazır olduğunu bildirmiştir (“Curzon, İsmet Paşa’ya Müracaatla Bizimle Suret-i Hususiyede Anlaşmak İstediğini Karaağacı, Trakya Şimendiferlerini ve Musul Hakimiyetini Bize Terke Amade Olduğunu Bildiriyor”, 8 Aralık 1922.).
                                                  
İsmet Paşa, barış görüşmelerinin kapitülasyonlar meselesi yüzünden değil, Musul meselesi yüzünden kesintiye uğradığını açıklamıştır. Ankara, Musul’un “Irak’ta değil, Anadolu’da kâin” olduğunu ve Mütareke’nin imzalanmasından sonra işgale uğradığını ve bu nedenle de bu şehir üzerinde tasarruf hakkının kendisine ait olduğunu savunmaktadır (“Musul hakkındaki Türk mutallebatı haklıdır”, 8 Ocak 1923.).

Aynı sıralarda İngilizler, İstanbul’dan Lenington vapuru ile Dedeağaç’taki Yunanlılara, binlerce sandık dolusu cephane, bomba, mitralyöz, tayyare göndermişlerdir (“İngilizlerin Yardımı, Yunan ordusuna malzeme gönderiyorlar”, 10 Ocak 1923.).

“Bu devletler İngiltere’nin şahsında insanlığın baş belası olan emperyalistliğin, Fransa’nın şahsında sermayedarların ve bankerlerin esiridirler. İtilaf Devletleri’nin teklif ettiği barış kabul edilemez. Böyle bir barışı TBMM kabul etse görevini yapmamış olur. Millet de bu şekildeki bir barışı iptal etmeye çalışır. Çünkü Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan sınırında askersiz bölge, Boğazlar’da Cemiyet-i Akvam’ın egemen olması, Akdeniz adalarının Yunanlılar ile İtalyanlar’ a paylaştırılması tekliflerini kabul edemez (Yunus Nadi, 31 Ocak 1923.).”

4 Şubat 1923’de Lozan görüşmeleri kesilmiştir.
Yeni Gün, “Söz Mehmetçiğindir!” demektedir. İsmet Paşa ise “Türkiye’ye dönüşünün yeni bir savaş demek olmadığını ve konferansın yeniden akdi tarihinin müttefiklere ait olduğunu” söylemiştir (“En Son Vaziyet ve Türkiye, İsmet Paşa trende Daily Mail muhabirine beyanatında”, 11 Şubat 1923.).

Nadi, Lozan’ı Babil Kulesi’ne benzetmekte ve işin silahlara kaldığını tehditkâr bir dille tekrarlamaktadır (“Lozan Labirenti”, 1 Mart 1923.).

Yabancı basın, Meclis’in Müttefiklerin barış teklifini reddetmesini, Türkiye’nin savaş taraftarlığının bir göstergesi olarak sunmuş ve Avrupa kamuoyunu Türkiye aleyhinde etkilemeye çalışmışlardır.

1 Nisan 1923 Lozan Antlaşması’na Türk halkından yeni itimat oyu almış olarak çıkmak için meclis kendini fesh etmiştir.

Yunanlılar Türk iddialarının haklılığına rağmen “mali vaziyetlerinin kararsızlığı sebebiyle” tazminat veremeyeceklerini belirtmiş ve Karaağaç’ın Türkiye’ye bırakılmasını kabul etmişlerdir. “İsmet Paşa hazretleri memleketin sulhperver hissiyatına yeni bir misal olmak üzere tazminattan feragat ettiğini ve bu suretle yeni bir fedakârlık yaptığı, mamafih mesail-i maliyenin halli esnasında Yunan tazminatından vazgeçilmesi üzerine bir kat daha müşkülleşmiş olan Türkiye vaziyet-i maliyesinin müttefiklerce nazar-ı itibara alınmasını temenni ettiğini söylemiştir (Konferans Yunan Tamirat Meselesini Münakaşa Etmiş ve Atideki Esaslar Dâhilinde İtilaf Husule Gelmiştir”, 28 Mayıs 1923.).”

21 Temmuz’da ise “Hükümetin kemal-i ehemmiyetle nazar-ı dikkatine” alt başlığı ile ve yalnızca “L” imzalı olarak yayınlanan makalede, üç gün sonra barış anlaşmasının imza edileceğinin kesinleştiği haber verilmektedir (L, “Sulh ve Piyasa”, 21 Temmuz 1923.).

Hindistan’da yayınlanan bir makaleye göre, Türkiye’nin zaferi aslında Doğu’nun zaferidir ve Doğu Türkiye’nin açtığı yolda ilerlemelidir (“Asya’nın Her Evinde Alkışlanan Zafer”, 31 Temmuz 1923.).

Lozan Antlaşması TBMM’de 14 muhalif oya karşılık 213 oy ile onaylandı (. 244).
…

Wilson Prensipleri Cemiyeti


Wilson Prensipleri Cemiyeti - YLT
Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006

Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kuruluşu, 1830 Ticaret ve Dostluk Antlaşması ile başlayan ve zaman içerisinde gelişen Türk-Amerikan ilişkilerinin bir sonucudur.

(Mondros sonrasında) Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik dar boğaz, siyasi çalkantılar, istikrarsız hükûmetler, ardı arkası kesilmeyen savaşların getirdiği sosyal problemler, dış borçlar, azınlıkların ayaklanması, ordunun dağıtılması gibi nedenlerden dolayı Wilson Prensipleri Cemiyeti mensupları ülkenin kurtuluşunu Amerikan mandasında görmüştür.

ABD Başkanı T. W. Wilson 8 Ocak 1918 Salı günü Amerikan Kongresi’nde Wilson Prensipleri olarak ünlenen 14 maddelik barış programını açıklamıştır.
1. Bütün barış anlaşmaları açık olacaktır. Bu anlaşmalardan başka, uluslararası gizli anlaşmalar yapılmayacak. Bundan böyle diplomasi açık olacak, gizli diplomasi kaldırılacak.
2. Savaşta ve barışta denizlerde tam serbesti.
3. Barışı kabul eden ve onun idamesi için birleşen bütün milletlerin arasında mümkün mertebe bütün iktisadi engellerin kaldırılması, ticaret alanında eşit hakların tesisi.
4. Milletlerin silahlarını, iç emniyetlerini sağlayabilecekleri en düşük seviyeye indirmeleri hususunda yeterli teminat alınması ve verilmesi.
5. Bütün müstemleke talepleri, hâkimiyet meselelerinin tayininde ilgili halkın menfaatleri, burayı müstemleke olarak idare edecek olan devletin hakkaniyete uygun talepleriyle, aynı önemi haiz olması prensibine sadık kalmak suretiyle serbestçe, açıkça ve tamamen tarafsızca ayarlanacaktır.
6. Bütün Rus arazisinin tahliyesi.
7. Diğer hür milletlerle birlikte hükümranlığı hiçbir surette kısıtlanmaksızın Belçika’nın tahliye edilmesi ve eski hâline getirilmesi.
8. Bütün Fransız arazisi tahliye edilmeli ve işgal edilmiş kısımları eski hâline getirilmeli ve 1871 yılında Alsas-Loren meselesinde Prusya tarafından Fransa’ya yapılan haksızlık düzeltilmelidir.
9. İtalya hudutlarının yeniden tespitinde İtalyan milliyetinin açıkça kabul edildiği hat esas olarak alınmalıdır.
10. Milletler arasındaki mevkilerinin muhafaza ve teminat altına alınmasını istediğimiz Avusturya ve Macaristan halkları muhtariyete kavuşmalı ve kendilerine geniş gelişme imkânları sağlanmalıdır.
11. Romanya, Sırbistan ve Karadağ tahliye edilmelidir; işgal edilmiş bölgeler eski hâline getirilmelidir; muhtelif Balkan Devletleri’nin birbirleriyle olan münasebetleri tayin edilmelidir.
12. Osmanlı İmparatorluğu’nun, Türklerle meskûn kısımlarına tam bir hükümranlık sağlanacak, fakat şimdi Türk hâkimiyetinde bulunan diğer milletlere tam bir yaşama emniyeti ve muhtar bir gelişme imkânı temin edilecektir. Çanakkale Boğazı milletlerarası bir teminat altında bütün milletlerin gemilerine ve ticaretine daimi olarak açık bulundurulacaktır.
13. Leh olduğu şüphe götürmeyen ahali ile meskûn bölgeleri içine alan bağımsız bir Lehistan Devleti kurulmalı ve bu devletin denizle emin ve serbest bir irtibatı olmalıdır.
14. Küçük, büyük bütün devletlere karşılıklı olarak siyasi bağımsızlık ve arazi bütünlüğü sağlamak maksadıyla özel anlaşmalarla bir genel Milletler Cemiyeti teşkil olunmalıdır.

Wilson Prensipleri’nin doğrudan doğruya Osmanlı Devleti’ni ilgilendiren 12. maddesinde başlıca üç mesele söz konusu edilmektedir:
a) Devlet’in Türkler ile meskûn arazisinde Türk hükümdarlığının ibkası.
b) Türk hâkimiyetinde bulunan diğer milletlere geniş bir muhtariyet tanınması.
c) Boğazların milletlerarası bir idarenin teminatı altında bütün milletlerin ticaret gemilerine açık bulundurulması.

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Avrupa’daki Prens Sabahattin Bey taraftarı Jön Türkler de Prens Sabahattin Bey ile beraber Cenevre’ye gelmiş ve orada bir kongre toplamışlardır. Bu kongrede Wilson Prensipleri incelenmiş ve bu prensiplere uyularak Türklerle meskûn memleket topraklarının Türklerin elinden alınmaması için Kongrede bazı kararlar almışlar ve Kongre’de alınan kararları ihtiva eden bir beyanname hazırlamışlardır. Bunu Wilson’a, İtilaf Devletleri Başvekillerine, Hariciye Nazırlarına, İsviçre’deki sefirlere ve bütün matbuat ve ajanslara göndermişlerdir.

Wilson’un dünya barışına sağlayacağına inandığı ilkelerini ilân etmesinden itibaren Türk basını Wilson Prensipleri’ni Osmanlı Devleti’nin kurtuluş çaresi olarak görmüş ve büyük umutlar bağlamıştır. Türk kamuoyu Wilson Prensipleri’nin 12. maddesine güvenmiştir.

Dönemin önemli aydınları Wilson Prensipleri’nin uygulanması ile meydana gelebilecek bir barış ortamına başlangıçta olumlu bakmışlardır. Cenap Şahabettin, Hâdisât gazetesinde yazdığı bir makalesinde beklentilerini ortaya koyarak, Wilson ilkelerini tatbik edebilme imkânını tartışmış ve programın temel ilkelerinin kuvveden fiile çıkarken ne dereceye kadar uygulanabilir olduğunu sormuştur.

Mondros Mütarekesi sonrasında çok çeşitli amaç ve düşünceler etrafında birtakım Türk cemiyetleri kurulmuştur. Bu cemiyetlerden bazıları Wilson Prensipleri’ne inandıkları için, bazıları cemiyetlerinin faaliyetleri lehinde kullanmak maksadıyla, bazıları da karşı oldukları için Wilson Prensipleri’ni programlarına dahil etmişlerdir.

Wilson Prensipleri’nin Türk kamuoyunda kabul görmesinin temel sebebi, Türk milletinin Misak-ı Millî ile sistemleştirdiği ve gerçekleştirmeye çalıştığı Millî Mücadele’nin prensiplerin 12. maddesiyle sağlanacağı yönündeki yaygın kanaat olmuştur. 12. madde ile paralellik arzeden Misak-ı Millî, Wilson Prensipleri uygulandığı takdirde savaşılmadan ve kan akıtılmadan gerçekleştirilmiş olacaktı.

Mütareke’nin 7. maddesine göre kendi çıkarları gereği el koymayı plânladıkları yerleri işgal ederken, Türk bayrağını yırtarak, 16 Mayıs günü İstanbul’da seyahat eden sadrazamın arabasını durdurarak ve uzun bir süre Veliaht Abdülmecid Efendi’yi Dolmabahçe Sarayı’nda gözetim altında tutarak, siyasi ve diplomatik nezaket kurallarını hiçe saymışlardır. İngilizler, bu davranışlarıyla işgal olayına değişik bir boyut kazandırmış ve Türk milletinin onurunu kırıcı bir tutum içinde olmuşlardır.

Wilson Prensipleri Cemiyeti, 4 Aralık 1918 Çarşamba günü, kuruluş yeri ve merkezi İstanbul’da Vakit gazetesi idarehanesinin üst katındaki Matbuât Cemiyeti’ne ait oda olmak üzere faaliyete başlamıştır. Bu Cemiyetin kurucuları, Halide Edip Adıvar Hanım, Celaleddin Muhtar Özden, Ali Kemal ve Hüseyin Avni Beylerdir. İlk idare heyetinde Halide Edip Hanım, Refik Halit Karay, Ali Kemal, Hüseyin ve Kâtip Ragıp Nurettin Beyler bulunmuştur. Faaliyet heyeti üyeleri ise şu isimlerden oluşmuştur: Âtî ve İkdam gazetelerinin başyazarı Celal Nuri İleri, Akşam gazetesi başyazarı Necmettin Sadık, Zaman gazetesi başyazarı Cevat, Sabah gazetesi başyazarı Ali Kemal, Yeni gazete başyazarı Mahmut Sadık, Vatan gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman, Yeni Gün gazetesi başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu.

Cemiyetin nizamnamesi
1) Memleketin Akvâm Cemiyeti’nde müsavi hukûku haiz bir uzuv ve beynelmilel mücadelede belli başlı bir âmil olabilmesi içi ihtisaskâr bir hükûmet mekanizmasına mazhar olması, kendi ihtiyaclarına göre metin ve sâlim bir surette inkişâf edebilmesi.
2) Bütün ahalinin Osmanlı vatandaşı sıfatıyla hayât-ı memlekette iştirâk husûsunda müsavî hukûk ve vazâife mazhar olmasına ve istirahât, i’timât ve saadetlerinin te’mîn edilmesini kâfil bulunacak şerâit ihdâsı.
3) Efkâr-ı umumiyesinin bir kısmında hakkımızda adem-i i’timât ve sû-i teveccüh bulunan İtilaf Devletleri ile Amerika’ya i’timât i’kası.
4) Hâricen siyasî ve iktisadî istiklâlimizin te’mîni, ecnebî sermayesinin memlekete siyasî değil iktisadî bir esas üzerine girmesi. İktisadî menâtık-ı nüfûs tefrîkine mahal kalmaması ve umûr-ı dâhiliyemize müdahale ihtiyâtlarına karşı kavî bir sed vücûda getirilmesi.
5) Haricten izzet-i nefsimizi cerihadâr edecek murakâbe ve vesâyet teklîfleri serdine mahal bırakmaksızın sırf kendi ihtiyaclarımızı ve arzularımız nokta-ı nazarından haysiyetimize muvâfık ve İtilaf Devletleri’yle Amerika için şâyân-ı kabûl bir millî programla ortaya çıkmak ihtiyâcı, müstakil ve asrî bir millet sıfatıyla idâme-i mevcudiyet etmemiz için te’mîni mutlaka icâb eden bu noktayı câmî bir tarz-ı tevsiye bulmak maksadı ile ve Avrupa’da bugün mevcud vaziyet-i umûmiyeyi göz önünde bulundurmak sûretiyle muhtelif şuûbât-ı idarede esaslı ıslâhât icra etmek üzere memleketimize muayyen bir zaman için Amerikalı mütehassıslardan mürekkeb hey’et-i ıslâhiyeler celbi ve bu nokta-ı nazarın sulh müzakerâtından evvel Amerika’ya ve Avrupa devletlerine isma’ı muvâfık görülmüştür (s. 49-50).

Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin esas amacı, Amerika’nın dostluğunu kazanarak Wilson Prensiplerine uygun bir barışın gerçekleştirilmesi için çalışmak olmuştur.

Wilson Prensipleri Cemiyeti mensupları 5 Aralık 1918’de Wilson’a, İngilizce yazılmış bir muhtıra göndermişlerdir. Aynı gün İtilaf Devletleri’ne de Fransızca yazılmış bir mektup göndermişlerdir.

Wilson Prensipleri Cemiyeti İtilaf Devletleri’ne gönderdiği mektupta, Barış Konferansı’nın belirleyeceği sınırlar dahilinde bağımsızlıklarının garanti altına alınmasını ve ülkede yapılacak reformlar için Amerika tarafından bir komisyon oluşturulmasını isteyerek bu konuda İngiltere’nin hakemliğini talep etmişlerdir.

Kurulduktan iki ay sonra Amerikan sempatisinin Ermenilerin tarafında bulunduğu ortaya çıkınca Cemiyet faaliyetlerine son vermiştir (s. 70).
…