12 Şubat 2023 Pazar

19. Yüzyıl Sonrası Türkiye'de Toplumsal Değişimlerin Konut Mekanına Etkisi

 19. Yüzyıl Sonrası Türkiye'de Toplumsal Değişimlerin Konut Mekanına Etkisi

 

Kentler ve kentlerin fiziksel ortamını oluşturan binalar, ülkelerin toplumsal yapı ve yaşam kültürlerini yansıtan somut öğelerdir

 

19. yy sonlarından itibaren Türk toplumunda bir sosyal değişim süreci yaşanmış ve bunun neticesinde; toplumsal yapı, kurumlar ve sosyal hayat farklılaşmıştır.

…günümüzde küreselleşmenin etkisiyle neredeyse toplumun geleneksel yaşam biçimlerini tamamen terk ederek farklılaşmasıyla sonuçlanmıştır.

 

Konut, mekan ile toplumun bir ara kesitini oluşturmakta ve incelenen dönemlerin /  kültürel yapısını en iyi yansıtan olgudur (s. 1).

 

Mekan

Arapça mekan sözcüğü ‘‘kevn’’ kökünden gelir; var olma, varlık, vücut demektir.

…mekan ancak algılayıcı konumundaki insan ile anlam kazanmaktadır.

 

Konut / hane halkı için mekanı tanımlayan, sınırlayan fiziksel bir birim,

 

Coğrafyanın sunduğu doğal kaynak ve malzeme olanakları konutun doğal belirleyicileridir.

Ancak günümüzde bu durum farklılaşmıştır (s. 5).

 

19. Yüzyıl Öncesi Konuta Genel Bakış

Asya stepleri, yaşamaya, yerleşmeye elverişsizdir.

‘‘Yer kavramı’’ ve ‘‘vatan duygusu’’ bir anlamda topraktan çözülmüştür. (Küçükerman, 1996).

Göçebe yaşam tarzı aile toplumunu getirmekte, (kadının önemi artmakta)

Aileler kendi çadırlarında yaşar, çadırların bir araya gelmesiyle de güven duygusunun pekiştirildiği toplulukları oluştururlardı. / s. 8

 

…çadırlar, yapı içinde odalara dönüşmeye başlamıştır.

 

Türk evinin biçimsel özellikleri ve gelişimi S. H. Eldem tarafından rölöve ve restitüsyonlarla ortaya konulmuştur.

Türk Evinin en ilkel durumu ‘‘sofasız plan tipi’’ dir. Odaların birbirleri ile ilişkileri yoktur. Her odaya dışarıdan girilir.

 

18. yüzyılda ortaya çıkan ‘‘İç sofalı Plan Tipi’’ geleneksel Türk evinin en yaygın olanıdır.

 

18. ve 19. Yüzyıllarda öncelikle İstanbul’da ‘‘orta sofalı plan tipi’’ uygulanmaya başlamıştır.

 

Sofa, odalar arası ortak bir mekandır. Türk evinin en karakteristik öğelerinden biridir. Bütün oda kapıları sofaya açılır.

Sofa değişik yörelerde sergah, sergi, sayvan, çardak, divanhane gibi isimler alırlar (s. 21).

 

Türkiye’de konut incelenirken çoğunlukla izlenmiş olunan yol konunun zamansal olarak dört döneme ayrılmasıdır. Bu dönemler:

1. 19.yy ikinci yarısından Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen süre

2. Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1950’lere kadar geçen süre

3. 1950’lerden 1980’lerin başına kadar geçen süre

4. 1980 sonrası olarak ayrılmıştır.

 

Osmanlı toplumunda Tanzimat sonrası yaşanan değişimler toplumun iç dinamiğinin bir sonucu değildir.

 

19.yy / Köşk konak hayatı ağırlığını daha çok duyurmaya başlamıştır.

Asıl yaşanan konutun dışında bir ‘‘sayfiye evi’’ sahibi olma düşüncesi bu dönemde ortaya çıkar.

…ailelerin yaşantısı daha da dışa dönükleşmiş,

Konutlarda harem ve selam ayırımı zayıflamış ve konuk odası, yemek odası gibi yeni mekanlar ortaya çıkmıştır.

 

Ardışık düzende sıralanan konutların, canlı bir organizmayı oluşturan hücreler gibi mahalle ölçeğinde yerlerini almaları, başta yangın ve salgın hastalıkların çok çabuk yayılmasına neden olmuştur (s. 27).

 

Fener- Balat bölgesine yerleştirilen Yahudiler, nüfus yoğunluğuyla ters orantılı dar mekanlar içinde apartman mimarisinin ilkel bir biçimi olan konut tipini yaratmışlardır.

19.yy’un sonlarına doğru birkaç katlı apartmanlar Beyoğlu’nun siluetine katılırlar.

 

Yeni tipolojik değişimin ilk örneğini / “bitişik diziler içinde yer alan’’ orta ve küçük konutlar vermektedir.

 

(Bitişik nizam sıra evler) bazı ortak özellikleri paylaşmaktadır

Tek yapı için geliştirilen özelliklerin, söz konusu yapının tekrarıyla / sokağa cephe düzeni, cumba ve balkonlarının ritmiyle, görsel açıdan büyük bir etkinlik ve süreklilik katmaktadır (s. 34).

 

Apartmana geçiş önemli bir dönüm noktası olmuştur.

 

Konut tasarımı açısından, sofa ya da tüm odaların açıldığı hol / farklı yapı jenerasyonlarını da birbirine bağlayan en önemli ortak özelliklerden biriydi. Sofa hem seçkin ve varlıklı kimselerin görkemli konutlarının, hem de mütevazi insanların sıradan konutlarının mekan organizasyonunda en yaygın öğeydi (s. 39).

 

(İlk toplu konut) 1918 yılında, İstanbul’da 7500 konutun yok olmasına yol açan yangında konutlarını yitiren ailelerin bir kısmı için bağış yoluyla ve Vakıflar’a ait bir arsa üzerinde 124 konut ve 25 dükkan yaptırılmıştır (s. 41).

…merkezdeki avluların / komşuluk ilişkilerini geliştiren ortak açık mekanlar görevi yaptıkları yadsınamaz. …odalar dış çeperlere yerleştirilerek ortak yaşantıdan uzaklaştırılmış, böylece aile mahremiyetinin korunmasına özen gösterilmiştir.

 

İstanbul’da konak hayatı Tanzimat ile birlikte önem kazanır ve II. Meşrutiyet ile birlikte çöküşe geçer.

 

19. yüzyılda toplumun içinde bulunduğu değişim sürecinin etkisiyle geleneksel konutun kuruluş prensipleri önemini yitirmeye başlamıştır.

19 yüzyılın başından beri görülmeye başlayan işin evden ayrılması / evin ‘‘özel alan’’ olarak algılanma sürecini başlatmış ve dolayısıyla evin dış dünyaya açılan kapısı olan selamlığın fonksiyonlarını yitirmesine neden olmuştur.

Evin odaları yavaş yavaş özelleşmeye başlamıştır. Artık tüm fonksiyonları karşılayan Türk evinin en önemli unsuru olan oda parçalanmaya başlamıştır (s. 43).

 

Cumhuriyet döneminde devlet eliyle yaptırılan ilk konut uygulaması Mimar Kemalettin tarafından tasarlanıp Ankara’da inşa edilen sosyal konut ‘‘Evkaf Apartmanları’’ (1927-1928) olmuştur (s. 50).

 

İlk on yılda toplum düzeni ve yaşam biçimindeki değişimle mekanlarda hissedilen, eskiden kopma ve gelenekseli reddetme eğilimleri, ikinci on yılda gelişen yeni konut tiplerine geçişi hızlandırmıştır (s. 57).

Bu dönemde eğitim görmüş mimarların yapılarında yenileşme istekleri ağır basar.

 

Odaların, genellikle bir sofa etrafında toplandığı bu mekanların Cumhuriyet sonrasında kullanım biçimleri değişmiş; önceleri her ihtiyaca cevap verecek şekilde sabit elemanlarla (sedir, yüklük, dolap gibi.) kurulan “Oda”lar daha sonra özelleşmeye başlamıştır.

…“sofa” ortak kullanım alanı olma özelliğinden uzaklaşarak; bazen toplu yemeklerin yendiği aynı zamanda da odaların dolaylı olarak ısınmasını sağlayan sobaların yerleştirildiği bir sirkülasyon alanı haline gelmiştir (s. 60).

 

1950-60 arasındaki DP iktidarı kapitalist ilişkilerin gelişmesini hızlandırdı.

…kırdan şehre zaten başlamış olan göç hızlandı.

 

Taşradan kente göç eden kesimin ikinci kuşakta da kentli bir kimlik kazanamamıştır, ancak bu kesim kentli olamadığı gibi taşralı da değildi. / arabesk kültür

 

Televizyonun yaygınlaşmaya başlaması toplumda önemli etkiler oluşturmuştur.

 

Devletin halkın konut sorununa sahip çıkmaması karşısında halk kendi sorununu çözmek için bu yola başvurmuş / gecekondu

 

Emlak Kredi Bankası / ilk girişimlerinden biri 1947’de başlanan İstanbul’daki Levent mahallesidir.

1930’larda memur sınıfı için sorun olan konut, 1960’larda işçi sınıfının da sorunu haline gelmiştir.

Sabit ve düzenli geliri olmayan işçiler, banka kredilerinden uzak durmuş daha ziyade kooperatiflere yönelmiştir.

 

…apartman, modern sanayi toplumlarının yeni belirmiş, orta tabakalarının, işçi ve memurların konutudur. Onlarla beraber doğmuştur ve toplumun orta tabaka yaratma biçimi ve hızı ile koşut gelişmiştir / s. 70

 

Konut mekanları ve mekan organizasyonları üzerinde en etkili değişimlerden biri soba ile ısınan konutlardan, kalorifer ile ısınan konutlara doğru yönelen değişimdir.

…bugün formülleşen üç oda bir salon plan tipleri kaloriferli ısınmanın yaygınlaşması ile ortaya çıkmıştır (s. 72).

 

…misafir odası yavaş yavaş ortadan çekilmeye başlamıştır. Misafirler için büyük bir mekanın ayrılması anlamsızlaşmıştır.

…buzdolabı ve çamaşır makinesi 1950 sonrası yaşama girmeye başlamış dolayısıyla da yeni yapılan apartmanlarda mutfak ve banyonun boyutlarını genişletmiştir.

 

80’lerin kültürel ikliminde her şey dışarı yansıtılırken, evdeki mahrem sayılan mekanlar da kamuya açıldı. Ev sahipleri misafirlerini evlerinin yatak odalarına kadar gezdirmeye başladı. Tüm toplumsal, sosyal ilişkiler gibi ev yaşantısı da gözler önüne serildi (Gürbilek, 2001). / s. 75

 

Eskiden sık sık birbirlerini ziyaret eden aileler daha az bir araya gelmeye başlamış ve sosyal hayat ev dışına taşıp, yeni Batılı kalıplara girmeye başlamıştır.

 

1980 sonrasında kentte yeni bir rant olgusunu ortaya çıkarmış / bir kısmı barınma amacıyla değil kentin rantından pay alma çabası çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Artık gecekonduların bir kısmı kullanım değeri için değil değişim değeri için yani bir meta gibi alınıp satılmak için yapılmaktadır (s. 77).

 

1990’lı yıllarda ekonomik açıdan üst gelir grubuna dahil olan kesimler artık iyice zenginleşmiş olmalarının bir sonucu olarak yaşadıkları mekanlarda kentin diğer kesimleri ile (daha çok yoksullarla) karşılaşmak istemedikleri için İstanbul Bahçeşehir ve Kemer Country örneğinde olduğu gibi şehrin dışında, yalnızca seçkin insanların oturduğu ve koruma altındaki yapay cennetlerde yaşamaya başlamışlardır (s. 80).

 

2000’li yıllarla kapalı konut alanları inşaatlarında hızlı bir artış olmuştur.

 

Servis mekanlarındaki değişimler / ikinci tuvaletler artık depo olarak kullanılmaya başlanmış

…yaygınlaşan başka bir unsur da ebeveyn banyosudur.

 

Sonuç

Batılılaşmanın Devlet eliyle gerçekleştiği bu dönemde aile yapısında ciddi değişimler olmadığı gibi Avrupa ile sürekli ilişki halinde olan Gayrimüslim kesim ve İstanbul hariç konut kültüründe farklılaşma görülmemektedir.

 

Devlet eliyle sıra ev şeklinde konutlar yaptırılmış, eski mahalleler dizi ev mantığında, bitişik konutlar olarak inşa olmuşlardır.

 

Geleneksel unsurlar evin gerçek kullanıcısı, batılı unsurlar ise tamamen konuklar içindir (s. 86).

 

Eskiden evin ve mutfağın çekip çevrilmesiyle birlikte çocukların ve yaşlıların bakımını da üstlenen kadın artık eve gerekli zamanı ayıramamaktadır. Bunun neticesinde yaşlılar kendi ihtiyaçlarını karşılayabildikleri süre içerisinde kendi evlerinde yaşamaya devam etmektedirler.

…

Zeylan, Pınar Kezban (2009), 19. Yüzyıl Sonrası Türkiye'de Toplumsal Değişimlerin Konut Mekanına Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

…

19. yy'da Modernleşme ve Gündelik Hayat

 19. yy'da Modernleşme ve Gündelik Hayat

Osmanlı kentlerinde mahalle birimi, geniş ölçekli kent yaşamının kurucu öğesi

…günlük yaşamın mahalle ölçeğinde biçimlenmesi Ortadoğu-İslâm geleneğinin bir uzantısıdır.

 

Gündelik hayatı kent ölçeğinde gözlemlemek aşırı işlevselleşmenin ortaya çıkarttığı çok katlı kültürel tabakalaşmanın kimi özgül oluşumları perdelemesi karşısında, salt görünür olanı tasvir etmek sonucunu doğurur. Öte yandan daha dar bir ölçeğin seçimi ise, saf ve bozulmamış bir kültür romantizmine yol açabilir.

…mahalle, gündelik hayatın hem dar ölçekli İktisadî, kültürel ve dinsel pratiklerini içermesi hem de geniş ölçekli kent yaşantısının kurucu öğesi olması bakımından elverişli bir gözlem alanıdır.

 

İstanbul’da beş yıldan az oturmuş olanlar taşraya gönderilir, beş yılı dolduranlardan herhangi bir mahalleye yerleşenler için o mahalleden kefil istenirdi. Mahalleler arasında korunan kültürel yapı toplumsal dokunun kaynaşmasına fırsat tanımıyordu.

 

Osmanlı mahallesinin üç temel kurucu öğesi vardır: a) Cami ve diğer dinsel mekânlar; b) Çarşı; c) Sivil konut. Bu üç öğeyi, bir de çıkmaz sokak dokusu içine yerleştirirsek, gündelik hayatın fiziksel alanını elde ederiz.

 

…

Işın, Ekrem, “19. yy'da Modernleşme ve Gündelik Hayat”, M. Belge (Ed). Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi, II, İletişim Yayınları, İstanbul 1985, s. 538-541

…

31 Ocak 2023 Salı

Don Juan'ın Öğretileri

Carlos Castaneda - Don Juan'ın Öğretileri

Yaqui Kızılderililerinin Bilgi Yöntemi

 


Carlos Castaneda, Los Angeles'teki Califomia Üniversitesi'nde insanbilim (antropoloji) dalında uzman bir öğrenciydi. Yaşlı bir Yaqui Kızılderilisi olan Don Juan'la tanıştığı zaman, Meksika'nın Sonora yöresindeki Kızılderililerce kullanılan çeşitli tıbbi bitkileri incelemekteydi. Don Juan'ın Öğretileri, bu iki insanın usta ve öğrenci olarak geçirdikleri ilk beş yılın öyküsü…

…

 

…çalışmalarıma gelince, bunu en kısa bir şekilde, Yaqui Kızılderili büyücüsü don Juan Matus'un beni kadim Meksika şamanlarının bilişiyle (cognition) tanıştırmış olması şeklinde özetleyebilirim.

 

Don Juan bu sözlerini açıklayarak, insanoğlu için bu tek önemli şeyi, yani, sonsuzlukla karşılaşmayı kavramasının enerji bağlamında şart olduğunu söylemişti.

 

Şamanlar için farkındalık, canlı enerjinin titreşimsel bir durumudur. Don Juan, Yeryüzü'ndeki tüm organizmaların titreşimsel enerji ye sahip olduklarını ilk görenlerin kadim Meksika şamanları olduğunu söylemişti.

…

 

Don Juan'ın Öğretileri

Sunuş

1960 yazında, Los Angeles'teki California Üniversitesi'nde insanbilim öğrencisiyken, güneybatıya birkaç kez o yöre Kızılderililerinin kullandığı tıbbi bitkilerle ilgili bilgi derlemek için gitmiştim. Burada anlattığım olaylar bu gezilerimden birinde başladı.

 

Don Juan, kendi velinimetini anlatırken, "diahlero" sözcüğünü kullanıyordu.

 

Don Juan değişik amaçlarla ve ayrı ayn üç sanrılandırıcı (halusinojenik) bitki kullanıyordu: Peyote ( Lophophora williamsii), Jimson otu (Datura inoxia-D. meteloidesle eşanlamlı) ve bir mantar (olasıdır ki Psilocybe mexicana) / s. 28

 

Don Juan, öğretilerinin bu bağlamında Datura inoxia ile Psilocybe mexicananın kullanımını erk kazanımıyla, bir "dost" diye adlandırdığı erkle birleştiriyordu. Lophophora williamsiinin kullanımını da bilgelik ya da doğru yaşam bilgisinin kazanılmasına bağlıyordu.

 

Bi dost edinmeye çalışmalısın

Don Juan'ın inanç dizgesinde, bir dost kazanmak demek, yalnız ve yalnız, onun bana sanrılandırıcı otların yardımıyla gösterdiği olağandışı gerçeklik durumlarını kendi çıkarıma kullanmak demekti. / s. 31-32

 

 

 

BÖLÜM BİR

Öğretiler

 

"Peyoteyi öğretir misin bana, don Juan?"

"Neden istiyorsun böyle bi öğrenime girişmeyi?"

Yüreğini bi yokla bakalım, senin gibi bi delikanlı böyle bi öğrenime neden girmek istermiş, önce bunu yanıtla.

Önemli olan, bi işe neden girmek istediğini kesinlikle bilmendir.

 

Bu dünyada hiçbir şeyin armağan gibi verilmediğini, her şeyin zorluklarla öğrenildiğini de ekledi.

 

2

(Mescalito deneyimi)

 

"Kararımı verdim; bi bilgi adamının nasibi olan gizleri öğreteceğim sana."

 

Sen, bizim yaşam biçimimize alışık değilsin; o nedenle, bu belirtiler seni ırgalamıyor. Oysa, ağırbaşlı bi kimsesin. Ama ne yazık ki, hep kendinle haşır neşirsin. Kendi dışında olup bitene bakmıyorsun bile! Sorun burda. Yorar bu, adamı.

 

Mescalito, insanın kendisini aşıp öğrenmesini sağlar. Dost ise insanı dışa çıkarıp ona erk verir.

 

Söyleşilerle öğrenmenin yalnızca zaman savurganlığı değil, üstelik aptallık da olduğunu, çünkü öğrenmenin bir insanın üstlenebileceği en zor görev olduğunu söyledi.

 

3

Dört başlıdır şeytan otu: Kökü, sapıyla yaprakları, çiçekleri, bi de tohumlan. Her biri değişiktir. Onunla dost olan kimsenin bunları bu sırayla öğrenmesi gerekir.

Şeytan otunun erki köklerinden geçer insana. Sapıyla yaprakları sayrılıkları sağaltır; iyi kullanılırsa, insanlığa mutluluk bağışlayabilir bu ot. Üçüncü baş, çiçeklerindedir; insanları çıldırtmaya, onlara boyun eğdirtmeye ya da onları öldürmeye yarar.

Şeytan otunun dördüncü başıdır tohumlar, dördü arasında en erklisi işte bu tohumlardır.

 

"Kızdın mı bana, don Juan?" diye sordum, döndüğümde.

Bu soruma şaşırmış göründü.

"Hayır! Hiç kimseye kızmam ben! Hiç kimse o denli önemli bi şey yapamaz ki. İnsanların edimleri önem taşıyorsa senin için, o zaman kızarsın. Benim için böyle bi şey söz konusu olmaktan çıkmıştır artık." / s. 81

 

Bi insan öğrenmeye başlayınca, amaçlarının neler olduğunu kesin olarak bilmez. Başka bi niyeti vardır, amaçları belirgin değildir. Hiçbi zaman gerçekleşemeyecek ödüller ummaktadır. Çünkü öğrenmenin zorluklarını bilmiyordur henüz. / s. 92-93

 

Yavaş yavaş öğrenmeye başlar

Öğrendiği şey, umduğu, düşlediği gibi çıkmamıştır. Bu durum, onu korkutur.

İşte, doğal düşmanların birincisiyle böyle karşılaşılır: korkuyla!

 

Korkusunu bi kez yitirmeyegörsün insan, artık yaşamında korku nedir bilmez. Korkunun yerini zihin berraklığı alır-korkuyu silen bi zihin berraklığı.

Bu da ikinci düşmanın karşısına çıkarır onu: berraklık!

İnsanın kendisinden kuşku duymamasına yol açar; istediği şeyi yapabileceği inancını verir ona.

Berraklığın yüreklendirdiği kişi, bi türlü durmak bilmez.

 

Korkuyu nasıl aşmışsa yine öyle yapmalıdır; berraklığa meydan okumalıdır.

Ve öyle bi an gelecektir ki bu berraklığın, gözleri önündeki bi noktadan başka bi şey olmadığını anlayacaktır. Böylece ikinci düşmanını da yenmiş olacaktır; artık hiçbi şeyin ona zarar veremeyeceği bi yere ulaşacaktır. Bu, bi hata olmayacaktır. Bu, gerçek bi erk olacaktır.

Düşmanların en güçlüsüdür erk.

 

"Üçüncü düşmanı nasıl yeneriz, don Juan?"

''Ona karşı çıkarak. Bile bile... Kendimizin gibi görünen erkin, gerçekten kendimizin olmadığını kavrayarak...

 

Üçüncü düşmanı böylece yenmiş oluruz.

"Bu da insanı öğrenim yolculuğunun sonuna getirir. Bi de ne görürsün! Sonuncu düşman karşına dikilmiş durmaktadır: yaşlılık!

 

Ama insan silkinir de yorgunluğundan sıyrılır, yazgısının gerektirdiği yaşamı sürdürürse, bu son yenilmez düşmanıyla savaşımda bir an dahi olsa başarılı olursa, işte o zaman bilgi adamı olmuş demektir. Berraklığın, erkin ve bilginin egemen olduğu bu an, yeterlidir onun için.

 

4

"Çağırdığın türkülerin sözlerini öğretebilir misin bana?"

"Hayır, öğretemem. O sözler bana aittir, koruyucunun bana öğrettiği sözler... Gün gelir, sana da kendi türkülerini öğretir, eminim. O güne dek bekle; başkalarından da kendi türkülerini sana öğretmelerini, sen sen ol, isteme! Kimsenin türküsüne de öykünme!" / s. 114

 

Mescalito

"Bir kimseyi tam olarak kabullenince ne olur?"

"Bi insan ya da bi ışık biçiminde görünür ona. Bu tür bi kabulle karşıladığı kimseye hep aynı kalır artık Mescalito. Bi daha değişmez. Ola ki sen onunla karşılaştığında sana bi ışık olarak görünür; seninle uçar da tüm gizlerini serer gözlerinin önüne."

 

5

Diyebilirim ki kendi yaşamımda çok uzun yollardan geçtim; ama bi yere varmış değilim.

 

6

"Şeytan otunun ikinci bölümü uçmakta kullanılır," dedi

 

7

…don Juan, bir yılı aşkın bir zamandan beri ilk kez, bir dost olarak dumanı anlatmaya başladı.

 

8

Mescalito

O senin görmüş olduğun hiçbi şeye benzemez. Bi insan gibidir, ama aynı zamanda insana benzer bi yanı da yoktur.

 

9

Şeytan otu kaza maza dinlemez; seni her yönden sınayacağını söylememiş miydim sana! Ya çok güçlüsün, ya da ot seni çok beğeniyor. Alnın ortası, yalnızca onun erkini kaldırabilen usta brujolar içindir.

 

Şeytan otu bi kadın gibidir; bi kadın gibi pohpohlar adamı. Tuzaklar kurar onlara durmadan. Bulamacı alnına sürmekle onun bi tuzağına düşmüş oldun. Daha nice tuzaklar kuracaktır sana. Ve gene onun oyununa geleceksindir. Uyarıyorum seni. Tetikte dur.

 

10

Dumanı çekmesi çok zor oluyordu. İçindeki karışım çok sıkıydı herhalde.

İlk çekişimde ağzıma ince tozlar gelmişti. Birden ağzımın içini uyuşturmuştu bu tozlar.

 

11

…don Juan, bana acı veren şeyin ruh yitikliği olduğu sonucuna vardı.

 

BOLUM İKİ

Yapısal Çözümleme

 

ÇALIŞMAMA DÜZENİ

BİRİNCİ BİRİM

BİLGİ ADAMI

1) bilgi adamı olmak bir öğrenim sorunudur;

2) bir bilgi adamının sarsılmaz bir niyeti olmalıdır;

3) bir bilgi adamı zihinsel berraklığa sahiptir;

4) bir bilgi adamı olmak için zorlu bir çaba gerekmektedir;

5) bilgi adamı bir savaşçıdır;

6) bilgi adamı olmak aralıksız bir süreçtir;

7) bilgi adamının bir dostu vardır.

 

Bu yedi kavram, öğretide sürekli olarak işlenen temalardır. Bunlar don Juan'ın tüm bilgisinin karakterini belirlemektedir.

 

İKİNCİ BİRİM

BİR BİLGİ ADAMININ BİR DOSTU VARDIR

Bir Dostun Biçimi Yoktur

Bir Dost, Bir Nitelik Olarak Algılanır

 

ÜÇÜNCÜ BİRİM

BİR DOSTUN KURALLARI VARDIR

 

DÖRDÜNCÜ BİRİM

KURALLAR ÖZEL OYBİRLİGİYLE DOGRULANIRLAR

Velinimet, kendisi olmadan kuralların doğrulanamayacağı bir kimsedir.

 

KAVRAM DÜZENİ

ÇÖMEZ

 

ÖZET

 

Ekler

…

The Teachings Of Don Juan - A Yaqui Way of Knowledge

…

Türkçeleştiren: Nevzat Erkmen

Söz Yayınları

4. Basım: 2002

30 Ocak 2023 Pazartesi

Johann Hari - Çalınan Dikkat

Johann Hari - Çalınan Dikkat  

Neden Odaklanamıyoruz?


 

…dikkatinizin üstüne günbegün asit boşaltan bir sistemin içinde yaşıyorsunuz; sonra da suçu kendinizde aramanız, dünyanın dikkati eriyip giderken kendi alışkanlıklarınızla ilgilenmeniz gerektiği söyleniyor…

 

…oyalanmayla geçirilmiş bir hayat bireysel düzeyde eksik kalıyor. Dikkatinizi uzun süre veremez olduğunuzda, gerçekleştirmek istediğiniz şeyleri gerçekleştiremiyorsunuz. / s. 20

 

Birinci Neden: Hızın, Geçişlerin ve Süzme Faaliyetinin Artışı

Telefonlarımıza her yirmi dört saatte 2617 defa dokunuyormuşuz.

 

Zararlı alışkanlıkların üstesinden gelmek konusunda en etkili araçlardan birinin "ön-taahhüt" olduğunu yıllar önce sosyal bilimcilerden öğrenmiştim. (Tedbir)

 

Twitter / 2013 yılında en çok konuşulan elli başlık arasına giren konular 17,5 saat orada kalırken, 2016 yılına gelindiğinde bu süre 11,9 saate düşmüş:

 

l880'lerden günümüze kadar yazılmış kitapları, metinlerde geçen yeni tabirlerin ve konuların yükseliş ve düşüşlerini tespit edebilen bir matematiksel teknik-bilimsel adıyla "n-gram tespiti"- yoluyla analiz etmeye karar vermiş. Bir nevi geçmişin hashtag'lerini bulmak olmuş bu.

Verilere baktıklarında ortaya çıkan grafiğin Twitter'dakine çok benzediğini görmüşler. / s. 38

 

…insanlardan aynı anda pek çok şeyi yapmalarını isteyip neler olduğunu gözlemlemişler.

Bu şekilde geçiş yapıp durmak, Earl'e göre, odaklanma becerinizi üç yoldan aşındırıyor. İlkine geçiş maliyeti etkisi deniyor. Vergi beyannamenizi hazırlarken gelen bir mesaja -göz ucuyla, beş saniye- baktıktan sonra yaptığınız işe geri döndüğünüzü hayal edin. O an "geçiş yaparken beyninizin yeniden şekillenmesi gerekiyor," diyor Earl, öncesinde ne yaptığınızı, ne düşündüğünüzü hatırlamanız gerekiyor ve "bu biraz zaman alıyor". Kanıtlara bakılırsa bu gibi durumlarda "performansınız düşüyor. Yavaşlıyorsunuz. Sırf bir işten diğerine geçiş yaptığınız için" / s. 45

 

Hewlett-Packard'ın yaptırdığı ufak bir araştırmada / …çalışanlardan /  dikkatlerinin dağılmadığı ya da bölünmedikleri bir durumda, sonra e-posta alırken ve telefonları çalarken. "Teknolojik dikkat dağılması"nın -sadece e-posta almanın ve telefonlarının çalmasının-çalışanların IQ düzeyinde ortalama on puanlık azalma yarattığı ortaya çıkmış

 

Çoklu görev yapabileceğinize inanmanın ancak orta ya da uzun vadede farkına varabileceğiniz üçüncü bir maliyeti daha var - adına yaratıcılığın azalması diyebiliriz. / s. 46

 

İkinci Neden: Akış Halinin Ketlenmesi

(Skinner) Özgür olduğunuza, seçimler yaptığınıza, neye dikkat göstereceğinizi belirleyen karmaşık bir zihniniz olduğuna inanıyorsunuz - ama bunlar hep hikaye. Odaklanma hissinizle birlikte siz, hayatınız boyunca tecrübe ettiğiniz tüm pekiştirmelerin toplamından ibaretsiniz aslında. / s. 59

 

Skinner'ın insan zihninin nasıl çalıştığına ilişkin görüşünü temel alan teknolojilerin hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz bugün. Skinner'ın içgörüsü -canlıların rasgele ödüller peşinde koşacak şekilde eğitilmesinin mümkün olduğu fikri – yaşadığımız ortama egemen olmuş durumda. / s. 64

 

"İyi bir hayat için yanlış olan şeyleri hayatınızdan çıkarmak yeterli değil," diyor Mihaly. "Olumlu bir hedef de gerekiyor”

 

Üçüncü Neden: Fiziksel ve Zihinsel Bitkinliğin Artması

İyi uyumadığımızda vücudumuz bunu bir acil durum olarak yorumluyor,

Ne kadar az uyursanız dünya da o ölçüde bulanıklaşıyor her bakımdan - anlık odaklanma beceriniz, derinlemesine düşünüp bağlantılar kurma beceriniz ve hafızanız bakımından. / s. 76

 

Dördüncü Neden: Uzun Süreli Okumanın Kaybolması

2004 ile 2017 arasında zevk için kitap okuyan erkeklerin oranı yüzde 40, kadınların ise yüzde 29 azalmış.

Amerikalıların yaklaşık yüzde 57'si tipik bir yılda tek bir kitap bile okumuyor şu an.

 

Twitter / Söylemeye değer şeylerin çok azı 280 karakterle açıklanabilir.

 

Başka insanların iç dünyalarına ilişkin karmaşık hikayelere uzun süreler boyunca maruz kaldığınızda bilinciniz yeniden şekilleniyor. Algınız ve empatiniz kuvvetleniyor, daha açık hale geliyorsunuz.

Oysa her gün sosyal medyaya hakim olan kopuk kopuk çığlık ve öfke fragmanlarına saatlerce maruz kaldığınızda düşünceleriniz de bu şekli almaya başlıyor. İç sesleriniz daha kaba, daha gürültülü hale geliyor, daha yumuşak ve nazik düşünceleri işitemez oluyorsunuz. Kullandığınız teknolojilere dikkat edin, çünkü bilinciniz zaman içinde o teknolojilerin şeklini almaya başlıyor. / s. 94-95

 

Beşinci Neden: Zihin Gezinmesinin Aksaması

 

Altıncı Neden: Sizi Takip Edip Yönlendiren Teknolojilerin Artışı

Bir sihirbazın görevi -en temelde- odak noktanızla oynamaktır.

Dikkat öylesine manipüle edilebilir bir şey ki sihir[1]bazın pek çok durumda sizi kuklası haline getirmesi mümkün. Siz özgür iradenizi kullandığınızı sanarken siz ne isterse onu seçtirmesi mümkün.

Sihirbazlar işlerini nasıl yapıyorlar? Senin güçlü yanlarını bilmeleri gerekmiyor - zaaflarını bilmeleri yeterli. / s. 111-112

 

Google strateji uzmanı önde gelen teknoloji tasarımcılarından oluşan bir dinleyici grubuna basit bir soru yöneltmiş: "Aranızdan kaç kişi şu an tasarladığınız dünyada yaşamak istiyor?" Odaya sessizlik çökmüş. İnsanlar birbirlerine bakmışlar. El kaldıran olmamış. / s. 126

 

Altıncı Neden: Sizi Takip Edip Yönlendiren Teknolojilerin Artışı II

Facebook / Birileriyle buluşmak istiyorum - yakınlarda kimler müsait? diye bir düğme yok.

Ekran başında sitelerine bakarak geçirdiğiniz fazladan her saniye Facebook'a daha çok para kazandırıyor,

 

Bu sistemin teknik adı "gözetim kapitalizmi"

 

Facebook (ve diğerleri) haber akışınızda ne göreceğinize karar verirken size gösterebilecekleri binlerce şey var. O yüzden ne görüleceğine otomatik olarak karar veren bir parça kod yazmışlar.

Kullandıkları algoritma sürekli değişiyor, ama değişmeyen bir ana ilke var. Ekrana bakmaya devam etmenizi sağlayacak şeyler gösteriyorlar size. Hepsi bu.

Olumlu ve sakinleştirici şeylere kıyasla olumsuz ve sarsıcı şeylere ortalama olarak daha fazla bakıyoruz. / s. 133

 

Yeterli sayıda insan yeterli ölçüde zamanı sinirlenerek geçirdiğinde kültür değişmeye başlıyor.

 

Dikkat aralığımız daralırken, karmaşıklığı ve nüansları kavrama becerimiz gerilerken, ortak hakikatimiz çöküp giderken, inançlarımız komplo teorileri haline gelirken, sorunlarımızı çözmek için ortak gündemler belirleyemezken dünyanın karşı karşıya olduğu acil sorunları nasıl çözebiliriz ki? / s. 144

 

Yedinci Neden: Zalim İyimserliğin Artışı (ya da: Bireysel Değişim Neden Önemli Bir Başlangıç Ama Yeterli Değil)

Hedefimizin önünde duran engelleri dürüstçe kabul edip, o engelleri birer birer ortadan kaldırmak için diğer insanlarla birlikte çalışma yollarını bulmamız gerekiyor.

 

Derinlikli Çözüme İlk Bakışlar

 

Sekizinci Neden: Stres Artışı ve Tetiklediği Teyakkuz Hali

…aşırı teyakkuz / Tehlikeye karşı sürekli tetikte

 

…dikkat göstermek için kendinizi güvende hissetmeniz gerek

 

Hız ve Bitkinlik Artışını Tersine Çevirmenin Yollarını Bulanlar

 

Dokuzuncu ve Onuncu Nedenler: Beslenme Düzeninin Bozulması ve Kirliliğin Artması

"Araba motoruna şampuan koyarsan arıza yaptığında şaşırmazsın." Oysa Batı dünyasında her gün vücudumuza "insan için yakıt olmaktan çok uzak" maddeler koyuyoruz.

 

…beslenme tarzımız / odaklanma becerimize üç temel yönden zarar veriyor.

Birincisi, düzenli enerji sıçramaları ve çöküşlerine yol açan bir beslenme düzenimiz var şu an. Örneğin bol şeker içeren abur cuburlar yediğinizde / kan şekeriniz tavan yapıp sonra tekrar dibe vuruyor.

 

İkincisi, çoğumuzun şu an beynimizin gelişip tam işlev görmesi için ihtiyaç duyduğu gıdalardan mahrum bırakan bir beslenme düzeni olması da odaklanma becerimize zarar veriyor.

 

Mevcut beslenme düzenimiz ihtiyaç duyduğumuz şeylerden yoksun olduğu gibi, beynimizde neredeyse uyuşturucu gibi iş gören kimyasallar da içeriyor. / Hava kirliliği vs.

 

"Bugün normal bir beyne sahip olmamız mümkün değil." / s. 212

(Normal diye nitelenen beynin örneğini dahi bulamayacağımı kadar kaotik bir ortam tasvir ediyor ve sonra normal olmak mümkün değil diyor. Halbuki insanların çoğu mevcut olan dahilinde arar ve bulurlar normali. Madem bunca kirlilik var. Bütün bu olumsuzluklar içinde, idealize edilen normal beynin hali ne olurdu? Normal kabul edilmesini hayal etmek bir yana, ayrık otu olarak tecrit edileceğini öngörmek daha gerçekçi bir yaklaşım olur.)

 

On Birinci Neden: DEHB'nin Artışı ve Buna Verdiğimiz Yanıt

Uyarıcı almanın çocukların gelişim sürecine sekte vurduğuna ilişkin kanıtlar bulunuyor.

(DEHB’nin nedenlerinin yeterince araştırılmadığı tespit ediliyor)

 

On İkinci Neden; Çocuklarımızın Maruz Kaldığı Fiziksel ve Psikolojik Kapatılma

Çocukların dışarıda güvenle oyun oynayamayacağı düşüncesi - insanlık tarihinde görülmemiş bir şey

 

hareket eden ya da egzersiz yapan insanların dikkat becerisi artıyor.

 

Sonuç

Dikkat İsyanı

Dikkatin ilk katmanının spot ışığı olduğunu söylüyor / Anında/dolaysız eylemlere odaklanmak oluyor bu

 

Dikkatin ikinci katmanı ise yıldız ışığı. Daha uzun vadeli hedefler, projeler için kullanabildiğiniz odaklanma biçimi bu. Kitap yazmak… Bir iş kurmak…

 

Dikkatin üçüncü katmanı ise gün ışığı. Uzun vadeli hedeflerinizin neler olduğunu bilmenizi sağlayan odaklanma biçimi bu.

 

Dikkat Becerisinin İyileştirilmesi İçin Mücadele Veren Gruplar…

Teşekkür

…

Türkçeleştiren: Barış Engin Aksoy

Metis Yayınlan, 2022


Hafıza ve İmgelem İlişkisi Üzerine Fenomenolojik Bir Çalışma

Şule Göle - Hafıza ve İmgelem İlişkisi Üzerine Fenomenolojik Bir Çalışma

Tezde / imgelem konusunda özgün olarak belirli bir görüşe sahip olan filozoflar ele alındı.

Ortaçağ / Bu dönemdeki imgelem ve hafıza düşüncelerinin şu ya da bu şekilde Platon ile Aristoteles’in anlayışlarının dinle ilişkilendirilmiş bir uzantısı olduğu göz önünde bulundurularak çalışma kapsamı dışında tutulmuştur.

 

Birinci Bölümde, İlkçağ filozoflarının imge ve hafıza düşünceleri ele alındı.

 

Platon, imgelemi (eikasia), bilinebilir olanın gölgeleri, yansımaları kısaca görüntüleri olarak ruhun en alt bölümüne koyup asıl bilinebilir olanın görünmez olduğunu, ona da ancak kavrama (dianoia) ve akıl (noesis) yoluyla gidilebileceğini savunmuştur. Bu imgelem anlayışı Platon’un hafıza anlayışıyla uyuşur. Platon hatırlamayı (hafıza, bellek) (mneme) anımsamadan (anamnesis) ayırır.

 

İkinci Bölümde Modern dönemdeki imgelem ve hafıza kavramları Thomas More,

Campenalla, F. Bacon, Montaigne gibi utopyacı filozofların görüşlerinden başlanarak Descartes, Spinoza, Locke, Berkeley, Hume, Kant ve Kierkegaard’a kadar ele alındı.

 

Üçüncü Bölümde / Bergson, Husserl, Heidegger, Sartre, Merleau-Ponty, ve Deleuze’un imgelem ve hafıza kavramları değerlendirildi.

 

İmgeyi “temsil” ile “şey” arasına bir yere yerleştirerek Bergson düşüncenin “uzamlaştırılmasına” dayanan geleneksel madde-zihin, temsil-gerçek ikiciliğini yıkmayı amaçlar.

 

Bergson, deneyimlediğimiz “zaman” (durée) ile üzerinde düşündüğümüz “zaman”

(time) arasında ayrım yapar.

Saf algı kördür; ancak hafızayla anlamlı hale gelir.

 

Husserl / algılama mevcut olanın algılanmasıyken imgelem bilinçli olarak mevcut olmayanın görünür hale getirilmesidir.

 

Birinci Bölüm

İlkçağ Filozoflarında İmaj/İmge ve Hafıza Kavramları

Güncel çalışmalarda İon, Devlet, Sofist, Theaitetos, Timaios ve Kratylos diyalogları referans verilerek çoğunlukla sanat (art) ile ilişkilendirilen mimetik imgenin Platon’da hafıza ile ilişkisi göz ardı edilir.

“mimesis, ideanın duyulur tikellerle bağıntısını” ifade etmek için kullanılan basit bir imgedir.

 

…hatırlama doğrudan hatırlanan şeye ulaşma edimidir. Philebos diyaloğu bu ayrımı kurmayı temellendirir: Anımsama, bellekten farklıdır, Sokrates belleğe  (hafızaya) duyumun koruma kabı (diyor)…

 

Harfler / Hafızanın ve bilgeliğin ilacı

 

Platon’un imgeleri/imajları, en geniş kullanımıyla imge (image) altında; idea olan eidos, görünür olan eikon, görünürün kopyası olan eikasia olarak ayırdığı bilinmektedir.

 

Aristoteles’te Phantasia ve Mneme İlişkisi

Aristoteles’in phantasia’sı / ruh (psykhe) kavramıyla ilişkilendirilmektedir

 

…bir şeyin imgesine sahip olabilmek için öncelikle duyumlamanın gerçekleşmesi gerekmektedir. Hafıza benzer biçimde bir deneyimle başlamasına karşın o deneyimin gerçekleşmesiyle eşzamanlı olarak ortaya çıkmamaktadır.

…

 

Duyu algıları olmaksızın imgelemin oluşamayacağı, imgelem olmaksızın da kavramların veya düşüncelerin oluşamayacağı düşünülür

 

Plotinos’ta Diskürsif Akıl ve İmgelemden Düşünmeye Sıçrayış

 

Augustinus: Hafızanın Gücü

 

Aristoteles imgelemi bir yargının doğru veya yanlış olabileceğini düşünmeyi sağlayan bir yeti olarak tanımlar. Dolayısıyla imgelenen doğru veya yanlış olabilir. Duyum ve düşünme ilişkisindeki gerçeklikten farklı olarak imgelem gerçeklikle karşıtlık içinde olabilir.

 

İkinci Bölüm

Modern Filozoflarda İmaj/İmge ve Hafıza Kavramlar

Moore / Montaigne / Descartes / Spinoza / Locke / Berkeley / Hume / Kant…

 

Utopia / nomos’un mitos bağlamında hayal edilebilirliği (imgelenebilirliği) dışında uygulanabilirliğini ele alır.

 

Platon’un duyuların yanıltıcılığı üzerinden temellendirdiği İdea kuramının Descartes ve Spinoza ile rasyonel bir zeminde tartışılarak açık ve seçik idelerin varlığının kanıtlanması Modern Felsefede doğruluğundan kuşku duyulamayan bilginin nasıl ve hangi yolla erişilebileceğinin yöntemini sunmuştur. Locke bu bağlamda Platon’un da dile getirdiği dilimizden düşürmediğimiz; fakat ne olduğunu bilmediğimiz, örneğin İyi’nin ne olduğunun bilinmemesi, sözcüklerden hareketle Descartes’ın açık ve seçiklik ilkesini tartışmıştır.

 

Locke temel olarak bilmenin her şeyi bilmek değil, yaşam alanına giren şeyleri bilmek olduğu görüşüne yaslanmaktadır…

 

Locke’un argümanın temelinin hafıza anlayışına yaslandığı söylenebilir. Locke’un özellikle buluş yapma vurgusuyla biçimlendirdiği imgelem yetisi Yeniçağ’ın bilim anlayışıyla birlikte düşünüldüğünde düşünme ve imgelem arasındaki ilişkide daha çok bilim-kurgusal bir anlam içeriğine sahiptir.

 

Kant felsefesinde imgelem özellikle Arı Usun Eleştirisi’nde merkezi bir önem taşımaktadır.

 

Değerlendirme

Temel olarak ideal devlet arayışıyla biçimlenen utopya kavramı zamanla yeni yerlerin keşfi anlamında bir arayışı beraberinde getirir.

 

Montaigne imgelemi (hayal kurma) içkinlikle kendi Ben’ine ulaşılabilecek bir yol, hissedilebilir bir deneyim olarak tanımlar.

 

Descartes / imgelemin (imaginatio) duyulara bağlı bir düşünme biçimi olduğunu ileri sürer.

 

Kierkegaard’ın hafıza ve imgelem argümanında işaret ettiği Benlik inşası üç aşamada biçimlenir. Estetik, etik ve inanç evreleri, Benliğin inşasındaki evrelere karşılık gelir.

Hatırlama “silinen, gözden kaybolan bir koşul olarak” ele alınırken anımsama “şiirsel bir sağduyu” ile ilişkilendirilir.

 

Üçüncü Bölüm

Modern Sonrası Filozoflarda İmaj/İmge ve Hafıza Kavramları

Platon’un mneme, mimesis, eidos, eikon, eikasia ve anamnesis kavramlarıyla oluşturulan hatırlama ve anımsama ayrımı temel olarak idea’nın duyulur tikellerle bağıntısını kurmayı amaçlamaktadır.

 

Aristoteles, imgelemi; bir yargının doğru veya yanlış olduğunu veya olabildiğini düşünmeyi sağlayan bir yeti veya bir durum olarak tanımlamaktadır.

 

Epiküros ve Stoa felsefesinde imgelem, Aristoteles’in phantasia kavramı çerçevesinde ele alınarak algı ile zihin arasındaki iş birliğini sağlayabilmesi için imgelemin (phantasia) gerekli olduğu anlayışının korunduğunun ve imgelemsiz düşünmenin gerçekleşemeyeceğinin savunulduğu anlaşılmaktadır.

 

Algının spekülatif olmasının temel nedeni algıların içinde anıların saklanmış olmasıdır.

 

Bergson’da madde ya da evrenin imgelerden ve bilinçten bağımsız bir biçimde süreklilik içinde olduğu anlaşılır. Bununla birlikte insan pratik kaygıyla onu imgelerle algılamaktadır. Çünkü insan kendi yararına maddeyi imgeler aracılığıyla düzenlemektedir. Saf algı kördür; ancak hafızayla anlamlı hale gelir.

 

Husserl’ın Eidetik Bilinç ve Yarı Algısal Phantasia Ayrımı

 

Husserl terminolojisinde imgelem (phantasie) yarı algısaldır. İmgelem algıya benzer görünür; fakat algı değildir. İmgelem, nesnelerin doğrudan duyusal farkındalığını oluşturan bir bilinç eylemidir.

Husserl, imgelemi yarı algısal (quasi-perceptually) sezgisel bir eylem olarak tanımlar.

 

Heidegger: Dasein’ın Ufkunu Açığa Çıkaran İmgelem (Vor-stellen)

“Zaman veya zamansal olan nedir?” sorularının Heideggerci yanıtı geçici olanın (temporal) tasavvur edilmesidir (göz önünde canlandırma, imgelem). “Zaman geçici olanın geçmesidir. Bu geçme daha net olarak, şimdinin henüz şimdi değilden artık şimdi değile doğru ardı sıra akması olarak tasavvur edilir.”. Bu bağlamda imgelem, Dasein’in anlayışının ufkunu ortaya çıkaran veya üreten anlamında birliği kuran (inşa eden) “zihinsel bir güç” olarak ele alınır. / s. 119

 

Kendini gösterme anlamına gelen Yunanca phainesthai fiilinden türeyen phainomenon ile gün yüzüne çıkarma, aydınlığa taşıma anlamlarına gelen phaino’nun mediyal hali olan phainesthai sözcüğü pha köküne aittir. Pha kökü, phos sözcüğündeki gibi ışık veya aydınlık içinde bir şeyin apaçık veya kendinde görünür olabileceğini imlemektedir. Bu bağlamda Heidegger’in fenomen terimini kendini gösteren olarak fenomen ve görünüş olarak fenomen olarak ayırdığı anlaşılmaktadır.

 

Yunan mitolojisinde Mnemosyne (hafıza), Gaia (Yer) ve Uranus’tan (Gök) doğan altı dişi titandan biridir. Mnemosyne’nin kardeşi erkek titan Kronos (zaman), yine Gaia ve Uranus’tan doğma olarak kabul edilmektedir.

 

Mnemosyne’nin dokuz kızı olan musalar:

Clio, şöhreti, şairin gelecek nesillere ilettiği büyük kahramanlıkların şöhretini belirtir. Thalia, şiirsel yaratımın sosyal şartı olan şenliği ima eder. Melpomene ve Terpichora’nın ikisi de müzik ve dansı hatırlatır. Polymnia ve Calliope gibi diğerleri manzum sözdeki zengin çeşitliliği ve şiirlere hayat bahşeden güçlü sesi ifade eder / s. 121

 

Heidegger, temsil edilebilme bakımından tekniği (tekhne) var olanı açığa çıkarma biçimi olarak ele almaktadır

Yunan tekhnesi ham maddeyi işlemek, beceri veya alet kullanımından farklı olarak açığa çıkarma işi teknik ise açığa çıkarma biçimi olarak ifade edilmektedir.

 

Heidegger, Düşünmek Ne Demektir?’de ilk olarak tasavvur etmeyi (imgelem, öne-koyma, vor-stellen), düşüncenin ondan beslendiği “şey, öz” olarak dile getirmektedir. Dolayısıyla imgelem (tasavvur etme), düşüncenin özü olarak kabul edilmektedir. / s. 124

 

Sartre’ın Özgürleşen İmgelemi

Sartre’da hiçliğin kavranmasına aracılık eden imgelem, Ponty ve özellikle Heidegger’de hermenoetik alana evrilen fenomenolojik bakış olarak yorumlanmaktadır.

 

Merleau-Ponty’nin Desen, Motif, Yansı, Kopya Olmayan İmgelemi

 

Deleuze’un Yaratıcı İmgelemi

 

Değerlendirme

Bergson’da bilinç, hafıza anlamına gelmektedir. İmgelem ise sürenin kendisini düşünmeyi olanaklı hale getirir. Dahası sinematografik bir etki ile süreyi görünür kılar.

 

Husserl terminolojisinde imgelem / nesnelerin doğrudan duyusal farkındalığını oluşturan bir bilinç eylemidir.

 

Sartre / Algı şeyleri gerçeklik gibi sunarken imge hiçliğe işaret eder.

 

Sonuç

Heidegger / “zaman”, “projeksiyon”, “öne koyma/alma” kavramlarıyla ilişkilendirilen imgelem “Dasein”’ın anlayışının ufkunu açığa çıkaran ve kuran bir yeti olarak değerlendirilir. Düşüncenin ondan beslendiği “şey”, “öz” olarak ifade edilen imgelem ve imgeleme biçimi öğrenilebilir, geliştirilebilir ve genişletilebilir imgelem temelinde “kuran, inşa eden” imgelemi olumlu zihinsel bir aktivite olarak değerlendirir. Kuran, inşa eden imgelem Deleuze’de “yaratıcı” imgeleme dönüşür.

 

…imgelem konusundaki görüşler genel olarak iki temel görüşte incelendi: “Duyusal imgelem” ve “rasyonel imgelem”.

 

Duyumun yanıltıcı ve güvenilmez oluşu, imgelemin epistemolojik değer bakımından önemsizliğine işaret eder. Dolayısıyla imgelemin olumsuz yönü duyusal olanla ilişkilendirilmesinden kaynaklanır. Bu bağlamda “duyusal imgelem” Platon, Plotinos, Augustinus, Descartes ve Spinoza’da olumsuz bir aktivite olarak değerlendirilir.

 

…

Göle, Şule (2021), Hafıza ve İmgelem İlişkisi Üzerine Fenomenolojik Bir Çalışma, Doktora Tezi, Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Antalya

…