24 Ağustos 2019 Cumartesi

Yüzyıllık Hesaplaşma Lozan’da Boğazlar Sorunu

Sadık Erdaş - Yüzyıllık Hesaplaşma Lozan’da Boğazlar Sorunu
Lozan Barış Konferansı, meselenin bütün taraflarını bir araya getiren ve üretilecek çözümünde o denli geniş kabul göreceği bir fırsat olması açısından önemli ve aynı zamanda yüz yıllık bir hesaplaşma platformudur.

Lozan’da, Boğazlar’la ilgili üç farklı görüş ortaya çıktı:
Boğazlar’ın hem ticaret hem de savaş gemilerine mutlak olarak açılması, bu açıklığın teminatı olarak Boğazın iki tarafının askersizleştirilmesi, uluslararası bir komisyonun bu işi idare ve kontrol etmesi esaslarına dayanan İngiliz önerisi, Boğazlarda Türk hakimiyetini ve sınırlı bir özgürlük sağlayan Türk önerisi ve Boğazları savaş gemilerine kapatan ve doğal olarak Karadeniz’i bir Sovyet “mare clousum”u haline getiren Sovyet önerisidir.

1841 sözleşmesinden bu yana Boğazlarla ilgili karar ve uygulamalarda soruna taraf olan ülkelerden en az biri geri plana itilmiş ve üretilen çözüm daha başlangıçta tartışmalı bir hal almıştır. Bu bakımdan Lozan, Boğazlar görüşmelerinde bir ilk olarak eşit taraflar arasında bir müzakere konusu olmuş ve bu durum alınacak kararların geçerliliği ve devamlılığı konusunda neredeyse yüz yıldır görülmeyen bir ümit ışığı yansıtmıştır.

İngiltere’nin Lozan’da Boğazlar meselesine yönelik en önemli hazırlık belgesi 15 Kasım 1922 tarihli ve Dışişleri Bakanlığı’nca H.G. Nicolson’a hazırlatılan Boğazların serbestliğine dair memorandumdur.
…konferansta yakın doğu sorununun hiçbir düzenlemeyle daimi olarak karara bağlanamayacağı ve bu nedenle Boğazlar konusunda savaştan öncekinden daha olumsuz bir duruma bırakmayarak Sevr anlaşması şartları hatırlatılmaktadır.

Lenin’e göre “barış ve savaş zamanlarında boğazlar tüm savaş gemilerine kapanmalı, boğazların deniz ticaretine tam bir serbestlikle açılması ve Türkiye’nin ulusal isteklerinin karşılanması” gerekmektedir. Bu bakış Sovyet temsilcileri tarafında konferans boyu tavizsiz bir şekilde dile getirilecektir.

İnönü’ye göre dünyada en güçlü donanmaya sahip bulunan İngilizler, Lozan’da Boğazlar Sorununu en önemli mesele olarak görüyorlardı.

1924 Verilerine Göre Türk Boğazlarını En Fazla Kullanan İlk Beş Devlet

Toplam Geçiş
Geçiş Yüzdesi
Toplam Tonaj
Tonaj Yüzdesi
İngiltere
972
%18.58
1.984.783
%25.95
İtalya
828
%15.83
1.518.052
%19.85
Yunanistan
712
%13.61
827.250
%10.81
Fransa
300
%5.73
570.412
%7.45
Romanya
318
%6.08
364.134
%4.76

Boğazların savaş gemilerine kapalı olması ilkesini 1914’e kadar hararetli biçimde savunan İngiltere bu konferansta serbest geçiş savunucusu durumuna gelmiştir.

İsmet Paşa, 8 Aralık 1922 günkü oturumda Boğazlara tatbik edilmesini istediği usulü üç esasta topluyordu:
1- İstanbul ve Marmara’nın güvenliği için denizden ve karadan gelecek baskınlara karşı koruyacak garantiler verilmesi.
2- Karadeniz’e geçecek deniz kuvvetlerinin Boğazlarda ve Karedeniz’de bir tehlike yaratmamaları için sınırlandırılması.
3- Savaş ve barış zamanlarında ticaret gemileri için geçiş serbestliği.

Boğazlar meselesinin son oturumu 1 Şubat 1923’te yapıldı. / (s. 327-348)
…

…
90. Yılında Lozan ve Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu Bildirileri, 2 Cilt, Yayına Hazırlayanlar: Duygu Türker - Murat Saygın - Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara-2015

Ermenice Basında Lozan Barış Antlaşması’nın İptali Talepleri ve Yeni Ermeni İddiaları

Gaffar Çakmaklı Mehdiyev - Ermenice Basında Lozan Barış Antlaşması’nın İptali Talepleri ve Yeni Ermeni İddiaları
Ermeni basınında sürekli Sevr Antlaşması’nın 88. maddesi dile getiriliyor. Bu maddeye göre “Türkiye, öteki Müttefik Devletlerin yapmış oldukları gibi, Ermenistan’ı özgür ve bağımsız bir devlet olarak tanıdığını bildirir”.

Bu kabul edilemez bir durumdu ve Lozan Antlaşması ile bu Ermeni iddialarına son verilmişti. 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması’nı tanımadığını ilan etmiştir.
Ermeni siyasi parti ve STK’ları Lozan Antlaşması’nın iptal edilmesi için uluslararası düzeyde bir kampanya başlatmışlardır.

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade: “Menhus Sevr muahedesi yırtıldı, mesut Lozan muahedesi yazıldı! ... Birincisi, çöken imparatorluğun ölüm beratı idi; ikincisi ise yükselen cumhuriyetin doğum cüzdanı oldu.”

Ermeni gazeteci “Türkiye’de bayram, Ermenistan’da yas.”

Ermenistan ve yabancı ülke basınlarında Sevr ve Lozan konusunu sık sık gündeme taşıyanlardan biri de eski diplomat “Modus Vivendi” Merkezi Başkanı Ara Papyan’dır.
O diyor ki, Lozan Anlaşması’nın hiçbir belgesinde ABD’nin mührü yoktur. Demek ABD’nin üzerine gidip de bu antlaşmanın iptali için çalışmalarda bulunmanın faydası olabilir.
Onun fikrince “Ermeni soykırımı”nın tanınması Lozan’ın iptalinden geçer, Sevr Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için “Lozan’ın üzerine gitmek” germektedir.

Ermenistan Başsavcısı Ağvan Hovsepyan, 1923 yılında Lozan’da imzalanan 23 Temmuz tarihli Anlaşmayı Ermeni halkı kabul etmemiştir. Şimdi de kimse kabul etmiyor. / (s. 261-280)
…
90. Yılında Lozan ve Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu Bildirileri, 2 Cilt, Yayına Hazırlayanlar: Duygu Türker - Murat Saygın - Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara-2015

Rus ve Azerbaycan Kaynaklarında Lozan

Roida Rzayeva Oktay  - Rus ve Azerbaycan Kaynaklarında Lozan
Genellikle ilgili kaynaklarda her iki tarihi vakıa – Sevr ve Lozan – ilintili olarak ele alınmaktadır.

Sovyet kaynaklarında Sovyetlerin Türkiye’ye yardımı konusunun altı çiziliyor, yorumlar Boğazlar tartışması üzerinden yapılıyor.

…tahlillerin çoğu, Sovyet ideolojisinin etkisi altında yapılmış…

Sovyetler sonrası literatür Lozan Konferansı’nda Türkiye’nin son derece büyük başarılar kazandığına vurgu yapılıyor ve Lozan Konferansı ile Doğu probleminin bittiği belirtiliyor.

Noviçev’in “Türkiye Kısa Tarih” adlı çalışmasında: Lozan Konferansı’nda emperyalistlerin savaşta uğradıkları yenilgiye rağmen Türkiye’deki konumlarını korumaya çalıştıklarını, fakat muvaffak olmadıkları belirtiliyor.

Boğazlarla ilgili sözleşme, Noviçev’e göre ilk önce Sovyetler Birliği’nin aleyhineydi (…) Türkiye’nin bu denli önemli bir konuda, Ulusal Kurtuluş Savaşı zamanı, önemli yardım yapmış Sovyetler’in çıkarlarını zedeleyen tavizkârlığı, politikasında Türk halkının çıkarlarının zararına emperyalistlerle anlaşma eğilimlerinin olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.

“Türkiye’nin Problemleri” adlı kaynakta Lozan Konferansı’nda Türkiye’nin, onun egemenliğine ve politik bağımsızlığına, bilhassa kendi politik özgürlüğünü korumak için tehlike oluşturmayan konularda ödün vermesine dikkat çekiliyor.

“Türkiye Tarihinin Problemleri” adlı kitapta (…) Batı’nın Türkiye’ye karşı emperyalist politikasını İngiltere’nin cisimleştirdiğine değiniliyor.

K. Finkel’in “Osmanlı İmparatorluğunun Tarihi” adlı kitabında, Lozan Antlaşması’nın önemi olarak Türkiye’nin, eski komşuları ile aynı statüyü alması görülüyor. Kaynakta konferansın getirdiği konular arasında Ermenilerin kitlesel katliamından dolayı mahkeme bekleyen tutukluların kalanının tahliye edildiklerinin özellikle altı çiziliyor.

Rusça en önemli kaynaklardan biri olan “Büyük Sovyet Ansiklopedisi”nin “Lozan Konferansı 1922-1923” ve “Lozan Barış Sözleşmesi 1923” adlı maddelerindeki yorumlar, bahsi geçen çalışmalardakilerden farklılık sergilemektedir. Türk burjuva milliyetçilerinin, uluslararası gericilikle bir an önce anlaşma yapmaya çalıştıkları ve bu konferansta Sovyet delegasyonunun barış ve güvenlik için kararlı ve tutarlı şekilde mücadele eden tek delegasyon olduğu, ayrıca Karadeniz boğazları ile ilgili sorunun Lozan Konferansı’nın kilit konusu olduğu belirtilmektedir.

…çalışmada Türk Hükümeti’nin emperyalistlere verdiği ödünler ve onun hem Lozan Konferansı hem de daha sonra kaynakta “halk düşmanı” olarak nitelendirilen politikası, Türkiye’nin 1919-1922 yıllarında kazandığı bağımsızlığının sonradan fiili kaybını koşullandırmış olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. / (s. 239-254)
…
…
90. Yılında Lozan ve Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu Bildirileri, 2 Cilt, Yayına Hazırlayanlar: Duygu Türker - Murat Saygın - Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara-2015

Amiral Bristol’un Günlük ve Raporlarında Lozan Müzakereleri’nin I. Safhası

Hikmet Öksüz, İsmail Köse - Amiral Bristol’un Günlük ve Raporlarında Lozan Müzakereleri’nin I. Safhası
Amiral Mark Lambert Bristol, Paris Barış Konferansı başladıktan hemen sonra, 1919 yılı Ocak ayı sonunda İstanbul’da görevlendirildi ve kendisine aynı yılın Ağustos ayında Yüksek Komiser unvanı verildi. 1927 yılı başına kadar Türkiye’de görev yapan Amiral Bristol, ABD ile Türkiye arasındaki de facto (fiili) diplomasi döneminde ülkesinin en üst düzey temsilcisi olarak görev yaptı.

Bristol, Lozan sonrası anılarını yazarak yayınlamayan delegeler arasındadır.

Amerika’nın Ankara’daki temsilcisi Robert Imbrie 15 Şubat’ta Dışişleri Bakanlığına göndermiş olduğu raporda, Konferans müzakereleri tıkanmışken Türk ordusunun da askeri hazırlıklara başladığını bildirmiştir.

8 Kasım’da Amiral Bristol: Lozan’daki Konferans’ın ertelenmesi ile ilgili bilgisi olup olmadığını sorduğumda, bir şey bilmediğini ve Konferans’ın toplanacağı gün olarak belirlenen 13 Kasım’da Lozan’da olabilmek için yarın [9 Kasım’da] yola çıkacağını söyledi.
İsmet Paşa ufak tefek bir adamdır ve yüzündeki hatlar da ufak tefek bir adam izlenimi vermektedir. Ağır derecede sağırdır ve nazik bir kişiliğe sahiptir.

Amiral Bristol 27 Kasım Pazartesi günü Lozan’a ulaşmış ve aynı günün öğleden sonra oturumuna katılmıştır.

(Ermeni taleplerinin savunucusu olan Amerikalılar Lozan’da ilk dönem temaslarında sürekli olarak Türk topraklarında bir Ermeni yurdu kurulmasını istemişlerdir)

6 Aralık günü Bristol, Konferans’taki bütün karacı ve denizci askeri uzmanların yer aldığı Uşi Oteli’ndeki özel toplantıya katılmıştır. Türk tarafı Deniz Yarbayı Şevket Bey ile Yarbay Tevfik Bey tarafından temsil ediliyordu ve bu toplantıdaki görüşmede konuşulanlar Lozan Tutanaklarında yer almamaktadır.

Milletler Cemiyeti Mülteciler Komiseri Dr. Fridtjof Nansen, Yunanistan Başbakanı Elefterios Venizelos ve İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon Türkiye’deki Rumlar ile Yunanistan’daki Müslümanların mübadele edilmesini önermişlerdi ve bu teklif Türk Heyeti tarafından kabul edilmişti.
Yunanistan Hükümeti, Mübadele sözleşmesinin imzalanacağı Ocak ayı başında Yunanistan’da yeterli barınma, beslenme imkânı kalmadığı ve bulaşıcı hastalık tehlikesi nedeniyle artık mübadil kabul edemeyeceğini Amerikan Hükümeti’ne bildirmiş ve yine yardım istemiştir.

Amerikan ticari çıkarları için “açık kapı” ilkesi mutlaka korunmalıydı. Amerikan Hükümeti Sevr’e karşı çıkıyordu fakat bunu adalet duygusu ile değil, ekonomik çıkarları zarar gördüğü için yapmaktaydı.

Başdelege Child (…) yeterli imtiyazları elde edebilirlerse İngiltere’deki Muhafazakârların Musul’u Türklere bırakabileceğini düşünüyordu.

Zaferde payı olduğu için ABD Hükümeti petrol avantajlarından eşit hak istiyordu…

Tüm bu gelişmeler olurken, Chester Projesi görüşmeleri Ankara’da TBMM’nin bilgisi dâhilinde Bayındırlık Bakanlığında devam ediyordu.

Demir yolu yapılması ve 40 km’lik alanda maden imtiyazı alınması düşünülen hatlar da belirlenmişti. Bunlar: (a) Yumurtalık-Diyarbakır, (b) Samsun-Sivas-Harput-Diyarbakır-Musul-Süleymaniye-İran Sınırı, (c) Van Gölü-Harput, (ç) Ankara-Sivas, (d) Sivas-Erzurum hatlarıydı.

Bristol günlüklerindeki kayda göre Bristol, 24 Aralık günü Paris’e giderek buradaki Amerikalı petrol yatırımcısı J. W. Finch ile görüşmüş ve ikili Abdülhamit’in mirasçılarının elinde bulunan petrol haklarını almak için girişimde bulunmaya karar vermiştir.

Paris’te bu görüşmenin yapılması, Lozan Konferansı’nın başlarında Amerikan Hükümeti’nin Musul konusunda Türk tarafını destekleme niyetini göstermesi açısından önemlidir.

(27 Kasım’da Müttefikler kendi aralarında kapitülasyonları görüşüyor) Başdelege Child, “İsmet Paşa’nın kapitülasyonların bazı değişikler (modifications) ile kabul edilebileceğini bildiren bir beyanat vermesinin iyi izlenim bırakacağını” söylemiştir.
Bristol, “İsmet Paşa’nın bunu Ankara’ya kabul ettiremeyeceğini ve şuanda asıl işin Ankara’daki Aşırılara (Extremists) karşı hükümet etme erkinin Mustafa Kemal liderliğindeki Ilımlıların (Moderates) elinde kalmasını sağlamak olduğunu” söylemiştir.
Bristol, 28 Kasım’da Curzon ile görüşmesinde “İsmet Paşa’nın pozisyonunun Bağlaşıklar tarafından güçlendirilmesinin ılımlılara yardımcı olacağını” söylemiştir.

İsmet Paşa, 27 Ocak’ta Musul’dan feragat edilerek barışın sağlanabileceği görüşünü telgraf ile Ankara’ya bildirmiştir.

Bağlaşık taslağı resmi olarak Türk Heyeti’ne teslim edilmeden bir gün önce, 30 Ocak’ta Washington Post’ta (…) taslak maddelerinin Türkler tarafından kabul edilemeyecek kadar ağır olduğu (haberi yer bulmuş).
Bağlaşık taslağı ile ilgili tartışmalar sürerken gerçekleşen önemli bir gelişme; 30 Ocak’ta, Türkiye ile Yunanistan arasında müzakere edilen mübadele sözleşmesinin imzalanmış olmasıdır.

Dönüş yolunun bir kısmında Amiral Bristol ile İsmet Paşa aynı trende seyahat etmiş ve ikili arasında Türk barış şartlarını ortaya koyan bir görüşme gerçekleşmiştir.

İsmet Paşa’nın “… Bağlaşıklar neden bize karşı bu şekilde bir tavır aldı…” sorusuna Bristol “… Bağlaşıkların Türk karakterinin son yıllarda değiştiğini anlayamadıklarını ve halen eski düşünce sistemine sahip Türklerle müzakere ettiklerini sandıklarını düşünüyorum…” cevabını vermiştir. / (s. 209-238)

…
90. Yılında Lozan ve Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu Bildirileri, 2 Cilt, Yayına Hazırlayanlar: Duygu Türker - Murat Saygın - Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara-2015

Sevr Barış Antlaşması’ndan Lozan Barış Antlaşması’na İstanbul ve Çanakkale Boğazları Meselesine Analitik Bakış

Yüksel Kaştan - Sevr Barış Antlaşması’ndan Lozan Barış Antlaşması’na İstanbul ve Çanakkale Boğazları Meselesine Analitik Bakış
Milli Mücadele esnasında İstanbul Boğazı demek Osmanlı Devleti ve İslam Halifesi’nin merkezi demektir. Boğazlara sahip olmak Osmanlı Devleti’ne sahip olmak olarak düşünülmekteydi.

Çanakkale Boğazı girişinde boğazı kontrol eden adalar (…) Ege Denizi’nde yer alan adaların bazıları da Anadolu kıyılarına çok yakın olması nedeniyle stratejik öneme sahiptir.
İstanbul ve Çanakkale boğazları tarihte Galatlar, Venedikliler ve Cenevizlilerin ticaretinde çok önemli olmuştur.

(Fetih’ten önce) Bizans’a sahip olmak demek Boğazlara sahip olmak ve böylece Doğu ile Batı arasında siyasi, askeri, ekonomi ve ticaret bakımından önemli avantajlara sahip olmak anlamına gelir.

Çanakkale Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması, Boğazlardan geliş geçişleri sağlaması, Anadolu kıyılarına yakınlıkları bakımından Ege Adaları stratejik öneme sahiptir.

İtalya 1912’de 12 Adaları ele geçirerek Ege Denizi’ne yerleşebilme imkânı bulur ve bu şekilde Doğu Akdeniz güçler dengesinde yeri ve etkisi olan bir devlet konumuna gelir.

1912’de Yunanistan, Ege Denizi’nde Çanakkale Boğazı’nı tutmak ve bu yolla Rumeli’de yapılacak bir savaşa yapılacak ikmali engellemek üzere, Boğazönü Adaları’nı işgal stratejisi uygulamaya karar verir.

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı sonrasında düzenlenen konferansta, Ege Adaları’nın geleceğini de Avrupalı altı devletin (Almanya, İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan, İtalya, Rusya) kararına bırakır.

Balkan devletleri ile Türkiye arasında 30 Mayıs 1914’te imzalanan Londra Antlaşması’na göre (…) Yunanistan’ın işgal ettiği İmroz ve Bozcaada dışındaki tüm Doğu Ege adalarının askerden arındırılması, silahsızlandırılması ve askeri amaçlarla kullanılmaması şartıyla, Yunanistan’a bırakır. Karar taraflara bildirilir. Meis, Bozcaada ve Gökçeada’nın Osmanlı Devleti egemenliğinde kalacağını öngören bu karar 13 Şubat 1914’te Osmanlı Devleti’ne bildirilir.


İtilaf Devletleri, büyük bir donanma gücü oluşturarak Aralık 1914 tarihlerinde Ege’ye gelirler. Şubat 1915 tarihinde yeterli hazırlıklar yapılır ve 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı’nı geçmek isterler, fakat Osmanlı Devleti’nin aldığı tedbirler ve savaşta gösterdiği başarı nedeniyle hüsrana uğrayarak geri çekilirler. Böylece Boğazların Osmanlı Devleti’nin savunmasında ne kadar önemli olduğu görülür.

1913-1916 yılları arasında Amerika’nın İstanbul Büyükelçisi olan Henry Morgenthau: Boğazların stratejik durumu öne çıkartılarak buralara sahip olmanın dünya yönetiminde kolaylık ve avantaj sağlayacağı vurgulanır.

Wilson İlkeleri
1. ve 12. maddeleri, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından serbest geçiş ile ilgilidir. Böylece Wilson İlkeleri çerçevesinde Boğazların Osmanlı Devleti’nin denetimi altında olamayacağı görülür.

Sykes, 1 Nisan 1915 tarihinde Herbert’e gönderdiği mektupta şunları yazmaktadır: “Türkiye diye bir şey artık var olmamalı. İzmir Yunanların olacaktır. Adana İtalyan, Güney Toroslar ve Kuzey Suriye Fransız, Filistin ve Mezopotamya (Irak) İngiliz, geri kalan İstanbul’da dâhil Ruslara verilecektir. Ayasofya’da ve Ömer Camii’nde Latin ilahileri okuyacağım. Bunu bütün kahraman uluslar şerefine Galce, Lehçe, Keltçe ve Ermenice okuyacağız” demektedir. Sykes’in bu düşünceleri İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında I. Dünya Savaşı sırasında yapılan Sykes-Picot Antlaşması ile gerçekleşir. Sevr görüşmelerinde bu antlaşma temel alınır.

Lloyd George ve Fransız Başbakanı Clemencau 11 Aralık 1919’da bir araya gelirler. Fransız Dışişleri Bakanlık Genel Sekreteri Berthelot 25 maddelik bir taslak hazırlar.
Türkiye’nin yeni başkenti hakkında bile aralarında anlaşamazlar. Berthelot Konya’yı, Curzon ise Bursa’yı önerir.

Sevr Antlaşması’na eşzamanlı olarak yürürlüğe girmesi kabul edilen ek bir anlaşma imzalanır (Bonin-Venizelos Antlaşması) ve İtalya bu antlaşma ile Rodos ve Meis dışındaki tüm adaları Yunanistan’a verir. İtalya 8 Ekim 1922’de söz konusu antlaşmayı fesih ettiğini açıklar.

Merkezi İslam Cemiyeti, Türklerin hâkimiyetinin Boğazlara bağlı olduğu, bu sebeple Türk hâkimiyetinde kalması gerektiğini savunur.
Hint Müslümanları arasında meydana gelen bu hareketlenmeye karşılık 21 Şubat 1921 tarihinde Londra Konferansı toplanır.
İngiltere kendi sömürgesi olan bölgelerde olumsuz bir etkiyle karşılaşmamak için antlaşma metninde bazı değişiklikler yapar.
Lloyd George bir demecinde, “Biz ne Türk ırkının oturduğu bölgelerde Osmanlı Devleti’nin devamına ne de başkentinin İstanbul olmasına karşıyız; fakat Akdeniz’i Karadeniz’e birleştiren Boğazlarda uluslararası bir yönetim uygulanmalıdır.” açıklamasını yapmaktadır.

Lloyd George Osmanlı Devleti’nin Sevr’i imzalamaya karar verdiği zaman “Turkey is no more” yani “Türkiye artık yoktur” diyerek memnuniyetini göstermektedir.

(Lozan’da) Birinci dönemde Türk tarafı İngiltere ile Boğazlar, İtalya ile ise adalar konularda büyük bir çatışma içine girer.

Müttefiklerin görüşüne göre Boğazlar ticaret ve harp gemilerine mutlak açık olmalı; bu açıklığın teminatı olarak Boğazların iki tarafı askerden arındırılmalı, geçişler milletlerarası yapılanmadan oluşan bir Boğazlar Komisyonu’nun idare ve kontrolünde olmalıdır.

İsmet Paşa ile Rus tarafını temsil eden Çiçerin arasında geçen konuşmalar:
“Lozan’da Boğazlar meselesi konuşuluyor. Çiçerin gelmiş, ha bire beni sıkıştırıyor. Adama teminat vermeye çalışıyorum; bir türlü söz geçiremiyorum... Dedim ki: ‘Bana bak! Ben cepheden geldim. Bizim askerler daha ayakta. Ben buradan dönerim; askerlerin başına geçer, Boğazlar Meselesi yüzünden harbe yeniden başlarım. Ama sen benimle harp edebilecek misin? Eğer, şimdi benimle beraber içeri girince sen harp edebileceğini söylesen bile, senin taleplerini reddedeceğim.’ Çiçerin, ‘Canım, ben burada nasıl böyle şeyler söylerim. Merkeze yazarak, onların muvafakat almam lazım.’ dedi. ‘Öyleyse,’ dedim, ‘Üzerime varma. Sen bu işin sonunu göze alamıyorsun. Musul işinde: ‘İleri gitmeyin, harp çıkarsa biz yokuz’ demiştiniz. Bunda, bu noktaya kadar gelemeyeceksiniz. Biz sizinle dost devletiz. Kıyılar bizde olduktan sonra mesele yok. İçinden gemi geçireceklermiş; bırakmayız onları. Endişe etmeyin.’ Çiçerin razı oldu.” / Necdet Uğur, İsmet İnönü, 2. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1995, s. 49-52

Boğazlar, Türkiye için çok önemlidir. Boğazlar, Türkiye için menfaat değil varlık, egemenlik ve güvenlik meselesidir. Boğazlar, Türk toprakları içindedir ve ülke bunlarla bir birlik olur. / (s. 103-135)
…


90. Yılında Lozan ve Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu Bildirileri, 2 Cilt, Yayına Hazırlayanlar: Duygu Türker - Murat Saygın - Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara-2015