2 Ağustos 2019 Cuma

Lozan’da başarıyı ölçmek konular bazında bir değerlendirme


Lozan’da başarıyı ölçmek konular bazında bir değerlendirme

Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 53, (Lozan Antlaşması Özel Sayısı), 2013, s. 155-200
Yrd. Doç. Dr. Ali Ulvi Özdemir

Türkiye’nin taleplerini elde etme bakımından en büyük zorluğu, çoğunlukla hali hazırda elde etmemiş olduğu noktalarda talepler dile getirmesi olmuştur. Buna karşılık müttefikler açısından kendi talepleri, daha çok hali hazırda elde tuttukları çıkarların ne kadarından vazgeçecekleri bağlamında ileri sürülmüştür.

Gerçekten de Lozan Konferansı’nın kesintiye uğrayıp tekrar bir savaşın başlaması olasılığını göze almak ile taleplerini dengelemeye çalışmak, Lozan Konferansı sırasında Türk tarafını en çok sıkıntıya düşüren konu olduğu anlaşılmaktadır.
Mustafa Kemal Paşa’nın Rauf Orbay’a yazdığı 28 Ocak 1923 tarihli telgraf:
“Kabul etmekle uğrayacağımız zararlarla askeri faaliyete geçmekle elde edeceğimiz sonucu çok dikkatle karşılamak zorundayız.” /  Şimşir, Lozan Günlüğü, s.386.

Lozan’da çözümlenecek konular bilindiği üzere başlıca 3 kategoride ele alınmış ve bu kategorilerin her biri ayrı bir komisyonun sorumluluğuna verilmiştir. Bunlar, toprak sorunları komisyonu, kapitülasyonlar ve azınlıklar komisyonu ve iktisadi ve mali konularla ilgili komisyondu.

Türkiye’nin Talepleri ve Sonuçları (s. 168 vd.)
Konu
Türkiye ne istedi
Müttefikler ne dedi
Sonuç
Batı Trakya
Halk oylaması yapılsın
Halk oylaması yapılmasın
Halk oylaması yapılmadı.
Trakya Sınırı
Doğu Trakya için 1913 sınırı geçerli olsun
Meriç'in sol yakasında Türkiye'ye toprak verilemez.
Karaağaç Türkiye'de
kaldı.
Ege Adaları
Küçük ve yakın adalarla, İmroz, Bozcaada Tavşan Adaları ve Semadirek Adası Türkiye'ye bırakılsın. Diğer adalar askerden arındırılmalı, tarafsız ya da müstakil olmalı.
Müttefikler (özerkliğe karşı
çıktı) Semadirek,
Limni, Bozcaada, İmroz
(Gökçeada) adaları askerden arındırılmasını
kabul etiler.
Tavşan Adaları, İmroz ve Bozcaada Türkiye'ye bırakıldı. Semadirek
Yunanistan'a, Meis İtalya'ya bırakıldı.
Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar Türkiye'ye bırakıldı.
Osmanlı
Borçları
Osmanlı borçları
Osmanlı'dan ayrılan topraklara paylaştırılmalı.
Türkiye borçların Frankla ödenmesini istedi.
1914 yılına kadar olan borçların bölüşülmesini kabul ederek (Yunanistan bunu reddetti), 1914-1918 yılına kadar olan borçların tamamının Türkiye tarafından üstlenilmesini istedi. Borçları altın olarak veya İngiliz sterlini olarak tahsil etmek istediler.
1914 yılına kadar olan borçlar Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılan devletler arasında bölüştürüldü.
Trakya Sınırının
Ve Boğazların
Askerden Arındırılması
Türk topraklarının saldırılara karşı savunulacağı yolunda garanti
Güvence vermeyi kabul etmediler.
Türkiye'nin Yunanistan ve Bulgaristan ile olan sınırlarının her iki yanındaki 30 km'lik bir şeridin askerden arındırılması, Boğazların her iki yakasında genişliği değişecek şekilde bir şeridin askerden arındırılması,
Boğazların
Savunulması
Gelibolu’da 5.000 kişilik bir garnizon bulundurmak istedi. Marmara
Denizinin Anadolu kıyılarının kayıtsız olarak tahkimi ve bu denizde Türk donanmasının hareket özgürlüğü açısından kısıtlama kabul edilmedi.
İtilaf Devletleri Gelibolu
Yarımadası'nı Boğazların her iki yakasında bulunan askerden arındırılmış bölgeye dahil etmek istediler.
Gelibolu Yarımadası askerden arındırılmış
bölgeye dahi edildi.
Yunanistan'ın
Ödeyeceği
Tazminat
(Tamirat)
Türkiye Yunanistan'ın
Anadolu'daki işgali süresince yaptığı hasarların
tazmini istedi.
Yunanistan Tazminat
(Tamirat)
Ödemek istemedi.
Türkiye tazminattan vaz geçmiştir. Buna karşılık Karaağaç Türkiye'ye
bırakıldı. 
Kapitülasyonlar
Kapitülasyonlar bütünüyle
kaldırılmalıdır.
İtilaf Devletleri bunu
kabul etmedi.
Kapitülasyonlar kaldırıldı.
Musul
Türkiye'ye
verilmelidir.
Musul Türkiye'ye
bırakılamaz.
Musul konusu Lozan
Antlaşmasının İmzalanması'nın ardından Milletler Cemiyeti'ne gitti.
Buradan Türkiye'nin istediği sonuç çıkmadı.
Adakale
Türkiye Adakale'nin kendisine bırakılmasını istedi.
İtilaf Devletleri bunu kabul etmedi.
Lozan Antlaşması'nda sözü edilen adaların dışındaki diğer adalar üzerindeki haklarından vazgeçmiş sayılacağı hükme bağlandı.
Kabotaj Hakkı
Türkiye kabotaj hakkını istedi.
İtalya, Fransa ve İngiltere'ye tanınan Kabotaj hakkının 2.5 yıl
boyunca devam etmesi ısrarından daha sonra bu devletler vazgeçti.
Kabotaj hakkımız kabul edildi
Savaş Tutsakları
Türkiye savaş tutsaklarının hemen serbest bırakılmasını istedi.
Yunanistan ilke olarak esir değişimine karşı çıkmadı.
Türk esirler alındıktan sonra Yunan esirlerinin iadesi kabul edildi.
El Konulan
Altınlar
Türkiye savaş döneminde
İtilaf Devletleri'nce en konulan 5 milyon altın liranın kendisine verilmesini istedi.
Müttefikler bu talebi reddettiler.
Lozan Antlaşması ile
Türkiye, bu kapsamdaki her türlü haktan vazgeçmeyi kabul etti.
Sınırlarımız
Dışında Kalan
Bölgelerde
Halkoylaması
Misak-ı Milli'nin 1. Maddesinde belirtildiği üzere Mezopotamya (Irak),
Hicaz, Mısır ve Suriye'deki halkların kendi yönetimlerini özgürce seçmeleri (halkoylaması yapılması) gerektiğini belirtti. (Ancak Musul adı dile getirilerek plesibit istenmedi.)
İngilizler halkoylaması
(plesibit) fikrini kabul etmedi.
Lozan Antlaşması'nda sınırlarımız dışında kalan bölgeler için halkoylaması hükmü yer almadı.
Birinci Dünya
Savaşı Öncesi El
Konulan Türk
Savaş Gemileri
Birinci Dünya
Savaşı'ndan önce
İngiltere'den sipariş edilen ve bedelleri ödendiği halde el konularak kendisine verilmeyen Sultan Osman ve Reşadiye adlı savaş gemilerinin bedeli olarak 5 milyon İngiliz lirası talep etti.
İngilizler bu bedeli ödemeyi kabul etmedi.
Lozan Antlaşması ile
Türkiye, 1914 yılında
İngiltere'nin el koyduğu savaş gemileri için ödenmiş bulanan parayı İngiltere'den ya da İngiliz uyruklu kişilerden istememeyi kabul etti.

Müttefiklerin Talepleri ve Sonuçları
Konu
Müttefikler ne istedi
Türkiye ne dedi
Sonuç
Boğazlar
Konusu
İtilaf Devletleri esas olarak geçiş serbestisi istedi. Buna ilave olarak Boğazların her iki yanındaki bir şeridin askersizleştirilmesi istendi.
Serbest geçişe karşı çıkmayan Türkiye, Boğazların savunması konusunda ısrar etti. Askerden arındırma olacaksa da Müttefiklerden Boğazların korunması konusunda garanti istedi. Ayrıca Marmara denizinin “Boğazlar” teriminin dışında tutulmasını istedi.
İlişkin Sözleşme" ile Türkiye, genel olarak serbest geçiş esasını, Boğazların her iki yakasında askerden arındırılmış bölgeler oluşturmayı kabul etti. Ayrıca "askerden arındırılmış bölgelerin güvenliği tehlikeye düşecek" olduğunda alınacak tedbirlerin kararlaştırılması yetkisi Milletler Cemiyeti'ne bırakılmıştır.
Boğazlar
Komisyonu
Müttefikler, Boğazlar Komisyonu'nun askersizleştirilmeyi ve diğer denetleme yetkilerini de içeren bir komisyon tasarısı öne sürdüler.
Türkiye kurulacak Boğazlar Komisyonu'nun varlığını kabul etti, ancak bu komisyonun sadece boğazlardan geçişlere ilişkin hükümleri denetleme yetkisi olması gerektiğini belirtti.
Komisyon için, "savaş gemilerinin ve askeri uçakların geçişine ilişkin hükümlerin gereği gibi göz önünde tutulup tutulmadığını bakmakla görevli olacaktır" hükmü yer almıştır.
Savaş
Tazminatı
Müttefiklerin Türkiye'yi işgal ettikleri dönemde yapmış oldukları giderler Türkiye tarafından üstlenilmelidir. Bu rakam müttefiklerce 15 milyon altın lira olarak talep edildi.
Türkiye bu yüzden bu talebi hiçbir şekilde görüşemeyeceği yanıtını verdi. Daha sonra eğer Yunanistan tazminat öderse, müttefik devlet vatandaşlarının zararını ödeyeceğini taahhüt etti.
Türkiye ve İtilaf Devletleri savaş tazminatlarından karşılıklı olarak vazgeçmeyi kabul etmişlerdir.
Ege Adaları
Lord Curzon Bozcaada’yı Türkiye'ye bırakmayı kabul etti, ancak İmroz Adası'nın Yunanistan'a bırakılmasını talep etti.
Türkiye İmroz,
Bozcaada, Semadirek ve Meis adalarının kendisine bırakılmasını istedi.
Tavşan Adaları, İmroz ve Bozcaada
Türkiye'ye bırakıldı. Semadirek Yunanistan'a, Meis
İtalya'ya bırakıldı.
Çanakkale'de İtilaf Devletleri
Askerlerine Ait Mezarlıklar
Müttefikler Gelibolu yarımadasındaki kendi askerlerine ait mezarlıkların mülkiyetini istediler. İngilizler Arıburnu savaş alanının mezarlık gibi kendilerine tahsisini istediler.

İtilaf Devletleri askerlerine ait mezarlıklar bu ülkelerin kullanımına bırakıldı.
Arıburnu’nda bir bölge mezarlık olarak İngiliz Hükümetine bırakıldı.
Mübadele
İtilaf Devletleri
Türkiye ile
Yunanistan arasında bir nüfus mübadelesi yapılmasını istediler.
Türkiye'nin bütün Rum nüfusunu kapsamasını istedi
Batı Trakya'da oturan Müslümanlar ve
İstanbul'da oturan
Rumlar mübadele dışında kaldı.
Kapitülasyonlar
Kapitülasyonları
başka bir adla devam
ettirmek istediler.
Türkiye
Kapitülasyonların tamamen kaldırılmasını istedi.
Kapitülasyonların her bakımdan kaldırıldı.
Yabancı
Şirketlere Ayrıcalıklar
İtilaf Devletleri, hukuken Türk uyruklu olan yabancı şirketler için tazminat istediler.
Antlaşmaya şirketlere özel ayrıcalık hükümleri konulmasını reddetti.
29 Ekim 1914'ten önce yapılmış bazı sözleşmelerin geçerli olacağına ve
Türkiye'nin bu ayrıcalık sözleşmelerine onay vermeme durumunda bir tazminat ödemesi gerekeceği hükme bağlandı.
Yabancılara ait okullar
Türkiye'de kalsın.
Belli şartlar altında
kalabilirler.
Müslüman olmayan azınlıkların okul kurmak, yönetmek, denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak, ilk okullarda anadilleriyle öğretimde bulunmak hakkını kabul etti.
Ermeni Yurdu
Amerikan
Heyeti Ermenilere yurt verilmesini istedi.
Türkiye toprakları üzerinde bir Ermeni yurdu fikrini kesinlikle reddetti.
Antlaşmaya böyle bir konu dahil edilmedi.
Azınlıklar
Bağımsız bir örgütün azınlıkların korunmasını denetlenmesi önerildi.
Müttefikler Türkiye'de yaşayan
"Müslüman azınlık" kategorisi oluşturmaya çalıştılar
Türkiye bunu reddetti.
Türkiye sadece "Müslüman Olmayan Azınlıklar" ya da
"Hıristiyan Azınlıklar" deyiminin kullanabileceğini belirtti.
Lozan Antlaşması'nda buna ilişkin hüküm yer almadı.
Türkiye'nin sadece
"Müslüman olmayan
Azınlık" kavramına izin veren tavrı kabul gördü.
Adli
Kapitülasyonlar
Azınlıkların yargılanacağı mahkemelerde yabancı hakimler de olsun
Türkiye bu önerilerin hepsini reddetti.
Antlaşmada söz konusu kişilerin "malları, hakları ve
Çıkarları bakımından Türkiye'de ülke kanunlarının ve makamlarının en tam ve sürekli korumasından yararlanacaklardır." Hükmü yer aldı.
İtalyan
Tabiyetine
Geçirilmesi
İstenen Türk
Vatandaşları
İtalyanlar 2.500 aile reisinin İtalyan
Vatandaşlığına geçmesini Türkiye'nin kabul etmesini istediler
Türkiye bu sayıyı
1.000 kişi ile sınırlamak istedi.
Türkiye bu sayıyı
1.500 kişi olarak kabul etmek zorunda kaldı.
Musul
Musul Türkiye'ye bırakılamaz. Anlaşmazlık sürerse Milletler Cemiyeti'nin hakemliğine başvurulmalıdır.
Türkiye Musul'un kendisine verilmesini isteyerek konunun Milletler Cemiyeti'ne götürülmesini kabul etmedi.
Musul konusu Lozan Antlaşmasının imzalanmasının ardından Milletler Cemiyeti'ne gitti. Buradan Türkiye'nin istediği sonuç çıkmadı.

Lozan Antlaşması eşitler arasında bir pazarlık olmasına rağmen Türkiye’nin pazarlık gücünü zayıflatan çok önemli bir nokta, Türkiye’nin taleplerinin neredeyse tamamının elinde olamayanlara yönelik olmasına karşılık İtilaf Devletleri’nin taleplerinin çok azının (Türkiye sınırları içinde bir Ermeni Yurdu kurulması gibi) hali hazırda ellerinde olmayanlara yönelik olmasıdır.
Dolayısıyla Lozan Konferansı Boyunca Türkiye, fiilen elinde olmayan getirilerin kendisine verilmesini talep etmiştir. Bir başka deyişle Konferans, büyük çoğunlukla İtilaf Devletleri’nin hali hazırda ellerinde tuttukları getirilerden Türkiye’nin ne kadar alacağı üzerine yürütülmüş bir pazarlığı içerir.
…


Lozan Konferansı’nda Türkiye’yi temsil sorunu


Lozan Konferansı’nda Türkiye’yi temsil sorunu

Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 53, (Lozan Antlaşması Özel Sayısı), 2013, s. 61-76
Prof. Dr. Temuçin Faik Ertan

İtilaf Devletleri’nin denetiminde bulunan İstanbul’un, 16 Mart 1920 tarihinden itibaren resmen işgal edilmesi, Ankara’ya doğru bir aydın ve subay göçünün başlamasına ve yeni bir meclisin toplanmasına ortam hazırlamıştır.

10 Ağustos 1920’de İstanbul Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında Sevr Antlaşması imzalanmıştır.
Sevr, İtilaf Devletleri açısından, Türklere kabul ettirilmesi gereken somut bir belge niteliği taşırken, Misak-ı Milli de Türk tarafının hareket ve hamlelerini belirleyen bir metindi. Taraflar, ellerindeki belgeleri kabul ettirebilmek için askeri, siyasi ve diplomatik açıdan yoğun bir mesai harcamaya başlamışlardır.

Sevr’in imzalanması aşamasında ve imzalandıktan sonra Batı Anadolu’daki Yunan askeri harekatları hız kazanmıştır. İtilaf Devletleri’nin Türkler üzerinde baskı kurmak amacıyla destekledikleri bir başka güç Ermenilerdi.

Birinci İnönü Muharebesi’nde kazanılan zaferden sonra TBMM, İtilaf Devletleri için dikkate alınması gereken askeri ve siyasi bir güç olarak görülmeye başlamıştır. Bunun sonunda İtilaf Devletleri, 21 Şubatta toplanan Londra Konferansı’na TBMM Hükümeti’ni de çağırmışlardır.
Konferansta, TBMM Hükümeti Bekir Sami Bey, İstanbul Hükümeti ise Tevfik Paşa tarafından temsil edilmiştir.

TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında 16 Mart 1921 tarihinde Moskova Antlaşması imzalanmıştır.

13 Eylül 1921 tarihindeki Sakarya Zaferi sonrasında Batılı Devletler TBMM Hükümeti ile anlaşma yolları aramaya başlamışlardır. 20 Ekim 1921 tarihinde TBMM Hükümeti ile Fransa arasında Ankara İtilafnamesi imzalanmıştır.

Büyük Taarruz sonrasında TBMM Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında 3 Ekim 1922’de ateşkes görüşmelerine başlanmıştır.

Mudanya Mütarekesi’nin önemli bazı koşulları:
TBMM Hükümeti, barış antlaşması onaylanıncaya kadar Doğu Trakya’ya asker geçiremeyecek ve orada ordu toplayamayacaktır.

Gerek İstanbul’da gerekse Ankara’da konferans için çalışmaların devam ettiği bir sırada (…) İtilaf Devletleri, verdikleri ayrı bir nota ile İstanbul Hükümeti’ni de konferansa davet etmişlerdir.
İstanbul’da bir hükümetin bulunması, TBMM Hükümeti’nin konferansta istediği gibi hareket etmesini engelleyebilirdi.

(çözüm olarak) Dr. Rıza Nur ve 78 arkadaşı tarafından saltanatın kaldırılması ile ilgili olarak verilen kanun teklifi 1 Kasım 1922 tarihinde kabul edilmiş ve saltanat kaldırılmıştır.

Tevfik Paşa saltanatın kaldırılması üzerine son çare olarak Rumbold’a başvurarak “İstifa mı etmesi yoksa, Lozan’a murahhas mı göndermesi gerektiğini” sormuştur. Rumbold’un “1921’de Londra’daki gibi davran” cevabı üzerine bu fikri kabul etmemiş ve istifa etmiştir (Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi II, Mudanya Mütarekesi’nden 1923 Sonuna Kadar, Ankara, 1973, s.7-8.).

Ankara’da Lozan’a gidecek heyetin belirlenmesi çalışmaları
TBMM’deki genel eğilim Rauf Bey’in heyet başkanlığına getirileceği şeklindeydi. Yine, Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey ve Sıhhiye Vekili Dr. Rıza Nur Bey’e ise diğer temsilciler gözüyle bakılıyordu.

Diplomasi konusunda deneyimli isimlerin ön plana çıktığı bu dönemde yapılan tahminlerin hiç birisi doğru çıkmamış ve heyet başkanlığına İsmet Paşa getirilmiştir.

…heyet reisliği için adı geçenler arasına Fethi Bey de katılmıştır. Yine, Ali Fuat Paşa da, Mustafa Kemal Paşa’nın, Yusuf Kemal Bey, Rauf Bey, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa’nın fikirlerini aldıktan sonra kararını açıkladığını belirtmektedir.

Mustafa Kemal Paşa, muhalif ikinci grupla dirsek teması olan Rauf Bey’e güven duymamaktaydı (Nutuk, II. Cilt, s.681.).
…

Lozan Konferansı sürecinde Türkiye-İngiltere ilişkilerinin İngiliz basınına yansımaları


Nazlı Murzioğlu - Lozan Konferansı sürecinde Türkiye-İngiltere ilişkilerinin İngiliz basınına yansımaları - Özet

Lozan Konferansı (…) boyunca, İngiltere ile Türkiye’nin büyük bir rekabet içinde oldukları görülmektedir.
Çalışmada İngiliz gazeteleri The Times, The Manchester Guardian ve The Observer’da yer alan haberler detaylı biçimde incelenerek, Türkiye’nin İngiltere ile olan rekabetinin, İngiltere gözünden kamuoyuna ne şekilde yansıtıldığını tespit etmek amaçlanmıştır.

Türklerin İngilizlerle ilk teması 1097’de Kral William’ın oğlu Robert komutasında Anadolu’ya gelen İngiliz Haçlı Kuvvetleri vasıtasıyla olmuştur. İlk Türk-İngiliz temasının nedeni, din düşmanlığına dayanmaktadır.
1581 yılından itibaren Levant Şirketi İngiltere Osmanlı ilişkilerini ele almıştır. Bir sonraki sene ise şirket görevlilerinden William Har(e)bone İngiltere’nin ilk elçisi olarak İstanbul’a gitmiştir.

1757 yılında İngiltere Hindistan’ı ele geçirince, İngiltere için artık Hindistan’a giden yolların güvence altına alınması hayati bir zorunluluk haline gelerek, İngiltere’yi bölgenin en güçlü imparatorluğu olan Osmanlı Devleti ile işbirliği içine sokmuştur.

1789 yılında Napolyon Bonapart’ın bir Osmanlı toprağı olan Mısır’ı ele geçirmesi (…) Osmanlı Devletinin, 1798’de Rusya ve 1799’da İngiltere ile Fransa’ya karşı ittifak antlaşması imzalaması sonucunu getirmiştir.

1809 yılına gelindiğinde ise Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında Boğazların savaş gemilerine kapalılığını belirten Çanakkale Antlaşmasının imzalanmasıyla İngiltere, Osmanlı’dan Boğazların kullanımıyla ilgili genel bir beyan alan ilk ülke olmuştur.

1821 senesinde Yunanlılar ayaklandıklarında Yunanlıları Rusya’ya kaptırmamak ve kendi etki alanına alabilmek için Yunanlıları desteklemeye başlamış 1825 yılında ise taraflar arasında ateşin kesilmesi için Osmanlı Devleti’ne bir ültimatom vermiştir.
1827 yılında ise bir İngiliz-Rus-Fransız ortak donanması Navarin’de Mısır-Osmanlı donanmasına karşı harekâta girişerek, Osmanlı donanmasını yakmaları Osmanlı’nın asilere karşı giriştiği savaşın hızını kesmiştir.

1831 yılında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın ayaklanması üzerine Osmanlı Devleti, İngiltere’den yardım istemiş ancak İngiltere’nin isteksiz davranması nedeniyle yardım çağrısını Rusya’ya yöneltmiştir.

Mehmet Ali Paşa’nın Fransa’nın desteğini elde etmesi İngiltere’nin Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü koruma politikasını devreye sokmasına neden olmuştur.
İngiltere, Mehmet Ali Paşa bunalımında Osmanlı’ya yaptığı yardımların karşılığı olarak Osmanlı Devleti ile 19 Ağustos 1938’de bir ticaret sözleşmesi imzalamıştır. Bunun sonucu olarak, Osmanlı gümrük duvarları kaldırılmıştır. Böylelikle, Osmanlı Devleti’nin İngiltere için bir yarı sömürge haline gelme süreci başlamıştır.

1853 yılına gelindiğinde Rusya, güçsüz Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasından vazgeçerek onu yıkma politikası üzerine odaklanmıştır.
Bu savaş sırasında Osmanlı Devletine, İngiltere ve Fransa da yardım ederek Rusya’yı yenilgiye uğratmışlardır.
Bu savaşın ardından imzalanan Paris Barış Antlaşmasıyla, Osmanlı Devleti, Avrupalı Devletlerin arasına dâhil olmuş ve Avrupalı güçler Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını koruyacaklarına söz vermişlerdir.

Almanya’nın siyasi birliğini tamamlayarak tarih sahnesine çıkması İngiltere’yi Rusya ile yakınlaşmaya itti.
1876 yılından itibaren İngiltere Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma fikrinden vazgeçerek, parçalanması kaçınılmaz olan imparatorluktan kendine en iyi payı almanın yollarını aramaya başladı.

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’ndan, taraf olduğu İttifak Devletleri ile beraber yenik olarak çıktı.
Paris, Londra ve San Remo konferansları sonucunda Sevr Antlaşması’nın taslağı ortaya çıkmıştı.
“İngiltere için Sevr Antlaşması, 19. Yüzyıl emperyalizmini mükemmel şekilde izleyen emperyalist bir çözümdü (Helmreich, Sevr Entrikaları, s. 243.).”

Türk Ordusu, 9 Eylül’de İzmir’e girerek, Eylül ortalarına doğru tüm Yunanlıları Anadolu’dan çıkardı. Böylece, Misak-ı Milli, Yunanlıların Megali İdeaları karşısında zafer kazanmış oldu.

Mustafa Kemal bu kez dikkatini Boğazlara çevirdi. Çanakkale’de bulunan üç yüz kişiden oluşan küçük bir İngiliz birliği, altmış beş bin kişinin oluşturduğu Türk ordusu tarafından çevrelendi.
Curzon, hem Londra’da bulunan Fransız görevlisinden hem de Hardinge’den Mustafa Kemal’in ulusal paktını kabul ettiklerini ve Fransız güçlerinin Çanakkale’deki tarafsız bölgeden askerlerini çekeceklerini bildiren yazısını aldı (Briton Cooper Bush, Mudros to Lausanne: Britain’s Frontier in West Asia 1918-1923, s. 347).
Çanakkale’deki askeri durum ise ümit verici değildi. Türklere bir ültimatom göndermesi konusunda, İngiliz Hükümeti tarafından teşvik edilen işgal gücü başkomutanı Sir Charles Harington, gerçekçi davranarak bunu reddetti ve Türklerle Mudanya ateşkesinin yapılması konusunda mutabakat sağlandı.

Mudanya Antlaşması ile üç büyük batı devleti generali, ilk defa olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti ile işgal yerinde görüşüp antlaşma imza ediyorlardı.
Çanakkale krizi, İngiltere’nin iç işlerinde de bir takım değişikler yaşanmasına sebebiyet verdi. İngiliz milleti, kendisini kriz boyunca bu kadar tehlikeye sokmuş olan başbakan Llyod George’yi affetmedi. Dışişleri bakanı olan Lord Curzon başta olmak üzere Llyod George kabinesindeki muhafazakârlar istifa ettiler. Llyod George hükümeti düştü ve Birinci Dünya Savaşı’nı İngiltere’ye kazandırmış kişi olmasına rağmen bir daha iktidar sahibi olamadı.
Llyod George hükümetinin düşmesiyle İngiliz politikası Yunan taraftarlığını bırakıp Ortadoğu merkezli bir hale geldi.

Türkiye, müttefiklerin özellikle de İngilizlerin desteklediği Yunanlıları yenilgiye uğratarak büyük bir zafere imza atmış ve olayların gidişatını tersine çevirmeyi başararak çok daha güçlü bir duruma gelmişti. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan devletler arasında sadece Türkiye böyle bir başarı elde etmişti.

Ankara hükümeti, konferansın İzmir’de yapılmasını istemekteydi. Lord Curzon bu isteğe, konferans’ın İzmir’de yapılmasının Yunan Devlet Başkanı Venizelos’un duygularını incitebileceği gerekçesiyle karşı çıktı.

İsmet Paşa’nın baş delege olarak konferansa katılması İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold’u hiç memnun etmedi. Çünkü O, İsmet Paşa’nın konferansta ‘süngüleyici’ davranışlar sergileyeceğini düşünüyordu.

İsmet Paşa, İstanbul’a geldiğinde 13 Kasım’da başlaması kararlaştırılan konferansın ertelendiğini öğrendi.
İsmet Paşa Lozan’a varır varmaz müttefiklere telgrafla bir nota gönderdi. Bu notayla, konferansın açılış tarihinin 13 Kasım olmasına rağmen orada bulunmayan müttefiklere, konferansın derhal toplanmasının barışa büyük katkıda bulunacağını aksi halde beklenmedik durumların ortaya çıkabileceğini bildirdi.
Poincare’in İsmet Paşa’yı Paris’e davet etmesi Lord Curzon’un hiç hoşuna gitmedi.
Fransa’da ki görüşmeler üç gün sürdükten sonra Türk heyeti tekrar Lozan’a döndü.

Müttefikler, 27 Ekim 1922’de, Ankara hükümeti ile birlikte İstanbul hükümetine de Lozan Konferansı’na katılmaları için birer davet yollamıştı. Bu davet, 28 Ekim 1922 tarihli The Times gazetesinde “Invitations Received by Turks” başlıklı haber aracılığıyla kamuoyuna duyuruldu.

31 Ekim 1922 tarihli ve “Caliph and Temporal Power” başlıklı haberde, Trakya Valisi Refet Paşa’nın, Padişah ile dört saat süren bir görüşme gerçekleştirdiği (…) idari ikiliğin ortadan kalkmasının an meselesi olduğu (…) ifade edilmekteydi (The Times, “Caliph and Temporal Power”, (31 Ekim 1922), s. 11.).

1 Kasım 1922 tarihli The Manchester Guardian gazetesinin “Turks’ Peace Terms (Türklerin Barış Şartları)” başlıklı haberinde Londra muhabirinin, Refet Paşa ile yaptığı röportaja yer verilmiştir. Muhabir, Refet Paşa’ya İngiltere ile Türkiye arasında uzlaşmanın mümkün olup olmadığını sormuştur. Refet Paşa’nın cevabı şöyledir: “Oldukça muhtemeldir (…) bizim İngiltere’nin dostluğuna ihtiyacımız var. İngiltere’nin çıkarları bizimkilerle çatışmıyor. Ben kendi açımdan İngiltere ile uzlaşmanın mümkün olduğunu düşünüyorum.”
Muhabir kapitülasyonlar kaldırıldığı takdirde hala oturmakta gönüllü olması için bir çeşit garanti verilip verilemeyeceğini sormuştur. Refet Paşa’nın cevabı şöyledir: “Biz kapitülasyonları tamamıyla reddediyoruz. (…) Yabancı sermayeye saygı duyuyoruz. İngiliz, Fransız ve Amerikan sermayedarlara, danışman ve uzmanlara ihtiyacımız var.
Muhabirinin Milli Meclis’in Boğazlar konusundaki tutumunun ne olduğunu sorması üzerine Refet Paşa’nın yanıtı şu olmuştur: “Bizim tutumumuz İngiltere’ninki ile özdeştir. İngiltere Boğazların tüm ticaret gemilerine açık olmasını istiyor. Aynı zamanda, İstanbul’un herhangi bir yabancı güç tarafından saldırıya veya el koymaya maruz kalmamasını istiyor. Biz de Boğazların ticaret gemilerine açık olmasını istiyoruz.
Muhabirin Musul ile ilgili düşüncelerini sorması üzerine Refet Paşa, Musul’un Türk olduğunu ve onu geri istediklerini söylemiş, Bunu İngiltere için bir fırsat olarak gördüğünü belirtmiştir (The Manchester Guardian, “Turks’ Peace Terms”, ss. 9-10.).

1 Kasım 1922 tarihli ve “Angora’s Reply to the Powers” başlıklı haberde (…) konferans davetinin kabulüne ek olarak, Ankara hükümetinin İstanbul hükümetine de davet gönderilmesi nedeniyle müttefiklere protesto gönderdiği, protesto notasında bu davranışın Ankara hükümetini konferansa katılmaktan alıkoyabileceğine işaret edildiği ve ayrıca bu davetin Mudanya Antlaşması ruhuna tamamen aykırı olduğu belirtilmektedir (The Times, “Angora’s Reply To the Powers”, (1 Kasım 1922), s. 9.).

The Times gazetesine ait 2 Kasım tarihli ve “Kemalist Leader’s Views” başlıklı haberde Mustafa Kemal’in görüşlerine yer verilmektedir: Habere göre; Mustafa Kemal kapitülasyonların devam etmesine karşı olduğunu ancak (…) yabancılar için kapının açık olacağını belirtmektedir. (…) Boğazların bağımsızlığının ancak İstanbul ve Marmara Denizi’nin güvenliği garantilenirse mümkün olabileceğini de ifade etmektedir.

6 Kasım 1922 tarihli The Times gazetesi “The Crisis in Constantinople” başlıklı yazıda (…) hanedanlık karşıtı devrimin İstanbul’da etkili olmaya başladığını duyurdu. Habere göre; Padişah’ın hükümeti artık müttefiklerin koruması altında güvende olmadığından istifaya mecbur bırakıldı.
Habere göre; İstanbul ve Üsküdar’ın üniversite öğrencilerinden oluşan halkı “Kahrolsun Padişah” sesleriyle isyana başladı.
(Habere göre) Müttefik otoritelerinin yeni rejimi bir emrivaki ile tanımak gerçeği ile karşı karşıya oldukları bildirildi. Kemalistler, kendi açılarından anlaşmanın şartlarını ihlâl etmektedirler (The Times, “The Crisis in Constantinople”, (6 Kasım 1922), s. 15.).

The Times Gazetesi’nin 8 Kasım 1922 tarihli ve “Allies and Angora (Müttefikler ve Ankara)” başlıklı haberi Lozan Konferansı öncesinde Türk tarafının hedeflerini göstermiştir: Türkiye’nin komşularının Misak-ı Milli ile uyum içinde olması, Yunanistan’ın savaş tazminatı ödemesi, kapitülasyonların kaldırılması, Irak sınırının düzenlenmesi ve Türkiye’nin finansal, ekonomik ve siyasi olarak tam bağımsızlığının sağlanması… / The Times, “Allies and Angora”, (8 Kasım 1922), s. 12.

The Times gazetesinde 15 Kasım 1922 tarihli Haber (…)Lozan Konferansı’nın ertelenme olasılığını öğrenen İsmet Paşa’nın tatmin olmadığı görüldü (The Times, “Dark Days of the Crisis” , (15 Kasım 1922), s. 11.).

The Times gazetesinin 16 Kasım 1922 tarihli ve “Memorandum To France” başlıklı haberinde (…) İsmet Paşa ile görüşmemesi konusunda M. Franklin Bouillon’un uyarıldığı (…) ve Lozan Konferansı ile ilgili hiçbir konunun görüşülmeyeceğinin anlaşıldığı ifade edildi (The Times, “Memorandum To France”, (16 Kasım 1922), s. 14.).

İngiliz istihbarat Servisi’nin 22 Kasım 1922 tarihli gizli raporuna göre, Türkler 10 Kasım’da bir plan hazırlamışlardı. Bu plana göre; müttefiklerle savaşmış olan Osmanlı Devleti’nin varlığı sona ermiştir. Dolayısıyla, Osmanlı Devleti’nin diğer devletlerle imzaladığı Sevr ve diğer tüm antlaşmalar geçersizdir. Osmanlı Devleti’nin yerine kurulmuş olan Türkiye Devleti, müttefiklerle hiçbir zaman savaşa girmemiştir. Türkiye yalnızca Yunanistan’la savaşmıştır. Bu nedenle, yalnızca Yunanistan ile barış görüşmesi yapması gerekmektedir (Sonyel, Gizli Belgelerle Lozan, s.46-47.).

Lozan Konferansı’nın Birinci Dönemi
Curzon’un görünürde tek bir amacı vardı. Bu da İngiltere’nin diplomatik kredisini onarmaktı.
İngiltere ve Türkiye arasındaki temel konular olarak görülen üç noktada kesin başarı sağlamalıydı. Birincisi, Boğazların serbestliği, ikincisi Musul, üçüncüsü ise Ankara’nın Moskova ile ittifakının engellenmesiydi (Harold Nicholson, Curzon: The Last Phase 1919-1925, London: Oxford University Press, 1934, s.282.). Llyod George ve Churchill’i reddetmiş olan İngiliz halkının hiçbir şartta Türk arzularına karşı olmayacaklardı.
Bu nedenle (Curzon) Lozan Konferansı öncesinde Fransa ve İtalya ile görüşmeler yaparak konferansta Türkiye karşısında uygulayacakları ortak politikayı belirleme konusunda çok uğraştı.
9 Kasım 1922 tarihli ve “Lord Curzon On Near East” başlıklı The Times Gazetesi’nde yer alan konuşmasında: “Dış Politikamızın temel şartı, ana prensibimiz olan barışın, sadece savaşta zafer sağlayan başlıca müttefiklerimiz arasındaki ortak hareket ile sağlanabileceğidir.”
Habere göre; İngiltere, müttefikler arasında izlenilecek siyaset hakkında ön anlaşma yapılmadığı sürece İngiliz hükümetinin Lozan Konferansı’na katılmasının imkânsız olacağının altını çizmektedir (The Times, “Lord Curzon on Near East”, (09 Kasım 1922), s. 12.).

14 Kasım 1922’de Lord Curzon, Roma Büyükelçisi Sir R. Graham’a ve aynı zamanda Fransız hükümetine bir muhtıra göndererek muhtırada sözü edilen konularda müttefiklerinden kesin destek beklediğini ve bu desteği almadan müzakerelere başlayamayacağını belirtti.
Lord Curzon’un muhtırası Misak-ı Milli ile taban tabana zıttı.
Batı Trakya’daki durumda herhangi bir değişiklik yapılmayacak ve Türklerin plebisit istekleri kabul edilmeyecektir.
Trakya sınırı 1915’de imzalanan Türk-Bulgar antlaşmasındaki haliyle kalacaktır.
Boğazların serbestliği sağlanacak, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi askersizleştirilerek teftişe açık olacaktır.
Kapitülasyonlar konusunda bazı değişiklikler yapılacak ancak Mart kararları korunacaktır.
Ege Adalarını ve bu konudaki kararı Türkiye müttefiklere bırakacaktır.
Suriye ve Irak sınırları mandater devletlerin onayladıkları haliyle kalacaktır. Suriye, Irak ve Filistin manda topraklarının statülerinde hiçbir değişiklik yapılmayacaktır.
Müttefiklerin mezarlıklarının olduğu yerlerin Türkiye’den alınması konusunda müttefikler ısrarcı davranacaklardır.
Türkiye’den istenecek savaş tazminatını müttefikler belirleyecek ve Türkiye’nin Yunanistan’dan tazminat isteği kabul edilmeyecektir.
Mudanya Mütarekesi tamamen uygulanacak ve Türkiye’nin bunu ihlâl etmesine karşı çıkılacaktır.
Türkiye ve müttefikler arasında yeni bir barış anlaşması olmadan müttefikler askerlerini İstanbul’dan çekmeyeceklerdir.

Curzon, 18 Kasım’da Paris’e vardı ve M. Poincare ile uzun süren bir görüşme yaptı. Beş saat süren tartışmanın ardından müşterek bir politika temelinde anlaşıldı. Bunun üzerine bir bildiri yayınlanarak Paris görüşmelerinde müttefiklerin tartışılan her konuda tam bir uyuma ulaştıkları duyuruldu.

20 Kasım 1922 tarihli The Manchester Guardian gazatesinde yer alan “Allied Front the Turks” başlıklı haberde M. Poincare ve Lord Curzon görüşmesi kamuoyuna duyuruldu. Türklerin bu şartları kabul etmekten başka çaresinin bulunmadığı yorumu yapıldı (The Manchester Guardian, “Allied Front to Turks”, (20 Kasım 1922), s. 7.).

21 Kasım 1922 tarihli The Manchester Guardian gazetesi “Opening Speeches at Lausanne / Ismet Pasha on Turkish Sufferings” başlıklı haber ile Lozan’daki açılış konuşmalarını gazete satırlarına yansıtmıştır. Şimdiye dek yapılan konferanslar savaşın galibi olan ülkelerin topraklarında gerçeklemiştir. İlk kez bir konferans tarafsız bir ülkenin toprakları içinde gerçekleşiyor (The Manchester Guardian, “Opening Speeches at Lausanne”, (21 Kasım 1922), s. 8.).

Yakın Doğu işleri hakkında Lozan Konferansı’nın iç tüzük tasarısı görüşülürken Paşa konferansın adına itiraz ederek, Lozan Konferansı olarak değiştirilmesini talep etti. Bu teklifin reddedildi.

21 Kasım’da gerçekleşen iç tüzük görüşmeleriyle ilgili kararlar ve Türklerin bazı konulara yaptığı itirazlar 22 Kasım 1922 tarihli The Machester Guardian gazetesinin “Order of Work at Lausanne” başlıklı haberinde yer almaktadır.
İsmet Paşa’nın duyma problemi olması sebebiyle ve Lord Curzon ile Barrere tarafından açıklanan noktaları iyi anlaması gerektiği için çok fazla zaman kaybının yaşandığı ve Türklerin başkanlık konusunda kendilerine görev verilmemesini protesto ettikleri ifade edilmektedir (The Manchester Guardian, “Order of Work at Lausanne”, 22 Kasım 1922, s. 6.).

Curzon’un konferansın iç tüzüğünün görüşüldüğü ilk toplantıdan itibaren Türkler üzerinde psikolojik bir harekât yürütmeye başladı. Böylelikle, Türkler galip durumda olmalarına rağmen mağlup bir devletin karşılaşacağı bir muamele görüyordu.

Curzon Kendini tüm konferansın ve de en önemli komisyon olan Arazi ve Askeri Sorunlar Komisyonu’nun başkanlığına getirdi. Böylelikle, konferansın zaman tablosunu kontrol edebilecekti.
Böylece Türklerin zayıf pozisyonda olduğu konular ilk başta ele alınacakken, Türklerin güçlü konumda oldukları ya da Rusya’nın desteğinin olabileceği konuları sonraya bırakabilecekti.
Konferansın ilk on altı oturumu Curzon’un başkanlık ettiği Arazi ve Askerlik Komisyonu’nda gerçekleşti.
Lord Curzon, başkanlığındaki Arazi ve Askerlik Komisyonu ilk oturumunu 22 Kasım 1922’de Türkiye’nin Avrupa sınırlarının belirleneceği Trakya sorunu ile açtı.
Manchester Guardian gazetesinin 23 Kasım 1922 tarihli sayısının “Turkish Demands for Pre-war Frontiers” başlıklı haberinde (…) İsmet Paşa’nın, Ankara Meclisi’nin 1913 sınırının kabul edilmesi ve Batı Trakya’da halkoylaması yapılmasını içeren aşırı taleplerini yineledikleri belirtilmekte ve Türklerin çok hızlı gittikleri yorumu yapılmaktadır.
Türklerin bu tutumuna ilk tepki, tutumlarını 23 Eylül tarihli Meriç Nehri’ni sınır kabul eden müttefik notasına dayandıran Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya delegeleri arasında katı bir Balkan birliği oluşturulmasıyla kendini göstermiştir. Bu nedenle Türkler, Bulgaristan’ın da muhtemelen muhalif olarak ekleneceği altı devletle karşı karşıya kalmış durumdadır.
Habere göre Lord Curzon, M. Poincare ve Mussolini arasındaki ön görüşmelerin sonucunda Batı Trakya’nın konferansa dâhil edilmeyeceği ve onun paylaşımının uygun bir şekilde Neuilly Antlaşması ile yapıldığı konusunda müttefik anlaşmasına erişildiği bilinmekteydi (The Manchester Guardian, “Turkish Demands for Pre-War Frontiers”, s. 9.).

Toplantıda İsmet Paşa’nın, Karaağaç’ın Türklere iade edileceğine dair Mudanya Konferansı sırasında General Harington ve General Monbelli’den teminat aldığını açıklaması büyük ses getirdi (Karacan, Lozan Konferansı, s. 81.).

25 Kasım 1922’de Lord Curzon, Batı Trakya’da halk oylaması yapılmasına ve Karaağaç’ın Türkiye’ye verilmesine şiddetle karşı çıkmayı sürdürdü.

Boğazlar Meselesi
İngiltere, Hindistan yollarının güvenliği açısından, Rusya ise sıcak denizlere ulaşma arzusundan dolayı tarih boyunca Boğazlara büyük önem veren iki devlettir.

1841 Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Konferansı ile 1923 yılında imza olunan Boğazlar Sözleşmesi’ne kadar varlığını korumuştur.

Rusların bütün istedikleri Karadeniz’de güvenliktir. Türklerin temel gayesi Türk Savaş gemileri hariç bütün savaş gemilerini Boğazların dışında tutmaktır.

Boğazlar meselesinin konuşulacağı ilk toplantı 4 Aralık 1922’de Birinci Komisyon altında gerçekleşti. Bu toplantının detayları 5 Aralık tarihli The Manchester Guardian gazetesinin “A Sharp Dispute On Straits Control” haberinde yer aldı.
Çiçerin Rusya’nın önerilerini sundu. İsmet Paşa, Rus programının Türklerinkine en yakını olduğunu belirtti. Lord Curzon, Gürcistan ve Ukrayna gibi onlarında Rusya’ya bağımlı olduğunu söyleyerek, Türklerle alay etti (The Manchester Guardian, “Sharp Dispute on Straits Control”, (5 Aralık 1922), s. 9.).

Boğazlarla ilgili görüşmelerde müttefiklerin mutlak uyumu basında dünya barışını korumak için her tür özenin gösterildiği şeklinde manşetlerle ver buluyor.

20 Aralık 1922’de gerçekleşen Boğazlar meselesinin son toplantısında Boğazlar sorunu nihai olarak çözümlenmişti.
Oldukça uysal ve dostane bir tonda konuşan İsmet Paşa, müttefik prensiplerini kabul etti.
Müzakerelerin böyle sonlanması Curzon’un bir amacına daha ulaştığı anlamına gelmekteydi.

Azınlıklar ile ilgili ilk tartışmalar, 12 Aralık’ta Lord Curzon başkanlığındaki oturumda görüşülmeye başlandı.

Azınlıklar meselesinin konuşulduğu oturumlarda, İngilizlerin Türklere baskı aracı olarak kamuoyunu kullandığı ve bu meselede tüm dünyanın gözlerinin üzerlerinde olduğunu sık sık belirttiği görülmektedir (s. 67).

(Parayla ilgili konular görüşülürken) Lord Curzon, tüm müttefikler adına konuştuğuna inandığını söyleyerek Mondros Ateşkesi’nin geçerliliğinin sürdürdüğüne inandığını söyledi (The Manchester Guardian, “The Bargaining Material”, (29 Kasım 1922), s. 10.).

Musul Meselesi
Musul, İngilizler açısından hem Irak sınırın savunulması hem de Hindistan yolunun güvenliği bakımından stratejik olarak önemli bir bölgeydi.
Türkler için Musul, sınırların savunulması açısından stratejik bir öneme sahipti.
…bu bölge nüfus bakımından Türklerin haricinde Kürtlere ve Araplara da ev sahipliği yapmaktaydı.

Lozan Konferansı’nda Musul sorunu ilk kez 23 Kasım’da, İsmet Paşa’nın Ülke ve Askerlik komisyonuna Musul’un Türkiye’ye geri verilmesi istemini açıklaması ve Lord Curzon’un bu sorunu Milletler Cemiyeti’nin çözmesi gerektiğini belirtmesi ve Bompard ve Garroni’nin de onu desteklemesiyle gündeme geldi.
28 Kasım 1922 tarihli The Manchester Guardian gazetesine göre, Lord Curzon’un taktiği Fransızlardan destek alıncaya kadar konuları konferansa getirmemekti.

Lozan Konferansı’nın Ara Dönemi
31 Ocak günü Curzon’ın isteğiyle bir antlaşma taslağı hazırlandı.
…tasarı bir nevi ültimatom şeklindeydi. Türk Heyeti’ne bu tasarının dört gün içinde incelenip imzalanması söylendi. Tasarıda Türklerin mali, adli ve ekonomik bağımsızlıklarına aykırı birçok nokta mevcuttu. İki buçuk ay çalışmadan sonra müttefiklerin Türk delege heyetine verdikleri proje Sevr anlaşmasının bir başka şekliydi.
İsmet Paşa antlaşma taslağında tam 26 maddeye itiraz etmişti. En önemli itiraz noktası Musul ve adli usul bildirisi idi.
İsmet Paşa adli kapitülasyonları asla kabul edemeyeceklerini bununla müttefiklerin, Türkiye’yi köle durumuna düşürmeye çalıştıklarını, bu konuda Türkiye’nin bağımsızlık ve egemenliğine saygı gösterilmediğini ifade ederek, antlaşmayı imzalamayı reddetti.

Lozan Konferansı İngiltere ile Türkiye arasındaki en temel sorunlardan biri olan Musul nedeniyle kopmamış (…) daha çok iktisadi ve mali meseleler ile kapitülasyonlara yönelik Türklerin yaptığı itirazlardan dolayı kesintiye uğradı. İngiltere ile Türkiye arasındaki temel sorunlardan olan Musul ve Boğazlar meselesi ise konferansın ilk döneminde halledilmiş oldu (s. 96).

Manchester Guardian gazetesinin 19 Şubat 1923 tarihli “Kemal And Economic Servitude” başlıklı haberinde İzmir İktisat Kongresi’nin açılışında Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı konuşmaya yer verilmiştir. Türk hükümeti geçmişte olduğu gibi yabancı sermaye için polis görevi görmeyecektir. Türkiye, kendisini her şeyden önce ekonomik kölelikten kurtaracaktır. (…) Onlar hâlâ Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe mâl olduğunu ve yeni bir Türkiye Devleti’nin kurulduğunu anlayamıyorlar (The Manchester Guardian, “Kemal And Economic Servitude”, (19 Şubat 1923), s. 8.).

Lozan Konferansı hakkında müzakereler, 21 Şubat’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde başladı. Sert tartışmaların yaşandığı görüşmeler iki hafta sürdü.
İsmet Paşa, tüm gücüyle elinden geleni yaptığını birçok tavizde bulunduğunu ancak Fransa’nın ekonomik ve finansal konulardaki boyun eğmez tavrının konferansın kopuşuna neden olduğunu açıkladı.
Meclis’te Misak-ı Milli kabul edilmiyorsa derhal savaşa girilmelidir diyen birçok milletvekili vardı.
…tartışmalar, 6 Mart’ta saat yedi itibariyle sona erdi.
…toplantıların sonunda meclis üç maddeden oluşan bir bildiri sundu. Bu bildiri 8 Mart tarihli The Manchester Guardian Gazetesi’nde “Turkish Conditions Of Settlement” başlıklı haberde (…) …Hükümetimiz, Musul’un kısa bir sürede çözüme kavuşturulması, Türkiye’nin mali, iktisadi ve idari konularda tüm bağımsızlık haklarının güvence altına alınması, işgal altındaki topraklarımızın barış sağlandıktan hemen sonra hızla tahliye edilmesi temelinde müzakereleri sürdürmekle görevlendirildi (The Manchester Guardian, “Turkish Conditions Of Settlement”, (8 Mart 1923), s. 9.).

Müttefik temsilcileri 21 Mart’ta Türk karşı önerileri tartışmak amacıyla Londra’da toplanmışlardır.
28 Mart tarihli The Manchester Guardian gazetesi 27 Mart günü sona eren Londra toplantısı ile ilgili haberinde toplantının sonunda yapılan resmi açıklamayı bildirdi. Lord Curzon başkanlığında toplanan müttefik temsilcileri tam bir görüş birliğine vardıkları, raporların onaylanıp, İsmet Paşa’nın 8 Mart tarihli notasına cevap taslağının ilgili hükümetlere gönderildiği belirtildi. Bu basın açıklamasıyla Türkiye karşısında bir birleşik cephe olduğu mesajı yinelenmiş oldu (The Manchester Guardian, Allied Reply To Turks, (28 Mart 1923), s. 9.).

1 Nisan 1923’te alınan kararla Türk hükümeti iki ay içerisinde genel seçimlerin yapılmasına karar verdi. İstanbul’daki İngiliz yüksek komiseri bu kararı Büyük Millet Meclisi’ni uysallaştırmak ve Mustafa Kemal Paşa’nın etkisini güçlendirerek, İsmet Paşa’ya Lozan’da daha rahat hareket etme serbestîsi vermek amacıyla alınan bir karar olarak değerlendirdi.

15 Nisan’da yapılan son toplantıda Hıyanet-i Vataniye kanunun birinci maddesi olan “1922 tarihine kadar tekâmül etmiş olan devlet şekline her ne suretle olursa olsun karşı gelenlerin vatan haini sayılmaları” şeklinde değiştirildi. İlk etapta ikinci gurupta öfkeye neden olan bu madde son toplantı kapanırken kabul edildi.

Chester İmtiyazı olarak anılan imtiyazın Amerikalılara verilmesi: …bölgede demir yolu yapma ve bölge alanında yirmi kilometre genişliğindeki yol boyunca tüm maden kaynaklarını işletilmesi ve liman inşa edilmesiyle, tarım ve orman kaynaklarını kullanmasına fırsat veren ayrıcalığı 9 Nisan’da onayladı.
Bu imtiyazı Amerikalılara vererek Musul konusunda Amerika’nın desteğini alma amacını da gütmekteydi.

Lozan Konferansı’nın İkinci Dönemi
Konferansın ikinci döneminde, İngiltere’nin iki rolü vardı. Bir yandan müttefik cephesine liderlik edecekken diğer yandan da kendi çıkarlarını doğrudan alakadar etmeyen konularda müttefikleri ile Türkiye arasında arabuluculuk yapacaktı (Demirci, Belgelerle Lozan, s. 161.).

28 Mayıs’ta Ege Denizi’nde ki Tavşan Adalarının Türkiye’ye bırakılmasına karşılık Adakale ve Meis Adası üzerindeki iddialarından vazgeçtiler.

İngilizlerin de etkisiyle Fransızlar ve İtalyanlar Türkiye’den tazminat istemekten vazgeçtiklerini açıkladılar. İsmet Paşa da Yunan teklifini kabul ederek Karaağaç karşılığında tazminat taleplerinden vazgeçmişti.

Adli Kapitülasyonlar Meselesi
Lozan Konferansı’nın ilk yarısında adli kapitülasyonlar kaldırıldığı için yerine geçecek bir düzenleme düşünülmekteydi.
‘yabancıların tutuklanması ve evlerinin aranmasından önce adliyede görevli yabancı müşavirlere haber verilmesi’ Türk delegeleri özellikle bu noktaya itiraz etmekteydi. …bu kez müttefikler Montagna Formülü’nden pek farklı olmayan bir formül üzerinde anlaştılar. Buna göre, Montagna Formülü’nde olduğu gibi müşavirlerin tutuklama ve ev arama muameleleri uygulama gerçekleştikten sonra mümkün olacak şekli ile İsmet Paşa tarafından kabul edildi.

The Manchester Guardian gazetesi 24 Temmuz 1923 tarihli ve “Peace with Turkey” başlığı altında Lozan’da müttefikler ile Türkiye arasında imzalanacak olan barış antlaşmasını yazmıştır. Haberde Sevr ve 31 Ocak tarihli antlaşma taslağını reddeden Türklerin bu antlaşmayla zafer kazandığına işaret ediliyor.
…sonuç olarak Türkiye bağımsızlığına hiçbir kısıtlama olmaksızın sonunda Avrupa’da sağlam bir adımla dünya savaşından çıktı. Buna karşılık Arap İmparatorluğu’nu kaybetti (The Manchester Guardian, “Peace With Turkey”, (24 Temmuz 1923), s. 6.).

26 Temmuz tarihli The Manchester Guardian Gazetesi “How Turkey Won The War” başlıklı yazıda barış antlaşması ile ilgili dış basında yapılan yorumlara yer verdi.
New York Times, barışın savaştan daha iyi olduğu prensibinden bakıldığında Lozan müzakerelerinin sona ermiş olmasından dolayı memnuniyet duyulabileceğini ve bunun da sevinmek için tek sebep olduğunu yazmaktaydı.
Morning World, müttefiklere karşı 1914 yılında başladığı savaşı Türkiye’nin 1923’te kazandığını bildirdi.
Figaro gazetesi, “Savaş Türkleri Avrupa’dan atmak için yapılmıştı buna rağmen, Türkiye ilk kez bir batılı güç olarak müzakere etti.”

…
Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014