26 Temmuz 2012 Perşembe

Platon – Protagoras


Platon – Protagoras – ΠΡΩΤΑΓΟΡΑΣ

(Sokrates’in bir arkadaşı)
Sokrates, bahse girerim, gene güzel Alkibiades’in peşinde idi.

(Sokrates)
Sakaldan ne çıkar! Hayranı olduğun Homeros tam Alkibiades’in yaşı olan tüylenme devrinin en sevimli yaş olduğunu söylememiş miydi? (309b)

(Sokrates)
Doğrusu hiçbir bilge Protagoras’la boy ölçüşemez. (309d)

Protagoras’a ne denir? Herkes sofist olduğunu söyler… (311e)

…bize sorulsa, sofist hangi çeşit bilinecek şeyde bilgilidir, ne iş görür? Ne cevap verirdik? Başkalarını konuşmakta usta kılmayı bilir demekten başka ne söylenebilir…
Sofist bizi acaba ne üzerinde konuşmakta usta kılar. (312d)

…bilim satın almak, gıda satın almaktan çok daha tehlikelidir.
…bir kere satın alındı mı, doğrudan doğruya ruha yerleşir… (314a)

Tanrıların var oldukları, ölümlülerin henüz türemedikleri zamanlardı. Bunların yaratılmaları için mukadder olan an gelince, tanrılar toprak, ateş ve bunlara karışabilen şeylerle meydana gelmiş hamurla yeraltında onlara biçim veriyorlardı. Işığa kavuşacakları an yaklaşınca tanrılar her birine lüzumlu olan güçlerin de gereğince dağıtılmasını Prometheus’la Epimetheus’a bıraktılar. (320d)

…ince düşünemeyen Epimetheus, farkına varmadan elindeki bütün güçleri hayvanlara harcamıştı. (321c)

Prometheus insanın korunmasını sağlayacak bir şey bulamayınca Hephaestos’la Athena’nın sanatlar bilgisini ve ateşi çalıyor –çünkü ateş olmadan sanat bilgisi hem olamaz hem de bir işe yaramaz- sonra da onu insanlara armağan ediyor. (321d)

Epimetheus’un yanlışı yüzünden Prometheus’un hırsızlıkla suçlandığı söylenir. (322a)

…suçluları cezalandırmak ne demektir…
…suçlu bir daha yapmasın, başkasına da ibret olsun diye cezalandırılır. Cezanın amacı, gerçekten suçu önlemekse erdem öğretilir bir şey demektir. (324b)

Erdem bir bütündür de doğruluk, ölçü, dinlilik bu bütünün bölümleri midir, yoksa bu saydığım erdemler bir tek bütüne verilen başka başka adlar mıdır? (329c)

Bilgelik de cesaret de erdemin parçalarından sayılabilir değil mi? (329e)

…bir sonuç ancak, se… ise’leri kaldırmakla ispat edilmiş olur. (331c)

…her karşıtın çok değil tek karşıtı var… (332c)

Birbirine karşıt olan şeylerin de karşıt sebeplerden çıktığını söylemiştik.
Hareketler birbirinin karşıtı olunca, bunları doğuran sebeplerin de birbirlerinin karşıtı olması gerekmez mi? (332d)

…bize benzeyen bizim gibi davranacaktır. (338b)

Şairin söyledikleri birbirini tutmazsa, yine güzel mi sayarsın?
“Hayır” (339b)

Şüphesiz iyi adam olmak gerçekten güçtür, ama bir zaman için olmak mümkündür. (344c)

Olmak güçtür ama gene de mümkündür, halbuki olmuş olmak imkansızdır. (344e)
 
…kötülüğün biricik sebebi bilginin elinden gitmesidir. Ama kötü olanın kötü olması mümkün değildir, çünkü o zaten kötüdür, kötü olmak için önce iyi olmak gerekir. (345b)

…Bilgelik, ölçü, cesaret, doğruluk, dindarlık denen bu beş şey bir tek şeye verilen başka başka adlar mıdır, yoksa bu adlardan her biri kendine göre özellikleri olan ve birbirinin aynı olmayan başka başka şeylerin karşılığı mıdır? (349b)

…ölçü sanatı bütün bu yanılmaların önüne geçmez mi? (356e)


Türkçeleştiren: Nurettin Şazi Kösemihal
Sosyal Yayınlar, 2001

24 Temmuz 2012 Salı

Platon – Lakhes


Platon – Lakhes – ΛΑΧΗΣ

…Silah kullanmasını bilen adam karşısındaki tek düşmandan, belki birçok düşmandan bile, zarar görmez: Bilgisi onun için her vakit bir üstünlüktür.

Sonra, silah kullanmayı bilmek insanda başka güzel bir bilgiye heves uyandırıyor. (…) …askerleri yönetmek bilgisini de öğrenmek ister. (182b)

…Lysimakhos ile Melesias, oğullarının ruhlarına erdem aşılayarak onları daha iyi kılmanın yolu nedir, bunu konuşalım diye bizi çağırmışlar. (…) …öyleyse, her şeyden önce erdem denen şeyin ne olduğunu bilmemiz gerekmez mi? (190b)

…erdemin kısımlarından hangisini ele alacağız? Silahla dövüşmeyi öğrenmek hangisiyle ilgiliyse, elbette onu. Bu da, herkesin söyleyip inandığına göre cesarettir. Öyle değil mi? (190d)

…Cesaret, bir çeşit ruh metinliğidir diyebilirim. (192b)

Demek ki sence cesaret, akıllıca olan metinliktir. (192d)

…cesaretin ne olduğunu bulamadık. (199e)

Türkçeleştiren: Sabahattin Eyüboğlu & N. Şazi Kösemihal
Sosyal Yayınlar, 2001








Platon – Lysis


Platon – Lysis – ΛΥΣΙΣ

…biz, birçok güzel delikanlılarla, günlerimizi burada geçiriyoruz. (203b)

Herkesin gözdesi başka, Sokrates.
İyi ama, seninki kim, Hippothales? Onu söyle. (204b)

…sen bir de bize sor, Sokrates; Lysis diye diye bizi bitirdi… (204d)

Kimin oğlu bu?
Aiksone’li Demokrates’in büyük oğlu. (204e)

…sen daha zafere varmadan şiirler ve şarkılarla zaferini övüyorsun.
Ama şiirlerim, şarkılarım, beni övmüyor ki. (205d)
…
Asıl övdüğün başkası değil, sensin. (…) Aşkta hüneri olanlar, bir şey elde etmedikçe, sonundan emin olmadıkça sevgililerini övmezler, (206a)

…Ktesipposun koluna girerek idman yerine doğru yürüdüm; ötekiler de arkamızdan geldiler. (269e)

…az sonra, avluda oynayan Meneksenos içeri girdi; Ktesippos’u görünce geldi, yanımıza oturdu. Lysis de onu görür görmez arkasından geldi, yanına oturdu. Sonra daha başkaları geldi. Gelenler arasında Hippothales de vardı… (270b)

…dost olduğunuz doğruysa, zenginlikte farkınız yok demektir. (270c)

…Bak şu babana: Eğitmen, öğretmen diye başına bir sürü efendi koymuş. (208e)

…Demek ki, sevgili Lysis, biz bir şeyi iyi bildik mi, Helleni Barbarı, kadını erkeği hep bize başvurur ve ne yaparsak yapalım, işimize karışmak kimsenin aklından geçmez. Bu işte biz hürüz başkalarıysa bize bağlıdır. (210a/b)

…Bilmediğimiz şeyler tam manasıyla malımız da sayılmaz; çünkü onlardan fayda göremeyiz. Böyle olduğunu kabul ediyor musun?
Ediyorum
İnsan o zaman nasıl dost edinebilir? (210c)

…insan birini sevince dost hangisidir? Seven mi, sevilen mi? Yoksa ikisi arasında fark yok mu? (212b)

Dost olan hangisidir? Soğukluk veya nefret görüp de seven mi, sevilen mi? Yoksa sevgi karşılıklı olmadan da dostluk olabilir mi? (212c)

…dost seven değil, sevilendir.
…
Düşman da nefret eden değil, nefret edilendir. (213a)

…şairlere başvuralım. (…) onlara bakılırsa, dostluk tanrıların işidir.
…
Hep bir tanrı benzeri benzerine doğru sürer ve tanıştırır. (214a)

…insanın kendi içinde benzerlik ve uygunluk olmayınca, başkalarına da benzetemez; kimseyle dost olamaz. (…)
…
O halde, sevgili Lysis, benzer benzerin dostudur demek, aldanmıyorsam, dostluk sadece iyiler arasında olur, kötülerse ne iyilerle ne de kötülerle gerçekten dost olamaz demektir; doğru değil mi?
…
Demek ki … dost olan iyilermiş. (214d)

Hesiodos der ki:
Çömlekçi çömlekçinin, şair şairin, dilenci dilencinin düşmanıdır.
…birbirine en çok benzeyenler arasında kıskançlık, kavga, düşmanlık eksik olmazmış; (215d)
…
Birbirinin en çok sevenler birbirine en az benzeyenlerdir;  (215e)

…Belki de dostluk bizim düşündüğümüzden apayrı bir şeydir. İyinin dostu belki ne iyi ne kötüdür. (216c)

…ne iyi iyinin, ne kötü kötünün, ne de iyi kötünün dostudur, niçin olmadığını demin gördük. O halde, dünyada dostluk varsa, geriye şu kalıyor: ne iyi ne kötü, ya iyinin yahut da kendi benzerinin dostudur. (216e)

…ne iyi ne kötü ancak iyinin dostu olabilir. (217a)

…Demek ki dost, ister ruh, ister beden, ister bambaşka bir şey olsun, ne iyi ne kötüyken bir kötülükten ötürü iyi olmak arzusuna düşendir. (218b)

…arzu eden bu arzuyu duydukça, arzu ettiği şeyin dostu olur…
…
…arzu eden kendinde eksik olan bir şeyi arzu eder… (221d)

Bir eksiği, bir ihtiyacı olan, o eksiğin, o ihtiyacın dostudur.  (…)
…aşkta, dostlukta, arzuda insan kendine uygun geleni arar… (…) …birbirinizle dost olmanız tabiatlarınız arasında bir uygunluk bulunmasındandır. (221e)


Türkçeleştiren: Sabahattin Eyüboğlu & N. Şazi Kösemihal
Sosyal Yayınlar, 2001

Platon – Kratylos


Platon – Kratylos – ΚΡΑΤΥΛΟΣ

HERMOGENES: Sokrates, Kratylos varlıklardan her birinin, kendi doğasından gelen doğru bir adı bulunduğunu iddia ediyor. (383a)

…herkese göre aynı olan bir doğru ad varmış. (383b)

…O bana “herhalde seninki hariç; senin adın Hermogenes değil, isterse bütün dünya sana böyle desin” diyor. (383b)

…adların doğruluğu hakkında senin ne düşündüğünü öğrenmek beni memnun edecektir. (384a)

…bence, bir objeye ne ad verilmişse, o doğrudur. (…) …çünkü, doğa, hiçbir objeye, sırf ona özgü olan bir ad vermez. (384d)

SOKRATES: Var olan şeyleri oldukları gibi söyleyen söylem doğru, olmadıkları gibi söyleyen ise yanlıştır. (385b)

…şeyler, bizim hayal gücümüzün keyfince oraya buraya sürüklenmezler; onlar kendi başlarına ve kendi öz varlıklarına ve doğalarına göre mevcutturlar. (386e)

…konuşmak şeylerle ilgili bir aksiyondur, öyleyse adlandırmak da bir aksiyondur? (387c)

…öyleyse, (…) …şeyleri, onların doğasında bulunan adlandırma ve adlandırılma tarz ve yollarına göre adlandırmamız gerekir, yoksa hoşumuza gittiği gibi değil. (387d)

…mekik nasıl kumaş yapmaya yarayan bir alet ise, ad da bilgi iletmeye ve realitede ayrımlar yapmaya yarayan bir alettir. (388c)

…iyi bilgilendiricinin adı kullanırken yararlandığı şey, yasa-yapıcı’nın ürünüdür. (389e)

…ad koymak öyle her önüne gelenin değil, ad koymasını bilenin işidir. (389a)

…bir adın, adı olduğu şeyin tabiatını göstermesi gerektiğini söylüyoruz. (396a)

…fikrice Yunanistan’ın ilk sakinleri (…) tanrılara inanmaktaydılar. (…) Bunları, ezeli bir hareket ve koşu halinde gördükleri için, bu koşma (thein) özelliğini göz önünde tutarak, onlara koşucular (theoi / theos: tanrı) adını verdiler. (397d)

…(daimonlar) onlar, akıllı ve bilgili (daemones) oldukları içindir ki, Hesiodos onlara daimonlar adını veriyor. (398d)

…kahraman ne olabilir?
…bu ad aşk ürünü doğum’u ifade ediyor. (eros / heros)(398c)

Bütün kahramanlar, ya bir tanrı ile bir ölümlü kadının, ya da bir ölümlü erkekle bir tanrıçanın aşkından doğmuşlardır. (…) …onların bilgin, belagatli hatip ve iyi diyalektikçi -soru sormakta (erotan) ve konuşmakta (eirein) (çünkü, eirein ile legein, yani söz söylemek eşanlamlıdır) usta- olduklarını söylemek istiyor. (…) …insanlar (anthropoi) adı. Acaba onlara niçin anthropoi denmiş?(398d)

…anthropos adı; gördükleri şeyi gözlemlemekten, onun üzerinde düşünmekten, onu incelemekten aciz olan hayvanların aksine olarak, insanın bir şeyi görür görmez –epope’nin anlamı da budur zaten- hemen onu incelemeye ve onun üzerinde düşünmeye başladığı anlamına gelir. (…) o gördüğü şeyi inceler (anathron ha epope). (399c)

Ayakları köstekleyen (posidesmon) / Poseidon (402e)

(Plouton)servet (ploutos) toprağın derinliklerinden çıkar gün yüzüne. Hades ise sanırım birçoklarınca görünmeyen (aeides) anlamına gelen bir addır. (403a)

(Hades)görünmeyen (aeides) anlamına gelmekten çok daha fazla, bütün güzel şeylerin bilgisi (eidenai) anlamına geliyor. Yasa-yapıcı, Hades adını buradan çıkarmıştır. (404b)

Demeter’e bu adın verilmesinin nedeni, onun tıpkı bir ana gibi (didousa …meter) bize yiyecekler sunmasıdır. Hera, sevimlidir (erate)… (404b/c)

(Apollon) samimi (haploun), attığını her zaman vuran (aei ballon), arındıran (apolouon), eşzamanlı hareketi meydana getiren (homopolon) olduğunu belirten bir addır. (406a)

Artemis adı, el değmemişlik (to artemes) ve iffet anlamına gelse gerektir. (406b)

Dionysos, şarap sunan (ho didous ton oinon) demek olmalı. Sonradan şakacı bir tarzda didoinusos denmiş. Şarap (oinos), birçok içkiciye, kendilerinde eksik olan akla sahipmişler sanısını verdiğinden olacak, ona haklı olarak oinous (akıllı olduğunu sandıran) adı verilmiş. (406c)

Pallein (yerinden oynatmak) ve pallesthai (yerinden oynamak), yani dans ettirmek ve dans etmek diyoruz. (…)
Pallas’ın açıklaması bu. (407a)

(Athena) Tanrıçanın zekası’nı (theou noesis) göstermek amacıyla adeta onun tanrısal akıl (ha theonoa) olduğunu ilan ediyor. (…) Tanrısal şeyler’i (ta theia noousa) başkalarından daha iyi tanıdığını düşünerek ona theonoe adını vermiştir. (…) doğal zeka’yı (he en to ethei noesis) tanrıça ile aynılaştırarak, ona ethonoe adını vermiş olması da pekala mümkündür. (407b/c)

HERMOGENES: Ya Hephaistos?
SOKRATES: Işık biliminin (phaeos histor) büyük ustası’ndan mı söz ediyorsun? (407c)

Ares’in adını erkekliğine (arrhen), istersen sert ve bükülmez –ki buna da arrhatos (kırılmaz, sağlam) denir- karakterine borçlu olduğunu kabul edebilirsin. (407d)

Hermes adı, söylemle ilgiliymiş gibi görünüyor. Aracı (hermeneus), haberci, usta hırsız, hilekâr dilli, becerikli tüccar bütün bu vasıflar, sözün gücüne bağlıdır. (408a)

Sözü tasarlayan (to eirein emesato) tanrıya verebileceğiniz en doğru ad Eiremes’tir. (408b)

Pan, eğer gerçekten Hermes’in oğlu ise, ya dilin kendisi ya da dilin kardeşi olmalıdır. (408d)

Düşünce (phronesis). Gerçekten de, düşünce, hareket’in ve akış’ın zihin tarafından kavranması (phoras onesis)’dır. Onu, hareketin yardımcısı (phoras onesis) olarak da anlayabiliriz. Her halükârda o (Düşünce )hareketle ilgilidir. (411d)

…eşyanın sürekli hareket halinde olduğu hipotezinde, sophia, bu hareketle temas (epaphe) halinde olmayı ifade ediyor. Şimdi de iyi’ye (agathon) bakalım. Bu kelime, bütün doğada hayranlık uyandıran (agaston) şeyi belirtmeyi amaçlıyor. (412b/c)

Ania (keder), hareketi engelleyen (an-ienai) şeydir. (419b)

Euphrosune’yi (neş’e) açıklamaya gerek yok: onun adını ruhun -eşyanın (şeylerin) hareketine sıkıca uydurulmuş (eu sompheresthai)- hareket’inden almış olduğunu herkes kolayca görür. (419d)

Eros’a (aşk) gelince, bu, ruha dışarıdan aktığı ve bu akım aslında onu duyana ait olmayıp, gözler vasıtasıyla dışarıdan gelip girdiği için, eskiden ona esros/asrhein’den (içine akmak)- denirdi, çünkü o zamanlar biz ô yerine Οϑ kullanırdık. (420b)

…şeylere verilen ilk adlar, insanüstü bir kudret tarafından verilmiştir; dolayısıyla bu adlar zorunlu olarak doğrudurlar. (438c)

Türkçeleştiren: Cenap Karakaya
Sosyal Yayınlar, 2000

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Platon – Devlet Adamı


Platon – Devlet Adamı – ΠΟΛΙΤΙΚΟΣ

SOKRATES - Bana Theaitetos ile Yabancı'yı tanıttığın için sana çok teşekkür borçluyum,
Theodoros.

SOKRATES - Devlet adamı ile filozofu sanki birbirine eşit değerlermiş gibi ele alıyorsun; oysa bu değerlerin arasındaki ayrım hiçbir geometri oranıyla gösterilemeyecek kadar büyüktür.

THEODOROS - …Haklısın. (257a/b)

YABANCI - … Bir işi yarım bırakmamalı. (257c)

YABANCI - Devlet adamına götürecek yolu nasıl bulmalı? (258c)

YABANCI - Büyük bir aileyi küçük bir devlete benzetebiliriz. Yönetim bakımından aralarında bir ayrılık var mıdır?
GENÇ SOKRATES - Hiç yoktur. (259b)

YABANCI - O halde, kralın bilgisi, el sanatlarından, kılgısal işlerden daha çok kuramsal bilgiye yakındır, diyelim mi? 
GENÇ SOKRATES - Hay, hay.

YABANCI - Şimdi, kuramsal bilgiyi bölümlerine ayırmak sırası geldi.

… Bilginin aslında, doğal olan bir ikilik bulabilir miyiz? (259d)

YABANCI - Bence hesap kesin olarak kuramsal sanatlar bölümüne girer.

…Hesap, sayılar arasındaki ayrımları bilir. (259e)

YABANCI - Teorik bilginin bütününü, bir yargıya varan, bir de yöneten bilgiler diye ikiye ayırmamız, sence doğru mudur?
GENÇ SOKRATES - Bence doğrudur. (260d)

YABANCI - …Kralı, kendiliğinden emir veren yöneticiler sınıfına koyacağız. (260e)

YABANCI - …krallık bilgisi mimarlık bilgisi gibi cansız şeylerin yönetimi değildir. O bilgi daha yüce bir iş görür; canlılara emreder; oldum olası yönetimini hep canlılar üzerinde kurmuştur. (261d)

YABANCI - Acele ettiğimiz için işimiz çabuk yürümedi. (264d)

YABANCI - …insanların güdülmesi sanatı… krallık ve devlet sanatı işte budur. (267d)

YABANCI - …Yaratıcı, daha başlangıçta evrene akıl ve can vermiş olduğu için, evren kendiliğinden geri döner, ters yönde dönmeye başlar. (269d)

YABANCI - …Evrenin tersine dönmesiyle birlikte ölenlerin hayatı da geri dönüyor. Dağılan bedenleri yeniden bir araya geliyor. (271b)
YABANCI - …Evrenin kısımları, şimdi de bazı yerlerde olduğu gibi, daha küçük tanrıların emrine verilmişti. (271d)

YABANCI - …Evrende iyi olan her şey yaratıcı tanrıdan gelmiştir, ama daha önceki bir durumdan kötülükler, kusurlar kalmıştır; bunlar ilkin evrene, ondan da hayvanlara geçti. (273b)

YABANCI - …acelemiz yüzünden,
…gerektiğinden daha fazlasını da kullanmak zorunda kaldık.  (277a/b)

YABANCI - Mademki dinlemeye hazırsın, söyleyeceğim. Biliyoruz ki, çocuklar, yazıya ilk
başladıkları zaman...
GENÇ SOKRATES - Evet.
YABANCI - En kısa ve en kolay hecelerde her harfi oldukça iyi tanır ve onları doğru olarak
gösterebilirler.
GENÇ SOKRATES - Kuşkusuz.
YABANCI - Ama, başka hecelerde, onları tanımaz, yanılır ve yanlış söylerler.
GENÇ SOKRATES - Kesinlikle.
YABANCI - O halde onlara, henüz bilmediklerini öğretmek için en kolay, en şaşmaz yol, benim göstereceğim yol değil midir?
GENÇ SOKRATES - Hangi yol?
YABANCI - İlkin onlara her harfi doğru olarak tanıdıkları kümeleri göstermek; bunu yaptıktan sonra henüz bilmedikleri kümeleri göstermek; daha sonra da her iki kümeyi birbiriyle karşılaştırarak, harflerin her iki kümede de aynı biçim ve yapılışta olduğunu göstermek; onları yanıltan kümelerin yanında, harfleri tanıdıkları kümeleri göstere göstere, koşut olarak gösterilenler gözlerinde birer örnek oluncaya kadar bunu sürdürmek. Böylece onlar, bu örnekler yardımıyla hangi harf için olursa olsun, hangi hecede bulunursa bulunsun,
başka olanı başkalarından başka olarak, aynı olanı da hep aynı ve değişmez bir biçimde heceleyeceklerdir. (277e/278c)

YABANCI - Dokumak, aslında örmektir.
GENÇ SOKRATES - Evet.
YABANCI - Fakat burada ilk iş toplu ve bir arada sıkışmış olanı ayırmaktır. (281a)

YABANCI - Tarama işi, mekiğin yaptığı işin yarısıdır. Amacı karışanı ayırmak olan bütün işler, bütün bunların topu, yün işlemeye aitti. Sonra biz daima her şeyde iki büyük sanat ayırt ettik: toplama sanatı ile ayırma sanatı. (282b)

YABANCI - …yünü işlemeyi de iki bölüme ayıralım; ayıran bölüm, toplayan bölüm. (282c)

YABANCI - …Monarşinin iki şekli olduğundan ona da iki ad verilir: Tiranlık ile krallık.
GENÇ SOKRATES - Şüphesiz.
YABANCI - Bir şehir-devlette kuvvet ufak bir zümrenin elinde bulunursa, buna aristokrasi yahut oligarşi diyoruz. (291e)

YABANCI - Krallık idaresi bir ilimdir…

YABANCI - Bu yol gösterici bilimde de cansız varlıkların yönetimiyle canlı varlıkların yönetimini birbirinden ayırdık; (292b)

YABANCI - Öyleyse hükümetler arasında biricik doğru hükümet, yalancı değil, gerçek bir bilime sahip başların bulunduğu hükümet olması gerekiyor. (293c)

YABANCI - Bir tek kişinin hükümeti krallık ile tiranlığı, birkaç kişinin hükümeti ise mutlu
aristokratlık ile oligarşidir demiştik; çokluğun hükümetine gelince; ondan da kendisine bir
tek ad verdiğimiz demokratlığı çıkarmıştık, ama şimdi onu da iki olarak saymalıyız. (302d)

YABANCI - …particiler, en kötü hayal tahrikçileri olduğu gibi, kendileri de hayalden başka bir şey değildir. En büyük taklitçi ve geveze oldukları gibi en ünlü sofistlerdir de. (303c)

YABANCI – O halde şimdi, krallık ilmi, her ikisi de insanca olan enerji ve ölçü karakterlerini ele alarak, her iki hayatı anlaşma ve dostlukla bir arada topladığı ve birleştirdiği, böylece kumaşların en güzelini, kusursuzunu oluşturduğu, her kentte köle ve efendi bütün halkı bu kumaşın içinde dürdüğü, ikisini birden mekiğinde dokuduğu ve kente, hak ettiği bütün mutluluğu durup dinlenmeden sağlayarak, emir ve yönetimi altında bulundurduğu zaman, devlet sanatının dokuduğu kumaşın, hiç aksamadan tamamlandığını söyleyebiliriz. (311b/c)

Türkçeleştiren: Behice Boran & Mehmet Karasan
Sosyal Yayınlar, 2001