Andre Gide – Chopin Üzerine Notlar
Schuman bir ozandır, Chopin ise bir sanatçı; bu ikisi birbirinden çok farklıdır…
Ama sadece Chopin’e ihanet edilebilir, sadece onun eseri kökünden, özünden bütünüyle çarpıtılabilir.
Chopin yorumcudan uzaklaşır gider ve bunu öylesine incelikli biçimde yapar ki, dinleyici hiç farkına varmaz.
Chopin önerir, varsayar, sezdirir, sevdirir, inandırır; hiçbir zaman kesinlemez, kestirip atmaz.
Chopin’in müzik tarihindeki yeri, Baudelaire’in şiir tarihindeki yerine aşağı yukarı denktir.
Kederli bir Chopin vardır ve piyanodan hıçkırıkların en kederlisini duyurur.
Ama bazılarına kulak verecek olursanız, minör tonların dışına hiç çıkmamış sanırsınız. Benim sevdiğim ve övdüğüm, işte bu hüzünden geçerek, onun üstesinde gene de sevince ulaşmasıdır; çünkü Chopin’de egemen olan sevinçtir (Nietzsche bunu çok iyi sezmişti); bu sevinç Schumann’ın biraz yüzeysel ve bayağı neşesine hiç benzemez, Mozart’takine yaklaşan bir mutluluktur bu, ama daha insanidir, doğanın bir parçasıdır ve Beethoven’ın Pastoral Senfoni’sinde dere kıyısı sahnesindeki o tarifi imkânsız tebessüm kadar manzarayla uyum içindedir.
…onun eserlerinde en hayranlık duyulacak yön, yadsınamayacak romantik katkıın klasisizme indirgenmiş olmasıdır.
Bütünün birliği ancak, her parçanın kendi kişiliğinden uzaklaştırılmasıyla sağlanabilir.
Mükemmel sanat önce kendi sınırlılıklarının bilincine varabilmiş sanattır; sadece o sınırsızdır.
Çeviren: Ömer Bozkurt
Can Yayınları, 2010
30 Eylül 2012 Pazar
25 Eylül 2012 Salı
Jose Saramago – Çatıdaki Pencere
Jose Saramago –
Çatıdaki Pencere
…Zamanla sararıp yıpranmamışlardı da üstelik, belki de zaman
1953 yılında teslim edilen bu özgün metne insanlardan daha saygılı davrandığı
içindir. (s. 9)
Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir, ama hepimiz
birbirimize saygı duymak zorundayız.
…yayınevine teslim edilen kitap, o taslak bir harf
yığınından ötedir, içinde
…bir insan barındırır.
Ölmek, var olmuş olmak ve artık olmamaktır, (s. 10)
Çatıdaki Pencere,
Kırklı yılların Lizbon’unda geçer,
Salazar diktatörlüğü sürmektedir.
…görünüşlerin gerçeklerden daha güçlü olduğunu vurgulaması,
…kitabı oluşturan diğer her şey, kitabın basılmadan bir
kenara itilmesine karar verilmesinde etkili olmuştur kuşkusuz. (s. 12)
Silvestre,
Kundura tamircisiydi,
Bedeninde Don Quijote’nin resimlerini andıran bir şey vardı.
(s. 15)
Mariana, pantolonum nerede? (s. 16)
Karar vermeleri gereken, evin bir odasını kiralama
meselesiydi. (s. 17)
Sözcükler söylendikleri anda ağzının içinde doğarlardı
sanki: çıktıklarında çoktan anlam yüklü, duygulu ve el değmemiş olurlardı. Bu
nedenle de hükmederler, ikna ederlerdi. (s. 22)
Zaman değişti anne,
Evet değişti ve bozuldu. (s. 27)
Zaman yavaşça akıyor, saatlerin tiktakları sessizliği
itiyor, azimle onu uzaklaştırmakta ısrar ediyor ama sessizlik tüm sesleri boğan
kalın, ağır kütlesiyle karşı koyuyordu. (s. 37)
Isaura’ya göre Adriana buz gibiydi ve günlük tutması
yaşamında sırlar varmış gibi yapabilmek için uydurulmuş bir bahaneden ibaretti.
(s. 48)
…hafif gece atıştırmasına ayrılan beş dakika onlarda özel
bir duygu uyandırırdı, sanki bir anda yaşamlarının vasatlığından sıyrılırlar,
insanların refah seviyelerini gösteren ölçeğe göre birkaç basamak
yükseliverirlerdi. (s. 50)
İyi günler hanımefendi. Kiralık odanız varmış. Görebilir
miyim? (s. 54)
Sevmek için fazlasıyla tanıyordu erkekleri. (s. 69)
(Carmen) İnanışına göre, evliliklerdeki tüm anlaşmazlıkların
nedeni öteki kadınlardı… Erkekler horozlara benzerlerdi, bir kez tavuğun
tepesine bindiler mi, çoktan ardından gelecek olanı da seçmişler demekti. (s.
86)
“Yaşamın gizli anlamı, yaşamın hiçbir gizli anlamı
olmadığıdır.” (s. 204)
İnsanlığa susuzluk duyan hiç kimse susuzluğunu Fernando
Pessoa’nın dizeleriyle gideremezdi, bu tuzlu su içmek gibi bir şey olurdu.
Bunlara rağmen ne kadar hayranlık uyandıracak bir şiirdi, nasıl da muhteşemdi.
Gereksiz, evet ama benim derinlerime iniyorsa ve ben de kendimi gereksiz ve
yararsız buluyorsam bunun önemi var mı? (s. 205)
Yirmi iki yıl babamla yaşadıysanız ve başka erkek
tanımadıysanız nasıl deneyimden söz edebilirsiniz?
Hepsi aynıdır kızım. Ha birini tanımışsın ha tümünü. (s.
252)
Hayat iki damla gözyaşından fazlasına değmezdi. (s. 262)
Görünmek ve olmak arasında her zaman bir kesişme noktası
bulunur: olmak ve görünmek aynı yöne yönelen ve bir noktada birleşen iki farklı
planmış gibi. Bir meyil ve bu meyilden kayma ihtimali vardır. Kayılırsa aynı
anda hem olmakla hem de görünmekle temas edilen noktaya varılır. (s. 269)
…yaşamla temasınızı kaybetmişsiniz, kökleriniz kalmamış, bir
savaşta olduğunuzu zannediyorsunuz… (s. 303)
Yaş önemlidir, beraberinde deneyimi getirir, evet, ama
yorgunluğu da getirir. (s. 305)
Sevgi üzerine bir şeyler inşa edebilmenin mümkün olacağı gün
henüz gelmedi. (s. 306)
Türkçeleştiren: Pınar Savaş
Kırmızı Kedi Yayınları
Eylül, 2012
24 Eylül 2012 Pazartesi
Jose Saramago – Bütün İsimler
Jose Saramago – Bütün İsimler
Nüfus Kayıt Merkez Arşivi
Don Jose gibiler,
…yaşamlarından arttığına inandıkları zamanı,
…biriktirmekle harcarlar, bunu muhtemelen metafizik ıstırap
diyebileceğimiz bir şeyden dolayı yaparlar (s. 19)
…iyi bilinir ki insan ruhu, çoğu kez, nedenini bilmediğini
söylediği kararlar alır, (s. 20)
Bilge, onu donatan sağduyu kadar bilgedir denir, (s. 30)
…sağduyu yalnızca artık ilgilenilmeyen bir şeyi korumaya
çalışırken işe yarar. (s. 31)
…insanlar, ne kadar belirsiz olsa da, kişilikleri ve ne
kadar az da olsa, otoriteleri hakkında öylesine kıskançtırlar ki, son adımı
atmadan önce uzun uzun düşündüklerini, lehte ve aleyhte olan yanları ölçüp
biçtiklerini, olasılıkları ve alternatifleri tarttıklarını ve yoğun bir zihni
çalışma sonucunda, nihayet bir karar aldıklarını ima etmeyi tercih ederler. Bu
işlerin hiçbir zaman böyle olmadığını söylemek gerek. (s. 36)
Doğrusunu söylemek gerekirse, kararları biz almayız, bizi
alanlar kararlardır. Kanıtı şu gerçekte bulabiliriz, yaşam bizi çeşitli
eylemleri birbiri ardına yerine getirmeye itse de her birini bir süre düşünüp,
değerlendirip hesaplar yaptıktan sonra yemeğe gidip gitmeyeceğimize, gazete
alıp almayacağımıza ya da meçhul kadını arayıp aramayacağımıza karar vermeyiz.
Normal insanlar karar alırlar, kararları tarafından
alınmazlar. (s. 37)
…benim gerçekliğime uymayan şey mevcut değildir, (s. 39)
Başka bir fiş seçip sonra o kişiyi aramaya koyulabilir,
rastlantı seçmez, önerir, ona meçhul kadını getiren rastlantı oldu, o konuda
söz sahibi olan yalnızca rastlantı oldu, (s. 42)
Mutlu adamsınız, sırlarınızı gizleyebiliyorsunuz, (s. 55)
…bulunacak her hangi bir şeye anlamını veren arayıştır ve
yakındaki şeyi bulmak için çok yol kat etmek gerekir. (s. 63)
…unutulan hatalar en kötüleridir. (s. 72)
…bir kişinin resmini taşımak, onun ruhunun bir parçasını
taşımak gibidir. (s. 109)
…özellikle tek bir anlamı varmış gibi görünen kelimeler, onlara
çok dikkat etmek gerekir. Sanılanın aksine, duyu ve anlam asla aynı şey
olmamıştır, anlam kendini hemen gösterir, doğrudandır, düzanlamlıdır, sarihtir,
kendine dönüktür, tekanlamlıdır, diyelim, oysa duyu yerinde duramaz, ikinci,
üçüncü ve dördüncü anlamları fokurdar, dallara ve kollara ayrılan ve tekrar
bölünen farklı yönlere yayılan, ta ki gözden kaybolana kadar, her kelimenin
duyusu, suları yükselterek şiddetle uzaya savuran bir yıldız, kozmik rüzgârlar,
manyetik sapmalar, felaketler gibidir. (s. 123)
…büyük kederler, büyük ayartmalar ve büyük hatalar hep
hayatta yalnız olmaktan, bir şey kafamızı her gün normalde olandan daha fazla
karıştırdığında kendisine danışacağımız bir arkadaş olmamasından kaynaklanır,
(s. 129)
Tavanla arasında geçen hayali ve metafizik diyalog, ruhunun
tümden kaybolmuşluğunun, eğer meçhul kadını arayışı sona ererse ki böyle
olduğundan kuşkulanmak için nedenleri vardı, hayatta yapacak başka hiçbir
şeyinin olmadığı düşüncesinin üzerinde yarattığı panik duygusunun üstünü
örtmeye yaramıştı. (s. 146)
Todos os Nomes
Türkçeleştiren: Nesrin Akyüz
Kırmızı Kedi Yayınevi
Şubat, 2012
23 Eylül 2012 Pazar
Pascal Bruckner – Aşk Paradoksu
Pascal Bruckner – Aşk
Paradoksu
60’lı ve 70’li yıllar…
Kadın olsun erkek olsun herkes bir emir eri olmak, hiçbir
şeye karşı çıkmamak, fantezilerinin sonuna kadar gitmek istiyordu.
Peki, ne bozdu rahatlığı? (s. 12)
…serbest aşk.
…aşk nasıl olur da ayıran özgürlükle bir arada olabilir?
…bir seçim yapmamız gerek; ya geri kafalı olacağız ya da
modern,
Sanki aşk bir hastalıkmış da kendimizi ondan kurtarmamız
gerekiyor, hatta her şeyden önemlisi, sevmek şeklimizden pişman olmalıyız. (s.
13)
Bu kitap, şantaja boyun eğmeyip, gerçekleşmiş değişiklikleri
yadsımadan tutkuların eski sahnesinden inmek istemeyenler için yazılmıştır.
Günümüzün ortamında her şeyi aşktan bekliyoruz, hatta fazla
şey bekliyoruz ondan. (s. 14)
Victor Hugo 1860’ta düşünme özgürlüğüyle sevme özgürlüğünü
yepyeni bir biçimde bağdaştırır: “biri kalbe ilişkinken diğeri akla ilişkindir…”
“Kocanızdan başka bir adamı mı seviyorsunuz? Öyleyse ona
gidin.” (s. 17)
“…Cinslerin birleşmesinde yasayı kalp yapar. Özgürce sevip
düşünün. Kalanı Tanrıyı ilgilendirir.”
Aydınlanma Çağı aşk ile erdemin, bedenin zevki ile ruhun
yükselişinin bağdaştırılabileceğine inandı: Sevmesini bilen kişi büyüklük
konusunda da yetkin olur ve benzerlerine ilerleme yolunda öncülük eder. (s. 18)
Klasik Çağ aşkı yerden yere vurduktan sonra, 18. yüzyılda mahremiyet
devrimi icat edilir.
Aile, duygu laboratuvarına dönüşür. (s. 19)
(Wilhelm Reich) …toplumsal devrim ile kişisel devrimi
birbirinden ayırmayı reddederek, “cinsel yaşam özel bir mesele değildir”
anlayışını savunarak, yaşamı boyunca insanı köleleştiren yapıdan kurtulmanın en
iyi yolunu aradı.
“Halkın cinsel mutluluğu genel toplumsal güvenliğin en iyi
güvencesidir.” (s. 21)
Aşk yoktur artık demişti Robert Musil, yalnızca cinsellik ve
arkadaşlık vardır. Deleuze ve Guattari ise şu iğrenç sevilme arzusuna dikkat
çekiyorlardı.
Seni seviyorum yerine tek gerçek kalıp olan seni istiyorum
kalıbını getirmek gerekti. (s. 23)
Birlikte serbest diye ne güzel ifade etmiştir toplumbilimci
François Singly modern evliliği: Yuvanın güvenliğine evet, ama yeter ki
birlikteliğin her iki tarafının da kendini gerçekleştirme sürecinde hiçbir şeyi
engellemesin.
Bundan böyle her iki taraf da kendi küçük şirketine dönüşmüştür.
(s. 27)
Sigaradan bilgisayara kadar her şey, patolojik bir
bağımlılık korkusunu göstermek için bir fırsattır. Hem zevk almayı hem de kuşku
duymayı salık veren ve öteki ile ilişkiyi madde bağımlılığı modeline göre
tasarlayan bir dönemin şizofren yapısı. (s. 28)
Bedenim bana ait
…bedenim yalnızca bana ait olursa, kimse istemezse onu, bu
tapu neye yarar ki? (s. 30)
Aşktan konuşur
dururuz, ama hep ne olması gerektiğinden bahseder, ne olduğunu yeterince
konuşmayız. (s. 33)
…kentler şunu açıkça ortaya koyar: Her şey mümkündür. (s.
39)
Gözlemlemek değerlendirmek, dolayısıyla da reddetmektir.
Karşımdaki, kollarını açıp da kabul etmiyorsa beni, bunun
benden başka sorumlusu olamaz. Arzudan gebersem de nafile; karşımdakinin buz
gibi durmasına yol açan, varlığımın şu halidir. (s. 40)
Hazcılık norm olarak dayatılınca doyumsuzluk daha da artar.
(s. 41)
Elinde bu (/bir) adres yoksa, kaçırılan fırsatların üzüntüsü
ön plana çıkar.
Rahatsız etmeden nasıl dikkatini çekmeli? Böyle bir soru
bütün bir yaşamı doldurabilir. (s. 45)
Ben kendimi severim, çünkü başkaları beni sever; benim kim
olduğumu söylerler. (s. 65)
Kim ki narsisizmden nasibini almamıştır, demiştir Freud,
iktidardan da nasibini almamış demektir ve güven telkin etmez. Öyleyse bizi
başkalarının arkadaşı yaparak kendi arkadaşımız da yapma olanağı sağlayan bir
iyi narsisiz vardır, bir de kendi değerimiz hakkında temel bir şüpheyi ortaya
çıkartan bir narsisizm vardır… (s. 66)
Kendi kendiyle doluyken ötekilere bir yer ayıramaz insan.
Aşk, var olma günahımızdan bağışlatır bizi: başarısız
olduğundaysa, bu yaşamın hafifliğiyle, nedensizliğiyle ezer bizi.
“Büyük, dinmek bilmeyen aşk tutkularının hepsi, bir varlığın
en gizli kendi ben’ini, bir başkasının gözleri ardından kendini gözlerken
gördüğünü düşlemesidir aslında” (R. Musil) (s. 67)
Aşk, dile yansıdı mı ticaret biçimine bürünür. (s. 70)
Aile içindeki sevgi geliştikçe, çatışmalar çoğalır ve
duyulan nefret hissi de giderek yoğunlaşır. (s. 71)
Birini sevmek onu üzerindeki etkimizden serbest bırakmaktır,
“Sevilmek demek, geçip gitmek demektir, sevmekse, kalıp
sürmek demek.” (R. M. Rilke) (s. 74)
“Bugün kız arkadaşımdan iki SMS aldım. İlki her şeyin
bittiğini söylüyordu… İkincisi, önceki mesajı yanlış kişiye gönderdiğini.” (s.
79)
İnsan yalnızca bir
kez evlenir, çünkü dünya böyle ister, ama yaşam içinde yirmi kez sevebilirsin;
çünkü doğa bizi böyle yarattı. (s. 80)
…aşka inanıyorum dendiğini duyarız sık sık ama kişilere
inanmak gerek. (s. 93)
İnsan yalnızca eksiklerini bildiği yakınlarını sırtından bıçaklar.
Güven, hainliği getirir; kalleş, kalleş olmadan önce daima
kardeş, arkadaş olmuştur. (s. 103)
Sokakta sarmaş dolaş ya da lokantada masaya oturmuş iki
kişi; her ikisi de cep telefonlarında bir üçüncü kişiyle sohbette. Aynı zamanda
hem birlikte hem de ayrı olmanın verdiği büyük zevk.
Birbirinden uzaklaşmaya dayalı bir devamlılık, ayrılıkla
yakalanan bir yakınlık; böylece aşıklar birbirlerini hep doruk noktasında
tutarlar ama bunun bir de riski vardır: Her an düşebilirler oradan. (s. 128)
…karşı çıkarak zevk alır, onların yanında olarak değil.
…zevk, tanımı gereği bir şey öğretmez: İnsanı ne daha iyi
yapar ne de eğitir; onu eğlendirir. (s. 140)
Thanatos, Eros’un parçasıdır; birbirlerine bütünüyle karşıt
olmalarına rağmen, ikisi birlikte insanı –aynı zamanda yıkarak- kurarlar. (s.
151/152)
…partner seçiminde daha akıllıca davranılmasını sağlayan
AIDS’tir. (s. 152)
Bu benim ruhum, demişlerdi Montaigne’den bu yana klasik
yazarlar. Bu benim cinselliğim, diyorlar şimdi özkurmacanın bu çağdaş
yandaşları. (s. 205)
Le Paradoxe Amoureux
Türkçeleştiren: Olcay Kunal
Yapı Kredi Yayınları
Temmuz, 2012
20 Eylül 2012 Perşembe
Machiavelli – Hükümdar
Machiavelli –
Hükümdar
Niccolo Machiavelli, 3 mayıs 1469’da Floransa’da doğdu.
(1498) Machiavelli, ikinci şansölyelik sekreterliğine
atandı; sorumlulukları, cumhuriyetin iç işlerini, dış ilişkilerini ve
savunmasını kapsıyordu.
1500 yılında, ulusal milis gücü kurmaya yöneldi. (s. 21)
1512’de, Papa II. Giulio’nun yönetimindeki Kutsal Birlik,
Fransızları İtalya’dan kovdu. Tarafsız kalmak gafletini gösteren Floransa,
galiplerce cezalandırıldı. Machiavelli’nin sabır ve sebatla kurduğu milis gücü,
Prato’da bozulup dağıldı. (s. 22)
Medicilerin güvenini kazanmak için gösterdiği bütün çabaya
rağmen, Machiavelli’nin görevinde kalmasına izin verilmedi.
Medicilere karşı komploya bulaştırıldı (1513). Hapse atıldı,
işkenceden geçirildi.
San Casciano’daki topraklarında sürgün yaşamak şartıyla
serbest bırakıldı. (s. 23)
Hükümdar, 1532
yılında yayımlanmıştır.
Machiavelli, 22 haziran 1527’de öldü.
Machiavelli, Platon’un hayal ettiği ideal site ile ilgili
görkemli inşalarını çürütür (Bkz. Bölüm XV).
(Makyavelcilik) …hile, yalan, düzenbazlık demektir. (s. 32)
Machiavelli, erkenden iki lanetle damgalandı; ateizm ve
immoralizm. (s. 35)
Machiavelli, siyasette genellikle kabul edilen değerleri
tersyüz etmez, sadece siyaseti bu değerlerin vesayetinden kurtarır. (s. 37)
Hükümdar’ın verdiği
ders şudur; siyaset ve ahlak iki ayrı dünyadır. (s. 39)
Machiavelli, immoralist değildir.
Ama ne var ki, siyasette son hükmü veren daima kuvvettir;
ahlaklılık ise, hemen her zaman aciz kalır. (s. 43)
-
Kitabın Kompozisyonu -
Devlet tiplerinin sınıflandırılmasının ardından yazar bunlardan
her birini inceler. Bun inceleme, II ile XI. bölümleri kapsamaktadır.
XII – XIV. Bölümler, bizim bugün “askeri sorunlar” dediğimiz
konulara ayrılmıştır. Machiavelli, bu bölümlerde, halk ordusundan yana tavır
koyar.
XV - XXIII. Bölümlerde, bir hükümdarın tebaasına ve
dostlarına karşı nasıl davranması gerektiği anlatılıyor. (s. 53)
HÜKÜMDAR
Halkların
tabiatını iyi tanımak için, hükümdar; hükümdarları tanımak için de halk olmak
gerekir. (s. 66)
(Devletler) ya
cumhuriyet ya da hükümdarlıktırlar. (s. 68)
İnsanlar kaderlerini düzeltmek umudu ile efendilerini
değiştirmekten hoşlanırlar ve bu umutla mevcut hükümete karşı silaha
sarılırlar; ne var ki, daha sonra, tecrübe onlara yanıldıklarını ve durumlarını
büsbütün kötüleştirmekten başka bir şey yapmamış olduklarını gösterir.
Buna göre, yeni hükümdarın, tebaasına zulmetmemesi
genellikle mümkün değildir.
…ne kadar güçlü bir orduya sahip olursa olsun, bir hükümdar
bir ülkeye girebilmek için, o ülke halkının desteğinden yararlanmak
ihtiyacındadır. (s. 72/73)
İnsanlar ya
okşanmalı ya da ezilmelidirler: hafif yaraların intikamını alırlar; ama yaralar
çok ağırsa, bunu yapamazlar… (s. 79)
…baş gösterebilecek düzensizlikler önceden görülebilirse,
onlara çare bulmak çok daha kolay olur; ortaya çıksın diye bırakıldıkları
takdirde ise iş işten geçmiş olur ve derdin tedavisi mümkün olmaz.
Bütün devlet işlerinde de bu böyledir: marazın gelişi
önceden görüldüğü takdirde ki bu ancak çok derin görüşlü kişilere vergi bir
haslettir, o kısa zamanda tedavi edilir; ama, ışık yokluğu yüzünden
görülemeyecek olursa, herkesin gözüne çarpar hale geldiğinde ona çare bulmaya
artık imkân kalmaz. (s. 83)
…başka bir hükümdarı güçlendiren bir hükümdar, kendi sonunu
hazırlar, çünkü bu güç ya hile ile ya da zor kullanılarak meydana
getirilmiştir; imdi, bu iki neden de, güçlendirilenin gözünde güçlendireni
şüpheli kılar. (s. 91)
…özgür yaşamaya alışmış bir devleti fetheden kişi, onu
yıkamadığı takdirde, onun tarafından yıkılmayı beklemelidir. (s. 99)
(dipnot) …tarih kendi başına oluşmaz: elverişli bir durum, eğer biri çıkıp bu
durumdan yararlanmazsa, hiçbir sonuç vermez. (s. 105)
…çarçabuk oluşuvermiş devletler, doğada birdenbire doğup
büyüyen bütün öteki şeyler gibi, ilk fırtınada devrilip gitmelerini önleyecek kadar
derine kök salamazlar. (s. 111)
Zulüm, toptan bir defada ve kişinin
kendi güvenliğini sağlamak ihtiyacıyla işlendiği, ısrarla sürdürülmediği ve
elden geldiğince tebaanın yararı gözetilerek yapıldığı takdirde iyi kullanılmış
demektir. (s. 132)
Acıları kısa sürüp, daha az duyulması için kötülükler toptan
bir defada yapılmalı; iyilikler ise, aksine, daha uzun süre tadılabilmeleri
için, birbirini ağır ağır izlemelidir. (s. 133)
Büyükler,
halka karşı koyamayacaklarını gördükleri zaman aralarından birinin itibarına,
nüfuzuna başvurup, onu hükümdar yaparlar; böylece, onun otoritesinin gölgesinde
muhteris arzularını tatmin etmek imkânını bulurlar. (s. 135/136)
İnsanlar sadece kötülük bekledikleri bir kimseden iyilik
gördüklerinde, ona çok daha fazla minnettar olurlar. (s. 139)
Hükümdar, eğer bir parçacık hikmet sahibi ise, öyle bir
yönetim sistemi düşünmeli ve kurmalıdır ki, hangi zamanda ve hangi hal ve
şartlar içinde olursa olsun yurttaşlar hep ona ihtiyaç duysunlar: işte o zaman
hükümdar, onları daima kendine sadık bulacağından emin olabilir. (s. 142)
(dipnot)Bir ulusal dinamik ancak herkes yüksek bir menfaate
katkıda bulunduğu duygusunu taşıdığı zaman ortaya çıkabilir. (s. 147)
…her devletin esas temeli iyi yasalar ve iyi ordulardır.
Fakat iyi silahlı güçlerin bulunmadığı yerde iyi yasalar bulunamayacağı ve de
tersine, ancak iyi silahlı güçlerin bulunduğu yerde iyi yasalar olabileceği
için ben burada yalnızca silahlı güçlerden söz etmek istiyorum… (s. 153)
Hükümdar, ancak düşman saldırmadığı sürece ayakta kalır;
barış zamanında bu birlikler tarafından, savaşta ise düşman tarafından soyulur.
(s. 154)
…ücretli askerlerin çekinilmesi gereken yanı, korkaklıkları;
yardımcı askerlerin ise, yiğitlikleridir. (s. 166)
…başkasının
silahları ya vücudumuza bol gelip iyi oturmaz, ya ağır gelip vücudumuzu yorar,
ya da dar gelip onun hareketlerini kısıtlar. (s. 168)
Yaşanılan durumla, yaşanılması gerekli görülen durum
birbirinden o kadar uzaktır ki, bu sonrakini incelemeden başka bir şey yapmayan
bir kimse, varlığını muhafaza etmekten çok onu yok etmeyi öğrenmiş olur. Keza,
her şeyde ve her yerde iyi insan olarak görünmek isteyen kimse de, bunca kötü
insanın arasında yok olmaktan kurtulamaz.
…hükümdar, her zaman iyi olmamayı ve gerektiği zaman iyi,
gerektiği zaman kötü olmayı öğrenmelidir. (s. 178)
Korkulmaktan çok sevilmek mi iyidir, yoksa sevilmekten çok
korkulmak mı?
Korkulmak sevilmekten daha güvenlidir. (s. 187)
…korku, ceza tehdidinden doğar ve bu tehdit sürdüğü müddetçe
asla kaybolmaz. (s. 188)
…insanlar,
babalarının ölümünü unuturlar da, mal varlıklarının kaybını kolay kolay
unutamazlar. (s. 189)
…insanlar kötü olduklarına ve size verdikleri sözü kesinkes
tutmayacaklarına göre, siz, kendi sözünüzü neden tutacaksınız? (s. 194)
Küçük azınlığın sözü, ancak
büyük çoğunluk ne yanı tutacağını, ya da neye göre hüküm vereceğini bilmediği
zaman dinlenir. (s. 197)
…mal ve mülke ve namusa saygı gösterildiği takdirde
insanların büyük çoğunluğu mutlu olur. (s. 199)
İnsanlar zekâ bakımından üçe ayrılabilirler: kendi başlarına
anlayanlar, başkaları anlattığı zaman anlayanlar ve nihayet ne kendi başlarına
ne de başkalarının yardımıyla anlayanlar. (s. 235)
…insanlar üzerinde şimdinin etkisi, geçmişin etkisinden çok
daha fazladır. İnsanlar eğer, şimdiki durumlarından memnun iseler, hiç başka
bir şey düşünmeden bunun tadını çıkarmaya bakarlar. (s. 241)
…hükümdar için yegâne iyi, güvenli ve sürekli savunma, onun
öz gücüne (Virtu) bağlı olan savunmadır. (s. 244)
Talih,
gücünü, özellikle, kendisine karşı hiçbir direniş hazırlığı bulunmayan yerlerde
gösterir ve azgınlığını, kendisini durdurabilecek hiçbir engelin bulunmadığını
bildiği yerlere yöneltir. (s. 246)
…talih değişken, insanlarsa hep aynı şekilde davranmakta
inatçı olduklarına göre, davranış tarzları talihle uyuştuğu sürece insanlar
mutlu olurlar. (s. 251)
IL PRENCIPEDI (il
Principe)
Sunum ve Açıklamalar:
Patrick Dupouey
Türkçeleştiren: H.
Kemal Karabulut
Sosyal Yayınlar, 5.
Basım, Eylül 1998
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



