20 Aralık 2011 Salı

Dhammapada

Dhammapada - Mükemmelliğe Giden Yol – Buda’nın Öğretileri

Buda’nın öğretileri, Pali diliyle Dhamma, evrenin ve insanın oluşum ve değişim kurallarıyla yapısal özelliklerini düzenleyen yasaların tümü, aynı zamanda insanı acıdan, ıstıraptan kurtarıp, Nibbana’ya (Nirvana) eriştiren öğretilerdir. 423 aforizmadan oluşmaktadır. Buda’nın yirmi dokuz yaşındayken sahip olduğu dünyevi her şeyi geride bırakarak başladığı, altı yıllık çilekeş ve münzevi bir yolculuktan sonra, sonsuz ışığı görerek aydınlandığı eşsiz deneyimin ürünüdür. (s. 7)

1 Yamakavegga (İkiz Beyitler Bölümü / Karşıt Yollar)
Bizim olan herşey düşüncelerimizin sonucundadır; düşüncelerimizde kurulur, düşüncelerimizde oluşur.

Eğer bir kimse kötü düşüncelerle konuşur veya davranırsa onu, tıpkı kağnı çeken bir öküzün tekerleğini izlemesi gibi, acı izler.

Eğer bir kimse temiz/saf düşünce ile konuşur veya davranırsa onu, tıpkı asla ayrılmayacak bir gölge gibi mutluluk izler.

Nefret, sevgi ile yok edilir.

Kendini günahtan arındırmış, iyi niteliklerle donanmış, ölçülü ve gerçekçi kişi gerçekten sarı elbise giymeye layıktır.

Gerçeği gerçek olmayan zannedenler ve yakanı gerçek olarak görenler, asla hakikate ulaşamazlar, sadece boş istekler peşinde koşarlar.

Damı sağlam yapılmış bir eve yağmur nasıl girmezse, tıpkı bunun gibi, derin düşünen bir beyne de tutku asla giremez.

Kötü iş işleyen hem bu dünyada, hem de ötekinde keder içinde yaşar.

2 Appamadavagga (İçtenlik / Uyanıklık)
İçtenlik, ölümsüzlüğün (nibbana) yoludur, kayıtsızlık ise ölümün yolu.

Düşüncesizlerin arasında düşünceli, uyuyanların arasında uyanık olan bilge kişi, herkesi geride bırakarak bir yarışçı gibi ilerler.

3 Çittavagga (Düşünce Bölümü / Tefekkür / Akıl)
Bu bedenin bir kavanoz gibi kırılabilir olduğunu bilerek ve düşüncesini bir kale gibi sağlam tutarak, ayartıcı Mârâ’ya bilgi silahı ile saldırmalı; onu ele geçirince de gözaltında tutmalı ve asla gevşememelidir.

4 Pupphavagga (Çiçekler Bölümü / Hayatın Çiçekleri)
Sandal ağacı, Tagara, nilüfer çiçeği veya vassiki gibi güzel kokuların arasında erdemib kokusu hepsinden üstündür.

5 Balavagga (Aptal / Budala)
Uyanık kişi için gece uzundur; yorgun kişi için yol uzundur; gerçek Dhamma kanununu bilmeyen budala için ise hayat uzundur.

Bir budalanın arkadaşı yoktur.

Aptallığını bilen aptal kişi hiç olmazsa bu yönüyle akıllıdır. Kendini akıllı sanan aptal ise gerçekten bir aptaldır.

6 Panditavagga (Akıllı – Bilge kişi)
Ancak kendilerine Dhamma açıklandığında onu izleyenler, her ne kadar geçmesi zor olsa da, ölümün egemenliğinin ötesine geçeceklerdir.

7 Arahantavagga (Ahatlar Bölümü – Sonsuz Özgürlük)
Hiçbir zenginliği olmayan sıradan şeyleri yiyerek yaşayan, boşluktaki kayıtsız şartsız özgürlüğü algılayan insanlar gökteki kuşlara benzerler; onların yollarını aramak çok zordur.

Herşeye inanmayan ama yaratılmamış olanı bilen, bütün bağlardan kurtulmuş, yolunu şaşırtacak etkenleri yok etmiş, bütün tutkulardan vazgeçmiş kişi, insanların en büyüğüdür.

8 Sahassavagga (Binler Bölümü / Binden Daha İyi)
Derin düşünen (tefekkür eden), erdemli bir kişinin yaşadığı bir tek gün, kontrolsüz ve kötü biçimde yüz yıl yaşamış bir kişininkinden daha değerlidir.

9 Papavagga (Kötülük Bölümü / İyi ve Kötü)
Bir kimse iyi olanı yapmakta acele etmeli ve düşüncesini kötü olandan uzak tutmalıdır; eğer kişi iyi olanı yapmakta tembel davranırsa, aklı kötülüğün zevkine dalar.

Eğer bir kimse zararsız, saf ve masum bir kişiye karşı bir kötülük işlerse, o kötülük, tıpkı rüzgara karşı savrulmuş bir çöp gibi o budalaya geri döner.

10 Dandavagga (Eziyet Bölümü / Hayat)
Saflaşmanın tek yolu tutkuları yenmektir.

11 Caravagga (Yaşlılık Bölümü / Hayatın Ötesinde)
Kemiklerden bir kale oluşturulduktan sonra bunun etrafı et ve kanla çevrilir ve bu kalenin içinde kibir ve hile ile yaşlılık ve ölüme kadar yaşanır.

12 Attavagga (Öz Bölümü / Kendine Hakimiyet)
Kötülüğü kişi kendi özüyle yapar, kendi özüyle acı çeker; kötülükten kişi kendi özüyle sakınır, kendi özüyle kendini temizler. Temizlik de kirlilik de öze aittir, kimse bir başkasını temizleyemez.

13 Lokavagga (Dünya Bölümü / Uyan! Gözle!)
Dünyanın dostu olma!

14 Buddhavagga (Buddha Bölümü / Buda)
Kimseyi azarlama, kimseye vurma, kanunun sınırları içinde davran, yemeğini azalt, yalnız uyu ve yüce düşüncelerle yaşa, işte bunlar Buddha’nın öğretileridir.

Gökten altın yağsa insanın isteği doymaz.

15 Sukhavagga (Mutluluk Bölümü / Neşe)
Galibiyet nefreti doğurur, çünkü yenilen kişi mutsuzdur; galibiyeti de yenilgiyi de terk eden kişi huzur içindedir, mutludur!

Beden en büyük kederdir.

16 Piyavagga (Zevkler Bölümü / Fani Zevkler)
Sevilenin kaybı acıdır. Hiçbir şeyi sevmeyen ve hiçbir şeyden nefret etmeyen kişi, prangalarını kırmıştır.

Zevkten acı ortaya çıkar, zevkten korku ortaya çıkar; zevkten kurtulan kişi ne acı bilir ne de korkar.

17 Kodhavagga (Öfke Bölümü / Hiddeti Terket)
Bedenini kontrol eden, dilini ve aklını kontrol eden bilge kişi, gerçekten kendine egemen olan bir kişidir.

18 Malavagga (Kirlilik Bölümü / Vakit Keybetme ve Gayret Et)
Hayatını heba eden, yalan söyleyen ve bu dünyada kendisine verilmeyeni alan… kimse, daha bu dünyada kendi hayat ağacını kesiyor demektir.

19 Dhammatthavagga (İyiler Bölümü / Doğruluk)
Çok konuşan kişi bilgisiz demektir. Sabırlı olan nefret ve korkudan uzakta olan kişiye ise bilgili denir.

İyiliğin ve kötülüğün üstünde olan bu dünyayı dikkatle yaşayarak geçen namuslu kişiye gerçek anlamda Bhikkhu denir.

20 Maggavagga (Yol Bölümü / Yol)
Bu dünya ayartıcı Mârâ’nın bir hilesidir.

Bütün canlılar yok olur. Bunu gören ve bunu bilen kişi, acılara tepki vermez. İşte bu saflık yoludur.

Bütün biçimler gerçek dışıdır. Bunu gören ve bunu bilen kişi, acılara tepki vermez. İşte bu saflık yoludur.

21 Pakinnakavagga (Karışık Konular Bölümü / Uyanıklık)
Yerken yalnız, uyurken yalnız, dolaşırken yalnız olan, isteklerini yok edip kendini kontrol eden kişi, ormandaki açıklıktan nefes alır gibi mutlu olur.

22 Nirayavagga (Cehennem Bölümü / Karanlıkta)
Kötü işi yapmamak daha iyidir, kişi sonradan pişman olur; iyi işi ise yapmak gerekir, bunun sonunda pişmanlık olmaz.

23 Nagavagga (Fil Bölümü / Sabır)
Eğer kişi kendisiyle gelecek ölçülü ve bilgili bir kimse bulamazsa o zaman, zapt edilmiş ülkesini terk eden bir kral gibi, ormandaki yalnız bir fil gibi yolunu tek başına yürüsün.

24 Tanhavagga (Susuzluk Bölümü / Özlemler)
Varlığın öteki kıyısına vardığında önce, sonra ve ortada olandan vazgeç. Eğer aklın bütünüyle özgürse artık bir daha doğmaz ve ölmezsin.

25 Bhikkhuvagga (Bhikkhu Bölümü / Derviş)
Ağzını (konuşmasını) kontrol eden, bilgece ve sükûnetle konuşan, Dhamma’yı ve yorumu öğreten kişi Bhikkhu’dur; onun sözü tatlıdır.

Nezaketle davranan, isim ve biçime duyduğu tutkuyu yok etmiş ve Buddha’nın öğretisi içinde erimiş Bhikkhu, sessizlik yerine ve mutluluğa ulaşacaktır.

Bilgi olmadan düşünme olmaz, düşünme olmadan da bilgi olmaz; hem bilgiye hem de düşünmeye sahip olan bir insan Nibbana’ya çok yakındır.

26 Brahmanavagga (Brahman Bölümü / Brahmin)
Yaratılmış şeylerin yok olduğunu anlayarak yaratılmamış olanı kavra.

Kötülüğü başından defeden kişiye Brahmana, sessizce yürüyen kişiye Samana, kendi kirliliklerinden kurtulan kişiye de Pabbacita denir.

Çeviren: Korhan Kaya
İmge Kitabevi, Ankara, 1999


Çeviren: Cengiz Durkan
Dergâh Yayınları, 2005

Upanişadlar - Tanrı’nın Soluğu

Upanişadlar - Tanrı’nın Soluğu

Hindistan’ın en eski ve en değerli kutsal yazıtları, Veda adı verilen kitaplarda toplanmıştır.
Veda’lar dört kitaptır: Rig Veda, Sama Veda, Yajur Veda, Athar Veda. Bu kitapların her biri iki kısımdan müteşekkildir; bilgi ve hareket.
Sama Veda, dini gerçeğin en büyük tarafı olan Tanrı bilgisini işler ve kitabın bu kısımlarına Upanişadlar denir.
Upanişad -> “dizinin dibinde”, “bir öğreticinin dizinin dibinde” anlamına gelir. (s. 7)

Katha Upanişad
Ölümsüzlüğün sırrı; kalbin arınması, derin düşünme ve insanın manevi aleme dönük gerçek Ben’inin (Atman) Tanrı (Brahman) ile aynı varlık olduğunu idrak etme yoluyla bulunabilir. Çünkü ölümsüzlük Tanrı’ya ulaşmaktır. (s. 17)

İnsan da, tıpkı bir tohum tanesi gibi olgunlaşır, toprağa düşer yok olur ve zamanı geldiği an, tekrar meydana çıkar. (s. 20)

Ey ölüm! Seni tanıyan bir kimse, zenginliği ne yapsın?

İyi ve güzel birbirinden tamamen farklı şeylerdir. (…) İyiyi seçenler kutsal kişilerdir; güzelliği seçenler ise gerçek amacı yitirmiş olan kişilerdir.
Bunları birbirinden ayırtedebilen bilge kişi, güzeli değil, iyiyi tercih eder. Bedenî tutkuları tarafından yönetilen ahmak kişi ise, iyi yerine güzeli tercih eder. (s. 22)

Atman, varlığın özündeki o gerçek Ben hakkında herhangi bir bilgiye ulaşmak çok güçtür. Böyle bir bilgiye ulaşanlardan çoğu da onun hakikatini anlayamaz. Ondan bahseden kişi, fevkalade bir insandır. Onun hakkında birşeyler öğrenmek isteyen kişi de, akıllı bir kimsedir. İyi bir öğretici tarafından yetiştirilmiş olup O’nu anlayabilen kişi ise, kutsal bir insandır.

Atman ile Brahman’ın, başka bir deyişle, insanın uhrevi tarafı olan gerçek Ben ile yüce Tanrı’nın aynı varlık olduğunu bilen bir kimseden öğrenen kişi, anlamsız doktrinleri terkederek Hakikate ulaşır.

Gerçek uyanıklık, akıl yoluyla değil, bilge kişinin dudaklarından dökülen sözlerle hasıl olur. (s. 23)

İnsan ebedi olanı, geçici zevklerle değil, ancak ibadet yoluyla bulabilir.

Atman’ın bedenden, duyulardan, zihinden apayrı bir varlık olduğunu öğrenen ve bu latif prensibi tamamıyla tanıyan bilge bir insan, mutluluğun menbaına ve makânına ulaşmıştır.

OM (AUM)

Tanrı Brahman’a delalet eden bu hece, varlığın en yüksek mertebesidir, bütün varlıkların dayanağıdır, ulu bir semboldür.

Bu hecenin anlamını bilen kişi, amacına ulaşmış ve Tanrı’yı tanıyan bir kimse olarak, bütün insanlardan saygı görür. (s. 24)

Sembolü OM hecesi olan Atman (gerçek Ben) herşeyi bilen Tanrı Brahman’la aynı varlıktır. Doğmamıştır, herhangi bir sebebin neticesi değildir, ölmez, yok olmaz, beden yok olsa dahi, O yok olmaz.

Bütün tutkularından kurtulmuş, zihnini ve duygularını arıtmış kişi, Atman’ın kendi gerçek Ben’inin ihtişamını görür ve bütün üzüntülerinden kurtulur.

Kişi kötülüklerden arınmadıkça, duyularını kotrol altına almadıkça, zihnini huzura kavuşturmadıkça ve tefekküre, düşüncenin derinliklerine dalmadıkça, sadece öğrenimle O’nu bulamaz. (s. 25)

Beden bir araba, Atman bu arabanın içindeki bir yolcu gibidir. Akıl, bu arabanın sürücüsü, zihin de dizginleridir.

Tefrik etme melekesinden yoksun olan ve zihnini kontrol edemeyen bir insanın duyuları, bir arabanın zaptedilemeyen huysuz atları gibidir.

Ancak tefrik etme melekesine sahip, zihni kontrol altında ve kalbi bütün kötülüklerden arınmış olan kişi, amaca ulaşır ve bir daha dünyaya gelmez.

Duyular nesnelerden, nesneler zihinden, zihin akıldan, akıl egodan (nefs), ego (nefs) görünmeyen tohumdan, bu görünmeyen tohum da sebepsiz olan Tanrı Brahman’dan doğmuştur. (s. 26/27)

Hayat yolunun ve var olan herşeyin sonu, aslına yani Tanrı’ya dönüştür. Her amacın sonu, Tanrı’dır.

Herşeyin özünde gizli olan Tanrı, Atman, kendisini hiçbir varlığa göstermemiştir. Onu ancak, bilge kişinin aklı bulabilir.

Bilge kişinin duyuları zihnine, zihni aklına, aklı benliğine, benliği de gerçek Ben’i Atman’a itaat eder.

Mutlak varlık, duyuları dışa dönük olarak yaratmıştır. Bu sebepten, insan iç alemine değil, dış dünyaya bakar. Çok ender olarak ölümsüzlüğü arayan bir kimse çıkar, iç alemine bakar ve kendisini bulur.

Tutkularının peşinden koşan cahil kişiler, herşeyin etrafını kuşatan ölüm tuzaklarına düşerler. (s. 27)

Kişi, mutlak varlığa ancak arınmış bir zihin vasıtasıyla ulaşabilir. Bütün evrende varolan sadece Tanrı’dır; Tanrı’dan başka hiçbir şey yoktur. Evreni tek bir gerçek olarak görmeyen, çeşit çeşit gören kişi, ilelebet ölümden ölüme gider. (s. 28)

Herşeyi aydınlatan, ışık saçan, herşeye nurunu veren O’dur. Yeryüzündeki herşey O’nun ışığını yansıtır.

Şayet insan ölmeden, ruhu bedenini terketmeden önce, Tanrı’ya ulaşamazsa, başka bir bedenle tekrar dünyaya gelmeye mecburdur. (s. 31)

Zihin ve bütün duyular sükûna kavuştuğu, akıl tek bir amaç üzerinde tesbit edildiği zaman, en yüksek duruma ulaşılmıştır. Bilge kişiler öyle söylerler.

Tanrı, kelimelerle ifade edilemez, göz O’nu göremez, zihin O’nu kavrayamaz, O’nu ancak varlığına inanan kişi bulur. İnanmayan bir kimsenin, O’nu bulmasına hiçbir imkân yoktur. (s. 32)

Tanrı, her varlığın özünde gizlenmiş olan hakiki Ben’dir. Hakikatin peşinde olan kişi tıpkı bir kamışın içindeki özün çıkarılması gibi, hakiki Ben’inin bedenden tamamıyla ayrı bir varlık olduğunu idrak etmeye çalışmalıdır. Saf ve ölümsüz olan bu Ben’i tanı ve O’nu bulmaya çalış. (s. 33)


Isha Upanişad
Dünyadaki hayat ile, ruh alemindeki hayat, birbirine zıt şeyler değildir. Çalışma hayatı Tanrı bilgisine zıt bir yaşantı değildir, aksine, tutkusuz olarak yapılan her faaliyet, bu bilgiye ulaşmak için bir vasıtadır. Diğer taraftan, terk ve feragat, egodani bencillikten terk ve feragat etmelidir. Yoksa hayattan değil. Çalışmanın ve feragatin amacı, içteki Atman’i ve dıştaki Tanrı’yı tanımak ve onların ayniyetini (birliğini) idrak etmektir. Atman, Tamrı’nın kendisidir. Ve Tanrı herşeydir. (s. 35)

Kendinde, (Atman’da) bütün varlıkları, ve bütün varlıklarda kendini gören kişi, hiç kimseden nefret etmez.

Kendilerini sadece dünya hayatına adamış kişiler, karanlıkta kalmaya mahkûmdurlar. Sadece tefekkür hayatına dalmış kişiler de aynı durumdadır. Sadece dünya hayatı veya sadece tefekkür hayatı, kişiyi birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaştırır.

Hem dünya hayatını hem de ruhi hayatı bir arada sürdüren kişiler ise, hayatı ve ölümü yenerler, düşünce/tefekkür hayatı ile de ölümsüzlüğe ulaşırlar. (s. 38)

Kena Upanişad
Tabiata ve insana ait her faaliyetin ardındaki kudret, Tanrı’nın kudretidir. Bu gerçeği bilmek, ölümsüz olmaktır. (s. 41)

Dil O’nu anlatamaz, ancak dile konuşma yeteneğini veren O’dur.

Her türlü faaliyetin ötesinde Tanrı’nın var olduğunu idrak eden kişi, ölümsüzlüğe ulaşır. Kişi, Tanrı bilgisi sayesinde kudret sahibi olur ve yine bu bilgi sayesinde ölümü yener.

Her varlığın içindeki Atman’ı, Tanrı Brahman’la Bir ve Aynı varlık olduğunu idrak eden bilge kişiler, bu hayatı terk ederek ölümsüz olurlar. (s. 44)

Tanrı, her varlığın içindeki iyiliktir, faydadır. Tanrı’yı bu şekilde düşün. Böyle bir insan, diğer bütün varlıkların saygı gösterdiği bir kimse olur. (s. 46)

Sana gizli bilgiyi öğrettim. Tanrı bilgisinin kökü; sadelik, kendini kontrol ve her an için tutkusuz olarak yapılmasıdır. Kutsal Vedalar bu bilginin dallarıdır. Hakikat ise, O’nun ruhudur. (s. 47)

Prasna Upanişad
Bu dünyaya tapan insanlar, hayatın ve maddenin verebileceği her şeyi elde ederler. Bunun aksinei kendine hakimiyetini, safiyetini ve inancını kuvvetlendirmeye çalışan kimseler ise, Tanrı’nın mekânına, cennete ulaşırlar.

Gerçek Ben’in (Atman) mekânı, kalptir. Kalpten bedenin içine doğru yayılan yüz bir tane damar çıkar. Bu damarların her birinden yüzer tane ve yine bunların hepsinden de yetmiş iki bin tane daha küçük damarcık çıkar. Bütün bu damarcıkların içinde hareket eden Can kuvvet, Vyana’dır. (s. 55)

Evrenin Can’ı güneştir. (s. 56)

OM (Aum) hecesi, kişisel (şartlanmış) veya evrensel (şartlanmamış) Ben’dir. Ve bilge kişi bu hece üzerinde tefekkür (meditasyon) ederek, bunlardan birine ulaşır. (s. 57)

Hayat kuvveti Can’ı (Prana) yarattı; Can’dan arzuyu, arzudan eteri, havayı, ateşi, suyu, toprağı, zihni, duyuları ve besini; besinden hayatiyeti, zahitliği, yapılan işleri (Karma), Vedaları, adak törenlerini ve bütün dünyaları yarattı. Ondan sonra, bu dünyadaki isimleri yarattı. Ve böylece yarattığı elementlerin sayısı on altı oldu.

Nasıl ki ırmaklar amaçları olan denize ulaştıkları zaman, ona karışırlar, isim ve şekillerini kaybederler, insanlar da sadece denizden bahsederlerse; bu on altı elementte, kendilerini yaratan Tanrı’ya ulaştıkları zaman O’na karışıp kaybolurlar, isim ve şekillerini kaybederler; insanlar da sadece Tanrı’dan bahsederler. İşte kişi bu mertebeye ulaştığı zaman, ölümsüz olur. (s. 59)

Mundaka Upanişad
Bilge kişi, bilgi ile hikmet arasındaki farkı ayırtedebilmelidir. Bilgi, nesnelere, faaliyetlere ilişkin ve ilişkilere ait bir şeydir. Hikmet ise, sadece Tanrı’ya ait bir şeydir; ve O, daima bütün nesnelerin, faaliyetlerin ve ilişkilerin ötesindedir. Yegâne hikmet, O’nunla birleşmektir. (s. 61)

Tanrı’yı bilen kişiler, biri yüksek biri de aşağı seviyede olmak üzere iki çeşit bilginin var olduğunu söylerler.

Aşağı seviyedeki bilgi; gramer, etimoloji, astronomi, ölçüm, ayinler ve kutsal Veda kitaplarına (Rig, Sama, Yajur ve Atharva) ait bilgilerdir. (s. 63)

Yüksek derecedeki bilgi, kişinin sayesinde hiçbir zaman değişmeyen hakikati bildiği gibidir. Bu bilgi ile bilge kişiye, duyumların ötesinde olan, sebepsiz, tarif edilemez, gözleri kulakları elleri ve ayakları olmayan, herşeyin içine yayılan, en latif şeyden daha latif ve herşeyin kaynağı olan ölümsüz Varlık tamamıyla açıklanmıştır. (s. 64)

Gerçek, hiçbir zaman yok olmayandır.

Hiçbir zaman yok olmayan bu varlık, nurani ve şekilsizdir. Doğmamıştır, soluksuzdur, zihinsizdir, saftır, her şeyin içinde ve dışındadır. (s. 66)

Sen de kendini Tanrı’da kaybet. (s. 67)

Bölünmez Bir olan Tanrı’nın mekânı, kalptir. O, saftır, nurların nurudur. Kendi gerçek Ben’ini tanıyan kişiler O’na ulaşabilirler. (s. 68)

Kendi özündeki gerçek Ben’i bulmuş olan kişi, bütün arzuları tatmin olmuş ve hayatta iken hürriyete, ölümsüzlüğe ulaşmış bir insandır. (s. 70)

Mandukya Upanişad
İnsan hayatı, uyanıklık, düş görme ve düşsüz uyku durumları arasında süregelir. Bununla beraber, bu üç halin ötesinde, “üstün şuurlu görüş” adı verilen dördüncü bir durum vardır. (s. 73)

Tanrı hakikatini yalnız, kalp safiyetine ulaşmış, O’na ibadet ve kanuna itaat eden kişilere öğret, kötü insanlara değil.
Rig Veda

OM hecesi, Ben’in kendi varlığından başka bir şey değildir. Bu hali anlayan kişi, kendi özünün derinliklerindeki gerçek Ben’ine yani Tanrı’ya ulaşır.

İnsan cehaletin kontrolü altındadır, oysa Tanrı, cehaleti kontrol eden varlıktır. (s. 77)

Taittiriya Upanişad
Seni tanıyan kişi, kendisinin efendisi olur. O kişi, şaşkın düşüncelerini kontrol eder. Sözünün, duyu organlarının ve aklın efendisi olur.

Sen, huzurun, hayatın, mükemmelliğin ve ölümsüzlüğün kendisisin. Daima sana ibadet edeceğim. (s. 82)

Evrenin yaratılışından önce, Tanrı tezahür etmemiş olarak mevcuttu. Görünmezden görüneni yarattı. Kendisinden kendisini yarattı. Bundan dolayı, O’na kendiliğinden mevcut adı verildi.

Tanrı korkusuyla güneş parlar, yağmur yağar, rüzgâr eser, ölüm öldürür. (s. 85)

Tanrı sevincini tanıyan kişi, doğru ve yanlışın ne olduklarını bilerek her ikisini de aşmıştır. (s. 86)

Tanrı’yı destek olarak düşünen kişi desteklenecektir, büyüklük olarak düşünen kişi büyük olacaktır, akıl olarak düşünen kişi akıl kudretine sahip olacaktır, sevgi olarak düşünen kişi sevilecektir, herşeyin efendisi olarak düşünen kişi herşeyin efendisi olacak, Tanrı olarak düşünen kişi Tanrı olacaktır. (s. 87)

Aitareya Upanişad
Evrenin kaynağı, idame ettireni ve sonu olan Tanrı, varlığın her safhasına iştirak eder.
O’nun hakiki mahiyeti saf şuurluluktur. (s. 89)

Sözüm zihnimle, zihnim sözümle bir olsun. Ey yüce Tanrı! Önümdeki cehalet perdesini kaldır ki senin nurunu görebileyim.

Bana kutsal metinlerin özünü göster.

Kutsal metinlerin hakikati daima önümde olsun. (s. 91)

İnsan çocuğunda yaşar, bu onun ikinci bedenlenmesidir. (s. 93)

Chandogya Upanişad
Tanrı herşeydir. Evrende var olan bütün görüntüler, duyular, arzular, işler Tanrı’dan zuhur ederler. Fakat bütün bunlar sadece isim ve şekillerdir. Tanrı’yı tanımak için, kişinin kendisi ile kalbinin derinliklerinde gizli olan Tanrı’nın aynı varlık olduğunu idrak etmesi gerekir. Kişi, ancak bu şekilde bütün ıstıraplardan ve ölümden kurtulur, her bilginin cevheri ile bir olur. (s. 95)

Senin bütün bilgin, sadece isimlerin bilgisidir. Bütün bunlar sadece bir isimdir. (s. 108)

İrade gücünü Tanrı olarak düşünen kişi, istediği dünyayı elde eder, ebediyeti isteyerek ebediyete ulaşır, şöhret isteyerek şöhrete ulaşır, ıstırabın ötesine gitmek isteyerek ıstırapsızlığa ulaşır. Ancak irade gücünü Tanrı olarak düşünen kişi, istediği şeyin hudutları içinde hareket edebilir.

İrade gücünün ötesinde tefrik etme melekesi vardır. Çünkü insan ancak bu meleke sayesinde geçmişteki tecrübelerini analiz eder ve onların temeli üzerinde düşünerek geleceğini tayin eder ve şimdiki hareketini ona göre düzenler. O halde tefrik etme melekesini de Tanrı olarak düşün. (s. 109/110)

Hikmet’in ötesinde kudret vardır.
Kişi kudretli olduğu zaman yükselir; yükseldikçe hizmet eder; hizmet ettikçe bilge kişilerle arkadaş olur ve bu arkadaşlık sayesinde bilgeliğe ulaşır, her şeyi görür, işitir, düşünür, bilir ve o şekilde davranır. Biz insanlar, kudret sayesinde, yeryüzünün, dağların, insanların, hayvanların, Tanrıların, bitkilerin ve bütün diğer şeylerin efendisiyiz. O halge kudreti Tanrı olarak düşün. (s. 110)

Havanın ötesinde hafıza vardır. (s. 111)

Hafızanın ötesinde de ümit vardır. (s. 112)

Ümidin de ötesinde hayat kuvveti (Can) vardır. (s. 112)

Mutluluğun kaynağı sonsuzluktur. Sonlu olanda mutluluk yokur.

Sonsuzluk hiçbir şeye bağlı değildir. Sonsuzluk Tanrı’nın kendisidir.

Duyular arındığı zaman kalp arınır. (s. 113)

Tanrı’nın şehri olan bu bedende, kalp, kalbin içinde de küçük bir ev vardır. Bu ev lotüs şeklindedir ve bilinmesi gereken şey oradadır.

Tanrı, kalbin lotüsü içindedir. Bunu bilen bilge kişi, her gün bu kutsal mabede girer. (s. 115)

Kurtuluş adı verilen durum, kendine hakimiyettir. Çünkü kişi bu hakimiyet sayesinde Tanrı’yı tefekkür durumuna ulaşır. (s. 116)

Cennette, suyu abıhayat olan bir göl ve meyvesi ölümsüzlük olan br ağaç vardır. Bunları tadan kişi, sevinçle dolar ve ölümsüz olur. Bu mekana ancak kendilerine hakim olan kişiler ulaşabilirler. (s. 116)

Brihadaranyaka Upanişad
Atman, her fani mutluluğun menşeidir. Kendisi ise saf mutluluktur. İyi veya kötü hiçbir faaliyet O’na tesir edemez. O, duyunun ve bilginin ötesindedir, lakin bilge kişinin düşüncesinin ötesinde değildir. (s. 123)

Erkek, sadece bir bütünün yarısıdır, O’nun eşi de diğer yarısıdır.
Onlar birleştiler ve bu şekilde insanlık doğdu. (s. 126)

Bunlar ilahi kuvvetlerdir; en mühim olanları otuzüç tanedir.
Sekiz tane Wasu, onbir tane Rudra, oniki tane Aditya, Ndra ve Prajapati.
(Wasu) ateş, toprak, rüzgar, gökyüzü, güneş, ay, yıldızlar ve uzay.
(Rudra) Beş hayat kuvveti, Prana, Apana, Samana, Vyana, Udana, beş duyu ve şehsi atman.
(Aditya) senenin on iki ayı.
(İndra) şimşek.
(Prajapati) adaktır. (s. 144)

İlahi Aydınlanma durumunda, çokluk şuurunun kaybolmasıyla, şahsiyet de kaybolur. Atman’ın şuuruna ulaşıldığı zaman, artık şahsiyet ortadan kaybolmuştur.

Tek Tanrı, hayat kuvvetidir. O ruhtur. İnsanın kökü, tohumu, ruhtur. İnsanı tekrar hayata getiren, onu tekrar bedenleştiren ruhtur. Ruh, kendisini bilen kişi için, nüfuz edilemeyen bir sığınaktır, bilgidir, sevinçtir.

Söz bilgidir. Çünkü dünyevi olsun, semavi olsun her şey, her bilgi, söz sayesinde bilinir. Bu dünyanın ve öte dünyanın bilgisi, söz sayesinde elde edilmiştir. Bütün yaratıkların bilgisi, söz sayesinde elde edilmiştir. Söz yüce / ulu Tanrı’dır. (s. 147)

Kişi rüyalar aleminde iken, varlığının özündeki kendiliğinden nurani Varlık, bedeni uykuya sokar, bununla beraber kendisi daima uyanık kalır ve kendi ışığı ile zihnin üzerinde bırakılmış olan izlerini seyreder. (s. 150)

Kişi rüyalar aleminde iken, içteki kendiliğinden nurani, ölümsüz Varlık, hayat kuvveti vasıtasıyla bedenin canlılığını muhafaza eder, lakin aynı zamanda kendisi bedenin dışına gider. Tanrı, istediği her yere gider. (s. 151)

Kişinin hayatta iken yaptığı bütün işler ve edindiği bütün inribalar, öldükten sonra da O’nu takip eder.

Kişinin arzusu, o kimsenin kaderidir. Çünkü kişi arzularına göre irade gösterir, iradesine göre davranır, iyi veya kötü ektiğini biçer.

Arzusu olmayan kişi, arzusuna ulaşmıştır. Atman’a ulaşmış bir kimse, bütün arzularından kurtulmuştur. Böyle bir insanın ölümü, başkalarınınki gibi olamaz. Çünkü o kişi Atman olmuştur. (s. 154)

Kaivalya Upanişad
İnanç, ibadet ve tefekkür yoluyla kendi gerçek Ben’ini idrak eden bilge kişi, yeniden doğuş ve ölüm çarkından, ıstırap çarkından kurtulmuştur. (s. 161)

Tanrı, her varlığın içindeki Atman’dır. Fakat, bu varlık cehalet örtüsüyle örtülmüştür. O; sonsuzdur, bölünmez. Şuurun, mutluluğun kendisidir.

Sen O’sun. (Tat tvam asi) (s. 164)

Svetasvatara Upanişad
Bu geniş evren, bir çark’tır. Üzerindeki bütün yaratıklar doğum, ölüm ve yeniden doğuş neticelerine hedeftirler. Bu çark daima döner ve hiçbir zaman durmaz. Bu çark, Tanrı’nın çarkıdır. Kişi, onun Tanrı’dan ayrı bir varlık olduğunu düşündüğü müddetçe, doğum, ölüm ve yeniden doğuş kanunlarına tabi olan bu çark üzerinde dönüp durur. Fakat Tanrı’nın lütfu ile, bu çarkın Tanrı ile aynı olduğunu idrak eden kişi, artık bu çarkın üzerinde dönmez. Ölümsüzlüğe ulaşır. (s. 170)

Tanrı’yı bil, böylece cehalet kaybolacak ve dünyaya olan tüm bağlar kopacaktır. (s. 170/171)

Bilge kişi zihnini kontrol eder ve kalbini her yerde mevcut, her şeyi içten kuşatan, sonsuz Tanrı ile birleştirir. Ancak Tefrik etme melekesine sahip ruhlar, ruhi disiplinleri tatbik ederler. Kendiliğinden nurani Varlık manevi hakikatin ihtişamı çok büyüktür. (s. 171/172)

Tefekkür kabiliyetimizi geliştirdikçe kar kristallerine, dumana, ateşe, ateş böceklerine, güneşe ve aya benzer şekiller görebilirsiniz. Bütün bunlar, Tanrı’ya doğru yol olmakta olduğumuzun işaretleridir. (s. 172)

Bütün evren, senin görüntün, bütün kutsal metinler de, senin soluğundur. (s. 178)

Derleyen: Mehmet Ali Işım
Dergâh Yayınları, 2. Baskı, Mart 1997

16 Aralık 2011 Cuma

Philip Roth – Sokaktaki Adam

Philip Roth – Sokaktaki Adam




Gerçekliği yeniden yapamaz insan, dedi babasına. Olduğu gibi kabul etmeli onu. İnsan durduğu yeri muhafaza edip yaşananları olduğu gibi kabul etmeli. (s. 9)

Ama zaten hayatta en üzücü şey sıradanlıktır; her şeyi alt eden ölüm gerçeğini bize bir kez daha hatırlatır. (s. 14)

…zaman, çöküşü engellemek için tasarlanmış insan yapımı aletlerle dolu bir depoya dönüştürmüştü vücudunu. (s. 15)

Toprak, tabutun ahşap kapağının üzerine düştüğü an, insanın varlığına başka hiçbir şeyin işlemediği gibi işleyen o sesi çıkardı. (s. 38)

Gençken önemli olan vücudunun dışı, dıştan nasıl göründüğüdür. Yaşlandığındaysa, içte olan önemli oluyor ve insanlar nasıl göründüğünü önemsemeyi bırakıyor. (s. 53)

Hepsi o kadar korkunç ve utanç verici ki, acı, kendinden korkmana engel oluyor. Acının o mutlak ötekiliği, berbat bir şey. (s. 56)

Kayıp babalarına acı çektirmeyi seçmişlerdi ve onlara bu gücü vererek, aynı şeyi o da yapmıştı. Onları memnun edebilmesi, hesabını kapayabilmesi, en muhteşem babalar gibi onların delirtici muhalafetine boyun eğebilmesi için elinden gelen tek şey, yanlışlarından ötürü acı çekmekti.

Hain piçler sizi! Somurtkan dangalaklar sizi! Onu bunu mahkum eden aşağılık boklar sizi! Eğer farklı olsaydım ve farklı davransaydım, diye sordu kendi kendine, her şey farklı olabilir miydi? Hepsi, şimdi olduklarından daha az yalnız olur muydu? Elbette olurdu! Ama benim yaptığım buydu! Yetmiş bir yaşımdayım. Böyle bir adam olmuşum. Buraya ulaşmak için bunları yapmışım ve de söylenecek başka bir şey yok! (s. 60)

Resim yapmaya yönelik o ısrarcı ihtiyaç ortadan kalkmış, hayatının geri kalanını doldurması için tasarladığı girişimi suya düşmüştü. Başka fikir kalmamıştı elinde…

Resim yapmak onun için sanki bir şeytan kovma ayini olmuştu. Ama hangi kötülük vardı kovulacak? Kendine ilişkin yanılsamalarından en eskisi mi? Yoksa, yaşamak için doğulduğu ama yaşamak yerine ölündüğü bilgisinden kendisini kurtarmak için mi kaçıp resme sığınmıştı?
Aniden hiçliğin içinde kayboldu, hiçlikte olduğundan da çok, “hiçbir şey”in üç hecesinin sesinde kaybolmuş ve sürükleniyordu, dehşetin farkına varmaya başlamıştı. (s. 63)

Yaşamak istiyordu ama onu hayatta tutmak için kimsenin elinden bir şey gelmiyordu artık. Yaşlılık bir savaştır, canım, bir şununla bir bununla savaşırsın. Acımasız bir savaştır ve en zayıf halindeyken, eski halinden eser yokken verdiğin bir savaştır. (s. 85/86)

“Kalbin sızlasa da gülümse” (s. 87)

Çeviren: Kaya Genç
Yapı Kredi Yayınları
Şubat 2011

Halil Cibran – Ermiş

Halil Cibran – Ermiş



Mustafa, seçilen ve sevilen, kendi devrinde bir şafak olan, On iki sene Orfales şehrinde gemisini beklemişti.

Tepeye tırmandı, sisle birlikte gelen gemisini gördü.

Bir sessizlikler arayanıyım ben ve güvenle dağıtabileceğim hangi hazinayi buldum sessizliklerde.

Sevgi, ayrılık anına kadar kendi derinliğini bilmez.

Aşk, hiçbir şey vermez, kendinden gayrı ve hiçbir şey almaz, kendinden gayrı.
Aşk sahip olmaz, ne de sahip olunabilir, zira aşk kafidir.

Aşkın hiçbir arzusu yoktur, kendini gerçekleştirebilmekten öte.

Ve birlikte ayakta durun, ama birbirinize çok yakın değil, zira mabedin sütunları ayrı durur.

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.
Onlar, hayatın kendisine duyduğu hasretin oğulları ve kızlarıdır.
Ve gerçi sizindirler ama size ait değiller.

Esirgemek, helak olmaktır.

Seni benim elime teslim eden kanun, beni daha kudretli bir ele teslim edecek.

Neşeniz, maskelenmiş kederinizdir.
Ve içinden kahkahanızın yükseldiği kuyunun ta kendisidir
Çoğu zaman
Gözyaşlarınızla doldurulmuş olan…

Keder, varlığınızı ne kadar derin deşerse
O kadar çok neşe sarmalarsınız.

Evler, sizin daha geniş gövdelerinizdir.

Sizler, kanunlar koyarken keyif alırsınız, ama onları çiğnerken daha çok keyif alırsınız.

Sakın hakikati buldum demeyin, daha ziyade bir hakikat buldum deyin.

Dostunuz, sizin cevap bulan ihtiyaçlarınızdır.

İçinizde öyleleri var ki, yalnız kalma korkusu yüzünden geveze birisini arar.
Yalnızlığın sessizliği gözlerine kendi üryan benliklerini aşikar eyler ve onlar kaçmaya kalkarlar.

Ve aranızda öyleleri var ki, ne arayacak denli gençtirler ne de hatırlayacak kadar ihtiyar, ve arama ve hatırlama korkuları içinde onlar bütün hazlardan kaçınırlar.

Güzellik, bir aynada kendini temaşa eden ebediyettir.

Sizi en küçük hareketlerinizle ölçmek, okyanusun gücünü köpüğün zayıflığıyla hesap etmektir.


Çeviren: İlyas Aslan
Kaknüs Yayınları, 4. Baskı, Mart 2007

Per Petterson – At Çalmaya Gidiyoruz

Per Petterson – At Çalmaya Gidiyoruz

1
Kasım başları, pencereden ormana bakıyorum. Artık burada Norveç’in doğu ucunda bir gölün kenarındaki küçük evde yaşıyorum. Orada benden daha yaşlı olduğunu tahmin ettiğim bir adam yaşıyor. Günün büyük bir bölümünde radyo açık duruyor.
Kendimi sağlıklı hissediyorum.
Ama dinlediğim haberlerin hayatımdaki yeri aynı değil artık. Eskiden olduğu gibi dünyaya değiştirmiyorlar. Belki de hata haberlerde, haberlerin veriliş tarzında, belki çok fazla haber vadır.
Benim de köpeğim var adı Lyra. Hangi cinsten olduğunu söylemek zor. Çok da önemi yok bunun. Bütün yaşamım boyunca buna benzer bir yerde yalnız başıma kalmanın özlemini çektim.
Artık zamanın benim için olduğunu hissediyorum. Daha hızlı ya da yavaş geçsin diye değil, yalnızca zaman olsun diye.

- Trond Sander
- Lars, Lars Haug

Nedense kapıyı arkamdan kilitledim.
Bunu yapmak hoşuma gitmemişti ama yaptım yine de…
Birden canımı yakmaya başlayan/sıkmaya başlayan şu yazla işim var benim. Bunu yıllardır yapmamıştı.

2
At çalmaya gidecektik, 15 yaşındaydım.
1948 yılıydı.
Suyla iyi dosttum.
Gerçekten dürüst olmak gerekirse babamın geçinmeye yetecek kadar parayı kazanmak için ne yür bir işle uğraştığını hiç bilmezdim.
At çalacaktık ve bunun halimizden belli olduğunu biliyorduk. Bizler suçluyduk. Böyle olmak insanları değiştirirdi.

3
Yanıbaşında duran Odd’u kalbinden vurmuş.
Öyleyse artık bir daha hiç at çalmaya gitmeyeceğiz.

4
O kadar erken yaşta yaşamını yitirmenin nasıl bir şey olduğunu düşünüyordum. Yaşamını yitirmek, ölmüşsen ölmüşsündür, ama tam da ölmeden önceki o küçük anda, acaba bunu anlıyor musun, yani bittiğini ve nasıl bir duygu olduğunu…
Dickens okurken artık yitirilmiş bir dünyayla ilgili uzun bir şarkı okuyor gibisinizdir.
İnsanlar onlara bir şeyler anlatmanızdan hoşlanıyorlar, sizi tanıdıklarını sanıyorlar ama aslında sizi tanımıyorlar. (s. 66)

Artık herşeyin gülünç olması gerekiyor. Ama ben eğlendirilmekten nefret ediyorum, buna zamanım yok.

6
Ben orman olmuştum.
Franz diye bir adam vardı,
Sularda neler olup bittiğiyle ilgili bilinecek herşeyi bilirdi.
“Sen büyümüşsün…”
“Tam büyümedim” dedim, çünkü çevremde benim anlamadığım, yetişkinlerin anladığı birtakım şeyler olup bittiğini biliyordum.

7
Aynadaki yüze itirazım yok, onu tanıyorum, kendimi tanıyabiliyorum. Daha fazlasını da bekleyemem.
“Senin kim olduğunu biliyorum.”
…
Söyleyeceği şey buydu. Daha fazlası değil, başka bir şey yoktu.
Kendimi işgale uğramış gibi hissediyorum, sorun bu, üstelik de rastgele biri tarafından değil.

9
Bol bol zamanım var, zamanım bu kadar bol mu gerçekten? Hiç de öyleymiş gibi hissetnmiyorum.
Yazgıların değiştiği o vedalaşma anı.
Ağlamaya başladım, çünkü bir gün bu anın geleceğini biliyordum ve dünyada en çok korktuğum şeyin Magritte’in tablosunda aynaya bakarken sadece kendi kafasının arkasını gören adam olmak olduğunu anlamıştım.

10
Franz sık sık yumruğunu sıkıyordu. Herhalde komünistti.

11
Neler olduğunu bilmiyorum, bir şeyler elimden kayıyor. Kendimi ağırlıksız hissediyorum. Hala bir gelecek var, müziği düşünüyorum. Lars’ı çalışırken izlemek güzel.

12
İnsan çok uzun süre tek başına yaşayınca birini ötekinden ayıran sınır bulanıklaşıyor mu? Bu sınırı geçtiğini fark etmez bir duruma mu geliyor, diye düşünüyorum. Benim geleceğim de böyle mi olacak?

14
Ateş yanan yerde güven vardır.

15
Çayıra doğru bakıyorum, karanlık camda kendi yaşamımdan başka bir şey görmüyorum.

17
Canımızın ne zaman acıyacağına gerçekten kendimiz karar veririz.

Çeviren: Deniz Canefe
Metis, Şubat 2008