2 Ağustos 2019 Cuma

İsmet İnönü'nün Lozan Dönüşü ve Demeçleri (10 Ağustos 1923—23 Ağustos 1923)


İsmet İnönü'nün Lozan Dönüşü ve Demeçleri (10 Ağustos 1923—23 Ağustos 1923)

Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Yıl: 1993 Cilt: 03 Sayı: 12
Cemal Avcı

Lozan Antlaşması Türk tarihinin en önemli sayfalarından birini oluşturmaktadır.
(Lozan Antlaşması) Türk siyasal hayatının bundan sonraki şekillenmesinde büyük rol oynamıştır.
İsmet Paşa ve arkadaşları Lozan dönüşü zaferler kazanmış komutanlar gibi karşılanmışlardır.

Türkiye'ye gelirken Filibe'de oradaki Türk ahali adına Müftü Efendi tarafından bir karşılama yapılmıştır.
Heyet-i Murahhasamızı getiren tren 9 Ağustos 1923 günü saat 11.30'da Karaağaç'a gelmiş ve burada müttefik devletlerin kontrol heyeti tarafından selamlanmıştır.

İsmet Paşa'yı Çatalca'da karşılamak üzere bir özel tren hazırlanmış ve bu trenle hareket etmeleri için 650 kişiye davetiye gönderilmişti. Her vagonuna Millî Mücadele'nin önemli şehir ve zaferlerinin adının verildiği bu tren (…) Karşılama töreni çok ciddiye alınıyordu.

Muratlı'dan ayrıldıktan sonra İsmet Paşa ile gazeteciler arasında şu konuşma olmuştur:
"— Hamdolsun, milletimize, memleketimize kavuştuk; memleketimize sulh ile döndüğümüzden dolayı çok seviniyorum. Hasretimiz çok sürdü. Lozan'dan bahsedecek bir şey yok. Hepsini biliyorsunuz, İşte sulh oldu. Sulh yeni ve büyük vazifelere başlamak demektir. Şimdi o kapıyı açtık. Bu imtihanı vereceğiz, bu imtihanda da behemahal muvaffak olacağız. Ve olmamız lâzımdır, Ve artık bundan sonra da rahat rahat çalışabiliriz. (Tevhid-i Efkar, 11.8.1923, s. 1)"

İstanbul'dan gelen treri lokantasıyla beraber 18 vagondan oluşuyordu Sulh ismini taşıyan ilk vagon İsmet Paşa'ya ayrılmıştı. Bu tren Çatalca'dan ayrıldıktan sonra da tebrik ziyaretleri devam etti.
…özel tren, 10 Ağustos 1923 saat 11.00'de Sirkeci'ye gelmiş ve burada onbinlerce kişiden oluşan kalabalık tarafından büyük bir tezahüratla karşılanmıştır.

İsmet Paşa, saat iki'de kendisini ziyarete gelen müttefik generallerini kabul ederek onlarla konuşmuştur.
(General Harrington) Ben İngiltere orduları namına Türk ve İngiliz kuvvetlerinin Kırım Muharebesinde samimî hissiyatla mütehassıs olarak yan yana yürüdükleri günleri meserretle yad ediyorum.

(İsmet Paşa) "Mudanya'da başlayan dostluk bende kıymettar bir hatıra bırakmıştır. O zaman samimi bir surette cereyan eden müzakereler bu gün hüsn-ii netice vermiş bulunuyor. Binaenaleyh bundan sonra aynı şerait dairesinde yapılacak olan müzakeratın da aynı netice-i hüsnayı tevlit edeceği kanaatindeyim. (Hakimiyet-i Milliye, 12.8.1923, s. 3)”

İsmet Paşa nın Darülfünun da Yaptığı Konuşma
…Harb-i Umumî'den sonra yapılan muahedatın hiçbirisiyle kabil-i kıyas değildir. Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve saire için yapılan muahedat o milletlere pek ağır tahdidat vazetmiştir.
Efendiler, hal-i sulha giriyoruz. Yeni ve ağır bir vazife devresine giriyoruz. Cemiyet-i milelde vazife deruhte ediyoruz. Bu imtihan, geçirdiğimiz devrelerden, geçirdiğimiz imtihanlardan daha mı zayıftır, yoksa daha mı ağırdır. Bunu şimdiden söylemekten acizim. Benim bildiğim bundan sonraki vazifemiz de çok ağırdır.
Geçirdiğimiz devrelerden iksab-ı kuvvet ederek yeni devreye girmek lazımdır. Önümüzde herhalde on senelik bir devre vardır ki bunun inkişafı için bütün kuvvetlerimizi temerküz ettirerek, hedefe varmak için vakf-ı nefs etmek, sebat ve tahammül etmek lazımdır (İleri, 12.8.1923, s. 2).

İsmet Paşa ve arkadaşlarının Ankara'ya gelişleri de büyük bir heyecan yaratmıştı.
İsmet Paşa Hazretleri'nin geldiği trenin üstü insanlarla dolmuştu.

Mecliste İsmet Paşa:
İstiklâl Mücadelesi'nin mücadelât-ı harbiyesi bittikten sonra mücadelat-ı siyasiyesi başlamıştır. Bu mücadelât-ı siyasiye hakikat-ı halde Mudanya Mütarekesinden başlar.
Mudanya Mütarekesinin hata olduğunu iddia etmişlerdi. Muhti kendileri idi.
Lozan Konferansı milletimizin Avrupa ortasında davet olunduğu büyük bir imtihandır... / T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, 2. Devre, 23.8.1939, s. 264-281
…


Hilafetin Kaldırılması Sonrası Patrikhaneler ve Hahambaşılık Tartışmaları


Hilafetin Kaldırılması Sonrası Patrikhaneler ve Hahambaşılık Tartışmaları

The Journal of Academic Social Science Studies, Number: 46, p. 111-127, 2016
Yrd. Doç. Dr. Ersin Müezzinoğlu

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimler denilince nüfusları dikkate alındığında özellikle üç topluluk yani Rumlar, Ermeniler ve Museviler/Yahudiler anlaşılmıştır.

19. yüzyıl / bu yüzyılın en bariz özelliği ulusçuluk çağı olarak da bilinmesidir.
Öncelikle Balkanlardaki Rumlar arasında görülen bu gelişme 1830’da bağımsız bir Yunanistan devletinin kurulmasıyla neticelenmiştir.
Osmanlı Rumlarının Yunanistan ile Yunanistan’ın da Osmanlı Rumları ve tarihi hak ettiği Osmanlı topraklarıyla ilgisi kesilmemiş bu kez büyük Yunanistan’ı gerçekleştirme yönünde bir siyaset güdülmüştür. Bu süreçte özellikle Fener Rum Patrikhanesi ve bağlı kiliseleri ile birtakım Rum örgütlerinin aktif rol aldıkları görülür.
Bu minvaldeki gelişmeler: önce Girit’in Yunanistan ile birleşmesi ardından Balkan Savaşları ile Rumeli’nin taksimi ve Bahrısefid adalarının ekseriyetinin elden çıkmasıyla sonuçlanmıştır.
Megali İdea’ya çok yaklaştığına hamleden Yunanistan Anadolu’yu işgal hareketine girişmiştir.

Patrikhane İtilaf devletlerinden Anadolu’nun işgalini isteme ve Yunan mandasını önerme, işgal kuvvetlerinin İstanbul’a gelişini kutlama, Rum okullarında Türkçe eğitimi yasaklama, Osman Hükümeti ile resmî ilişkiyi kesme, Rumlara Osmanlı kimliklerini yırttırarak Yunanistan’a ilhak olunduğunu ilan etme, Paris Barış Konferansı’na Yunanistan’la birleşme taleplerini içeren bir muhtıra sunma, 1919 tarihli Mebusan Meclisi Seçimlerini boykot etme, Londra Konferansı’nda İstanbul’un Yunanistan’a verilmesi için diplomatik girişimlerde bulunma gibi birtakım faaliyetler içerisinde olmuştur.

Patrikhane ayrıca işgal yıllarında kamuoyu yaratmak (…) gibi amaçlarla bazı yayınlar da yapmıştır. Bu meyanda en meşhur yayın Kara Kitap’tır.
Lozan Konferansı’nın başlarında Rum Patriği Meletios eski saldırgan tavrından vazgeçerek, “ben Türkiye’nin malıyım” demiş, Patrikhanenin artık sadece dini işlerle meşgul olacağını açıklamış, bu şekilde geçmişte Patrikhanenin ve kendisinin yaptığı her şeyi unutturmaya çalışmıştır.

Osmanlı Ermenileri için de Balkan örnekleri taklidinde ulusçuluk düşünceleriyle hareket edilerek ıslahat, muhtariyet, istiklal üçlemesi aşamalarının takip edildiği ve nihai olarak bağımsız bir Ermeni devleti kurma idealinin benimsendiği bir dönem olmuştur.
Bağımsız Ermenistan yolunda Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları önemli bir milat olmuştur.
Balkan Savaşları’nda Bulgar ordusu saflarında Türk ordusuna karşı savaşan Ermeniler, I. Dünya Savaşı’nda ise açıkça İtilaf devletlerine dost ve Türklere düşman bir vaziyet takınmışlardır.
Mütareke Dönemi olarak adlandırılan dönemde içine düştüğü her bakımdan çaresizlik ve kuvvetsizlik, Ermenilerin de iştahını kabartmıştır. Batılı devletlerin de desteğiyle ülkenin doğusunda yoğunlaşan bağımsız bir Ermeni devletinin kurulmasına çok yaklaşılmış ve nihayet Sevr Antlaşması’yla bunun temin edildiğine inanılmıştır.
Milli Mücadele öncesinde büyük Ermenistan hayali ile olaylara karışmış olan bazı Ermeniler, olayların gidişatını gördükçe yaptıkları işlerin hesabını veremeyeceklerinden korktuklarından İstanbul’u terk ederek yabancı ülkelere göç etmeye başlamışlardır.
Lozan Görüşmeleri esnasında Ermeni Patriği Zaven Efendi İstanbul’dan firar etmiştir.

Osmanlı Yahudileri için ulusçuluk moda ve makbul bir akım olmamıştır.
Milli Mücadele Dönemi’nde ve sonrasında Türkiye Yahudileri örnek cemaat, “Kemalistlerin müttefiki” olarak görülmüş veya gösterilmiştir. Bu cümleden olarak Mustafa Kemal “Musevileri Türklerle tevhid-i mukadderat etmiş sadık bazı unsurlarımız olarak” nitelemiştir. Batı Anadolu’daki Yunan işgaline son veren Türk kuvvetleri Yahudiler tarafından kurtarıcı gibi görülmüşlerdir (Corry Guttstadt, Türkiye Yahudiler ve Holokost, Çev: Atilla Dirim, İletişim Yayınları, İstanbul 2012, s. 25.).

Lozan Konferansı’nda eski Hahambaşı Haim Nahum, Türk heyetine danışmanlık yaptı…

Türk Heyeti Patrikliğin İstanbul’dan uzaklaştırılmasını İstanbul Rumlarının mübadele dışı bırakılması söz konusu olunca teklif etmiştir.

Patriklik yerleşmiş bulunduğu İstanbul’dan uzaklaştırılacak olursa uygarlık dünyasının vicdanın yaralanmış olacağını belirten Curzon…

…bütün müttefik temsilcilerin muhalefetiyle yalnızlığa mahkûm kalan (…) patrikhane meselesinden dolayı Hristiyan âleminden şiddetli tepkiyle karşılanma tehlikesini göz önünde tutan Türk Heyeti, daha ılımlı tutum takınmaya başlamıştır.
İsmet Paşa Fener Patrikhanesi konusunda bu şekilde geri adım atmadan önce Türk kamuoyunda Megali İdea destekçisi ve yeni Türkiye’nin hasmı olarak bilinen Patrik Meletios’un İstanbul’dan uzaklaştırılmasını istemiş ve bu yolda teminat almıştır (Seha Meray, Lozan Barış Konferansı Tutanaklar Belgeler, C.: 1, Kitap.: 1, Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, İstanbul 1969, s. 331.).

25 Aralık 1922 tarihli kapalı oturumda Burdur Milletvekili İsmail Suphi Bey, Lozan Konferansı’ndan üç naldan başka bir şey elde edilmediğini, İstanbul’da Rumların ve Fener Patrikhanesinin kalmasına şiddetle itiraz ettiğini ifade etmiş, Rumlar kaldığı takdirde bu memleket için tamamıyla bir fesat ocağı kalmış olacağını iddia ederek gerekçesini şöyle açıklamıştır: “O Rumlar ki mütarekeden sonra yaralı göğsümüzün üstünde dans ettiler. Her yeri mavi ve beyaza boyadılar. Asker verdiler, iane verdiler, karılarını verdiler, çocuklarını verdiler. Bütün mevcudiyeti maddiye ve maneviyelerini verdiler. Bunları görmeğe tahammül edemeyiz. Rumların İstanbul’da kalmasına tahammül edemeyeceğimiz gibi Ermenilerin de İstanbul’da kalmasına tahammül edemeyiz” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, Devre.: I, C.: 3, 25.12.1922, s. 1155-1161.).

TBMM 1 Kasım 1922 kararıyla Saltanat ile Hilafeti birbirinden ayırmış, Saltanata son verirken Hilafet kurumuna dokunmayarak Sultan Vahdettin’in Halifelik sıfatını üzerinde bırakmıştır.
Halife Abdülmecit Efendi’nin padişahlığı çağrıştıran hal ve hareketler içerisinde bulunması (…) Emir Ağa ve Ağa Han’ın Başbakan İsmet Paşa’ya gönderdikleri bir mektubun bazı İstanbul gazetelerinde yayınlanması (…) Hilafetin kaldırılmasının gerekçeleri olmuştur.
1 Mart 1924’te önerge yasalaşmıştır.
Hilafetin kaldırılması Türk basınında başta Rum Patrikhanesi olmak üzere Ermeni Patrikhanesi ile Hahambaşılığın da kaldırılması gerektiği yolundaki tartışmayı yeniden başlatmıştır.

…Patrikhaneler ve Hahambaşılık hakkında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in Mayıs 1924’de New York Herald gazetesine verdiği ve Türkçe literatürde doğru bir bilgi olarak kabul edilen mülakatın uydurma olduğunun yine birinci el kaynaklarla ortaya konulması…
…


Esaretten Kurtuluş İtilâf Devletlerinin İstanbul’u Tahliyesi


Esaretten Kurtuluş İtilâf Devletlerinin İstanbul’u Tahliyesi

Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İLKE), Sayı 23, 2009
Bülent Bakar

Mondros Mütarekesi’nde başkent İstanbul’un işgal edilebileceğini gösteren bir ifade göze çarpmamaktaydı.
İstanbul’a ilk ayak basan yabancı askerler 8 Kasım 1918’de Galata rıhtımına yanaşan Adrian gemisinden çıkan iki Fransız subayıydı.
İşgal kuvvetleri ilk anda çoğu Beyoğlu bölgesinde olmak üzere kışla, yabancı okul, hastahane gibi kurumlarla, bazı otel ve özel binalara yerleştiler.
Beyoğlu bölgesinde 83 subay ve 712 askerden oluşan bir Yunan kuvveti bulunmaktaydı. Ayrıca, İngilizlerin 894 subayı ve 26.525 askeri; Fransızların 572 subay ve 18.497 askeri; İtalyanların 210 subayı ve 3.782 askeri vardı. Bu tarih itibariyle, İstanbul’da İtilâf Devletleri kuvvetleri toplam 1.759 subay ve 49.516 askerden ibaretti (5 Kasım 1919).

İtilâf Devletleri’nin baskıları sonucunda 3 Mart 1920’de Ali Rıza Paşa Hükümeti istifa etti ve yerine 8 Mart’ta Salih Paşa Hükümeti kuruldu.
16 Mart 1920 sabahı İstanbul işgal edildi. Aslında, İstanbul 13 Kasım 1918’den beri fiilen işgal altındaydı. Şimdiyse resmen işgal edilmişti ve bundaki amaç, işgali şiddetlendirmekti.

9 Eylül 1922’de Türk ordusu İzmir’e girdi. İstanbul’daki Fransız Yüksek Komiseri General Pellé, İzmir’e gelerek 19 Eylül 1922’de Mustafa Kemal Paşa’yla görüştü ve tarafsız bölgenin geçilmesinin İngilizlerce savaş nedeni sayılacağını belirtmişti. Mustafa Kemal Paşa ise verdiği cevapta, TBMM hükümetinin tarafsız bölge tanımadığını ve Mondros Mütarekesi’nin de İtilâf Devletleri tarafından bozulduğunu ifade etmişti (Belen, 1983: 520).

İtilâf Devletleri 20-23 Eylül 1922 tarihleri arasında Paris’te yaptıkları görüşmelerde Trakya’nın tahliyesini dikkate alacaklarını belirten bir muhtırayla konferans toplanmasını kabul ettiler. Türk tarafı 29 Eylül’de verdiği cevapta, Edirne dâhil Doğu Trakya’nın tahliyesini ve Türk idaresine teslimini isteyerek, 3 Ekim’de Mudanya’da konferansın toplanacağını bildirdi.
11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalandı.
14 maddelik Mütarekeyle, Doğu Trakya geri alınıyordu. Antlaşmanın 11 ve 12. maddelerine göre de, barış antlaşması görüşmelerinin sonuna kadar boğazlar bölgesinde ve İstanbul’da işgal kuvvetleri kalabilecekti.
TBMM, 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdı. Refet Paşa, Yıldız Sarayı’na giderek Padişah Vahdettin’e bu kararı bizzat tebliğ etti.

TBMM Hükümeti tarafından 5 Kasım 1922’de İtilâf Devletleri’ne verilen notada “İtilâf Devletleri’nin İstanbul’u boşaltmaları ve ordularının Türk bayrağını selâmlayarak gitmeleri” istendi. İşgal Kuvvetleri Komutanları yaptıkları toplantı sonunda Türk Hükümetinin Mudanya Mütarekesi’nden vazgeçip geçmediği soruldu. Refet Paşa’nın cevabı, Mütarekeyi reddetmedikleri fakat İstanbul’un işgalini de istemedikleri şeklinde oldu.

Padişah Vahdettin’in 17 Kasım 1922’de Malaya adlı bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’dan gitmesiydi. Bunun üzerine TBMM tarafından 18 Kasım’da Veliaht Abdülmecid Efendi Halife seçildi.

Başvekil Rauf Bey’in 7 Ocak 1923 tarihli telgrafında Maçka kışlasında ve İstanbul’daki depolarda bulunan silahların İngilizlerce götürüldüğü belirtiliyordu. 8 Ocak tarihli bir başka telgrafta ise İngilizlerin Haliç’te bulunan Türk motorlarındaki alet ve edevatları aldığı ifade ediliyordu (Şimşir, 1990: I, 349-351).

Mart ayında Londra’da Avam Kamarası’ndaki tartışmalarda İstanbul işgalinin İngiliz vergi mükelleflerine yük getirdiği ve şark meselesinin acilen halledilmesi gerektiği ifade edilmekteydi.

23 Nisan 1923’te görüşmelerin ikinci safhası başlarken, bu süreçte İstanbul’un tahliyesi meselesi Türk heyetinin ilk andan itibaren üzerinde hassasiyetle ve ısrarla durdukları bir konu olmuştu.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı bu konunun erken vakitte görüşülmesini ve çözülmesini istemiyordu. Çünkü, görüşmeler devam ederken Türk topraklarının tahliyesi meselesini ellerindeki “tek güçlü koz” olarak görmekteydiler.

Haziran ayı sonuna doğru İstanbul’daki İngiliz yetkilileri bazı malzemelerini vapurlara yüklemeye başlamışlardı.

17 Temmuz 1923’te gerçekleşen toplantı ve açıklanan Tahliye Protokolü tasarısıyla İtilâf Devletleri donanmalarının İstanbul, Çanakkale ve Marmara denizinden gitmeleri kabul edildi.
İstanbul’daki İngiliz kuvvetlerinin aylık masrafı 142.000 İngiliz lirasıydı.

İngilizler 23 Ağustos’ta Bostancı bölgesinde nakliyat yapmaya başladılar ve buradan 27 top ile bazı silah ve mühimmat gemilere nakledildi.

27 Ağustos tarihli bir gazete haberine göre, Mütareke esnasında Üsküdar, Kadıköy ve bu mıntıkanın değişik yerlerinde İtilâf Devletleri’nce işgal edilmiş olan 13 ev, 1 istasyon, 4 arsa, 1 çiftlik, 1 taş mektep ve 1 gazino tahliye edilmişti (İleri, “Tahliye edilen binâlar”, 27 Ağustos 1923.).

3 Eylül 1923’te İngilizler, Ermeni yetimhanesi olarak kullandıkları Ortaköy’deki Tabya kışlasını tahliye ve teslim edip, Ortaköy’deki bazı baraka ve evlerin de tahliyesine başladılar.

İstanbul’da 23 Eylül itibariyle halen işgal kuvveti olarak 3 Tabur İngiliz, 2 Tabur Fransız ve 1 Tabur İtalyan askeri bulunuyordu.
Eylül ayının son haftasına girildiğinde İşgal Kuvvetleri Kumandanlarının Türk makamlarına veda ziyaretleri başlamıştı. 24 Eylül 1923’de Fransız Generallerinden Charpy ve Perriot ile İtalyan Kont Caprini, Halife hazretlerini ziyaret ederek vedalaşmışlardı.

İstanbul Kumandanı Selâhattin Âdil Paşa, 29 Eylül 1923’te Hariciye Murahhaslığı’na gönderdiği bir yazıda, tahliyeden sonra geçici olarak boğazlarda bulunacak İtilâf Devletleri donanması hakkında bilgi veriyordu. Bu savaş gemileri, İngilizlerin 1 hafif kruvazör, 2 torpido muhrib ve 1 gemi; Fransızların 1 kruvazör ile 2 küçük gemi ve İtalyanların 1 kruvazör ile 2 torpido muhrib şeklindeydi ve tahliye beyannamesi mucibince en geç 31 Aralık 1923’e kadar boğazlarda kalabileceklerdi.

30 Eylül’den itibaren büyük askerî kışlaların Türk heyetlerine teslimine başlandı. İngilizler, Maçka kışlasını teslim ederken, geri alınan malzemeler arasında depolardaki 2.000 mitralyöz ve 150.000 tüfek de bulunuyordu.

2 Ekim’de İşgal Kuvvetleri Karargâhı olarak kullanılan Mekteb-i Harbiye’nin tesliminde saat 09.45’te sancak merasimi yapılacaktı ve saat 10.00’da İtalyan işgali altındaki binalar ve Fransız işgalinde bulunan Sevkiyat Dairesi de merasimle teslim edilecekti. Böylece, 2 Ekim 1923 Salı günü saat 10.00 itibariyle yabancı işgalinde bulunan bir tek bina kalmamış olacaktı.

İşgal kuvvetlerinin gitmesinden sonra sıra Türk ordusunun İstanbul’a kavuşmasına gelmişti. İstanbul’a en yakın noktada Gebze’de konuşlanmış olan I. Tümen ki Demir Tümen diye biliniyordu ve Komutanı da H. Hüsnü Paşa’ydı.
5 Ekim gecesini Haydarpaşa’da İngilizlerden kalan barakalarda geçiren Demir Tümen, 6 Ekim sabahı Araba vapuruyla Üsküdar’dan İstanbul tarafına nakledildi.
…


Ankara’nın Başkent İlan Edilişine İstanbul Basınının Tepkileri


Ankara’nın Başkent İlan Edilişine İstanbul Basınının Tepkileri

Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt: XXVII, Sayı: 1, Temmuz 2012, 131-148
Umut Karabulut

Mili Mücadele’yi organize edip yöneten Temsilciler Kurulu, Anadolu’nun her yönden güvenli bir yeri olan Ankara şehrini kendisine merkez olarak uygun görmüştür.

Milli Mücadele’ye yön veren kadrolar, 1923 yılının başında ayrılık sürecine girmiştir.

Rauf Bey ve İsmet Paşa arasında, Lozan görüşmeleri sırasında beliren bir takım çekişmeler, Barış Antlaşması imzalanmasına rağmen devam etmiştir.

1923 Nisan’ında, Kara Kemal, Dr. Nazım, Cavit Bey, Hüseyin Cahit (Yalçın) Bey gibi bir takım eski ve önemli İttihatçılar, İttihat ve Terakki’nin geleceğini tartışmak ve yeni kurulacak düzen içerisinde bir pozisyon almak amacıyla, Cavit Bey’in evinde yaptıkları ve iki gün süren toplantılar dizisini gerçekleştirmişlerdir.
Bu toplantılarda dokuz maddelik bir program belirlenmiştir.
…bu programda İstanbul’un başkent kalması gerekliliğinden bahsedilmesi ve İstanbul basınının bu tip haberleri büyük bir destekle okuyucularına duyurmasıdır.

İstanbul basını
Ankara’yla birlikte hareket edenler, ‘İleri’, ‘İkdam’ ve ‘Akşam’
…sıkı bir muhalefet yürütenler: ‘Tanin’, ‘Tevhid-i Efkâr’ ve ‘Vatan’

Mustafa Kemal’in İstanbul gazetecileri ile yaptığı İzmit toplantısı, onların desteğini isteme ve/veya gerçekleştirilecek yeni düzeni zora koşmamaları konusunda bir ikaz olarak okunabilir.

Bu toplantıda (…) ‘İleri’ gazetesi yazarı Suphi Nuri (İleri) Bey’in yönelttiği: “…hükümet merkezinin neresi olacağı?” sorusuna Mustafa Kemal’in yanıtı net bir biçimde: “Ankara” olmuştur.

Avrupa Devletlerinin elçiliklerini Ankara’ya taşıma konusunda ayak diremeleri, İstanbul basınında da fazlasıyla yer buldu.

Türkiye’nin yeni başkentinin Ankara şehri olması, Halk Fırkası Grubu’nda kabul edildikten sonra, Meclis Genel Kurulu’na gelişine de (Grupta olduğu gibi) Malatya Mebusu İsmet Paşa öncülük etmiştir.

Tanin gazetesi (Hüseyin Cahit), başkent meselesinin yeteri derecede incelenmediğini, konunun bir Fırka toplantısı çerçevesinde ele alındığını söylemiştir.
Vatan gazetesinden Ahmet Emin (Yalman) ise, Ankara’nın başkent ilan edilişini, kentin yeterli alt yapı olanaklarına sahip olmadığı için eleştirmiş…

…bazı gazete sahipleri, bizzat devlet mekanizmasının içerisinde yer almışlardır.

Milletvekilinin Adı
Gazete
Meclis’te Bulunduğu
Dönem
Celal Nuri (İleri)
İleri
I, II, III, IV ve V
Hakkı Tarık (Us)
Vakit
II, III, IV ve V
M. Asım (Us)
Vakit
III, IV, V, VI, VII, VIII
Necmettin (Sadak)
Akşam
III, IV, V, VI, VII, VIII

Celal Nuri (İleri): “İstanbul, son mücadelede, Anadolu’yu kurtaramadı ve verdi.
Vakit gazetesinde Hakkı Tarık (Us), “Ankara Merkezimiz” başlıklı yazısında benzer gerekçelerle Ankara’nın başkent olması gerektiğini yazmıştır.
…

Türk Heyeti’nin Lozan’a gidişi ve Lozan Konferans’ı öncesinde Avrupa’daki faaliyetleri (5 Kasım 1922–20 Kasım 1922)


Türk Heyeti’nin Lozan’a gidişi ve Lozan Konferans’ı öncesinde Avrupa’daki faaliyetleri (5 Kasım 1922–20 Kasım 1922)

Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 53, (Lozan Antlaşması Özel Sayısı), 2013, s. 329-350
Doç.Dr. Hakan Uzun

Vekiller Heyeti, Lozan’a gidecek heyetin başkanı olarak İsmet Paşa’yı belirlerken, Dr. Rıza Nur ile Hasan Bey’i de diğer delegeler olarak saptamıştır. Ayrıca heyete konferansta yardımcı olması için kalabalık bir danışmanlar grubu da oluşturulmuştur.

…hükümet tarafından heyete 14 maddelik bir talimatname verilmiştir.
…talimatnamede dikkat çeken husus ise Misak-ı Milli vurgusunun sıklıkla yapılmış olmasıdır.

İsmet Paşa ve beraberindekiler, İstanbul’a giderken, trenin geçtiği hat boyunca kalabalık halk toplulukları tarafından coşkuyla karşılanmışlardır.

13 Kasım’da başlayacak Lozan Konferansı’na katılacak olan heyet İstanbul’da iki gün kaldıktan sonra, 9 Kasım 1922’de Lozan’a gitmek üzere Sirkeci Garı’ndan Şark Ekspresi’yle hareket etmiştir.

Heyet, 12 Kasım 1922’de Lozan’a ulaşmıştır.
…konferansın İngiltere ile İtalya’nın iç işlerinin gerekçe gösterilerek 20 Kasım tarihine ertelendiğini öğrenmişlerdir.
İtilaf Devletleri’nin Türkiye’ye karşı izleyecekleri politika konusunda ortak bir tutum belirlemek için, konferans toplanmadan önce bir araya gelmek istemeleri ve aralarındaki görüşmelerin uzun sürmesinin de konferansın belirlenen tarihte toplanamamasında etkisi olmuştur.

Fransa’nın Bern Büyükelçiliği Müsteşarı İsmet Paşa’ya Paris’e davet edildiğini ve gitmeyi kabul ettiği takdirde, Fransa Hükümeti tarafından dostça karşılanacağını da söylemiştir.
Fransa’nın Türk heyetini Paris’e davet etmesi İngiltere’yi rahatsız etmiş

Konferansın ertelenmesine yönelik tepkiler sadece resmi düzeyle sınırlı kalmamış, Türk basını da bu konuda eleştirilerde bulunmuştur.

İtilaf Devletleri ise verdikleri cevapta özür dileyerek hazırlıkların henüz tamamlanamadığını, toplantının 20 Kasım’da yapılacağını söylemişlerdir.

Lozan’a, kazanılan askeri başarıyı, diplomatik bir başarıya dönüştürmek için gitmek isteyen Türkiye’nin tek hedefi, İtilaf Devletleri’ne Misak-i Milli’yi kabul ettirmekti.

Yunan ordusunun, Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere yeniden örgütlenmeleri kuşkuyla karşılanıyordu.
Çünkü İngiltere, hem bir Türk saldırısına karşı koyabilmek hem de konferans sırasında bir koz olarak kullanabilmek amacıyla, Batı Trakya’daki Yunan ordusunun yeniden örgütlenmesi için Atina’yı kışkırtıyordu.

İsmet Paşa’nın verdiği demeçlerde ve yaptığı görüşmelerde, Misak-ı Milli ve hükümetin heyete verdiği 14 maddelik talimatname belirleyici olmuştur. İsmet Paşa, attığı her adımda Türkiye’nin işgal sırasında çektiği sıkıntıları dile getirerek Misak-ı Milli’ye olan bağlılığı vurgulamıştır. Böylelikle Türkiye’nin Lozan Konferansı sırasında izleyeceği politikanın temelinin Misak-ı Milli’ye dayandığını göstermek istemiştir.
…