20 Mart 2024 Çarşamba

Türkiye'de Sosyal Mesken Politikasının İktisadi Yönü ve Finansmanı

Mimarlık dergisi - 1964-03 (9) Türkiye'de Sosyal Mesken Politikasının İktisadi Yönü ve Finansmanı

Makale sosyal konut politikasının Türkiye'nin milli ekonomisi üzerindeki etkisini ve bunun fiyatlar genel seviyesi ile sanayileşme öncelikleri açısından nasıl ele alınması gerektiğini inceliyor.

Sanayi bölgelerinde sosyal konut sağlamanın modern ücret kavramının bir parçası olan "sosyal ek" olarak işgücü istikrarını sağladığı ve uzun vadede maliyetleri düşürdüğü ileri sürülüyor. 

Türkiye'de Mesken Konusuyla İlgili Bilgiler

Mimarlık dergisi - 1963-04 (4) Türkiye'de Mesken Konusuyla İlgili Bilgiler

 

Makale 1960'lı yılların başlarında Türkiye'deki konut durumu, demografik dinamikler ve barınma koşulları hakkında kapsamlı istatistiksel veriler sun

Makalede yıllık nüfus artış oranına dikkat çekerek, köyden kente olan güçlü göçün şehirlerdeki konut ihtiyacını şiddetlendirdiğini ve toplam yıllık ihtiyacın 400.000'den fazla olduğunu belirtiliyor.

 

Şehirlerdeki yapıların önemli bir kısmı gecekondu veya çürük yapılar iken, kırsal kesimde dahi birçok yapının mesken tanımına uymayan kötü koşullarda olduğu vurgulanıyor.

 

Yazının önerisi / Türkiye'nin konut politikası, arzı artırmak ve kaliteyi yükseltmek amacıyla gelecekte sosyal mesken inşasına odaklanmayı hedeflemek…

…


19 Mart 2024 Salı

Nurdan Gürbilek - Vitrinde Yaşamak

Nurdan Gürbilek - Vitrinde Yaşamak

1980’lerin Kültürel İklimi

 


Bu kitaptaki yazılar, 1980'lerde yaşadığımız kültürel değişimi çeşitli yüzleriyle çözümlemeyi amaçlıyor.

 

80'lerin ilk yansına darbenin, baskının, şiddetin; ikinci yansına görece özgürleşmenin, daha modern daha sivil bir iktidarın damgasını vurduğu söylenebilir.

İlkinin bastırdığını İkincisi kışkırttı, dönüştürüp içermeye çalıştı. İkincisinin kışkırttığını ilki bastırmaya çalıştı. / s. 13

 

Olağanüstü Hal Bölge Valiliği ve Kürt hamiliği, Bülent Ersoy'a konan sahne yasağı ve basının eşcinselliği ya da travestiliği adeta kışkırtması, kültürel alandaki yasaklar ile kültüre sermaye akıtılması, kitlelerin taleplerini dile getirebilecekleri kurumların yok edilmesi ile neredeyse ilk kez bir kitle kültürünün ortaya çıkması, bütün bunlar aynı dönemin farklı yüzleriydi.

 

1980'lerin Kültürel İklimi

80'lerin ortasında Türkiye'de, neredeyse baskı döneminden çıkıldığı yanılsamasını doğuracak yaygınlıkta bir söz, imge ve görüntü patlaması yaşandı.

 

Özel Hayatın Kamusallaşması

Sonuçta 80'lerin Türkçeye kazandırdığı en önemli sözcüklerden biriydi özel hayat,

 

İmgenin Özerkleşmesi

80'lerin belirgin özelliklerinden biri de geçmişe duyulan ilginin artmasıydı.

 

80'lerde arabesk, büyük şehre sızmaya çalışan taşralı kalabalığın sesini duyurma, kendini kabul ettirme, görüntüler piyasasında kendine bir yer edinme, girdiği yabancı kültür içinde yönünü bulma, onu bozma ve kendine benzetme isteğinin adı oldu…

 

Vitrinde Yaşamak

Bir camekânda yaşamak kusursuz bir devrimci erdemdir.

"ahlaki teşhircilik"te özgürlüğün teminatını görmüş olmalı.

Galleria'ya gitmek / malların sergilendiği ve seyredildiği, Meta'nın ziyaret edildiği bir fuara benziyor.

 

Simmel yabancıyı "bugün gelip, yarın kalan" kişi olarak tanımlamıştı. Turist bugün gelip yarın giden kişiyse eğer, yabancı da bugün gelip yarın gidemeyen, geri dönme imkânı olmayan kişidir.

 

Arabesk "bugün gelip yarın kalan"ın, önceki ve bugünkü kültürünün uzlaştığı yerdir: Hem o, hem ötekidir. Aynı zamanda onu geldiği yerden de, kaldığı yerden de ayıran, önceki kültüründen koptuğu, yeni tanıştığı kültüre direndiği yerdir: Ne o, ne ötekidir. / s. 35

 

Bugün bu değişimin en belirgin olarak görüldüğü alanlardan biri de politika. Seçim kampanyalarında artık bir partinin hangi programı savunduğundan çok, hangi kimliği, hangi imgeyi ya da üslubu seyre sunduğu önemli.

 

Özal, son seçimlerde istediği oyu alamazsa siyasetten çekileceğini açıklamıştı. Dalan, Tempo dergisinde İstanbul metrosuyla ilgili yolsuzlukları açıklayan bir haber yayımlanınca, ertesi gün hemen dergiyi mahkemeye vereceğini açıkladı. Ama ne Özal siyasetten çekildi, ne de Dalan dergiyi mahkemeye verdi. Bütün bunlar basında bir kere yer aldıktan sonra, Özal "çekiliyorum" demekle çekilmiş, Dalan "mahkemeye vereceğim" demekle dava açmış gibi oldu.

 

Sözün geçersiz olduğu, bir simgeye dönüştüğü bir toplum, muhalefeti de kendisi gibi bir jest, bir simge olmaya zorlar. / s. 36

 

Batı'da gelişen birçok alt kültür, daha çok simgesel bir muhalefet olarak gelişti.

…onlar bu imparatorluğu, Umberto Eco'nun deyişiyle "semiyotik bir gerilla savaşı"yla içerden çökertmeye çalıştılar.

 

Adlandırılmak

Foucault Cinselliğin Tarihînde, on yedinci yüzyıldan itibaren Batı'da cinselliğin tarihini, cinselliğin üzerindeki örtünün kaldırılmasının, hazların sınıflandırılmasının, cinselliğin bir bilme talebinin nesnesine dönüştürülmesinin tarihi olarak ele alır.

O halde cinsellik bastırılmaktan çok, söylemle kuşatılmış, söze hapsolmuştur.

İktidar red, inkâr, engelleme, yasaklama ya da saf dışı bırakmadan çok kurma, düzenleme, kışkırtma ve çoğaltma teknikleriyle işlemektedir.

 

Mahrumiyet

1980'lerin ilk yansında Türkiye'de çıkan gazetelere göz attığımızda bir şeyi fark edeceğiz: 12 Eylül'ün hemen ardından darbeyi meşrulaştırmayı amaçlayan "anarşi ve terör" haberleri dışında, kamuyu ilgilendiren pek bir şey olmuyor gibidir.

…devlet şiddetinin işaretlerini bulmak imkânsızdır. Tam da devletin tekeli haline geldiği bir durumda, şiddet sanki özel hayatın bir olgusuymuş gibi ayrışır

Haber konularının en fazla kısıtlandığı dönem, gazete ve dergilerin sayısının ve türünün en çok arttığı dönem olmuştur.

Eski Yunanlıların oyuncuların sahnede taktıktan maskelere persona adını verdiğini biliyoruz. Bugün sözcük, "kişi"yi belirtiyor

 

İktidarın Sağlığı

Evren 12 Eylül müdahalesini birçok kez hastalığa bulunmuş bir çare olarak sundu

Foucault, Ortaçağ boyunca Avrupa'yı kasıp kavuran salgın hastalıktan kontrol altında tutabilmek için alman tedbirlerin onyedinci yüzyıldan itibaren toplumdaki çeşitli düzensizlikleri de kontrol altına almakta kullanıldığına işaret eder.

…bütün bu müdahalelerin bir halk sağlığı söylemi etrafında meşrulaştırıldı…

 

…hastalık metaforunun politik ideolojilerde aldığı biçimler…

Kanser, frengi ve verem, Nazilerin Yahudi aleyhtarı propagandalarının temel unsurlarından biridir. İtalyan fütüristlerinin önderi şair Marinetti de komünizmi

"bürokratik kanserin şiddetlenmesi" olarak görür…

 

Krizin İmkânları

Küfür Romanlarının tek bir teması var: Sağlıksız sanat.

 

Roman, destanın parçalanmış bir dünyadaki zayıf yankısıdır

 

Lukacs'a göre klasikler sağlıklı, Romantikler hastalıklı, Dışavurumcular iflah olmaz derecede hastalıklıdır.

 

Vicdan ve Teknik

…bugünden geriye bakıldığında, Gencebay'ı 70'lerde popüler kılanın, aslında aynı yıllarda solu popüler kılan şeyle akraba olduğu görülebilir.

 

Orhan Gencebay'ın şarkılarının hemen hepsi vefa-ihanet, ayrılık-kavuşma, hasret-vuslat, boyun eğme-onur, sevgi-nefret, günah-sevap gibi mutlak karşıtlıklara dayanıyordu.

…mutluluğun ve tatminin ertelenmek zorunda olduğu bir dünyanın sesiydi.

 

Şehirde yolunu bulamamışlara sesleniyordu, ama kendisi şehirliydi. Açların derdini dile getiriyordu ama kendi toktu.

 

"Dom dom kurşunları", "Ben sana dolanayım"lar, taşranın ancak büyük şehrin imkânlarıyla karşılaştığında, parayla buluştuğu anda edinebileceği bir rahatlamayı temsil ediyordu. 1980'lerin yıldızı bu yüzden İbrahim Tatlıses'ti, Orhan Gencebay değil.

 

Bastırılmışın Geri Dönüşü

60lar bir bakıma, Batı'nın Üçüncü Dünya'yı keşfetmesiyle başlar.

 

Piyasanın belki de tayin edici farkı bu: Onun görünmez baskısı, öznesiz şiddeti, mahrum bıraktığı arzuyu hiçbir şeyle teselli etmiyor. Arzunun tatminini hep gelecek zamana ya da öte dünyaya erteleyen geleneksel ideolojilerin aksine, onun aslında tatmin edilemeyeceği gerçeğini gizliyor. Dolayısıyla, bastırıldığında bir kurtuluş vaadi olarak görünebilen arzu, geri dönerken taşıdığı bütün vaatleri terk ettiğinden, kendisini bir arsızlık olarak tüketiyor.

Belki de bu vaadin temelinde, geçmişte yaşanmış bir açlığın hiçbir zaman giderilemeyeceği gerçeği var.

 

Teklifi Olmayan Kültür

Kamusallığın Yapısal Dönüşümü

Habermas'ın günümüzde ortadan kalktığına inandığı imkân buydu: Sermayenin merkezileşmesi, buna bağlı olarak devletin toplumsallaşması, toplumun devletleştirilmesiyle birlikte bu kamusal topluluk dağılmıştı.

 

Richard Sennett da Kamusal İnsanın Çöküşü'nde farklı bir bakış açısıyla da olsa aynı temel problemle uğraştı: Bir zamanların kamusu çözülmüş, kamusal insanı ortadan kalkmıştır. Tartışmasını akıl yürütme gibi evrensel sayılabilecek bir ilkeden çok, yabancılarla kurulan ilişkinin niteliğindeki değişim etrafında kurmuştu Sennett.

…

Gürbilek, Nurdan (2001), Vitrinde Yaşamak, Üçüncü Basım, Metis Yayınları

…


15 Mart 2024 Cuma

İnanç Tahvil Ajansı

Bir gün aklıma muazzam bir ticari fikir geldi. Bir ajans kurmak; bir iş ki bildiğim kadarıyla daha önce kimse böyle bir işe kalkışmamıştı. Tahvil ajansı. Her şey her şeye tahvil olunur! Sloganı da bu olacaktı; yahudiyi Maoist'e, hristiyanı Ya­hova şahidine -tabii İnternet ücreti karşılığında- dönüştürecek­tik.

Ücretler, dönüştürmenin zorluğu paralelinde, her durum için ayrı olacak ve bu plana göre, en yüksek ücretler Arnavutluk sos­yalizmi ile Humeyniyi İslam'a dönüştürüm için talep edilecek, en düşük ücretler ise konforlu inanışlar için belirlenecekti: Angli­kanizm yahut liberal reformist Yudaizm. Satanizm  şeytana ta­panların dini) de ortada olacaktı. Tabii din değiştirmek isteyenin o anki, o günlerdeki halet-i ruhiyesi yahut mevcut inanışından arındırılmasında karşılaşılacak güçlük de ücretleri etkileyebile­cekti; ama imanını yahut inançsızlığını terketmek isteyenden başkası beni aramadığı sürece, ücretler tablosunun bu tür ilave ayarlamaları, doğrusu beni pek ilgilendirmiyordu...

Yazışma sonrasında, ajansın psikologları ve diğer endoktri­nasyon uzmanları devreye girecek ve bunlar çalışmaları sırasında bireyin hürriyetini asla kısıtlamayacaklardı. Ajansın kendisi za­ten dinen ve ideolojik olarak nötrdür; adı da herhalde Veritas (Hakikat) veya -mesela- Certitudo (Kaçınılmaz Gerçek); kim bi­lir, belki de Merhaba Gerçek olur.

Bu hizmete duyulacak talebin ne olabileceğini önceden kes­tirmek zordur; ancak insanlar her yerde fikri ve manevi planda Merhaba Gerçek demeyi arzuladıklarından ve her tarafta dini ve ideolojik mezhepler mantar gibi bitmekte olduğundan -ki bazı­ları cidden komedidir- büyük bir başarı kazanması hiç de şaşkın­lık yaratmaz bence. Gene, bu tür bir acenta demokratik bir ülkede kamilen statüter olur, vergisini de öder. ideolojik ülkelerde ise herhalde devleti sabote etmekten ölümü, kodesi ya da temerküz kampını boylar...

Ben üşendiğimden ve tüccar ruhlu da olmadığımdan, kendim bu işe girişemedim; ama projeyi cüz'i bir ruayalite karşılığı gö­nüllü ve çok çalışkan kimselere satmayı arzuluyorum. Bu kadar "Kendi reklamını kendin yap!" yeter. Peki, acaba böyle bir ajans mümkün müdür? Tabii, neden ol­masın? İlke olarak bu, sadece bir endoktrinasyon tekniği olup başarısı da teknisyenlerin, müracaatçıyı çevirmek istedikleri ina­nışa kendilerinin sempati besliyor olmalarına bağlı değildir.

Ajans fikrine karşı, böyle bir süreçte tam dönmenin değil, sa­dece bilgilenmenin teessüs edeceği ileri sürülebilir; ama acaba gerçek dönüşüm nedir? İsevi bir manada 'gerçek dönüşüm' Al­lah'ın bir lütfudur; fakat birini imana getiren bir papaz dahi, bu dönüşümün gerçek mi, yani Allah'ın kalbe doğuruşu ile mi oldu­ğunu bilemez. Bizim açımızdan şahadet yeter, yani dönme yeni inanışa bağlılığını ifade edebiliyorsa kafidir. Bu da teknoloji ile mümkündür. Yoksa bizim ajans Tanrı'nın ellerinde olduğunu ileri süremez.

Ajansımın tekniği daha tebarüz etmiş değildir. Ancak bunun için, yüzyılların geleneği sanduka-i atikte bizi beklemektedir. İn­sanların şu ya da bu inanışa teveccühünü sağlayacak, gerçekleştirecek pek çok olası prosedür vardır. En uç noktada de fiziki bas­kı gelmektedir: İnsanların, imza attırmak suretiyle belli bir ina­nışa bağlanmaları mümkündür. Diğer ekstremde ise, salt iknacı teknikler vardır; rasyonel ve gayr-i kabil-i rücu fikirler. Arada da çok sayıda ara (melez) teknik bulunmaktadır. Biz, işkence hariç, uç teknikleri kullanmayı düşünmüyoruz; çünkü başarılı olsa bi­le müracaatçıları kaçırır. Akla müracaat ise, her gerçeği ihata edemeyeceğinden ve her gerçeğe uygulanır olmadığından, kullanışlı bir teknik sayılamaz. Ayrıca, faktör ne olursa olsun, tam dönü­şüm sonucu vermez. Şüphesiz, dönüşümler pek çok kere son de­rece belirli bir formülle ifade edilmektedir. Bir bilim uzun süre reddettiği bir kuramı kabulleniyor yahut adamın biri belli sigara markasına dönüyor; ama bunlar yine de tali kullanımlar olup maruf-kullanımlar değildir. Bizim bahsini ettiğimiz dönüşüm, farklı bir keyfiyettir. Herşeyden evvel, dingin bir mutlaklık arzet­mektedir; muhtemel her tür muhalefetten muaf; gerçekte ve pra­tikte, mantıki bir biçimde ulaşılması kolay kolay öngörülemeye­cek bir hal. Bu da yeterli değil; zira bu istif bozmalık, bu ulaşıl­mazlık ekseriya biraz fazla dar cepheli inanışlar için sözkonusu­dur...

Modernliğin Sonsuz Duruşması, Leszek Kolakowski, Pınar Yayıncılık (1999) s. 177-179


14 Mart 2024 Perşembe

Mekanları Tüketmek

 

John Urry - Mekanları Tüketmek

Consuming Places

Türkçeleştiren: Rahmi G. Öğdül


Ayrıntı Yayınları, 1993

 

Yer tüketiminde zaman ve mekân

Yer sosyolojisi olarak tanımlanabilecek konu yıllardır ilgimi çekiyor. Bu ilgi, insanların hem oldukça yakın hem de oldukça mesafeli toplumsal ilişkileri nasıl yaşadıkları ve bu ilişkilerin nasıl kesiştiği sorusundan ortaya çıktı.

Yerin anlaşılması, kuramsal çaba olmaksızın gerçekleşmez.

 

…yerler kelimenin gerçek anlamında tüketilebilmektedir; insanların bir yere ilişkin anlamlı buldukları şey (endüstri, tarih, binalar, yazın, çevre), zaman içinde kullanılarak azaltılmakta, bitirilmekte veya tüketilmektedir.

 

…pek çok sosyolojik tanım, zamanın bir anlamda toplumsal olduğunu varsaymaktadır. Bu tanımlar, Durkheim’ı izleyerek, “Fransız” okulu yaklaşımının bir versiyonunu benimsemişlerdir.

(Durkheim’a göre) Zaman, toplum içinde üretilmiş olan ve bu nedenle toplumlar arasında değişiklik gösteren, nesnel olarak verili bir toplumsal düşünce kategorisidir.

 

Modern toplumların genellikle, modern-öncesi toplumlara göre saat-zamanına daha çok güvendikleri gözlenir.

Saat-zamanı, modem toplumların ve onların kurucu toplumsal etkinliklerinin örgütlenmesinde merkezi bir önem taşımaktadır.

 

E. P. Thompson, zamana doğru bir yönelimin endüstriyel kapitalist toplumların can alıcı karakteristiği olduğunu ileri sürmüştü (1967).

 

Heidegger’in Varlık ontolojisinin merkezinde, öznelerin neler olduğuna ilişkin, doğayı açıklayan zaman ontolojisi yer alır. İnsanlar asıl olarak zamansaldır ve insan varoluşunun zamansal karakterinde anlamlarını bulurlar.

 

Bergson’un çözümlemesinde zaman niteliksel, fakat mekân soyut ve niceliksel açıdan ele alınır.

 

Mead, Zamanı soyut bir çerçeve olarak görmek yerine, zamanın eylemler, olaylar ve roller içine nasıl gömülü olduğu üzerinde durur.

Mead açısından “gerçek” olan şimdidir,

 

Sosyoloji klasikleri, mekânı anlaşılması güç biçimde ve işlenmemiş haliyle ele almışlardı.

 

İşbölümünün gelişimi dramatik biçimde uzmanlaşmayı arttırmakta ve sonuçta mekanik toplumdan organik topluma geçişe yol açmaktadır.

Toplumun farklı kesimleri, insanların giderek daha çok ilişkiye ve etkileşime girmeleriyle, bireyselliklerini yitirirler.

 

 

Kentin ayırıcı niteliği özerklikti ve kent, ilk kez insanların bireysel yurttaşlar olarak bir araya geldiği yerdi (Weber, 1958).

 

Simmel mekânı, toplumsal örgütlenmenin mekândan koparılması nedeniyle giderek önemini yitiriyor olarak görme eğilimindedir.

…metropolisteki uyaran zenginliği nedeniyle, insanlar çekingenlik ve duygular karşısında kayıtsızlık tavrı geliştirmek zorundadır. İnsanlar, bu tür bir tavrı geliştirmeselerdi, yüksek nüfus yoğunluğunun yarattığı deneyimlerle baş edemezlerdi.

Duygu ve tavrın aynı düzeye gelmesini sağlayan paradır. Dördüncüsü, özellikle modern yaşamda yansıtıldığı gibi para ekonomisi, kesinlik ve dakiklik yaratır.

Genel anlamda, para ekonomisi, insanları kendi etkinlik ve ilişkileriyle ilgili olarak daha hesapçı yapar

 

Zaman ve mekânın görece olarak bağımsız kaynaklar olarak ortaya çıkmaları, modern toplumun tanımlayıcı özelliklerinden biridir.

 

On altıncı yüzyıla kadarki dönemde günlük yaşam, görev-yönelimliydi; hafta, çok önemli bir zaman birimi değildi ve mevsimler, ilgili panayır, pazarlar ve kilise takvimi zamansal örgütlenmenin temellerini oluşturuyordu.

On sekizinci yüzyıla gelindiğinde, zamanın, toplumsal etkinliklerden “ayrıştırılmış” olması daha da belirginleşti.

...saat-zamanının ortaya çıkışı ile asıl olarak sözlü kültürden yazılı bir kültüre doğru gerçekleşen değişim arasında ilgi çekici bağlantıların olduğunun belirtilmesi gerekir

 

Postmodem dönemde hız kazandırılmış zaman ve mekânın, her türlü kimlik duygusunu bütünüyle erittiği belirtilmelidir.

 

Bachelard görüngübilimin, bir imajı görsel etkisine dayanarak değil; kendi “yankıları” açısından yaşamakla ilişkili olduğunu öne sürer.

Bachelard özgül olarak evin yapısını ele alır ve onun salt bir fiziksel nesne olarak görülmemesi gerektiğini öne sürer. İçinde doğulan evler gibi mekânlar, sadece verili değillerdir, anı izleriyle doludurlar.

Mekân zorunlu olarak zamana ni­telik katar. Mekân, anıyı olası kılacak biçimde zamanı dönüştürür

Ev, hayal kurmayı barındırır, içerisinde Bergsoncu zamanın işlediği metaforik bir mekândır.

Bachelard cisimleşmiş bir bellek nosyonu sunar. Bedenlerimiz, karşılaştığımız ilk evi unutmazlar. Evin ayırt edici özelliği fiziksel olarak içimizde yazılıdır.

 

Lefebvre, mekânın yansız ve edilgin bir geometri olmadığını öne sürer. Mekân üretilir ve yeniden üretilir ve bu nedenle mücadele alanını temsil eder.

Zaman içinde farklı mekân biçimleri birbirini izler. Doğal mekândan, mutlak ve soyut mekâna doğru ardışıklık vardır, sonuçta doğa giderek toplumsal olandan kovulmaktadır.

 

Birinci Bölüm, mekân ile toplum arasındaki ilişkiler, toplumsal ile toplum kavramlarının doğası ve kolektif eylemin ayırt edici özelliklerine ilişkin 1980’lerin başlarındaki tartışmalardan kaynaklanmaktadır.

İkinci Bölüm, 1980’lerin ortalarındaki “yeniden yapılanma” araştırma programından kökenlenmiştir; burada, hem kırsal toplumlar hem de hizmet endüstrisinin önemi açısından yeniden yapılanmayı inceliyorum.

Üçüncü Bölüm, 1990 civarında gündeme yerleşen konularla ilgilidir. Bunlar, bir tüketim biçimi olarak turizmin doğasını, modernlik, kimlik ve seyahat arasındaki karşılıklı bağlantıları ve yerlerin yeniden oluşturulmasında mirasın, özellikle endüstriyel mirasın Önemini içermektedir.

 

Birinci Bölüm / Toplum ve mekân

Bir asalak olarak sosyoloji

…öz taşımaması, özsel birliği olmaması nedeniyle sosyolojinin asalak bir konu olmasını ele almak istiyorum. Bir anlamda, sosyoloji komşu disiplinlerdeki gelişimlerden olağanüstü ölçüde beslenmektedir.

 

Her şeyden önce sosyoloji, ancak sivil toplum ile devlet arasındaki kavramsal ayrımdan sonra gelişti.

…benim savım, devlete ilişkin sosyolojik literatürün, ayırt edici bir anlayış üretemediği ve kapitalist devlete yönelik çoğu önemli çalışmanın komşu disiplinlerde geliştirildiğidir.

 

Devlet biçiminin türemesine yönelik dört ana yaklaşım olmuştur: birincisi, dolaşım alanından (Flatow ve Huisken, 1973); İkincisi, geç kapitalizmin bunalım karakterinden; üçüncüsü, tekil sermaye birimleri olarak sermayenin doğasından (Altvater, 1973a ve 1973b); ve dördüncüsü, bir sınıf hâkimiyeti olarak sermaye ilişkisinden (Hirsch, J. 1978; Holloway ve Picciotto, 1978) türediğini ileri sürer. Bu metinler, oldukça köktenci bir Marksist söylem içerisinden üretilmişlerdir; buna karşın, dördüncü metin grubu, daha çok yeni-Ricardocu bir perspektiften türevlenmektedir.

 

Sosyoloji tartışmaları özgün kuramsal fikirlerden beslenirken sosyolojinin bu fikirlere katkısı oldukça azdır.

 

…sosyolojik söylemin şu şekilde örgütlendiğini öne sürdüm:

1.         Birleştirici, ortak bir “toplum” kavramı taşımayan perspektifler çokluğu vardır;

2.         Sosyolojik kavramlar ve önermeler, sağduyuya dayalı kavram ve önermelerden açık biçimde ayrılamaz;

3.         Sosyolojik ilerlemenin olduğunu belirlemek zordur; o, aslında kuramsal yeniliklerin ardından gelir;

4.         Bu tür bir büyük yenilik biçimi, sosyolojinin asalak doğasından, yeniliklerin sosyolojinin dışındaki söylemlerden kökenlenme olgusundan kaynaklanmaktadır.

 

Kolektif eylemin yeni Marksizmi

Kolektif eylemi anlamaya yönelik / yeterli çatının merkezi öğeleri şunlardır: (i) sınıf ve diğer kolektif öznelerin kaynaklara sahip olmaları; (ii) “sınıf kapasitesinin (ya da tersine başka kolektif öznelerin kapasitelerinin) zaman ve mekân içinde gruplaşmanın harekete geçirebildiği örgütsel ve kültürel kaynakların gücü olarak tanımlanması; (iii) sivil toplumdaki toplumsal değişme ve kapitalizmdeki devletin, sadece hâkim sınıfları ele alarak değil; alt sınıf (ve başka kolektif) öznelerinin kapasitelerini çözümleyerek iyice anlaşılabilmesi; (iv) araçsal usun ve başka bilinç biçimlerinin, özellikle dil ortamı aracılığıyla, koşulsuz değil, kurulu olarak anlaşılmasının zorunluluğu - fakat aynı zamanda dil, kolektif özneler için önemli bir kültürel kaynak olarak düşünülmektedir; (v) kolektif eylem kuramındaki nedensellik nosyonunun sadece, yönelimli eylemin çeşitli yönelimli olmayan sonuçlarını açıklamak için değil; aynca, sayesinde kolektivitelerin salt mevcudiyetinin deyim yerindeyse “eylemsizliği”nin toplumsal değişim üretebildiği kendiliklere ait nedensel güçleri de açıklamak üzere genişletilmesi; ve (vi) kolektif eylemin sonuçları üzerindeki çeşitli kısıtlamaları çözümlemenin büyük önemi; bu sonuçlar farklı toplumların yönelimsiz ve değişen anatomisini ve kolektif eylemin farklı örüntülerinin değişen, örtüşen ve birbirine bağımlı etkilerini incelemeyi gerektirir.

 

Toplum, mekân ve yerellik

Her şeyden önce mekân, içine yerleşen maddi nesnelerden bir biçimde ayrı, mutlak bir kendilik olarak görülmemelidir. Fakat mekân sadece bu tür nesnelere de indirgenemez.

Zaman ve mekân araştırmalarının, herhangi bir toplumsal çözümlemeye üç farklı düzeyde katılması zorunludur; bu anlamda üç farklı mekân ya da mekânsallaşma vardır. Birincisi, ampirik olaylar, zaman-mekân içinde dağıtılırlar.

İkincisi, belirli bir toplumsal kendilik (üretim ilişkileri, devlet, sivil toplum, sınıflar vs), belirli bir zamansal ve mekânsal yapılanma etrafında kurulur.

Üçüncüsü, toplumsal kendilikler, zamansal ve mekânsal olarak birbirleriyle bağlantılıdır, zaman içinde ve mekân boyunca değişen karşılıklı ilişki içindedir.

Kısaca, toplumsal dünya, zamansal ve mekânsal olarak birbirine bağımlı, karşılıklı olarak değişen, dört boyutlu zaman-mekân kendiliklerinden oluşmaktadır; bunlar, en azından kısmen fiziksel zaman-mekândan ayrı, belirli bir karmaşık “açık sistem” oluştururlar.

 

Sermaye ile ilişkili olarak, yeni mekânsal konfigürasyonlar, “farklılaşma” ve “eşitlenme” çelişkili eğilimlerini izlerler.

Kapitalist üretimin amacının mekânı zaman ile yok etmek olmasına karşın, yeni toplumsal ilişkiler grubunun fiziksel'olarak mekân boyunca yayılmak zorunda olması ve sadece mekânda tek bir nokta içinde yoğunlaşamaması nedeniyle, gerçek anlamda bu yapılamaz.

 

“yerel”, aslında oldukça karmaşıktır ve bir toplumsal ve mekânsal süreçler karışımının çözümlenmesini gerektirir.

 

Kırsalın yeniden yapılanması

Kırsal toplumların tanımlayıcı ilkesi meslekten çok mülkiyettir ve bu nedenle, kırsal sınıf yapısını oluşturan, işbölümünden çok mülkiyet ilişkilerinin örgütlenmesidir

Endüstrinin aksine, makineleşmenin gelişmesi, tarım işçileri arasındaki işbölümünü azaltmıştır.

 

Kapitalist üretim, bilimsel yönetim ve hizmet sınıfı

Bugün, fabrikaların büyümesiyle birlikte insanların iş alışkanlıklarının ve yaşantılarının derin biçimde değiştiğinin belirtilmesi sıradan hale gelmiştir.

…fabrikanın büyümesinin, sermayenin emek üzerinde uyguladığı toplumsal denetimde doğrudan bir artışa yol açmadığı da açıktır.

 

Britanya’da toplumbilim, ABD’de ya da Amerikan üniversitelerindeki gibi mesleki profesyonelleşme süreçleriyle uyum içinde gelişmedi.

 

Britanya ilk “post-endüstriyel toplum” mudur?

 

Tüketim, yer ve kimlik

…turist olmak, “modern” olmayı tanımlayan niteliklerden biridir ve ücretli çalışmanın büyük dönüşümleriyle bağlantılıdır.

 

Turist bakışının her daim yeni nesnelerini yeniden üretmeye çabalayan bir turist profesyonelleri ordusu gelişiyor.

 

Turist etkinliklerinin anlaşılmasının güçlüğü, tüketilenin belirsiz niteliğinden kaynaklanır.

 

Turizm, seyahat ve modem özne

Modern özne devinim halindeki öznedir.

 

Çeşitli seyahat tiplerine ilişkin yazıların çoğunda, teknolojik bir belirlenimcilik vardır.

 

Postmodernizm, ayrımsızlaşmayı içerir.

Kültürel alanların yüceliği giderek azalır.

Ve sonuçta postmodernizm temsiliyetler ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi sorunsallaştırır, çünkü göstergeleri ya da imajları giderek daha fazla tüketiyoruz: Sonuçta bu tür temsiliyet biçimlerinden ayrı, yalın bir “gerçeklik” yoktur.

 

Sonuçta seyahat ve turizm, modern ve postmodern özneyi dönüştürmektedir.

 

Yerel kültürü yeniden yorumlamak

 

Turizm, Avrupa ve kimlik

Modern olmak, bizlere serüven, güç, coşku, gelişme, kendimizi ve dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden; ama bir yandan da sahip olduğumuz her şeyi yok etmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktır kendimizi.

 

…ziyaretçilerin gelişiyle ya da potansiyel gelişiyle sadece yerler dönüşmezler. Özellikle Avrupa toplumlarında insanların kendileri de dönüşmektedir. Seyahat etme hakkı, bir yurttaşlık göstergesi olmuştur.

 

…yurttaşlık hakları giderek, dünyanın her tarafındaki başka kültür ve yerleri tüketme haklarını içermektedir. Modern bir kişi, bu hakları kullanabilen ve kendisini başka kültür ve yerlerin tüketicisi olarak görebilen biridir.

 

Bir mahalle, kasaba veya bölgenin “mekânları”, yerel insanların artık o yeri kendi mekânları/yerleri hissetmeyecekleri ölçüde turistler tarafından doldurulur.

 

Turist bakışı ve çevre

Mekânsal engeller ne kadar az belirginse, kapitalist şirketlerin, yönetimlerin ve genel kamunun, çevrenin mekân boyunca çeşitlenmelerine yönelik duyarlılığı o kadar büyük olmaktadır.

 

…turizm, hem fiziksel hem de inşa edilmiş çevreye yönelik ilginin artmasına birçok biçimde yardım etmiştir.

 

Sonuç olarak, çevre bilincinin artışı, turizmin dünya çapında yayılmasını sağlayan sürecin bir parçasıdır.

 

Göller Bölgesi’nin oluşturulması

 

Toplumsal kimlik, boş zaman ve kırsal alan

“Peyzaj” gerçekte insansızdır.

 

TV’de, gösteren, serbest kalmıştır ve imajlar, anlatı üzerinde üstünlük kazanır, estetik baskındır ve izleyici, imaj fazlalığının serbest oyunu tarafından baştan çıkarılır.

 

Gizemin, anının ve sürprizin bir “temsili mekânı” olarak kırsal alandan geriye çok şey kalacağı kuşkuludur.

…

 

Bottomore, T.B. and Nisbet, R.A. (der.) (1979) A History of Sociological Analysis,

London: Heinemann. [Sosyolojik Çözümlemenin Tarihi, Yay. Haz.: M. Tunçay ve A. Uğur, Ayraç Yay., 1997]

 

Thompson, E.P. (1967) 'Time, work-discipline, and industrial capitalism

 

Weber, M. (1958) The City,