7 Ekim 2013 Pazartesi

Sisifos Söyleni

Albert Camus – Sisifos Söyleni


Gerçekten önemli olan tek bir felsefe sorunu vardır intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.

Hiç kimsenin varlıkbilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim. Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek yaşamını tehlikeye sokar sokmaz, büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. (s. 15)

Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır.

Kendini öldürmek
İçindekini söylemektir.

…bilim yoluyla olguları kavrayıp sayabilirsem d dünyayı kavrayamam. (s. 30)

Heidegger
Bu yaşamın alçaltılmış olduğunu bildirir. Tek gerçek, bütün varlıklar katındaki kaygıdır.

…kendi bilincine varmayagörsün, bunalım olur, uyanık insanın sürekli iklimi olur, “varoluş kendini yeniden bulur” bu iklimde. (s. 33)

Anlamını kavrayamadığım bu dünya gerçekte uçsuz bucaksız bir usa-aykırılıktan başka bir şey değil. (s. 36)

Günah, tanrıdan uzaklaştıran şeydir.
Uyumsuz, tanrısız günahtır. (s. 47)

Kendi koşulumun dışında olan bir anlamın benim için anlamı ne?

Bilinçleri birse, postadaki bir memur adayıyla bir fatih eşittir. Bu bakımdan deneyimler farksızdır. (s. 73)

Uyumsuz insan zamandan ayrılmayan insandır. Don Juan kadınların koleksiyonunu yapmaz. Niceliklerini tüketir. (s. 76/77)

Kendini ölümsüzlüğe yeğ tutmak ya da tanrıda erimek, çok eski bir tragedyadır bu, bizim de yer almamız gereken tragedya. (s. 86)

Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır. (s. 88)

Bir tek eylem vardır yararlı olan; insanı ve yeryüzünü yeni baştan düzeltecek eylem. (s. 90)

Uyumsuz yaratıcı yapıtına bağlanmaz. Ondan vazgeçebilir; bazı bazı vazgeçtiği de olur. Bir Habeşistan yeter. (s. 101)

Tanrının gerekli olduğunu, var olması gerektiğini sezer. Ama var olmadığını ve var olamayacağını bilir. Bunun kendimizi öldürmemiz için yeterli bir neden olduğunu nasıl anlamıyorsun? diye haykırır. (s. 108)

Türkçeleştiren: Tahsin Yücel
Can Yayınları

13. Baskı, Ağustos 2009

Düşüş

Albert Camus – Düşüş


…hemşehrilerimizin iki çılgınlığı vardır,
Birincisi düşünenler, ikincisi de nasıl diyeyim, sevişme gibi bir şey. (s. 4)

Birkaç yıl oluyor, Paris’te avukattım.

İş yaşantımda gerçekten de kusursuzdum.

Ben yükseklere nişan alıyordum. (s. 11)

Hiçbir zaman yaşamayı öğrenmeye ihtiyacım olmadı. (s. 15)

Dikkat ettiniz mi duygularımızı uyaran bir tek şey var, o da ölüm.

İnsan
Kendini sevmeden başkasını sevemez. (s. 18)

Beden tasalı oldu muydu, yürek de eziliyordu. Öğrenmek için hiçbir güç harcamadığım ama çok iyi bildiğim şeyi (yaşamak demek istiyorum) yavaş yavaş yitirmeye başlamıştım. (23)

Günü gününe yaşıyordum, ben-ben-ben’den başka bir süreklilik tanımadan. (s.27)

Yeryüzü karanlık sevgili dostum, tahta kalın, kefense donuk.

İnsanlar sizin düşüncelerinize, içtenliğinize, acılarınızın önemine, siz öldükten sonra inanırlar ancak. Siz yaşadıkça, durumunuz kuşkuludur. (s. 40)

…herkes zengin olmanın peşinde. Niçin? Hiç sordunuz mu bunu kendinize? Elbet elbet güçlü olmak için. Çünkü zenginlik, kesin yargılardan kurtarır.
Zenginlik dostum, özgür olmak değildir, ama “tecil” edilmiş bir yargı; hiç de yabana atılacak bir şey değil… (s. 44)

Tüm yalanlarını açığa vurmadan ölemezdi kişi.

Ey Ulu Giyotin

Hiçbir işaret noktamız olmadan ilerleriz, ölçemeyiz hızımızı. İlerliyoruz evet, hiçbir şey değişmiyor. Deniz yolculuğu değil bir düş bu.  (s. 52)

…kadınların yanına sığındım. Siz de bilirsiniz onlar hiçbir güçsüzlüğü suçlamazlar, daha çok aşağılamaya ya da elinizdeki silahı almaya çalışırlar. İşte bu yüzden kadın savaşçının değil, katilin sığınağıdır. (s. 53)

Otuz yıldan fazla kendi kendimi sevmiştim. Nasıl umulur böylesi bir alışkanlığı yitirmek? (s. 54)

…yalnızlar için günlerin ağırlığı korkunçtur. Tanrı artık moda olmadığı için kişinin kendine yeni bir efendi seçmesi gerekir. (s. 71)

Hepimiz suçlu olduğumuzda, işte o zaman demokrasi doğacak.
Ölüm yalnızlıktır, kölelikse birlik. (s. 73)

Türkçeleştiren: Ferit Edgü
Ataç Kitabevi

Ekim 1961

3 Ekim 2013 Perşembe

Albert Camus – Defterler 3

Albert Camus – Defterler 3
Mart 1951 – Aralık 1959


1951: Başkaldıran İnsan yayımlanır.
1954: Yaz yayımlanır. Cezayir Savaşı başlar.

“Yüce olanı kavrayanın onu yaşatması gerekir.”
Nietzsche
O kadındaki mutluluk her şeyi buyuruyordu, öldürmeyi bile. (s. 12)

Gerçeklik bir erdem değil tutkudur. Bu nedenle hiçbir zaman merhametli değildir.

Öfkelendiren ölüm. İnsanların tarihi, onların bu gerçeği keşfettikleri söylencelerin tarihidir. İki yüzyıldan beri, geleneksel söylencelerin kayboluşu tarihi sarstı. Çünkü ölüm umutsuz bir hal aldı. Oysa, sonunda umutsuz ölümün kabulü yoksa, insana özgü gerçeklik yoktur. Bu, denge ile özdeşleşen her varlığın bir gerilim içinde, körü körüne boyun eğmeden, sınırı kabul etmesi demektir. (s. 18)

İnsan onursuzluk bilincine sahip değilse asla sahip olmadığı bir onuru yitiremez. (s. 27)

En kötü alınyazısı keyifsizliktir. Bunu deneyimle biliyorum. (s. 29)

Labirent gibi karmaşık bir adam asla gerçeği değil hep ve yalnızca Ariane’ı arar.

Deha bir esenlik, üstün bir biçem, bir keyiftir –ama büyük acının doruğunda.

Kadın verdikçe alıyor – zenginleşme uğruna kendini harcama. (s. 34)

Emerson’a göre Amerikalılar yalnızca olağanüstü makine uzmanlarıdır, çünkü yorgunluk ve acıdan korkarlar: tembeldirler. (s. 36)

Sevdiğim insanların huzurunu bozmayacak sessiz bir ölüm. (s. 38)

Cehenneme girmek için Dionisos bizzat kürek çekmek zorunda. (s. 44)

Ölüm özgürleşmedir. (s. 45)

Hiçbir şey vermeyenin, hiçbir şeyi olmaz. En büyük mutsuzluk, sevilmemiş olmak değil, sevmemektir. (s. 47)

Aşırı kibarlığın altındaki alınganlığını kestirmek zor. Bunu anlamak için zaman gerekiyor. Ve bütün bu zaman boyunca, onu incitme tehlikesi var.

Duygular, onları hissetmeden önce yaşanmak isteniyor. Duyguların var olduğunu biliyoruz. Gelenek ve çağdaşlarımız, bize duygular hakkında ardı arkası kesilmeyen raporlar hazırlıyorlar, üstelik de yanlış raporlar. Ama duygular vekâleten yaşanıyor. Ve duygular, hissedilmeden yıpranıyor. (s. 55)

“İnsanlar tam anlamıyla erdemli olsalardı, hiç dostları olmazdı.”
Montesquieu
 Yalnızca sevilenlere ihanet edilir. (s. 56)

(Unut ve bu dünyanın dayanılmaz ağırlığıyla olabildiğince zevk almaya bak.)

İnsan hoşlanmadığı bir duruma, kendine rağmen katlandığı zaman, en küçük sıkıntı artışı öfke yaratıyor. (s. 69)

Gerçek mutluluğun nerede olduğunu bilmeksizin dünyayı değiştirmeye çalışan, cahil ve kibirli devrimcilerden nefret ediyordu. (s. 70)

Tiyatro kişilerdir, son sınırına götürülmüş karakterlerdir. (s. 73)

(Tolstoy)

Günümüzün toplumunun duyguları üç şeye indirgenmiş: kibir, şehvet ve yaşam bıkkınlığı. (s. 81)

Hegel: Ölçü, nitelik ve niceliğin bileşimidir.

Gelenek yoksa, sanatçı kendi kurallarını yarattığı yanılsamasına kapılır. Tanrılaşır. (s. 83)

Gerçek korkunçtur.

Mutlu bir adam. Ama kimse ona katlanamıyor. (s. 106)

1956: Düşüş
1957: Nobel ödülü

Beni ürküten ölmek değil, ölümde yaşamaktır. (s. 120)

Yaşamında adaletin egemenliğini sağlayamamış biri adalet konusunda nasıl konuşabilir. (s. 121)

Özgürlük ve çoğulculuk, Avrupa’nın iki belirleyici özelliğidir. (s. 129)

Gideceğim yere varmak istiyorsam, bunu başarmalıyım. Salı yola çıkacağım. (s. 142)

Ahlak. İnsan arzu etmediğini almamalı.
(Düşüş) …insan kendini bir gün arzu etmeden aldığı bir durumda bulur. (s. 144)

Özel yaşamın bir yığın insana sergilendiği, açıklandığı anlarda, özel yaşam genel yaşam olur, artık özel yaşam korunamaz. (s. 145)

Gerçekten söyleyecek bir şeyleri olanlar, bundan asla söz etmezler. (s. 215)

Yaşamını başıboş bırakan ve yüklendiği birkaç görevin ağırlığı altında ezilen kişi kimseye yardımcı olamaz. (s. 219)

Güzellik sularda uyuyor. (s. 229)

Doğrudan yana olan insan yaşlanmaz. Biraz daha gayret etse, ölmez de. (s. 231)

Ahlaki bakış açısından vazgeçtim. Ahlak, soyutlamaya ve adaletsizliğe yöneltiyor. Bağnazlık ve körlüğün anası. Erdemli olan kafaları kesmeli. (s. 265)

Ben bir yazarım. Ben değil kalemim düşünür, anımsar ya da keşfeder. (s. 271)

Türkçeleştiren: Ümit Moran Altan
İthaki Yayınları
2003

Yabancı

Albert Camus – Yabancı

Bugün annem ölmüş.
Patrondan iki gün izin istedim. (s. 15)


Bir pazar daha geçmişti, annemi de toprağa vermiştik, yarın da yeniden işe başlayacaktım. Uzun sözün kısası, değişen bir şey yoktu. (s. 39)

Hayatınızda değişiklik olsun istemez miydiniz?
İnsan hiçbir zaman hayat değiştiremez,
Değiştirse bile, bir hayatın diğerinden farklı hiçbir tarafı yoktur. (s. 60)

Arap beni görür görmez,
Elini cebine attı.

Arap, bıçağını çekip güneşte bana gösterdi.
…tabancanın üzerinde duran elimi sıktım. Tetik geri gitti. (s. 81)

Defalarca sorguya çekildim. (s. 85)

Aklı başında bütün insanlar sevdiklerinin ölmesini arzulamışlardır.
…benim öyle bir tabiatım var ki, bedeni ihtiyaçlarım hislerimi alt üst eder çoğu zaman. (s. 87)

…gümüş haçı taa burnumun dibine kadar uzatarak, deli gibi bağırdı:
…senin günahların için ondan af diliyorum. Onun, senin için acı çekmiş olduğuna nasıl olur da inanmazsın sen? (s. 93)

Sorgu işi tam on bir ay devam etti. (s. 95)

İnsan sonunda her şeye alışır. (s. 102)

Anlamak lazım, anlamak lazım deyip duruyordu. Ama kimse bir şey anlar gibi görünmüyordu. (s. 124)

Başkan garip bir biçimde bana, Fransız ulusu adına, kafamın genel bir meydanda kesileceğini söyledi. (s. 138)

…nefret dolu bağırışlarla karşılamalarını dilemekten başka yapacak bir şey kalmıyordu benim için. (s. 156)

---
Kitaptaki diğer hikâyeler:

Günahkâr Kadın (s. 157-186)

Tanrı Misafiri (s. 187-212)

Yerden Biten Taş (213-263)

Türkçeleştiren: Necmettin Arıkan
Altın Kitaplar

Şubat 1977

2 Ekim 2013 Çarşamba

Kehanet Gecesi

Paul Auster - Kehanet Gecesi


Hastaneden taburcu olduğum gün geldiğinde neredeyse yürümeyi unutmuştum.
Otuz dört yaşındaydım.

18 Eylül 1982 saat dokuz buçukla on arası evden çıktım. Karımla ben Brooklyn’in Cobble Hill Mahallesinde oturuyorduk.
(Mavi defteri satın alıyor)
…mavi Portekiz defterine bir hikâye yazarsanız çok mutlu olurum kalbim sevinçle dolar. (s. 16)

Flitcraft olayı (s. 21)

Kehanet Gecesi’nin yazarı Sylvia Maxwell’dir.

John’un yatak odasından geçip çalışma odasına girdiğimde masasına bir göz attım.
…kâğıt yığınlarının arasında mavi bir defter vardı. (s. 51)

(john) O defterler çok dostturlar ama acımasız da olabilirler, gözünü aç da onların içinde kaybolma.

…hükûmetlerin hep bir düşmana ihtiyaçları olduğu fikri,
Gerçek bir düşmanın yoksa bir tane uydurursun ve ortalığa bir söylence yayarsın. Bu, halkı ürkütür ve insanlar ürkerlerse sürüden ayrılmazlar. (s. 174/175)

Sonuç olarak bu olağanüstü yetenekli yazar, kitap yazmak üzere doğmuş bu adam, bir daha eline kalem almayacağına yemin etti. Sözcüklerin öldürebileceğini keşfetti. Sözcükler gerçeği değiştirebilirdi, bu yüzden onlar, kendilerini her şeyden çok seven bir adama teslim edilmeyecek kadar tehlikeliydiler.

“Düşünceler gerçektir” dedi. “Sözcükler gerçektir. (s. 226/227)

Kitabın sonunda yer alan, çevirmen İlknur Özdemir’in 3 Aralık 2002’te Paul Auster’in evinde gerçekleştirdiği röportajdan notlar:
…Pek çok kişi kitaba direnir. Kuşkuyla okumaya başlar; sevgiyle okumazsanız, kuşkuyla yaklaşırsanız bitiremezsiniz.
…
Benim romanlarım bugünkü Amerikan romancılarının romanlarına benzemiyor. Bence bir karşılaştırma yapmak gerekirse, yüzyılın başındaki Amerikan romancıları gibiyim diyebilirim.
Neden bilmiyorum ama çoğu Amerikan romanı, toplumsal temalar üzerine kurulu. Amerikan insanını belli bir zaman ve mekânda yakalıyorlar, yazıyorlar. İşin içinde gazetecilik eğilimi var. Ama ben sosyolojiyle ilgilenmiyorum. Benim kitaplarım bu yüzden Amerikan romanlarından farklı düşüyor. Öykülerim Amerika, Amerikan yaşamı ve tarihi üzerine, bu ülkenin ne olduğu, bireysel ilişkiler üzerine, yani Avrupalı değiller, söylendiği gibi. (s. 251-264)

Oracle Night
Türkçeleştiren: İlknur Özdemir
Can Yayınları

5. Baskı, Şubat 2004