11 Ağustos 2024 Pazar

Türk ve Rus dillerinde antroponimlerin oluşumu

Türk ve Rus dillerinde antroponimlerin oluşumu – YLT

Sündüs Girgin, Yüksek Lisans Tezi, Kafkas Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015

 

Dil toplumun ürünüdür.

 

Çalışmamız / İkinci bölümümüzde ise Onomastik, Rus dilinde Antroponimlerin yapısı ve lakaplarının nelerden oluştuğu soyadları ve asıl önem arz eden Türk dilinden Rus diline geçmiş soyadlarını incelemekle tamamlanmıştır.

Amacımız / Antroponimlerin türlerini ve terimlerini açarak lakap ve soyadlarının işlevleri üzerinde durmaktır.

 

Statü olarak daha düşük işlerde çalışan kişilere “Efendi” şeklinde hitap edilir. Bu ‘Efendi’ hitap şeklinin günümüzde geçmişteki kullanımından sapmış olduğu görülür.

 

Kavram olarak dinin tanımını yapmak gerekirse insanların bağlı olduğu dinin düşünce ve uygulamalarının bütünü olarak açıklayabiliriz.

 

Eski Mısırlılarda insanın ‘ben’ ve ‘isim’ den oluşmuş düşünüldüğü ileri sürülüyor. Birçok toplumda ben ve kişinin adını anmak, onun varlığını kabul etme, onu çağırmak; yerine göre onu rahatsız etmek anlamına geliyor. (Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim)

 

İsimlerin ilk insan Âdem’e öğretildiği bütün dinlerde görülmektedir.

 

İncil’in yazdıklarından Havva’nın doğan ilk çocuğuna armağan anlamına gelen bir isim koyduğu, Musa’nın da Gersham yani yabancı ülkede oturan anlamına gelen bir ismi tercih ettiği görülür. Ayrıca Yakup da Tanrıyla güreş tutar ve Tanrıyı yener. Bunun üzerine ona ‘İsrail’ adı verilir.

 

…konulacak adın da kişi ile uyum göstermesi gerekir.

 

Havva’nın da Habil’in öldürülmesinden sonra doğan çocuğuna Seth ismini vermesi (yerleşmiş, konmuş) anlamlarına gelir.

 

İshak’ın doğan ilk çocuğuna Esav (çok tüylü) anlamına gelen bu ismi vermesi onun doğduğunda aşırı tüylü oluşudur.

 

Dilek İsimleri

Türk kişi adlarının çoğunu bu grup içerisinde değerlendirebiliriz.

 

…bulundukları bölgelerdeki türbede veya yatırda yatan kişilerin adlarını da isim olarak koymuşlardır.

 

…moda isimler / Yakın tarihimizdeki pek çok isim bu moda isimlerden esinlenerek konulmuştur.

 

İdeolojik ve etnik isimler kullanan ailelerin verdikleri isim onların kimliklerini göstermektedir.

 

Orta Asya’da festivallerde çocuklara isimler babalarının, dedelerinin adlarını koyma geleneği yaygınken zaman içerisinde ekonomik ve sosyal faktörlerin de etkisiyle geleneksel adlar değişime uğramıştır. Önceleri ailenin en yakın kişisi kim ise onun adının konulması geleneği de vardır. Zamanla sosyal hayatın da değişmesiyle insanlar ikinci bir isim daha koymak zorunda kalmışlardır.

 

Rus dilinde soyadlarının tarihini ve gelişimini incelediğimizde Rus soyadları Rusya’da yaşayan herkesin bir adı, soyadı ve baba adından oluşan bir isminin olduğunu görüyoruz.

 

Soyadı Rus diline Çar I. Petro zamanında girmiştir.

14. ve 15.yylarda soyluların soyadları resmileşmiştir.

18 ve 19.yylarda tüccarlar ve memurlar da soyadı kullanmıştır.

Köylüler soyadlarını 20.yy’ın 30’larında almaya başlamışlardır.

…sokak, köy isimlerinden soyadları seçilmiştir.

 

Rus dilinin hayat tarzını anlamak için yüzyıllardır kullanıla gelen soyadlarına bakmak yeterlidir.

 

Her insanın dünyaya gelmeden önce bir soyadı mevcuttur. Bu soyadı aslında kişiyi geçmişine bağlayan bir iptir.

Şimdilerde soyadlarının kökenlerinde Hristiyan adlarını bulmak zordur. 20. yy’ın başlarında azizlerin adlarını koymak güncelliğini yitirmiştir.

Erkeklerin dini adlardan ve azizlerin adlarından alınma soyadları kendini daha çok gösteriyor.

 

Rus soyadlarında özel adların soyadı olarak kullanımı oldukça yaygındır.

 

İnsanların karakteristik özelliklerine bakılarak pek çok soyadı ortaya çıkmıştır.

 

Bakıldığında Rus soyadlarının çoğu zaten lakaplardan türemiştir.

 

Türk lakapları Rus diline ya çoğu zaman başka yerlerden çalışmak için gidilmesiyle kazanılmıştır.

 


Türk kültüründe kişi adları (Türkiye sahası)

Türk kültüründe kişi adları (Türkiye sahası) - Doktora Tezi

Müjdat Kızıloğlu, Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2021

 

Bu çalışmada, ad verme kültürüne bağlı olarak Türklerin kullanmış olduğu kişi adlarının ilk kaynaklardan modern döneme kadar mitik, tarihî, dinî, siyasî, coğrafî veya sosyal şartlar dâhilinde geçirmiş olduğu her türlü gelişim ve değişim, Türk folkloru bağlamında incelenmiştir.

 

Ad verme, adlandırılan kişiye ailevi bir tahayyül ve kültürel birikimle yoğrulmuş sembolik bir tarih hediye etmektir.

Ad verme geleneğinin /ilk/ örneği olan Atina’daki “amphidromia” uygulaması, yenidoğana onuncu gününde adını koymak üzere düzenlenirdi. Onuncu gün bebeğe, baba ya da babanın soyundan bir yetişkin erkek tarafından adı konulurdu. On günlük bebeğin adlandırıldığı günde ona, “muzafferlere özgü saç kurdelesi” armağan edilirdi.

Roma adlandırma sisteminde ad sadece kişiyi bireyleştirmeye değil, aynı zamanda onun ailesi ve toplum içindeki yerini göstermeye de hizmet ederdi.

 

Eski Araplarda da topluma kabul edilmede özgür ailelerin erkek çocuklarına, daha küçük yaşlarda karakterlerini etkilemek için kötü ve zararlı hayvanların isimleri verilirdi.

Câhiliyye Araplarında “Biz çocuklarımızı düşmanlarımız; kölelerimizi ise kendimiz için isimlendiririz.” anlayışı hâkimdi

Mezopotamya’nın eski sahiplerinden olan Asurlular, isim verirken en çok dinî duyguların tesirinde kalmış ve genelde ilahların isimleriyle çocuklarını adlandırarak toplumsal kabulü yerine getirmişlerdir.

Babillerde bir çocuğun doğumu, özellikle de erkek çocuk doğumu çok önemli bir olay kabul edilmiştir. Doğan bebek için dualar edilir, ilahlara armağanlar sunulur, çocuğa muskalar takılırdı. Doğumdan kısa bir süre sonra çocuğa babası tarafından bir isim verilirdi. Babiller, koruyucu bir tanrının himayesine sığınırlardı.

 

Ad / kişinin bedenini damgalar ve ona tanınma hakkı bahşeder.

 

Adlar kişi için tanıtıcı/açıklayıcı bir işleve sahiptir. Bu bakımdan adla kişi arasında bütünleştirici bir bağın kurulmasına ihtiyaç vardır.

Kişi ile adı arasındaki bağ, her türlü beklenti veya temenniye rağmen bazen istendiği gibi kurulamayabilir.

…bazı yörelerde çok ağlayan veya hastalıklarından bir türlü iflah olmayan çocuklar ile yürüme çağını geçirdiği halde yürürken sık sık düşen çocukların adlarının ağır geldiği inancı mevcuttur. Bu çocukların adları, ya tamamen değiştirilir ve yeni bir ad takılır ya da mevcut adları yöreye has bir ağız özelliği ile Fatma ise Fatoş, Emine ise Emoş, Mehmet ise Memoş şeklinde telaffuz edilir

 

Yavuz adı / eski Türkçede genellikle “kötü, fena, rezil” gibi olumsuz anlamlara gelmektedir. Kelimenin Köktürk ve Uygur yazıtlarında “kötü” anlamını taşıması ve Kaşgarlı Mahmud’un belirttiği üzere Divanü Lügat-it Türk’te “her şeyin kötüsü” anlamını alması, bu dönemde kelimenin anlam genişlemesi yaşadığını göstermektedir.

 

Ad Vermede Etkili Olan Unsurlar

Toplumun Sosyokültürel Yapısına Uyum

Tarihî Kişiliklere veya Olaylara Bağlı Ad Verme

Dinî Amaçlı veya Motifli Ad Verme

Ata, Akraba veya Soya Dayalı Ad Verme

Dostluk, Minnet veya Şükran Duygularına Bağlı Ad Verme

Canlı veya Cansız Varlıklara Dayalı Ad Verme

Ailenin İstek ve Beklentisi

Çocuğun Doğduğu Zaman

Çocuğun Özellikleri

Popüler Kültür veya Moda Bağlamında Ad Verme

 

Sonuç

İslamiyet’in Türkler tarafından kabul edilmesinden sonra Türk dünyası ad verme kültürü, Arap ve Fars kültürünün yoğun etkisine maruz kalmıştır.

 

Türk insanının dinî bir gereklilik olması hasebiyle İslamî/Arabî ad ve ad verme biçimlerine meyletmesi, bu etkinin Türk ad verme kültürünün modern dönem de dâhil olmak üzere son bin yılına damgasını vurmasına sebep olmuştur.

Türkiye sahası Türk ad verme kültürü, 19. yüzyıla kadar geleneksel ad ve ad verme biçimleri etrafında şekil almıştır.

19. yüzyılla birlikte modernleşmek için yönünü devlet eliyle Avrupa’ya yani Batı’ya çevirmesi, Türk kültüründeki ad verme geleneğinde değişim yaşanmasına sebebiyet vermiştir.

20. yüzyılda, Türk devlet geleneğinde milliyetçi fikirlerin egemen olmasıyla, Türkçe veya Türkçe olduğu zannedilen Türkistan kökenli adların devlet yönlendirmesine bağlı olarak toplum tarafından tercih edilmesinde kısmi bir artış söz konusu olmuştur.

…kırsal bölgelerde kendi yaşayamadıkları hayatı, çocukları üzerinden şehirli hayatın nimetleriyle yaşamak/tatmin etmek isteyen aileler, özellikle 21. yüzyılın popüler kültür uygulamalarıyla modern hayata uyum sağlamaya çalışmışlardır.

…


10 Ağustos 2024 Cumartesi

Eski Anadolu Türkçesi Dönemi Eserleri Üzerinde Ad Bilimsel Bir İnceleme

Eski Anadolu Türkçesi Dönemi Eserleri Üzerinde Ad Bilimsel Bir İnceleme - YLT

Hakan Korkmaz, Yüksek Lisans Tezi,  Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020

 

Kişi, yaşadığı toplumdan bağımsız değildir ve bağımsız düşünemez. Bundan dolayı insanlar bir yere, bir kişiye veya herhangi bir unsura ad verirken yaşadığı toplumun düşünüş biçimine uygun olarak davranır.

 

Ad verme / belirli temayüllerin etkisiyle bir gelenek dairesi içinde yapılır.

 

…ad bilimi Özel adların kökenlerini, zaman içindeki değişimlerini, anlamlarını inceleyerek ait olduğu dönemin dili ile kültür varlığı arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalışır.

 

Bu çalışmanın amacı, Eski Anadolu Türkçesi döneminde yazılmış telif eserlerdeki özel adları (onimleri) tespit etmek ve elde edilen verilerden yola çıkarak ad verme geleneği üzerinde etkili olan faktörleri ortaya çıkarmaktır.

 

Türkiye Türkolojisinde, dil bilimini bütüncül bakışla ilk kez ele alan Doğan AKSAN’dır. Aksan, ilk baskısı 1977’de yapılan Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilim) adlı eserinde ad bilimine geniş yer ayırmış ve konu üzerinde tasarruflarını dile getirerek alana dikkat çekmiştir. Ardından Saim SAKAOĞLU (2001) tarafından kaleme alınan Türk Ad Bilimi I (Giriş) isimli eser, Türk ad bilimi hakkında yazılan ilk müstakil kitaptır. Ad bilimini kapsamlı olarak ele alan ise Adbilim (2016) adlı kitabı ile Halil İbrahim ŞAHİN’dir.

 

…çalışmamızın kapsamı, genel olarak 13.-15. yy arasında tarihlendirilen Eski Anadolu Türkçesi dönemi telif eserleridir.

 

…insanoğlu varlıkları; tanımlama, açıklama, sınıflandırma veya ayırt etme ihtiyacından dolayı adlandırmaktadır.

 

Onim / özel ad

 

Ad Bilimi (Onomastik)’nin Alt Dalları

1. Anemonim (rüzgaradı) ve Anemonimi (rüzgarad bilimi)

2. Antroponim (kişiadı) ve Antroponimi (kişiad bilimi)

3. Astronim (yıldızadı) ve Astronimi (yıldızad bilimi)

4. Dokümantonim (belgeadı) ve Dokümantonimi (belgead bilimi

5. Ergonim (örgütadı) ve Ergonimi (örgütad bilimi)

6. Etnonim (kökadı) ve Etnonimi (kökad bilimi)

7. Fitonim (bitkiadı) ve Fitonimi (bitkiad bilimi)

8. Hrematonim (eseradı) ve Hrematonimi (eserad bilimi)

9. Hrononim (zamanadı) ve Hrononimi (zamanad bilimi)

10. Kozmonim (uzayadı) ve Kozmonimi (uzayad bilimi)

11. Mitonim (mitadı) ve Mitonimi (mitad bilimi)

12. Poreyonim (araçadı) ve Poreyonimi (araçad bilimi)

13. Pragmatonim (ürünadı) ve Pragmatonimi (ürünad bilimi)

14. Planetonim (gökadı) ve Planetonimi (gökad bilimi)

15. Toponim (yeradı) ve Toponimi (yerad bilimi)

16. Urbonim (kentlikadı) ve Urbonimi (kentlikad bilimi)

17. Zoonim (hayvanadı) ve Zoonimi (hayvanad bilimi)

 

3. Bölüm: Eski Anadolu Türkçesi Dönemine Ait Telif Eserlerdeki Özel Adların Sözlüğü / s. 41 vd.

 

4. Bölüm: Eski Anadolu Türkçesindeki Özel Adların (Onimlerin) İncelenmesi

 

Sonuç

EAT döneminde ataerkil sosyal yapıya işaret eden özel adlar oldukça yoğun olarak tespit edilmiştir.

Bu dönemde kişilerin, babasının adıyla anıldığı eğilimi görülür.

Dini temayüllerin etkisiyle Tanrı’nın ad ve sıfatları kişi adlarına kaynaklık etmiştir ancak ad olarak aynen alınmamıştır.

Gazi, şeyh, hacı, seyyid, dede gibi unvanlar da dönemin zihniyetinde dinî temayüllerin, ne kadar güçlü olduğunun bir sembolü olarak gösterilebilecek ögelerdir.

 

Bu dönemde peygamber, halife ve yakınlarının adları kişi adlarına kaynaklık etmiştir.

 

…sultan, melik, mir, han, bey gibi unvanlar hükümdar yakınları, dinî ve bilge kişilerin adlarında da kullanılmıştır.

 

EAT döneminde hatun, hoca, koca, firenk, ban gibi sosyal yapıya işaret eden unvanların kullanımlarına da rastlanmaktadır.

 

EAT dönemindeki ad koyma geleneği içinde, kişinin doğduğu ya da yaşadığı yer adını isim olarak kullanılması tespit edilen bulgular arasındadır.

 

EAT döneminde kişilere, renk adlarından oluşan birtakım yakıştırmalar yapıldığı görülmektedir: Ak Şemseddin, Karaca Bey gibi…

 

EAT döneminde kişilere, meslekleriyle ilgili ad vermeye yönelik eğilimler tespit edilmiştir. Boyacıoğlu, Nişancı gibi…

Araç adları da o dönemde isimlerde karşımıza çıkar: Baltaoğlu, Bıçakçı Reis…

 

…ölen atalarına saygı göstermek için onların adlarını yeni doğan çocuklarına vermişlerdir.

 

Kişi adları içinde mahlaslar da dikkat çekiyor:

 

…adların oluşumunda Farsça izafet kesresi, Farsça nispet i (î)’si ve Türkçe “oğul” kelimesi önemli rol oynamaktadır.

 

…eser adlarında anlam oyunları / eserlerini, değerli ya da önemli bir unsura benzetmişlerdir. Bunun dışında ise anlama abartı katan ögelerden de yararlanmışlardır:

CinÀn-ı CenÀn / Gül-sitÀn

…

9 Ağustos 2024 Cuma

Kars'ta kullanılan lakaplar üzerine bir inceleme

 

Kars'ta kullanılan lakaplar üzerine bir inceleme - YLT

Sevinç Hasbay, Yüksek Lisans Tezi, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019

 

Kars Hakkında Genel Bilgiler

Kars bölgesinin ilk adı MÖ 12.yy Asur kaynaklarında Daiaeni, MÖ 9. yüzyılda ise Urartu kaynaklarında Diauehi olarak geçmektedir. Strabon’un Geographiga adlı kitabında bölge Corzene olarak adlandırılmakta, bugünkü adı ise ilk defa MS 2. yüzyılda Ptolemaios’un coğrafya kılavuzu kitabında Charsa -Chorsa olarak görülmektedir. Gürcü kaynaklarında ise Kars adı “Kari” kapı, geçit anlamlarında kullanılmıştır.

 

Kars adının / Gürcice “Karı”(kapı) kelimesi ile ilgili olan “karıskalakı” yani “kapı şehri” tabirinden geldiği meselesi hakikate daha yakındır. Kaşgarlı Mahmut ise Divan-ı Lügat’it Türkte, Kars’ı: Deve ve koyun yününden yapılmış elbise, şal, kuşak ve dokuma” anlamında ve “Karsak: Derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan bozkır tilkisi; Buharalı Şeyh Süleyman’da “Kars: Şal, kuşak, dokuma, bel bağı fota( ipek peştamal), miyanbend ve “Karsak: Sincaptan büyük karnı çil bir nevi hayvan ismidir, tilki, mani” diyor.

 

Kars’ın Yontma Taş Çağı’ndan itibaren kesintisiz iskan gördüğü anlaşılmaktadır. Bölgede Huriler, Urartular, İskitler, Partlar, Sasaniler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Gürcüler, Akkoyunlular, Karakoyunlular ve Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyet kurmuştur.

MÖ 8. asırda Kimmerler buradan geçtiler.

M.S. 7. asırda İslâm orduları bu bölgeyi fethedince Ermeni derebeyleri, Abbasi halifelerine tâbi oldular.

Ani şehrini başşehir yapan Ermeni derebeyleri 1044’te Bizanslılar tarafından bölgeden kovuldular.

1855 tarihinde Kars tabyalarında Ruslara karşı kazanılan zaferden sonra Sultan Abdülmecit tarafından Kars’a Gazilik Madalyası verilmiştir.

1877-1878 Osmanlı Rus savaşından sonra bölge Rusların eline geçti.

Türk İstiklâl Harbi’nde 15’inci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, 30 Ekim 1920’de Kars’ı kurtardı.

 

“Kars Zafer Madalyası” aynı zamanda Anadolu’da bir şehre verilen ilk gazilik madalyasıdır.

 

Kars çevresinde, sözde dinsel ve etnik durum çok karmaşık bir boyutta olup esas itibariyle Terekeme, Karakalpak, Yerli, Kürt, Azeri ve Türkmenlerden oluşan sosyal bir yapı mevcuttur.

Bu grupların tamamı, Türk ırklarından olmalarına ve Türk vatandaşı olmalarına rağmen, kendilerini ilk anda Türk olarak adlandırmazlar. Türkmen diye adlandırılan grup ise Alevi Türkleridir. Bölgede Türkmen denilince genel olarak Alevi; Alevi denilince de Türkmenler akla gelmektedir.

Bölgedeki insanlar arasında Hanefi, Şafii, Caferi ve Alevi mezhepleri yaygındır.

 

Kars ilinde sert bir yüksek yayla iklimi hüküm sürer. Sibirya yüksek basınç merkezinin tesiri altındadır. Kış yedi ay sürer. Kar yağışı fazladır. Senede 50 güne yakın kar yağar ve toprak 100 günden fazla karla örtülü kalır. Kar yerden kalkar kalmaz her yer yeşilliklere bürünür.

 

Dede Korkut Hikâyeleri’nde bir çocuğun ad alması için, ses getirecek bir iş yapması, bir kahramanlık göstermesi gerekir.

 

Eski Türklerde ad verme geleneklerinden biri de çocuğa, doğumdan sonra, loğusanın kendine geldiği anda ilk gördüğü şeyin adının verilmesiydi.

Altay Türklerinde Çocuğa loğusanın odasına ilk girenin adı verilmektedir.

 

Türkiye’de yeni doğan çocuğa doğduktan birkaç gün sonra (genellikle üç gün veya bir iki hafta sonra) bir tören yapılarak ad verilir. Çocuğun adı genellikle evin en yaşlısı tarafından verilir. Bazen de eve çağrılan hoca veya cami imamı, çocuğun kulağına ezan okuyarak adını verir.

 

Lakaplar vs.

 

Sonuç

Kars’ta insanların özellikle dış görünüşüne göre lakap verdikleri gözlemlenmiştir.

Göze çarpan ilk unsurun fiziksel özellik olması bunda belirleyici olduğu şüphesizdir.

İnsanların fiziksel kusurları lakaba kaynak oluyor.

Bu durum Kars halkının insanlarda standart bir biçim aradığına da atıfta bulunur.

Kel, kör, sağır, çok uzun, çok kısa, çok şişman, çok zayıf… Bunlar hemen lakap radarına takılır.

Konuşması kusursuz, açık ve net olmalıdır. Ağzının içinde gevelememelidir. Dili peltek, kekeme olursa bu bir kusurdur. Bed suvat (suratsız) olmamalı her zaman güler yüzlü, neşeli olmalıdır.

…hayvan ve eşya isimlerinin lakap olarak sıklıkla kullanılmış…

…sülale adının kullanılmasıyla oluşturulmuş lakaplar…

Lakaplarda en çok kullanılan renk kara olmuştur.

Lakaplar yöre halkının, günlük hayatta kullandığı araç -gereçler hakkında da bilgi verir.

Lakaplar halk kültürünü ve kültürel değişmeleri yansıtır.

…kullanılan lakaplar yöre halkının geçim kaynağını gösterir…

 

Lakaplar Genellikle alay, yergi ihtiva ettiği için ve kötü anlam çağrıştırdığı için insanların arkasından söylenir.

 

Kars’ta kullanılan 900 lakaptan sadece 56’sı kadınlara verilirken 844’ü erkeklere verilmiştir.

Yaklaşık 900 lakaptan 170’i aşağılayıcı; 44’ü anımsatıcı; 20’si yüceltici; 358’i tanıtıcı; 35’i hikaye edici; 3’ü sevici anlamda kullanılmıştır.

…

8 Ağustos 2024 Perşembe

Çankırı ve çevresi aile ve kişi lakapları üzerine bir inceleme - YLT

Çankırı ve çevresi aile ve kişi lakapları üzerine bir inceleme - YLT

Rabia Altıntaş, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2022

 

Çankırı antik dönemde Paflagonya Bölgesi’nde bulunmaktadır.

…antik ismi Gangra’dır

Osmanlı zamanlarında şehrin antik adı korunmuş, Kangırı veya Kângarı olarak kullanılmıştır.

 

Şehrin adıyla ilgili mitik hikaye: Poseidon’la Aryes’in çocuğu Nikostratos hayvanları için otlak arar. Bugün Çankırı olan bölgeye gelir. Sürüsündeki oğlaklardan birinin adını buraya verir: Gangra

Bu isim Küçük Asya tarihi ve İslam ansiklopedisinde ‘keçisi bol yer’ anlamına gelmektedir.

 

Geleneksel sohbet toplantılarından olan Yaren Kültürü 2010 yılında UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesi’ne girmiştir.

 

Lakaplar

…lakaplar insanların çevresiyle kurduğu ilişkinin bir çıktısı olarak meydana gelmiş adlardır.

Arapça bir kelime olan lakabı (çoğulu elkab) dilciler “nebez” ile açıklarlar. Nebez “bir kimseye gizli kalmasını istediği bir ayıbıyla hitab etmek” anlamında gelir. Ancak sonradan aslında “sıfat, vasıf” demek olan, genellikle “kişinin severek aldığı, onu toplum içinde yücelten ad” anlamındaki na’t lakap karşılığında kullanılmaya başlanmış.

 

Lakapları ana başlıkta olumlu ve olumsuz olarak ikiye ayırmak gerekir.

İş ve Uğraşlara Bağlı Olarak Verilen Lakaplar

…köylü ona bahçeye sürekli bal kabağı ektiği için Kabak Sultan dedi a

 

Çok civciv yetiştirirlerdi. O yüzden onlara ‘Civcivler’ dediler. Ama sonra sonra konuşa konuşa Çiftçilere döndü, bize de ‘Yulafçılar’ derler. Bizimkiler çok yulaf ekermiş. Yulafçılar yulafçılar derken zamanla ‘Lafçılar’a dönmüş. Adımız ‘Lafçılar’ kalmış.

İp satan babanın oğluna İpçinin Hasan denildiğini ama zamanla bu ifadenin İtcinin Hasan lakabına dönüştüğünü belirtmiş

 

İş ve uğraşlara bağlı lakapların büyük bir çoğunluğu tarım ve hayvancılık

 

Eniştem bahçede çok gül yetiştirirmiş. Bu yüzden ona hep ‘Gül Enişte’ dedik, köy halkı da bizden duya duya eniştemin ailesine ‘Güllüoğulları’ demeye başladı.

 

İstiklal Harbi zamanında ekin, buğday kıtlığı nedeniyle çavdardan ekmek yaptıkları için onlara “Çavdargil” denildi

 

Dedem medrese eğitimi görürken o zaman cübbe sarık gibi şeyler giyerlermiş. Ona da peş demişler bu yüzden lakabı “Peşli” kalmış.

 

Müzeyyen Abla hacamat yapardı baş ağrısına sırt ağrısına iyi gelirdi. O yüzden ona ‘Kancı Müzeyyen’ deriz,

 

Kahya anlamında Kah Emmi demişler.

 

Rüştüyenin ilk müdürlüğünü yapıyor o yüzden o aileye ‘Rüştüyeler’ deniyor.

 

Biraz küçükçe olduğu için traktörün üstüne bindiğinde ceket gibi görünürmüş bu yüzden ona ‘Ceket’ demişler.

 

Gözleri çok pörtlek pörtlek olduğu için ona ‘Pertleme’ derlerdi.

 

‘Köseler’ derlerdi. Pek sakalları çıkmazmış.

Hiç saçı sakalı olmadığı için adama “Cıbır” diyorlardı.

 

‘Godak’. Kısa boylu, bodur, inatçı hızlı hareket eden adamlara diyorlar

 

Gübül kısa boylu bodur anlamına da geliyor

 

Kaba konuşurdu / O yüzden ona “Hom Hom” derdik.

 

Kafası küçük olduğu için ‘Kuş Kafa’ derler

 

Olumsuz Bir Davranıştan Dolayı Verilen Lakaplar

Aslan amca sürekli yalan söylermiş o yüzden lakabına da ‘Yalancı Aslan’ demişler

 

Bamsı Beyrek’te bulunan Yalancı oğlu Yaltacuk karakterinin söylediği yalandan dolayı Yalancı oğlu Yaltacuk olarak isimlendirildiği görülmektedir.

 

‘Niye öyle çalık çalık yürüyorsun.’, demişler. Lakabı bu yüzden ‘Çalık’ olmuş. Aileye de Çalıklar demişler.

 

Köpeği tombul tombuldu. Köpeğe ‘Tomuş’ derlerdi. Sonradan onun adı da ‘Tomuş’ oldu.

 

Emmim hiçbir türküye oynamazmış ama Gülhan türküsünü duyunca hoplaya hoplaya oynamaya başlarmış. Bu yüzden ona ‘Ninniri Tevfik’ demişler.

 

Çok çalışkan biriydi, bu yüzden ona ‘Taksi gibisin’ demişler.

 

Sonuç

Olumlu, olumsuz, ata, dede, baba isminden gelen aile ve kişi lakapları, kişinin sürekli tekrarladığı kelimelerden ya da çıkardığı seslerden kaynaklı aile ve kişi lakapları, bir olaya bağlı olarak ortaya çıkan aile eve kişi lakapları, kişinin kendini tekrarlayan davranışlarından dolayı verilen aile ve kişi lakapları, çıkış sebebi bilinmeyen/hatırlanamayan lakaplar, söyleyişte değişime uğrayan adların lakap olarak değerlendirildiği görülmüştür.

 

…medya ve teknolojinin kişilerde zaten var olanı onlara geri pazarladığı görüşüne varılmıştır.

 

Fakire Gullep takmak kolaydır

Deyimdeki fakirliğin nicel anlamdaki fakirlikle alakalı olmadığını kişinin nitel özelliklerinden yani dış görünüşü, fiziki bir kusuru, hal ve hareketleri ile alakalı olduğu görülmüştür.

…